kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
HÜSNİYE TEKİN / TÜRKİYE DAVASI

İlgili Kavramlar

KÖTÜ MUAMELE YAPILDIĞI İDDİASI

İçtihat Metni

HÜSNİYE TEKİN - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no:50971/99)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

25 EKİM 2005

İşbu karar Sözleşme'nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 50971/99 başvuru no'lu davanın nedeni, Türk vatandaşı Hüsniye Tekin'in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 27 Ağustos 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, avukat yardımından faydalanarak İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

Başvuran 1976 doğumludur.

A. Davanın kaynağı

Başvuran, 22 Ağustos 1997 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıştır.

Aynı gün saat 18:50'de polisler, başvuran ve gittikleri mağazanın sahipleri Abdulvahap Erkek ve Abdulkadir Erkek'in imzaladığı yakalama tutanağını düzenlemişlerdir. Polisler, olay yerine geldiklerinde, sözkonusu mağazanın "kavga"'nın ardından dağınık bir vaziyette olduğunu belirtmişlerdir. Hol olarak kullanılan yerde beş adet mermi kovanı bulunmuştur. Yakalanan kişi mağazaya tehditle para istemek için gelmiştir. İşyeri sahipleri ve başvuran arasında "kavga" çıkmıştır. Birkaç darp neticesinde başvuran demir kapılı bir duş kabinine girmiştir. Burada ateş açılması sonucu oluşan bir delik bulunmuştur. Başvuranın el çantasında, değişik kişilere ait yedi adet kartvizit ve "örgüt dokümanı" başlıklı değişik boyutlarda on dokuz adet kağıt bulunmuştur.

22 Ağustos 1997 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı'ndan başvuranın gözaltı süresinin dört gün daha uzatılmasını istemiştir.

23 Ağustos 1997 tarihinde Abdulvahap Erkek polis tarafından dinlenmiştir.

Aynı gün Abdülkadir Erkek de ifade vermiştir.

Başvuran ve iki kardeş arasındaki 23 Ağustos 1997 tarihli teşhis tutanağında başvuranın kendisine atfedilen olayları kabul ettiği belirtilmektedir.

23 Ağustos 1997 günü saat 1:20'de başvuran Haseki Devlet Hastanesi acil servis doktoru tarafından muayene edilmiştir. Geçici raporda başvuranın vücudunda, sırtında 3-4 cm'lik ekimoz ve sıyrıklar, göğüsler üzerinde eritem ve sıyrıklar, karın bölgesinde ekimoz, boyun, burun ve her iki göz çevresinde eritem ve sıyrıkların bulunduğu belirtilmiştir.

24 Ağustos 1997 tarihinde polis başvuranı da dinlemiştir. Başvuran, kendisinden Abdulkadir ve Abdulvahap Erkek'ten bir milyar Türk Lirası istemesini isteyen PKK üyesi Ramazan adlı bir kişiyle tanıştığını belirtmiştir. Başvuran, Ramazan'a vermek üzere parayı almak için bu kişilerin mağazasına gitmiştir. Parayı PKK adına isteyince iki kardeş başvuranı yakalamaya çalışmış, kavga etmiş ve darp ettikten sonra ellerini ve ayaklarını bağlamışlardır. Daha sonra polisler olay yerine gelmiş ve başvuranı gözaltına almışlardır. Başvuran mağazaya bırakılan "ERNK" mührü taşıyan mektubu kendisinin yazmadığını belirtmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 26 Ağustos 1997 tarihinde başvuranı dinlemiştir. Başvuran hakkında yapılan suçlamalara itiraz etmiştir. Başvuran sözkonusu mağazaya iş başvurusunda bulunmak amacıyla gittiğini belirtmiştir.

Başvuran gözaltı sırasında alınan ifadesine itiraz etmiştir. Başvuran, mağaza sahipleri kendisini dövüp üzerine ateş ettikleri için korktuğunu belirtmiştir. Polisler kendisine eğer doğruyu söylemezse işkence yapacaklarını söylediklerini belirtmiştir. İşkence göreceğini düşündüğünden mağaza sahiplerinin verdiği ifadeler doğrultusunda ifade vermiştir. Sağlık raporunun doğru olduğunu ve saptanan yaraların mağaza sahipleriyle dövüşürken oluştuğunu ileri sürmüştür. Başvurana polisler tarafından "bedensel" işkenceye tabi tutulmamıştır. Polisler başvurana eğer doğruyu söylemez ise kendisine işkence yapacaklarını söylemişlerdir. Polisler ayrıca başvuranın göğüslerini sıkmışlardır. Böylelikle başvuran gözaltı sırasında alınan tespit tutanağına ve ifadesine itiraz etmiştir.


Başvuran Cumhuriyet Başsavcısı'nın isteği üzerine 26 Ağustos 1997 günü saat 11:00'de İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edilmiştir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 28 Ağustos 1997 tarihinde Abdulkadir Erkek'i dinlemiştir.

Aynı gün Abdulvahap Erkek de dinlenmiştir.

DGM 19 Kasım 1997 tarihli duruşmada Abdulvahap ve Abdulkadir Erkek'i dinlemiştir. Bu kişiler de 23 Ağustos 1997 tarihli ifadelerini yinelemişlerdir.

13 Ocak ve 17 Şubat 1998 tarihlerinde polis memurları Ürfan Aslan ve Muttalip Günay dinlenmek üzere Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na en kısa sürede gelmeleri gerektiği konusunda bilgilendirilmişlerdir.

DGM 26 Ocak 1998 tarihli duruşmada başvuranı dinlemiştir.

DGM, 1 Nisan 1998 tarihli duruşmada polis memuru Murat Yıldız'ı dinlemiştir. Murat Yıldız olay günü sözkonusu mağazaya gitmiştir. Başvuran banyoya kilitlenmiş ve kendisi de başvuranı oradan çıkarmaya çalışmıştır. Mağaza sahipleri ateşli silah kullanmışlardır.

DGM aynı duruşma sırasında polis memuru Rahim Budak'ı dinlemiştir. Rahim Budak da meslektaşının verdiği ifadeyi yinelemiştir.

Belirtilmeyen bir tarihte DGM başvuranı dinlemiştir. Başvuran PKK üyesi olmadığını belirtmiştir. Başvuran, hakkında yapılan suçlamalara itiraz etmiştir. Mağaza sahiplerini tanımadığını, iş aramak maksadıyla kendilerini görmeye geldiğini belirtmiştir. Mağazaya geldiğinde kendisine nereli olduğu sorulmuş, Mardin'li olduğunu söyleyince, mağaza sahipleri kendisini darp etmiş, ellerini ve ayaklarını bağlamış ve daha sonra polisleri aramışlardır. Başvuran kendilerine sözkonusu mektubu vermediğini belirtmiştir. Başvuran gözaltı sırasında alınan 24 Ağustos 1997 tarihli ifadesine itiraz etmiştir. Zira polisler eğer gerçeği söylemezse kendisine işkence yapacaklarını söyledikleri için mağaza sahiplerinin verdiği ifadeler doğrultusunda ifade vermeye zorlandığını ileri sürmüştür. Verdiği ifadeleri imzaladığını kabul etmiştir ancak içeriğine itiraz etmektedir.

B. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Huzurunda Suçlanan Polisler Aleyhinde Yürütülen Usul İşlemleri

Başvuran 30 Ekim 1997 tarihinde, gözaltına alınmasından sorumlu polisler aleyhinde Fatih Cumhuriyet Savcılığı'na kötü muamele gerekçesiyle ceza davası açmıştır.

Başvuran 6 Şubat 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Başvuran polisler tarafından gözaltına alındığını, yüzündeki yara izlerinin mağazada oluştuğunu ve vücudunun geri kalan kısmında bulunan lezyonların polisler tarafından yapılan muamelenin sonucunda oluştuğunu belirtmiştir. Başvuran sorgulama süresince gözlerinin bağlı ve çıplak olduğunu, polislerin kendisini dövüp bazılarının ise cinsel tacizde bulunduğunu belirtmiştir.

19 Şubat 1998 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcılığı, suçlanan polislerden Muhtalip Günay'ı dinlemiştir. Polis memuru başvuranın PKK üyesi olduğunu, bu örgüt adına Bayrampaşa'da bir dükkanda para tahsil etmek için dükkan sahipleri tarafından yakalanarak dövüldüğünü belirtmiştir. Başvurana işkence yaptığına dair iddiaya itiraz etmiştir.

3 Mart 1998 tarihinde, suçlanan diğer polis memuru Ürfan Aslan, Fatih Cumhuriyet Savcılığı'nda ifade vermiş ve meslektaşının verdiği ifadeyi yinelemiştir.

Fatih Cumhuriyet Savcısı, 3 Kasım 1998 tarihinde, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 243. maddesi uygulanarak, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nde polis memurları aleyhinde kamu davası açmıştır.

Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı TCK'nın 243§1 maddesi uyarınca, 16 Kasım 1998 tarihinde sunulan iddianameyle iki polis memurunu kötü muamele yapmakla suçlamıştır.

Ağır Ceza Mahkemesi 26 Kasım 1998 tarihli duruşmasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'ndan başvuranın duruşmaya katılımını sağlamasını ve avukatına bilgi verilmesini istemiştir. Bu da, posta yoluyla 15 Şubat 1999 tarihinde yapılmıştır.

Üsküdar E Tipi Cezaevi Müdürü ve iki gardiyanın imzaladığı 5 Şubat ve 15 Şubat 1999 tarihli tutanaklarda, başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmalara katılmayı reddettiği belirtilmiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi 15 Şubat 1999 tarihli duruşmasında, suçlanan polis memurlarının duruşmaya katılmadıklarını ve başvuranın kendisinin de duruşmaya katılmayı reddettiğini, bunun yanı sıra başvuranın avukatının da duruşmaya gelmediğini tespit etmiştir. Mahkeme başvuranın dinlenmesini reddetmiş ve duruşmayı ertelemiştir.

Ağır Ceza Mahkemesi 3 Mayıs 1999 tarihli duruşmasında, diğerinin İstanbul dışında görevde olmasından dolayı polis memurlarından sadece Ürfan Aslan'ı dinlemiştir. Ürfan Aslan başvurana ne kötü muamelede ne de cinsel tacizde bulunduğunu belirtmiştir. Başvuranın mağaza sahipleri tarafından dövüldüğünü ileri sürmüştür.

10 Haziran 1999 tarihli duruşmaya her iki polis memuru da katılmıştır. Mahkeme ikinci polis memuru Muhtalip Kaya'yı dinlemiştir. Muhtalip Kaya başvurana ne kötü muamelede ne de cinsel tacizde bulunduğunu belirtmiştir. Başvuranın gittiği mağaza sahipleri tarafından dövüldüğünü ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde gözaltına alındığını belirtmiştir. Polis memuru suçsuz olduğunu ileri sürmüştür.

Ağır Ceza Mahkemesi 10 Haziran 1999 tarihli kararla, dosya unsurlarını, sunulan savunmayı ve delil unsurlarının kesin ve yeterli olmayışını gözönüne alarak, suçlanan polis memurlarının beraat etmesine karar vermiştir. Mahkeme, gerekçelerinde 6 Şubat 1998 tarihli ifadesine göre başvuranın iş için gittiği Bayrampaşa'da bulunan mağaza sahipleri tarafından dövüldüğünü, ellerinin bağlandığını ve daha sonra gözaltına alındığını belirtmiştir. Başvuran yapılan bütün aramalara rağmen bulunamadığından ve kendisinin duruşmalara katılmamaya karar verdiğinden dolayı, mahkeme 15 Şubat 1999 tarihinde, başvuranın dinlenmesini reddetmiş ve ön soruşturma sırasında alınan ifadeyi dosyaya koymuştur. Mahkeme 23 ve 26 Ağustos 1997 tarihli sağlık raporlarının birbirini onadığını vurgulamıştır.

HUKUK AÇISINDAN

I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmakta ve AİHS'nin 3. maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet, başvuranın gittiği mağazanın sahipleri tarafından dövüldüğünü kabul ettiğini belirtmiştir. Başvuran ilk olarak 23 Ağustos 1997 tarihinde gözaltına alındığında ve daha sonra 26 Ağustos 1997 tarihinde serbest bırakıldığında olmak üzere iki kez muayene edilmiştir. İki rapor birbirinin aynı olup, başvuranın yakalanmadan önce kötü muameleye maruz kaldığını belirtmektedirler. Hükümet, başvuranın şikayet dilekçesinde yer alan beyanlarının başvuruda yer alanlarla farklı olduğunu vurgulamaktadır. Yapılan bu beyanlar, sözde maruz kalınan kötü muamelelerle ilgili iddiaların bazılarının sağlık raporlarında yer almadığından dolayı aşırıya kaçmaktadır.

Başvuran Hükümet'in argümanlarına itiraz etmektedir. Başvuran 22 Ağustos 1997 günü saat 17:00'de yakalandığını ve sağlık raporunun ise 23 Ağustos 1997 günü saat 1:20'de hazırlandığını ileri sürmektedir. Başvuran yaklaşık sekiz saat boyunca polis nezaretinde olduğunu belirtmiştir. Başvuran dövülmüş olsa bile, polis memurları kendisini hemen bir doktora muayene ettirmemişlerdir. Başvuran beş günlük gözaltı süresi boyunca hiç tedavi görmediğini savunmaktadır. Başvuran 23 Ağustos 1997 tarihli sağlık raporunun 26 Ağustos tarihli sağlık raporundan farklı olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran duruşmalara katılmayı istemediğine dair cezaevinin düzenlediği tutanaklarına, üzerinde imzası bulunmadığından dolayı itiraz etmektedir.

AİHM, 3. maddeye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Martinez Sala ve diğerleri-İspanya, no: 58438/00, § 121, 2 Kasım 2004, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269, s. 17-18, § 30 ve Erdagöz-Türkiye, 22 Ekim 1997 tarihli karar, 1997-VI, § 49). İddia edilen olayların ortaya konulması için AİHM, "her türlü şüphenin ötesinde" delil kriterinden faydalanmaktadır. Böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (Bkz. İrlanda-Birleşik Krallıklar, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, s. 64-65, § 161 in fine ve Labita-İtalya, no: 26772/95, § 121 ve 152, 2000-IV).

AİHM ayrıca, bir kimse gözaltına alındığında sağlıklı olduğu halde, serbest bırakılırken yaralı olduğu tespit edilirse, bu yaraların kaynağına ilişkin makul bir açıklama getirmek Devlet'in görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Aksi takdirde AİHS'nin 3. maddesi açıkça uygulanabilir (Bkz. Caloc-Fransa, no: 33951/96, § 84, 2000-IX ve Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, 1999-V).

Bu durumda başvuranın, gittiği mağazanın sahipleri olan iki erkekle kavga ettiğine taraflar itiraz etmemektedir. Belirtilen olaylardan bir kovalamacanın ve kavganın yaşandığı ortaya çıkmaktadır. Zira başvuran -elleri ve kolları- bağlanmış ve ateş açılmıştır. Bu da üç kişinin dövüşmesine ilişkin şiddet fikrini ortaya koymaktadır.

AİHM, başvuran AİHS'nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını savunduğundan dolayı, gözaltı koşullarının Hükümet ile arasında ihtilafa sebep olduğunu belirtmektedir.

AİHM, zamanla değişen başvuranın birbiriyle çelişen beyanlarını ikna edici bulmamıştır. Gözaltı sırasında ve mağazadaki kavga sırasında kötü muameleye maruz kaldığına dair iddiaları arasında çelişkiler bulunmaktadır. Sonuç itibariyle, AİHM, başvuran ve diğer iki kişi arasında meydana gelen kavganın, -elleri ve ayakları- bağlı olduğundan dolayı sadece yüzünün darp edilmesiyle sınırlı olduğundan ve mağazada bir kovalamacanın yaşandığından şüphe duymaktadır. Ayrıca, mağaza sahipleri verdikleri ifadelerde başvuranın üstüne "çullandıklarını" belirtmişlerdir. Dolayısıyla başvuranın anlattıkları tutarlı değildir.

Başvuran işkenceyle tehdit edildiğini, "bedensel" işkenceye maruz kalmadığını ve polislerin göğüslerini sıktığını belirtmiştir. İzleri yüzünde görünen yumrukların mağazada atıldığını, vücudunun geri kalan kısmındaki lezyonların polislerin yaptığı muameleler sonucunda oluştuğunu iddia etmektedir. AİHM, eğer tehdit edildiyse, başvuranın kaygı ve endişe duyabileceğini ancak, bunun AİHS'nin 3. maddesi bakımından küçük düşürücü muamele oluşturmaya yetmediğini hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Campbell ve Cosans-Birleşik Krallıklar, 25 Şubat 1982 tarihli karar, A serisi no: 48, s. 13, § 30).

AİHM, sağlık raporları konusunda, gözaltının başlangıcında verilen ilk sağlık raporunun, gözaltı süresinin bitiminde verilen ikinci sağlık raporundan farklı olduğunu not etmektedir. İlk belgede yer verilen bazı yaraların ikinci raporda yer almadığını, buradan da yaralarda düzelme veya iyileşmenin olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.

AİHM, dosyada bulunan belgeler ışığında, elinde başvuranın gözaltı sırasında polisler tarafından 3. maddeye aykırı muamelelere "her türlü şüphenin ötesinde" maruz kaldığına yönelik bir sonucu destekleyecek nitelikte unsur veya emarelerin bulunmadığını tespit etmektedir (Bkz. sözüedilen Erdagöz, § 42).

Dolayısıyla AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.

II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

Başvuran, soruşturmanın yetersiz olması nedeniyle gözaltı sırasında çektiği acılarının telafi edilmesi için etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını savunmaktadır. Başvuran AİHS'nin 13. maddesini ileri sürmektedir.

Hükümet, farklı mevzuatlara atıfta bulunarak, başvuranın elinde AİHS'nin 3. maddesine göre yaptığı iddialarını ileri sürmek için etkili başvuru yollarının bulunduğunu ileri sürmektedir. Hükümet kötü muamele ve işkencelerin TCK tarafından cezalandırıldığını belirtmektedir.

AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin ulusal hukukta, AİHS'nin yer verdiği hak ve özgürlükleri ileri sürmesini sağlayacak başvuru yolunun bulunması güvencesini verdiğini hatırlatmaktadır. Ancak bu hüküm sadece AİHS bakımından savunulabilir şikayetlere uygulanır ( Bkz. Boyle ve Rice-Birleşik Krallıklar, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no: 131, s. 23, § 52).

AİHM, kendisine sunulan delillere dayanarak, başvuran tarafından yapılan şikayetlerin hiçbir şekilde 3. maddenin ihlal edildiğini göstermediği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bu şikayetler 13. madde bakımından "savunulabilir" şikayetler değildir (aksi yönde, Bkz. diğerleri arasında, sözüedilen Boyle ve Rice, s. 23,§ 52, Kaya-Türkiye, 19 Şubat 1998 tarihli karar, 1998-I, s. 330-331, § 107 ve Yaşa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-VI, s. 2442, § 113).

Dolayısıyla AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.

BU GEREKÇELERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,

1. AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;

2. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine;

karar vermiştir.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 25 Ekim 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA