kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BENLİ-TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
DÜŞÜNCE,DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE HÜRRİYETİ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BENLİ- TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:65715/01)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Şubat 2007

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 65715/01 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Mustafa Benli'nin (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 24 Ekim 2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarınıgüvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından Hüseyin Erdoğan tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVA KOŞULLARI

Olayların meydana geldiği dönemde başvuran Hedef, Liseli Arkadaş ve Alevi Halk Gerçeği isimli siyasi dergilerin sorumlu yazı işleri müdürüdür.

Başvuran, 24 Şubat 1998 tarihinde yakalanmış ve muayene edilmek üzere adli tıp doktoruna götürülmüştür. Muayene sonucunda hazırlanan raporda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.

Daha sonra ise başvuran, Çorum Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alınmıştır.

Başvuran 27 Şubat 1998 tarihinde kadar sorgulanmıştır. Bu tarihte başvuran, Türkiye Devrim Partisi (TDP) isimli silahlı örgüt üyesi olduğunu belirttiği ve yayınladığı dergilerin, özellikle de Hedef isimli derginin, bu örgütün eylem ve ideolojisini desteklediğini kabul ettiği bir ifade imzalamıştır.

Başvuran, gözaltı süresinin sonunda aynı doktor tarafından tekrar muayene edilmiş ve muayene sonucunda başvuranın vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmamıştır.

Muayene sonrasında Çorum Cumhuriyet Savcısı tarafından başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran polise verdiği ifadenin büyük bir kısmını reddetmiştir. Başvuran, TDP ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirtmiş ve dava konusu dergilerin birer nüshasını saklasa bile adli olarak yasaklanmış olmalarına rağmen bunları dağıtmadığını ifade etmiştir.

Cumhuriyet Savcısı, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.

Bununla birlikte Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi isnat edilen başka suçlara dayanarak, 8 Mayıs 1998 tarihinde başvuran hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmıştır.

Başvuran böylece Çorum Sulh Ceza Hakimi karşısında sevk edilmiştir. Çorum Sulh Ceza hakimi, TDP'ye üyesi olduğu gerekçesiyle başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Bu karar itiraza açık bir karardır.

29 Mayıs 1998 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, aralarında başvuranın da bulunduğu sekiz kişi hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun 168 § 1. ve 312 § 2. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştur. Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, başvuranıTDP'nin yöneticilerinden biri olmakla ve haklı kin ve düşmanlığa sevk etmekle itham etmiştir.

DGM Cumhuriyet Savcısı, TDP'nin 1992 yılının Ağustos ayında anayasal rejimi değiştirerek yerine komünist bir rejim kurmayı amaçladığını açıkladığını hatırlatmaktadır. Bölgesel ve yerel komiteler şeklinde örgütlenen TDP, 1993 tarihinden itibaren İstanbul ve Sivas illerinin kırsal kesimlerinde bombalı saldırı, adam kaçırma ve öldürme eylemlerinde bulunmuştur. Bu nedenle hiç kuşkusuz bu örgüt "silahlı bir örgüt" niteliğindedir.

TDP'nin yasak olan yayını Gerilla dergisi olup, Hedef ve Liseli Arkadaş isimli dergileri yasal yollarla yayınlamayı başaramamış ve bu dergileri gizli şekillerde basmıştır. Özellikle Hedef isimli dergi, aleni olarak örgütün propagandasını yapmakta ve güvenlik güçleri ile girilen çatışma sırasında ölen kişileri şehit olarak nitelendirmekteydi. Aynızamanda bu derginin çok sayıda nüshası mahkeme kararı ile yasaklanmış ve toplatılmıştır, bu Hedef dergisinin çok sayıda nüshasını elinde bulunduran sanıkların bu tedbirden bihaber olması mümkün değildir.

Cumhuriyet Savcısı iddialarını desteklemek amacıyla, Hedef dergisinin çok sayıda nüshasında, TDP'nin eylemlerinin "Türkiye Devrimci Hareketi" olarak nitelendirildiği hususuna dikkat çekmektedir. Bununla ilgili olarak, Hedef dergisinin TDP'nin politikasının ve ideolojisinin yayılmasını amaçlayan 63 (sayfa 2), 64 (sayfa 10-11), 66 (sayfa 14-15), 67 8sayfa 11), 68 (sayfa 11 ve 20) sayılı nüshalarına ve bu derginin örgütün "yayın organı" olduğunun aleni bir şekilde belirtildiği 60 (sayfa 18), 62 (sayfa 14) ve 63 (sayfa 7) sayılınüshalarına atıfta bulunmaktadır. Bu dergide aynı zamanda "Kuşkusuz yayının en temel misyonu TDP'nin ideoloji ve politikasının yayılmasının ve örgütlenmesinin bir aracıdır" şeklinde Hedef dergisinin temel işlevi açıklanmıştır. Cumhuriyet Savcısı ayrıca, Liseli Arkadaş isimli derginin TDP'nin genç öğrencilere yönelik bir yayını olduğunu belirtmiştir.

Yukarıda yer alan nedenlerden dolayı Cumhuriyet Savcısı başvuranları aşağıda yer alan suçları işlemekle itham etmiştir:

-E.T. ve E.K. isimli sanıkların yardımı ile dava konusu dergilerin, İstanbul'da yayınlanmasını ve Çorum'da dağıtılmasını sağlamak;
-Bu dergilerin TDP'nin propaganda aracı olarak kullanılmasını sağlamak;

-E.T. ve E.K. isimli sanıkları bünyelerine almak;

-1 Mayıs 1997 tarihinde Çorum'da düzenlenen gösteri sırasında TDP guruplarınıyönetmek ve "Ya zafer ya ölüm" ve "Birlik-Mücadele-Zafer" şeklindeki örgüt ifadelerinin yazılı olduğu pankartlarla yürüyüşe katılmak; benzer pankartlar eşliğinde, "Serap, Suna, Ertan, Rıza Gökdemir'ler ölmedi, Partimiz mücadele etmeye devam ediyor" sloganları atarak 1 Mayıs 1998 tarihinde Çorum'da düzenlenen yürüyüşe katılmak;

-E.Y. isimli militanın ölüm yıldönümü olması sebebiyle Çorum'da anma toplantıları yapmak, ve anma toplantısı sırasında yapılan konuşmalarda E.Y. isimli militandan bir kahraman olarak bahsetmek;

-Hedef dergisinin bütün sayılarını ve "Çorum halkının silahlı direnişi" isimli kitabı evinde muhafaza etmek;

-8 Mart 1998 tarihli gösteri sırasında ve 21 Mart tarihinde kutlanan nevruz bayramı sırasında yukarıda belirtilen sloganları atmak;

Başvuran, esasa bakan hakimler önünde polise verdiği ifadeyi bir kez daha reddetmiştir. Başvuran 1 Mayıs 1998 tarihli gösteriye ve Nevruz bayramına katıldığını kabul etmiş ve "Birlik-Mücadele-Zafer" ya da "Yaşasın Nevruz" gibi yasal sloganları attığınıbelirtmiştir. Başvuran hiçbir zaman anma toplantıları düzenlemediğini beyan etmiştir. Başvuran, dava konusu bazı makalelerin suç unsuru teşkil etmediklerine emin olmasısebebiyle yayınlanmasına izin verdiğini savunmuştur.

Ankara DGM, 28 Eylül 1998 tarihli bir kararla TDP'nin propagandasını yapan dergileri hazırladıkları ve yayınladıkları gerekçesiyle başvuranın suçlu olduğuna karar verişve TCK'nın 169. maddesi ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca silahlıörgüte "yardım ve yataklık" ettiği gerekçesiyle dört yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir.

Ankara DGM, aralarında E.T. ve E. K. isimli şahısların da bulunduğu diğer sanıkların beraatına karar vermiştir.

Esasa bakan hakimler karar gerekçelerinde Hedef dergisinin bazı sayısında yayınlanan bölümlere dikkat çekmişlerdir. Bu bölümlerde, derginin TDP'nin ideolojisini yaymak için yayınladığı ifade edilmektedir. Başvuran Hedef isimli derginin, E.T. ve E.K. isimli kişilerin yardımıyla Çorum'da dağıtılmasını sağlayarak, dava konusu yayınlar aracılığıyla TDP'ye anayasaya karşı olan ideolojisini yayma konusunda yardım etmiştir.

Sonrasında Ankara DGM, başvuran TDP'ye üye olduğunu kesin bir şekilde ortaya koyabilecek kanıtların bulunmadığına karar vermiş ve savcılık tarafından dile getirilen gösteriler sırasında taşınan pankartların, başvuranın bu örgütle herhangi bir bağlantısının olduğunu ortaya koymadığı kanaatine varmıştır. Esasa bakan hakimler, aynı nedenlerle isnat edilen diğer suçlardan da başvuranın beraat etmesine karar vermiştir.

Başvuran ve Devlet Bakanı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, TCK'nın 169. maddesi uyarınca cezalandırılmasını gerektirecek herhangi somut bir delilin bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran aynı zamanda zorla imzaladığını belirttiği ve polis tarafından sunulan ifadesinin aleyhinde kullanılmasını gerekçe olarak göstermiştir.

Yargıtay, 23 Ağustos 1999 tarihli bir kararla temyiz edilen kararı başvuran lehinde bozmuştur. Yargıtay, Devlet Bakanı'nın görüşünden hareketle isnat edilen suçlamaların TCK'nın 168 § 2. maddesi uyarınca "yardım ve yataklık" değil "örgüt üyesi" olmak suçunu teşkil ettiğine kanaat getirmiştir.

Geçen zaman zarfında Ankara DGM bünyesinde yer alan askeri hakim sivil bir hakimler değiştirilmiştir.

Ankara DGM'nin yeni kurulu, başvuranı dinledikten hemen sonra 10 Kasım 1999 tarihinde kararını açıklamıştır. Ankara DGM, şimdiye kadar alınan soruşturma tedbirlerini yenilemeden ve özellikle E. K. ve E. T. İsimli eski sanıkların ifadesine başvurmadan Yargıtay kararını kabul etmiş ve TCK'nin 168 § 2. maddesi uyarınca "örgüt üyesi" olmak suçundan başvuranı on iki yıl altı ay hapis cezasına mahkum etmiştir.

Ankara DGM kararını gerekçelendirmek için, dava konusu yayınlarla ilgili olarak bir önceki kararlarını benimsemiştir. Bununla birlikte Ankara DGM, başvuranın sözkonusu dergiyi yayınlama ve dağıtma işinin, TDP'nin bölgesel yönetiminden ve örgüt adına sempatizan kazandırmaktan daha farklı bir görev olmadığını eklemiştir. Bu faaliyetler, devamlılığı ve çeşitliliği dikkate alındığında, sözkonusu silahlı örgütün aktif bir üyesinin yerine getireceği faaliyetler niteliğindedir.

Başvuran, aleni duruşma yapılmasını talep ederek kararı temyiz etmiş ve bu talebi kabul edilmiştir. Yargıtay, 20 Nisan 2000 tarihinde tarafları ve avukatları dinledikten sonra, kararın 26 Nisan 2000 tarihinde açıklanacağı hususunda tarafları bilgilendirmiştir.

Yargıtay, 26 Nisan 2000 tarihinde başvuranın avukatının yokluğunda temyiz edilen kararı onayan kararını açıklamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA

A. Hükümet'in ön itirazı hakkında

Hükümet, 20 Nisan tarihinde açıklanan Yargıtay kararından altı ay sonra 24 Ekim 2000 tarihinde yapılan başvurunun gecikmeli olduğunu belirtmektedir.

Hükümet ayrıca, başvuranın şikayetleri ile ilgili olarak ulusal mahkemelere başvurmaması sebebiyle mevcut davada iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.

Başvuran bu konuda görüş bildirmemektedir.

B. AİHM'nin Takdiri

Hükümet'in itirazının birinci kısmı ile ilgili olarak AİHM, Türkiye aleyhinde açılan benzer davalarda altı ay kuralının uygulanması hususundaki yerleşik içtihadınıhatırlatmaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Tahsin İpek-Türkiye (karar), no: 39706/98, 7 Kasım 2000, Yavuz ve diğerleri-Türkiye (karar), no: 48064/99, 1 Şubat 2005). AİHM, bu konuda benimsenen kriterler uyarınca altı aylık sürenin başlangıç tarihini, Yargıtay kararının bulunduğu dosyanın Ankara DGM kalemine ulaştığı tarih olarak belirlemeyi uygun görmektedir, hiç kuşkusuz bu tarih Yargıtay kararının açıklandığı 26 Nisan 2000 tarihinden daha önceki bir tarihe tekabül etmemektedir.

Bu nedenle 24 Ekim 2000 tarihinde yapılan mevcut başvuru, AİHS'nin 35 § 1. maddesinde ifade edilen altı aylık süre kuralı dikkate alındığında herhangi bir sorun teşkil etmemektedir.

İtirazın ikinci kısmı ile ilgili olarak AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirten Hükümet'in, başvuranın şikayetlerinin telafisini sağlayabilecek ve kullanılabilir olan başvuru yollarının var olduğu hususunda kendisini ikna etmesi gerektiğini belirtmektedir (diğerleri arasında, Akdivar ve diğerleri-Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar).

Hükümet'in itirazları bu hususta herhangi bir açıklama getirmediğinden AİHM'nin bu itirazı reddetmesi gerekmektedir.
Özet olarak AİHM, Hükümet'in itirazını reddetmektedir.

Bununla birlikte AİHM, mevcut davada AİHS'nin 3. maddesine ilişkin olarak dile getirilen şikayetin aşağıda yer alan nedenlerde dolayı kabuledilebilir ilan edilemeyeceği kanaatindedir.

Başvuran üç gün süren gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmektedir.

Bu konudaki yerleşik içtihatlardan yola çıkan AİHM (Bkz., diğerleri arasında, Zeynep Avcı-Türkiye, no: 37021/97, 6 Şubat 2003, ve yer alan atıflar), başvuranın ne somut bir delil ya da delil başlangıcı ne de kötü muamele iddialarını destekleyecek ya da öyle ya da böyle 24 ve 27 Şubat 1998 tarihli sağlık raporlarında yer alan teşhisler hakkında şüphe uyandıracak ikna edici ve ayrıntılı açıklamalar sunduğunu not etmektedir (Bkz., Dolaşan-Türkiye (karar), no: 29592/96, 1 Temmuz 2003, ve yer alan atıflar). Ayrıca başvuran, yargılamanın hiçbir aşamasında bu teşhislere itiraz ettiğini belirtmemiştir (Yalım-Türkiye (karar), no: 40533/98, 4 Nisan 2006). Ayrıca dava dosyasından, 27 Şubat 1998 tarihinde kendisini dinleyen hakimler huzurunda başvuran korktuğu gerekçesiyle ilk ifadesini okumadan imzaladığını iddia etmekle yetinmiştir. Oysa ki bu türden bir iddia, AİHS'nin 3. maddesi bakımından savunulabilir bir şikayeti desteklemek için yeterli olmamaktadır (mutatis mutandis, ibidem, ve Ercan Arslan ve diğerleri-Türkiye, (karar), no: 43877/98, 22 Mayıs 2001).

Değerlendirilecek başka unsurların bulunmaması sebebiyle ve başvuranın Türk hukukunda ilgili bütün başvuru yollarına başvurduğu varsayılsa bile (Cardot-Fransa, 19 Mart 1991 tarihli karar) AİHM, ileri sürülen kötü muamele iddialarının AİHS'nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.

Özetle AİHM, AİHS'nin 6., 9. ve 10. maddelerine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının AİHS'nin 35 § 4. maddesi uyarınca kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

Başvuran, AİHS'nin 6 §§ 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

A. Tarafların Argümanları

Başvuran öncelikle, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM'nin bünyesinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil olarak yargılanmadığından şikayetçi olmaktadır.

Başvuran ikinci olarak, Cumhuriyet Başsavcısının temyiz başvurusunun kabuledilebilirliği hakkındaki tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle, Yargıtay'a sunacağı savunmasını hazırlamak için kendisine gerekli zamanın ve kolaylığın sağlanmadığını ileri sürmektedir.

Başvuran son olarak, Yargıtay kararının gerekçesiz olduğunu ve bu durumun Türk Hukukunda kendisine tanınan etkili başvuru yolunu kullanmasına engel teşkil ettiğini iddia etmektedir.

AİHM, 1999 yılında düzenleme yapılmasına kadar DGM'de bulunan hakimlerin atanması ve seçilmesi işleminin ve adli görevlerini yerine getirirken bu hakimlerin faydalandıkları güvencelerin, AİHM'nin bu konudaki içtihadına tam olarak uyduğu hususunu hatırlatmaktadır. Yargıtay'ın hukuki denetimine tabi olan Ankara DGM'nin, bağımsız ve tarafsız olmadığı hususunda başvuranda herhangi bir şüphe uyandırması mümkün değildir.

Her ne olursa olsun, 10 Kasım 1999 tarihli ikinci karar yalnızca sivil hakimlerden oluşan bir kurul tarafından verilmiş bir karardır.

Hükümet, temyiz başvuruları ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesine ulaşabilmek için avukat Erdoğan'ın Yargıtay kaleminden, dosyanın hangi sayıile kayda alındığı hususunda bilgi almasının ve dosyayı incelemesinin yeterli olacağını ifade etmektedir. Bununla ilgili olarak Hükümet, 1 Haziran 2005 tarihinde kabul edilen yeni Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile, Cumhuriyet Başsavcısının tebliğnamesinin davacılara tebliğedildiği hususunu dile getirmektedir.

Sonuç olarak Hükümet, mevcut davada Yargıtay'ın karar gerekçesinin yeterli ve açık olduğunu belirtmektedir.

B. AİHM'nin Takdiri

AİHM, Türkiye aleyhinde açılan benzer davalarda bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksunluğu kanıtlanmış bir mahkemenin hiçbir şart altında davasını gördüğü kişilere adil bir yargılamayı garanti edemeyeceğine kanaat getirdiğini hatırlatmaktadır. AİHM aynı zamanda, bu noktada AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği tespit edildiği taktirde, adil yargılanmaya ilişkin diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığını birçok kez açıklamıştır (Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Bu nedenle öncelikle bu sorunun üzerinde durulması uygun olacaktır.

Mevcut davada Hükümet'in, 6 § 1. maddenin ihlali ile sonuçlanan benzer davalardan farklı olarak, davanın seyrini farklı sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı hususunu tespit etmek gerekmektedir (Bkz., Özel-Türkiye, no: 42739/98, 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, 6 Şubat 2003).

Esasında, mevcut başvuruda olduğu gibi, ağır suçlardan ötürü DGM'de yargılanan başvuranın, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duyması anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla başvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararıalmasından haklı olarak kaygı duyması mümkündür.

23 Ağustos 1999 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının bozulmasından sonra dosya, yalnızca sivil hakimlerden oluşan bir kurul tarafından tekrar incelenmiştir. Bununla birlikte yeni kararın, askeri hakimin katılımı ile alınan ve davanın sonucu için belirleyici nitelikte olan tedbirler yinelenmeksizin 10 Kasım 1999 tarihinde açıklanması nedeniyle bu durum bir sonuca götürmemektedir (bu konuda bkz., Kabasakal ve Atar-Türkiye, no: 700084/01 ve 70085/01, 19 Eylül 2006, yer alan atıflar, özellikle Ceylan-Türkiye (karar), no: 68953/01).

Sonuç olarak başvuranın, Ankara DGM'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığına dair endişelerinin nesnel olarak doğrulandığına ve mevcut davada askeri hakimin kuruldan çıkarılması ile başvuranın bu şüphesinin bertaraf edilmediğine kanaat getirebiliriz (Bkz. Kabasakal ve Atar-Türkiye).

Bu nedenle AİHM bu bakımdan AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş ve dava konusu yargılamanın hakkaniyete uygun olarak yapılmadığı hususunda dile getirilen şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.

III. AİHS'NİN 9. VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

Başvuran, ceza mahkumiyetinin AİHS'nin 9. ve 10. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

Oysa ki AİHM, mahkemenin bu konudaki mevcut içtihadı uyarınca başvurunun bu kısmının 10. madde kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.

A. Tarafların Argümanları

Başvuran, gizli bir silahlı örgüt üyesi olarak kabul edilmesi ve sorumlu yazı işleri müdürü sıfatı ile mahkum edilmesi nedeniyle üzüntü duymaktadır. Başvuran, olayların meydana geldiği dönemde, dava konusu dergilerin yayınlanmasını yasaklayan herhangi bir hukuki kararın bulunmadığı hususuna dikkat çekmektedir.

Hükümet, bu dergilerin TDP'nin propaganda planının bir parçası olduğunu ve başvuranın, yalnızca bu propagandanın bir parçası olduğu için değil de aynı zamanda çok sayıda saldırıdan sorumlu olan bu örgütün aktif üyesi olduğu için mahkum edildiğini belirtmektedir. Bu nedenle AİHS'nin 10. maddesi mevcut davaya uygulanamaz.

Hükümet ayrıca tespit edilebilecek her türlü müdahalenin, AİHS'nin 10 § 2. maddesi uyarınca haklı bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.

B. AİHM'nin Takdiri

AİHM iddianamede yer verilen gerekçeleri ve ulusal mahkemeler tarafından başvuranın mahkum edilmesi için benimsenen gerekçeleri büyük bir dikkatle incelemiştir. Esasa bakan hakimlere göre, çeşitliliği ve devamlılığı dikkate alındığında başvuranın faaliyetleri, TCK'nın 168 § 2. maddesi uyarınca silahlı örgüt üyesi olmak suçunu teşkil etmektedir.

Sonuç olarak AİHM yalnızca, bu davaya benzeyen önceki davalarda ortaya çıkan düşünce biçimini benimseyebilir (Bkz., diğerleri arasında, Mehmet Reşit Arslan-Türkiye (karar), no: 31320/02, 1 Haziran 2006, F.A.-Türkiye (karar), no: 36094/97, 1 Şubat 2005; Müslüm Gündüz (karar), no: 59997/00, 9 Kasım 2004; Şirin-Türkiye (karar), no: 47328/99, 27 Nisan 2004, ve Kılıç-Türkiye (karar), no: 48498/98, 8 Temmuz 2003).

Bu bağlamda AİHM mevcut davada başvuranın, görüşünü açıklaması ya da toplantılara katılması nedeniyle mahkum edildiğinin kabul edilemeyeceği ve Türk makamlarıtarafından terör örgütü olarak nitelendirilen yasadışı bir örgüte üye olması nedeniyle mahkum edildiği kanaatindedir. Aynı zamanda, dava konusu mahkumiyet kararının, AİHS'nin 10. maddesi ile tanınan özgürlüklere bir müdahale teşkil ettiği yönünde bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.

Bu maddenin ihlal edildiğine dair herhangi bir tespit yapılması mümkün değildir.

IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

Bununla ilgili olarak Hükümet, başvuranın bu konudaki iddialarının geç iletildiği hususunu dile getirmektedir. Oysa ki AİHM, bu iddiaların belirtilen süre dışında gönderilen yazının içerisinde yer aldığını fakat AİHM'nin iç tüzüğünün 38 § 1 in fine maddesi uyarınca dosyaya eklendiğini not etmektedir. Bu nedenle, sözkonusu iddiaların incelenmesi hususunda herhangi bir engel bulunmamaktadır.

A. Tazminat

Başvuran, 20.000 Euro maddi ve 30.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.

Hükümet bu miktarların aşırı olduğunu belirtmektedir.

AİHM dosyada yer alan unsurların, AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği tespiti ile talep edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağı içermediğini tespit etmektedir.

Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, mevcut dava koşulları dikkate alındığında, ihlal tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olduğu kanaatindedir (Bkz., Çıraklar-Türkiye kararı). Bununla birlikte, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS'nin gerekli kıldığı tarafsız ve bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiğinde, ilgilinin isteği üzerine yeni bir dava ya da yargılamanın yeniden başlatılması, tespit edilen ihlalin telafisi için en uygun yolu teşkil ettiği hususunu hatırlatmak gerekmektedir (Bkz., Öcalan-Türkiye, no: 46221/99).

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran avukat masrafları için 5.000 Euro ve diğer mahkeme masrafları için 500 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu talebin belgelerle doğrulanmadığını belirtmektedir.

AİHM'nin içtihadı uyarınca, ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve harcamalar geri ödenebilmektedir. AİHM, başvuranın başvurudaki yazılı görüşlerinde gerekçelendirmeden bu talebini dile getirdiğini tespit etmektedir (Adamiak-Polonya, no: 20758/03, 28 Kasım 2006).

Bu nedenle, bu ad altında başvurana herhangi bir ödeme yapılmasının gerekli olmadığına karar vermiştir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1.AİHS'nin 6., 9. ve 10. maddelerine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;

2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması sebebiyle AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. AİHS'nin 6. maddesine ilişkin olarak yapılan şikayetlerin geri kalan kısmının incelenmesinin gerekli olmadığına;

4. AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;

5.AİHS'nin 9. maddesi bakımından farklı herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığına;

6. Mevcut kararının kendisinin, başvuranın uğradığını iddia ettiği manevi zararın tazmini için başlı başına yeterli olduğuna;

7. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;

Karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA