kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
BERTRAND MOYA - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
AYRIMCILIK YASAĞI
KABUL EDİLEBİLİRLİK KOŞULLARI

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
Bertrand MOYA - TÜRKİYE DAVASI (Başvuru no:75562/01)

KABULEDİLEBİLİRLİK KARARININ ÖZET ÇEVİRİSİ
25 OCAK 2007

OLAYLAR

1949 doğumlu başvuran Bertrand MOYA Fransız vatandaşı olup, Neuilly-Sur-Seine'de oturmaktadır. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önümde Ankara Barosu avukatlarından M.H. Buzoğlu tarafından temsil edilmektedir.

Tarafların sunduğu üzere dava koşulları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

A. Evlilik ve Boşanma Davası

Başvuran 25 Eylül 1993 tarihinde, Türk vatandaşı Müge Başsaraç'la evlenmiştir. Çift Neuilly-Sur-Seine'de yaşamış ve 1995 yılında bir çocukları olmuştur.

Eşiyle aldıkları ortak kararla, Müge Moya-Başsaraç çocuğu ile birlikte 1996 yılı Haziran ayında, Bodrum'a tatile gitmiştir.

Müge Moya-Başsaraç, 13 Ağustos 1996 tarihinde başvuranı telefonla arayarak Ankara'da iş bulduğunu ve Fransa'daki evlerine dönmeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca başvurana, kızı ile birlikte Türkiye'de kalmayı düşündüğünü ve çalışmaya başlamadan önce kızını gelip görebileceğini belirtmiştir.

Böylece başvuran, Bodrum'a gelmiş, ancak büyük anne ve babasına bırakılan kızınıgörememiştir. Müge Moya-Başsaraç evlerine dönmek istemediğini belirtmiştir. Başvuran Fransa'ya geri dönmüştür.

Başvuranın eşi Müge Moya-Başsaraç, 6 Kasım 1996 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde boşanma davası açmıştır. Eşinin kızını kendisiyle birlikte götürebileceğini belirten Müge Moya-Başsaraç, başvuran Türkiye'ye geldiğinde kızını sadece evinde ve kendisinin belirleyeceği bir kişinin yanında görmesi için geçici tedbir konulmasını istemiştir.

Başvuran, Fransa'ya döndüğünde Ankara'daki Fransız Büyükelçiliği'ne durumunu bildirmiştir. Konsolosluk Şubesi 1997 yılıŞubat ayında, Müge Moya-Başsaraç ile görüşmüştür. Müge Moya-Başsaraç, çocuğunun babasının ziyaret hakkına itiraz etmediğini doğrulamıştır. Türk mahkemelerinde boşanma davası açtığını da belirtmiştir.

Başvuran, eşinin açtığı boşanma davası çerçevesinde 5 Mart 1997 tarihinde, Fransa'daki Savcılık aracılığıyla, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki 6 Mayıs 1997 tarihli duruşmaya katılması için mahkeme celbi almıştır.

Başvuran 29 Nisan 1997 tarihinde Ankara'ya gelmiştir. Türkçe yazılmış olan 6 Kasım 1996 tarihli mahkeme celbinin aslının okunulabilir kopyasını almıştır. Fransa'ya döndüğünde başvuran mahkeme celbinin çevirisini yaptırmış ve kendisine yapılan resmi tercümenin aslına uygun olmadığını fark etmiştir.

Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 10. Dairesi, 7 Temmuz 1998 tarihinde çocuğun bakımıve çocuğu ziyaret etme hakkı konusunda karar vermiştir. Bu karara göre, her ayın son haftasonu Cumartesi ve Pazar günleri saat 10'dan 21'e kadar ve eski eşinin yazlığının bulunduğu Bodrum'da yaz tatili için Temmuz ayının 15'inden 30'una kadar başvuranın kızını ziyaret etmesine izin verilmiştir. Kızıyla birlikte Fransa'ya dönmesini engellemek için, başvuranın, pasaportunu Polis Karakoluna bırakıp, ziyaretini tamamladıktan sonra geri alması gerekiyordu.

İcra Dairesi'nin düzenlediği 20 Temmuz 1998 tarihli tutanakta, başvuran kızını görmek için eski eşinin evine gittiği, ancak evde kimseyi bulamadığı belirtilmiştir. Çocuğun büyük babası kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılırken, Müge Moya-Başsaraç annesi ile birlikte Ankara'ya gitmiştir. Tutanak başvuran tarafından imzalanmıştır.

Ankara İcra Dairesi'nin düzenlediği 24 Temmuz 1998 tarihli tutanakta, başvuranın kızının ve Müge Moya Başsaraç'ın evlerinde olmadığı ve kapıcının sözkonusu kişilerin tatilde olduğunu belirttiği yer almaktadır.

Başvuran 1998 yılı Ekim ayında, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde 10 Temmuz 1998 tarihinde yapılacak duruşmaya ilişkin mahkeme celbinin kendisine tebliğ edilmek üzere Neuilly-Sur-Seine polis karakoluna çağrılmıştır.

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dışİlişkiler Genel Müdürlüğü 4 Şubat 1999 tarihinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan, Türk mahkemelerinin gönderdiği mahkeme celplerinin yanlış çevrildiğine ve boşanma davasına ilişkin başvuranın iddiaları hakkında bilgi vermesini istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı istenen bilgileri iletmiştir.

Başvuran 21 Nisan 1999 tarihinde Neuilly-Sur-Seine polis karakoluna gitmiştir. Burada kendisine mahkeme celbi tebliğ edilmiştir. Başvuran Galolar yeminli tercümanın yaptığı Türk hakiminin de imzası bulunan resmi tercümenin de hatalı olduğunu tespit etmiştir.

Fransa Adalet Bakanlığı, diplomatik kurye ile gönderdiği 14 Haziran ve 13 Eylül 1999 tarihli yazılarla, başvuranın Türk Mahkemeleri önündeki durumunu Türk Adalet Bakanlığı'nın dikkatine sunmuştur.

B. Çocuğun Gösterilmediği Yönündeki Şikayet

Başvuran 16 Eylül 1998 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na çocuğunu göstermedikleri gerekçesiyle eşi ve kayın pederi hakkında şikayette bulunmuştur.

Ankara Ceza Mahkemesi, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılıŞartlıSalıverilme Yasası uyarınca kararın, davanın ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen suçlardan dolayı cezanın ertelenmesine karar vermiştir.

C. Çeviri Hatası Gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na Yapılan Şikayet

Başvuran 16 Mayıs 2000 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yeminli tercüman Galolar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na sahtecilik şikayetinde bulunmuştur.

Cumhuriyet Başsavcılığı 19 Haziran 2000 tarihinde başvuranın avukatıyla görüşmüştür.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 4 Ekim 2000 tarihinde başvurana tebliğ edilen 6 Temmuz 2000 tarihli kararla muhakemenin men-i kararı vermiştir.

Başvuran 5 Ekim 2000 tarihinde Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu karara itiraz etmiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı 1 Aralık 2000 tarihinde, başvurana tebliğ edilen 20 Ekim 2000 tarihli kararla, itiraz edilen kararı onamıştır.

ŞİKAYETLER

Başvuran, AİHS'nin 6 ve 14. maddelerini ileri sürerek, yeminli tercüman aleyhinde yapılan şikayet reddedildiğinden dolayı Mahkeme'ye başvuramadıklarından şikayetçi olmaktadır. Başvuran, kendisine ayrımcılık yapıldığını savunmaktadır. Başvuran, çocuğun kendisiyle görüştürülmediği gerekçesiyle Ankara Ceza Mahkemesi'nde başlatılan yargılamanın süresi konusunda, "makul süre" ilkesine riayet edilmemiştir. Bu bağlamda, başvuran AİHS'nin 13. maddesini ileri sürerek, 6. maddeye ilişkin şikayetini ileri sürmek için etkili başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.

Başvuran, AİHS'nin 6. maddesini ileri sürerek, Ankara Ceza Mahkemesi kararını af kanununa dayandırdığından dolayı, çocuğunun kendisiyle görüştürülmediği gerekçesiyle eşi ve kayınpederi aleyhinde yaptığı cezai şikayetin sonuçlanmadığını savunmaktadır. Bu bağlamda başvuran AİHS'nin 13. maddesini ileri sürerek, 6. maddeye ilişkin şikayetini ileri sürmek için etkili başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır.

HUKUK AÇISINDAN

Başvuran, yeminli tercüman aleyhinde yapılan şikayet reddedildiğinden dolayıMahkeme'ye başvuramadıklarından şikayetçi olmaktadır. Başvuran, kendisine ayrımcılık yapıldığını savunmaktadır. Ankara Ceza Mahkemesi kararını af kanununa dayandırdığından dolayı, çocuğunun kendisiyle görüştürülmediği gerekçesiyle eşi ve kayınpederi aleyhinde yaptığıcezai şikayetin, sonuçlanmadığını savunmaktadır. Başvuran bu mahkemede başlatılan yargılamanın süresinden de şikayetçi olmaktadır. AİHM, bu şikayetleri AİHS'nin 6§1 maddesi açısından inceleyecektir.

AİHM, başvuranın hem tercüman hem de eşi ve kayın pederi aleyhinde şikayette bulunduğunu tespit etmektedir. AİHM böyle bir durumda, 6. maddenin uygulama sınırlarının bulunduğuna kanidir. AİHM, AİHS'nin başvurana ne "özel intikam" ne de actio popularis hakkını sağladığını hatırlatmaktadır. Üçüncü kişiler hakkında soruşturma açtırma ya da bu kişileri cezaya mahkum ettirme hakkı bu şekilde kabul edilemez (Perez-Fransa, no: 47287/99). Buradan başvuranın şikayetçi olduğu dava konusu cezai yargılamaların ne hukuki nitelikli hak ve yükümlülüklerine itiraz, ne de 6. madde uyarınca aleyhinde başlatılan ceza alanındaki bir suçlamanın esası ile ilgili olmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.

Buradan bu şikayetin, 35§3 maddesi uyarınca AİHS'nin hükümlerine ratione materiae aykırı olduğu ve 35§4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Başvuran 6. maddeye ilişkin şikayetini ileri sürmek için etkili başvuru yolunun bulunmamasından şikayetçi olmaktadır. Başvuran AİHS'nin 13. maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet bu sava itiraz etmektedir.

AİHM, başvuranın dile getirdiği şikayetlerin AİHS'nin hükümlerine ratione materiae aykırı olduğu sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla şikayet 13. madde uyarınca "savunulabilir" değildir (bkz. aksi yönde verilen Boyle ve Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar).

Buradan şikayetin AİHS'nin 35§3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Böylece AİHS'nin 29§3 maddesinin uygulanmasına son vermek yerinde olacaktır.

Bu gerekçelere dayalı olarak, oybirliğiyle;

Başvurunun kabuledilemez olduğuna karar vermiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA