kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
KEÇECİ /TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

MAKUL YARGILAMA SÜRESİNİN AŞILDIĞI İDDİASI

İçtihat Metni

KEÇECİ - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no:52701/99 ve 53486/99)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

15 Temmuz 2005

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (52701/99 ve 53486/99) başvuru no'lu davaların nedeni, bu ülke vatandaşı Bekir Sıtkı Keçeci 'nin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 21 Temmuz ve 1 Ekim tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 34.maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.

Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde Ankara Barosu avukatlarından N. Çağlar tarafından temsil edilmektedir.

AİHM, 28 Kasım 2000 tarihinde, başvuruları kısmen kabuledilemez bulmuştur.

OLAYLAR

Davanın Koşulları

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 1959 doğumlu başvuran, halen Gebze (Kocaeli) Cezaevi'nde bulunmaktadır.

26 Ocak 1993 tarihinde, başvuran tutuklanmış ve Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alınmıştır. Başvuranın, yasadışı THKP-C/HDÖ ( Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi/ Halkın Devrimci Öncüleri) örgütüne üye olduğundan şüphe edilmiştir.

8 Şubat 1993 tarihinde, başvuran önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş ve daha sonra hakim önüne çıkarılmıştır. Hakim başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran, hakim karşısında, tarafına yöneltilen suçlamaları kabul etmemiştir.

Belirtilmeyen bir tarihte, Cumhuriyet Savcısı başvuranı ve 21 sanığı, aralarında askeri hakimin de bulunduğu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne çıkarmıştır. DGM Cumhuriyet Savcısı başvuranı THKP-C/HDÖ'nün yöneticilerinden biri olmak, şiddet içerikli eylemlere katılmak ve patlayıcı madde kullanmakla itham ederek, silahlı çete üyesi olmak ve bombalı saldırıda bulunmak suçlarından mahkum edilmesini talep etmiştir (Türk Ceza Kanunu'nun 168 § 1 ve 264§§6 ve 8 maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5.maddesi).

30 Kasım 1994 tarihli bir kararla Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) başvurana Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 168 §1 maddesi uyarınca 18 yıl 9 ay ve 264§§6 ve 8 maddesi uyarınca 6 yıl 5 ay hapis cezası vermiştir.

Aralarında başvuranın da bulunduğu sanıkların, DGM tarafından verilen kararı temyiz etmeleri üzerine, 26 şubat 1996 tarihli bir karar ile, Yargıtay usul hatası nedeni ile ilk derece mahkemesi kararını bozmuş ve davayı esastan incelemek üzere geri göndermiştir.

16 Nisan 1998 tarihli bir karar ile, DGM, usul hatasını düzelttikten sonra, bazı sanıkların durumlarında değişiklikler olduğunu gözlemlemiştir. Böylece sanıkların bir kısmı hakkında daha önceki kararlarının aynısını vermiştir.

Başvuranın ve diğer sanıkların kararı tekrar temyiz etmeleri üzerine, dava dosyası, ilk derece mahkemesi verdiği kararda ısrar ettiğinde hüküm vermekle yetkili olan Yargıtay Genel Kurulu'na gönderilmiştir.

27 Ekim 1998 tarihinde, Yargıtay Genel Kurulu, yetkisizlik kararı vererek dava dosyasını Yargıtay 9.Ceza Dairesine göndermiştir. Genel Kurul, usul hatasından temyize gidilmesinin, davanın esasını ilgilendirmediği ve esastan temyiz konusu olmadığı, verilmiş olan ikinci kararın sadece birinci kararın usul açısından düzeltilmiş hali olduğu gerekçesi ile, dava dosyasının Genel Kurul tarafından incelenmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir.

22 Mart 1999 tarihli kararla, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin (9. Ceza Dairesi) kararını onamıştır.

7 Nisan 1999 tarihinde, karar, başvuranın ve avukatının yokluğunda açıklanmıştır.

3 Mayıs 1999 tarihinde, Yargıtay'ın karar metni, DGM kaleminde bulunan dava dosyasına konulmuş, böylece dosya kapanmıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 6§1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bünyesinde bir askeri hakimin bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olmadığı iddiasında bulunmaktadır.

Başvuran aynı zamanda dava süresinin "makul süre" prensibiyle örtüşmediğini, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AIHS) 6§1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.

A. Kabuledilebilirlik hakkında

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 35§3. maddesi uyarınca, başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olmadığını saptamıştır. Bunun dışında başvuruda hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını belirtmiştir. Bu nedenle başvuruların kabuledilebilir olduğuna karar vermiştir.

B. Esas hakkında

1.Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında

AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelendiğini ve bunların AİHS'nin 6§1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır.( Bkz. adıgeçen Özel ,§§33-34)

AİHM, mevcut kararı incelemiş ve Hükümet'in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen ve cezalandırılan suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, aralarında asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir. (Incal- Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s.1573,§ 72)

AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin AİHS 'nin 6§1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığın sonucuna varmıştır.

2. Cezai yargılama süresinin uzunluğu hakkında

Hükümet davanın mevcut koşulları gözönüne alındığında, AİHS ve AİHM 'nin yerleşik içtihatları ışığında, yargılama süresinin uzunluğunun makul olmadığı değerlendirilmesine karşı çıkmaktadır.

Hükümet, davanın karmaşıklığını ve davacıya yüklenen yükümlülüklerin altını çizmektedir. Özellikle bu dava çerçevesinde, 22 kişinin çeşitli suçlardan itham edildiğini ve bunlar için öngörülen cezaların ağırlığının özellikle önem gerektirdiğine dikkat çekmektedir.

Ayrıca hükümet temyiz prosedürünün, özellikle de Yargıtay Genel Kurulu'ndaki sürecin sözkonusu süreyi haklı kıldığı kanaatindedir.

Davacı hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.

AİHM, değerlendirilecek olan sürenin, 26 ocak 1993 tarihinde, başvuranın yakalanması ile başlayıp, Yargıtay'ın başvuranın mahkumiyetini onayladığı tarih olan 22 mart 1999'da son bulduğunu belirtmektedir. Böylece dava yaklaşık 6 yıl 2 ay sürmüştür.

AİHM, bir davanın süresinin makul olup olmadığının, içtihatlarında benimsenen kriterler, özellikle davanın karmaşıklığı ve başvuran ile yetkili makamların tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır. (Bkz. diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi- Fransa, no:25444/94,§67).

AİHM, ilk bakışta, sanık sayısının çokluğu ve suçlamaların niteliğinden ötürü, davanın karmaşıklık arz ettiğini gözlemlemektedir. Bu durum ve suçların niteliği, olay tatbikatı, kanıtların toplanması ve her sanığın aleyhindeki delil unsurlarının belirlenmesi için uzun bir çalışma gerektirmiştir.

Dosyadaki unsurlar gözönünde bulundurulduğunda, AİHM, iç makamlardan kaynaklanan herhangi önemli bir gecikme dönemi saptamamıştır. Esasen, DGM tarafından iki kere, (önce bir yıl ve on ay, ardından yaklaşık iki yıl) ve Yargıtay tarafından üç kere incelenen (onbeş ay, altı ay ve yaklaşık beş ay) davanın süresinin eleştirilemeyeceğini düşünmektedir.

Sonuç olarak, AİHM, makul sürenin aşılmadığına ve dolayısıyla AİHS 'nin 6§1 maddesinin ihlal edilmediğine kanaat getirmiştir.

II.AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS'nin 41.maddesinde belirtilen unsurlar.

A. Maddi ve Manevi Tazminat

Başvuran, miktar belirtmeksizin maddi ve manevi zarara uğradığı iddiasında bulunmaktadır.

Hükümet, adil tazmine gerek olmadığını savunmaktadır.

İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, AİHS'nin ihlal edilmiş olması halinde Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki davanın sonucun ne olacağına dair spekülasyon yapılamayacağını belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır (Bkz. Findlay-Birleşik Krallık kararı 25 şubat 1997, ,Derleme 1997-I,s.284,§85).

Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, davanın koşulları dikkate alındığında, ihlal kararının kendisinin adil tazmin için yeterli olduğuna karar vermiştir ( Çıraklar, Türkiye,28 Ekim 1998, Derleme 1998-VII, s.3074,§49) .

AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme'nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması yada dava dosyasının yeniden açılması olduğu kanaatine varmıştır.( Gençel, adıgeçen karar.§27).

B. Masraf ve harcamalar

Başvuran, yerel mahkemeler nezdinde ve AİHM'deki masraf ve harcamalar için talepte bulunmamaktadır.

AİHM masraf ve harcamalar adı altında herhangi bir meblağ ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.

BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİ İLE,

1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;

2. Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden yoksun olması nedeni ile AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;

3. Davanın uzunluğu nedeni ile AİHS'nin 6§1. maddesinin ihlal edilmediğine;

4. Manevi tazminat konusunda, ihlal kararı tespitinin, adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna ;

5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 15 Temmuz 2005 tarihinde bildirilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA