kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
FALAKOĞLU - TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

ADİL YARGILANMA HAKKI
HAKKANİYETE UYGUN BİR TATMİN
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İçtihat Metni

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
FALAKAOĞLU- TÜRKİYE DAVASI (No:3) (Başvuru no:16229/03)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
23 Ocak 2007

İşbu karar AİHS'nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 16229/03 başvuru no'lu davanın nedeni bu ülke vatandaşı olan Bülent Falakaoğlu'nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 8 Mayıs 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Temel İnsan Haklarınıgüvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

Başvuran 1974 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

28 Mart 2001 tarihinde başvuranın yazı işleri müdürü olduğu Yeni Evrensel gazetesinde Ender İMREK tarafından kaleme alınan "Newroz Ateşini 1 Mayıs'a Taşımak" başlıklı bir makale yayınlanmıştır.

İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 7 Ağustos 2001 tarihli bir iddianameyle, halkıırk ve bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır. DGM Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın 5680 sayılı Kanun'un 16 § 1. ve Türk Ceza Kanunu'nun312 § 2. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.

Başvuran DGM'ye sunduğu savunma lahiyasında, kendisine isnat edilen suçlamalarıreddetmiş ve dava konusu makalenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Başvuran, DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğunu, basın özgürlüğünün ve mahkumiyetinden doğabilecek bilgileri açıklama özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia ederek AİHS'nin 6. ve 10. maddelerine atıfta bulunmuştur. Başvuran ayrıca dava konusu makalenin, ırk veya bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi bir amaç gütmediğini ileri sürmüştür.

15 Mayıs 2002 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, TCK'nın 312 § 2 maddesi uyarınca başvuranı suçlu bularak, iki yıl hapis cezasına mahkum etmiş, ardından hapis cezasını para cezasına çevirerek başvuranı 3.464.229.600 Türk Lirası (yaklaşık 2.769 Euro) ödemeye mahkum etmiştir. Mahkeme ayrıca 5680 sayılı Basın Kanunu'nun 2 § 1. maddesi gereğince Yeni Evrensel gazetesinin yayının iki gün süreyle durdurulmasına karar vermiştir.

Başvuran, 15 Mayıs 2002 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Başvuran 10 Haziran 2002 tarihinde sunduğu temyiz dilekçesinde AİHS'nin 6. ve 10. maddelerine atıfta bulunmuş ve DGM önündeki savunma gerekçelerini yinelemiştir.

25 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Yargıtay'dan ilk derece mahkemesi kararını onamasını istemiştir.
Yargıtay, başvurana tebliğ edilmeyen Cumhuriyet Savcısı'nın görüşünde hareketle 30 Eylül 2002 tarihinde, mahkemenin mevcut deliller ve takdir gücünden hareketle bu kararıverdiğine kanaat getirerek ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
Bu karar, 24 Ekim 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına eklenmiştir.

9 Aralık 2002 tarihinde, verilen para cezasını ödeme emri Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenmiştir.
Hükümet'e göre, başvuran verilen para cezasını 6 Ağustos 2003 tarihinde ödemiştir.

HUKUK AÇISINDAN

Başvuran, mahkum edilmesinin ve sözkonusu gazetenin geçici olarak kapatılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmekte ve AİHS'nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Başvuran ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Savcısı'nın tebliğnamesini kendisine tebliğedilmemesinden dolayışikayetçi olmakta ve AİHS'nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.

I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA

Hükümet altı ay kuralına uyulmadığını belirterek AİHM'den sözkonusu başvuruyu reddetmesini talep etmektedir. Hükümet nihai iç hukuk kararının 30 Eylül 2002 tarihinde Yargıtay tarafından verildiği belirtmektedir. Bu kararın 24 Ekim 2002 tarihinde ilk derece mahkemesi kalemindeki dava dosyasına eklendiğini ve başvuranın en geç bu tarihte sözkonusu karardan haberdar olması gerektiğini belirtmektedir.

AİHM, başvuranın nihai iç hukuk kararının kendisine res'en tebliğ edilmesini talep etme hakkına sahip olduğu durumlarda, altı aylık sürenin kararın bir nüshasının tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesi hususunun, AİHS'nin 35 § 1. maddesinin konusuna ve amacına uygun olacağı yönündeki içtihadını hatırlatmaktadır. (Bkz. Worm-Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler). Oysa ki, kararın tebliğ edilmesi iç hukukta öngörülmediği durumlarda AİHM, kararın kullanıma açıldığı, tarafların kararın içeriğinden haberdar olabilecekleri tarihin temel alınmasının uygun olacağı kanaatindedir (Seher Karataş-Türkiye, no: 33179/96, 9 Temmuz 2002).

AİHM, mevcut davada Yargıtay tarafından verilen ve nihai iç hukuk kararı olan 30 Eylül 2002 tarihli kararın ilan edilmediğini ve başvurana ya da avukatına tebliğ edilmediğini gözlemlemektedir. Sözkonusu kararın ilk derece mahkemesi kaleminde iletildiği 24 Ekim 2002 tarihinden sonra Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı ödeme emrini başvurana tebliğetmiştir. AİHM, mevcut dava olayları dikkate alındığında Yargıtay'a temyiz başvurusunun yapıldığı tarih ile sözkonusu ödeme emrinin alındığı tarih arasında hiçbir tebliğnamenin tebliğedilmemiş olması nedeniyle altı aylık sürenin, başvuranın Savcılık tarafından gönderilen tebliğnameyi aldığı tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesinin, 35 § 1. maddenin amacına ve konusunda daha uygun olacağı kanaatindedir. Ayrıca, değerlendirilen dönemlerin toplam süresi dikkate alındığında başvuranın gerekli özeni göstermediği ileri sürülemez.

Sonuç olarak AİHM, Hükümet'in altı ay kuralına uyulmadığı yönündeki itirazının reddedilmesine karar vermiştir.

II. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme'nin 10 § 1 maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar arasında bir ihtilafa yol açmadığını not etmektedir. Bununla birlikte, müdahalenin AİHS'nin 10 § 2 maddesi uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AİHM bu tespite katılmaktadır. Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.

AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da incelediğini ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. özellikle, Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, İbrahim Aksoy-Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın kararı, Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).

AİHM mevcut davayı içtihatlarıışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklışekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM, dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı dönemdeki bağlama özen göstermiştir. Bununla ilgili olarak, takdirine sunulan olayı çevreleyen koşulları ve özellikle de terörle mücadele konusuna bağlı olarak ortaya çıkan zorlukları dikkate almıştır (İbrahim Aksoy, ve İncal-Türkiye, 9 Haziran 1998).

Dava konusu makalede Hükümet politikası ve eylemleri eleştirilmektedir. "mücadele", "baskı" ve "direnme" gibi ifadelerin kullanılması bu eleştirinin şiddetini arttırmaktadır. Makalede ayrıca, "Nevruz" bayramının kutlanmasındaki engellere, Kürtçe konuşulmasının yasaklanmasına, güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü iddia edilen bir kişinin ölümüne ve işçilerin sömürülmesi konularına da değinilmiştir.

AİHM, DGM tarafından sözkonusu makalenin halkı kin ve düşmanlığa sevk ettiğine kanaat getirildiğini tespit etmektedir.
AİHM, ulusal mahkemeler tarafından verilen ve başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı kılmak için yeterli olmayan karar gerekçelerini incelemiştir (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (No:4), no: 24762/94, 8 Temmuz 1999). AİHM, dava konusu makalenin sert ifadelerin yer aldığı bazı bölümlerinin, Türk Devleti'nin olumsuz yönlerini ortaya koyuyorsa ve yazıya düşmanca bir anlam katıyorsa da, şiddete başvurulmasını, silahlı direnişi ve isyanı teşvik etmemiş ve halkı kine teşvik etmemiştir ve bu durum AİHM'nin gözünde dikkate alınması gereken temel husustur (Bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (No:1), no: 26682/95, ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar).

AİHM, müdahalenin orantılılığının tespit edilmesi sözkonusu olduğunda, başvurana verilen cezaların türünün ve ağırlığının da değerlendirilmeye alınması gereken unsurlar olduğunu tespit etmektedir.

Mevcut davada, başvuranın mahkum edilmesi ve gazetenin üç gün süreyle kapatılması, amaçlanan hedeflerle orantısız olduğu ve bu noktada bunların "demokratik bir toplumda gerekli olmadığı" sonucu ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak AİHS'nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

III. AİHS'NİN 6 § 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİİDDİASI HAKKINDA

AİHM, Büyük Daire'nin 11 Temmuz 2002 tarihinde verilen bir kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hususunu incelediğini ve AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (Göç-Türkiye, no: 36590/97,; Bkz. aynı zamanda Abdullah Aydın-Türkiye (No:2). No: 63739/00, 10 Kasım 2005). AİHM, kabul edilen bu karardan ayrılmasını gerektirecek bir neden görememektedir.

Sonuç olarak, AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

II. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

A. Tazminat

Başvuran sözkonusu gazetenin kapatılması nedeniyle 3.000 Euro ve mahkum edildiği para cezası için de 2.000 Euro olmak üzere maddi tazminat olarak 5.000 Euro talep etmektedir.

Başvuran aynı zamanda manevi tazminat olarak 4.000 Euro talep etmektedir.

Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.

AİHM, gelir kaybı konusunda ileri sürülen iddia ile ilgili olarak takdirine sunulan delillerin, başvuranın gazetenin kapatılması nedeniyle uğradığı gelir kaybının belirlenmesine imkan tanımadığı kanaatindedir. Bu nedenle başvuranın talebi reddedilmektedir.

Buna karşın, başvurana verilen para cezasının AİHS'nin 10. maddesinin ihlalinin doğrudan bir sonucu olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle ödenen miktarların, başvurana geri ödenmesi uygun olacaktır. AİHM, kendisine verilen para cezalarını ödeyen başvurana, maddi tazminat olarak talep edilen 2.000 Euro'nun ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.

Manevi tazminata ilişkin olarak ise AİHM, başvuranın, davanın koşulları nedeniyle bir tür karmaşaya maruz kalmış olabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana 2.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraf ve Harcamalar

Başvuran, AİHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.

Hükümet bu talebe karşı çıkmaktadır.

Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM tüm masraflarla birlikte başvurana 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.

C. Gecikme Faizi

AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,

1- Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;

2-AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;

3- AİHS'nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;

4- a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.'ye çevrilmek üzere SavunmacıHükümet tarafından başvurana:

i. maddi tazminat için 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;
ii. manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin) ödenmesine;
iii. masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin) ödenmesine; iiii.yukardaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;

b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;

4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine; karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3 maddesine uygun olarak 23 Ocak 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA