kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SEVDET EFE / TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SEVDET EFE / TÜRKİYE DAVASI

39235/98

OLAYLAR

Davanın koşulları

9 Temmuz 1996 tarihinde, saat 14.00 sularında, başvuranın eşi, İsa Efe (İ.E.) Tepebağ Jandarma Karakolu tarafından arandığını öğrenince karakola gitmiş ve burada gözaltına alınmıştır. Ancak, İ.E. birkaç saat sonra serbest bırakılmıştır.

Aynı gün saat 22.00 civarında, İ.E. Üçyol Jandarma Karakolu tarafından tutuklanmış ve 10 Temmuz 1996 tarihinde ise serbest bırakılmıştır. İ.E tarafından imzalanan ve jandarma tarafından düzenlenen serbest bırakma zaptına göre Î.E. 9 Temmuz 1996 tarihinde saat 20.00 sularında gözaltına alınmış ve ertesi gün saat 22.00'de serbest bırakılmıştır. Gözaltı sonrası, sağlık raporunu hazırlayan tabip, İ.E.'nın vücudunda herhangi bir darp izne rastlanılmadığım belirtmiştir.

5 Temmuz 1996 tarihinde, İ.E.'nin yakım olan Salim Efe, Î.E. hakkında bilgi edinebilmek için Derik Cumhuriyet Savcılığına başvurmuştur.

17 Temmuz 1996 tarihinde, Derik İlçe Jandarma Komutam, Yzb. Cemal Vural, İ.E.'nin serbest bırakılma işlemlerini yürüten Tepebağ Jandarma Karakolu Komutam ile jandarmaların ifadelerini almıştır.

Tepebağ Jandarma Karakol Komutanı Ender Akalın, telefonla gelen emir üzerine nöbetçi jandarma tabibinin sağlık muayenesinden sonra İ.E'nin serbest bırakıldığını ancak o sırada kendisinin karakolda bulunmadığını belirterek İ.E.'nin yakınlarının müracaatları üzerine kaybolduğundan haberdar olduğunu ifade etmiştir.

Nöbetçi subayı, F. Volkan Kanak, saat 21.00 civarında, Yzb. Cemal Vural'dan İ.E.'nin serbest bırakılmasına ilişkin telefonla emir gelmesi üzerine sağlık raporu ve serbest bırakılma zaptı düzenlendiğini belirtmiştir.

Nöbetçi çavuş, Dursun Tepedelen, nöbetçi subayının İ.E.'nin usulü işlemlerin yerine getirildiği büroya götürülerek eşlik etmesini emrettiğini ifade etmiştir. Dursun Tepedelen, saat 22.00 sularında, İ.E.'yi özellikle şahsen serbest bıraktığını ve herhangi bir araca binmeden uzaklaştığım vurgulamıştır.

Nizamiye nöbetçisi Hakan Özaydın, saat 22.00 civarında, nöbetçi çavuşunun İ.E.'yi serbest bıraktığına şahit olduğunu ve şahsın karşı yolda 10 dakika kadar bekledikten sonra herhangi bir araca binmeden uzaklaştığını beyan etmiştir.

Hüseyin Kara, Ender Erkaya ve Kemal Yaltırık, İ.E.'nin serbest bırakılmasına ilişkin Yzb. Cemal Vural'dan telefonla emir alan nöbetçi subayı Volkan Kanak'ın nöbetçi çavuşu ile karakoldan ayrıldıklarını ve saat 22.00 civarında geri döndüklerini öne sürmüşlerdir.

22 Temmuz 1996 tarihinde, başvuran, eşinin akıbetinden haber alabilmek için Derik Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve eşinin serbest bırakılmadığını ve gözaltına alınmasından sonra herhangi bir bilgi edinemediğini iddia etmiştir.

28 Temmuz 1996 tarihinde, Üçyol Jandarma Karakol Komutanına vermiş olduğu ifadede, başvuran, eşinin 9 Temmuz 1996 tarihinde saat 20.00 sularında Üçyol Jandarma Karakolu jandarmaları tarafından gözaltına alındığım ve o andan itibaren eşinden haber alamadığını, köylülerin söylentilerine göre eşinin serbest bırakıldığında bir araç ile uzaklaştığını ve eşinin kaybolma olayında köy korucuları İdan, Seydo ve Orhan Denli'nin ilgilerinin bulunduğunu savunmuştur.

Aynı gün, Üçyol Jandarma Karakol Komutam, İ.E.'nin birçok yakınlarının ifadelerini almıştır.

Bubo Efe, Ali Akyol ve Sinan Efe, İ.E.'nin kaybolmasından sorumlu kişileri bilmediklerini vurgulamışlardır.

29 Temmuz 1996 tarihinde, Üçyol Jandarma Karakol Komutanı, İ.E.'yi tanımadığını ve kaybolma olayı ile ilgisinin bulunmadığını ifade eden köy korucusu Abit Sakin'i sorgulamıştır.

l Ağustos 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Derik İlçe Jandarma Komutanlığına ve Emniyet Müdürlüğüne tahkikatın sürdürülmesini ve dava ile ilgili yeni kanıtlar hakkında bilgi verilmesini istemiştir.

Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, başvuranın ve İ.E.'nin yakınlarının ifadelerine başvurmuştur. Başvuran, daha evvel ileri sürmüş olduğu iddiaları yinelemiş ve Vedat Akyol adlı görgü tanığının ismini vermiştir.

Yine karakolda gözaltına alınan Vedat Akyol, l0 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00 sularında İ.E.'yi serbest bırakmak için iki jandarmanın geldiğini ve dışarıda bir araç beklediğine dair bir duyum aldığını belirtmiştir. Olaydan iki gün sonra, nöbetçi subayı tarafından sorgulanan nöbetçi jandarma, İ.E.'nin serbest bırakıldığı sırada üç kişinin bulunduğu bir aracın nizamiyede beklediğini ve ayrıca olay günü Yzb. Cemal Vural'ın da karakolda hazır bulunduğunu belirtmiştir.

Salim Efe, 28 Temmuz 1996 tarihli ifadesini Cumhuriyet Savcısına yinelemiştir.

2 Ağustos 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısına vermiş olduğu ifadede Kocatepe Köyü muhtarı Abdurrahman Temel, Vedat Akyol'un İ.E.'nin akıbetinden bilgi edinmek için uğradığı Tepebağ Jandarma Karakolu girişine müsaade edilmediğini dile getirmiştir. Karakol komutanı Ender Akalın ile yaptığı bir görüşme sırasında, muhtar, İ.E.'nin bir araçla götürüleceğine dair jandarmalardan bir duyum aldığını öne sürmüştür.

5 Ağustos 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İdan Denli, Seydo Denli, Orhan Denli ve Abit Sakin adlı köy korucuları ve bir gün sonra 6 Ağustos 1996 tarihinde ise jandarma erleri Dursun Tepedelen, Hasan Özaydın ve Hakan Bal hakkında ihzar müzekkeresi çıkarmıştır.

7 Ağustos 1996 tarihli ifadelerinde, Yaşar Parim, Hakan Özaydın ve Dursun Tepedelen, 17 Temmuz 1996 tarihinde vermiş oldukları ifadeleri Cumhuriyet Savcısı karşısında yinelemişlerdir.

12 Ağustos 1996 tarihinde ifadeleri alman köy korucuları Orhan, İdan ve Seydo Denli kaybolma olayı ile ilgilerinin bulunmadığını, başvuranı tehdit ettiklerine dair iddialarını kabul etmediklerini ve olay günü saat 20.30 civarında, Orhan ve İdan köylerinin yakınlarında çıkan yangını bildirmek için Üçyol Jandarma Karakoluna uğradıklarını ve Seydo ise yangın mahalline gittiğini belirtmişlerdir.

12 Ağustos 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İncesu Köyü muhtarı ve köy korucusu Abit Sakin hakkında ihzar müzekkeresi hazırlamıştır.

12 Ağustos 1996 tarihli yazıda, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcısına İ.E.'ye ilişkin tahkikatın devam ettiği bilgisini iletmiştir.

20 Ağustos 1996 tarihli ifadesinde, Abit Sakin Cumhuriyet Savcısına, İ.E.'yi tanımadığını ve hiçbir şekilde kaybolma olayı ile ilgisinin bulunmadığını öne sürmüştür.
19 Eylül 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İ.E. ile birlikte aynı karakolda gözaltına alınan Şakir Arda hakkında ihzar müzekkeresi düzenlemiştir.

19 Eylül 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından İfadesi alınan Mehmet Sürücü, nöbet tutulan yerden karakola giren ve çıkan kişileri tanıma imkanının bulunmadığını belirtmiştir.

24 Eylül 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İ.E.'nin tutuklanma gerekçeleri, gözaltı süresi, hakkında açılan soruşturmalar, düzenlenen sağlık raporları ve Tepebağ Jandarma Karakolunda 10 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00 sularında nöbette bulunan jandarma subay ve erlerin listesi hakkında Derik İlçe Jandarma Komutanlığından bilgi istemiştir.

4 Ekim 1996 tarihli ifadesinde, Şakir Arda, İ.E'nin bir gün gözaltında tutulduktan sonra 10 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00 civarında serbest bırakıldığını dile getirmiştir.

17 Ekim 1996 tarihli bilgi yazısında, Derik ilçe Jandarma komutanlığı, İ.E.'nin 9 Temmuz 1996 tarihinde saat 20.00 civarlarında Üçyol Jandarma Karakoluna bağlı jandarmalar tarafından yakalandığım, sorgulanmak üzere Tepebağ Jandarma Karakoluna götürüldüğünü ve 10 Temmuz 1996 tarihinde saat 22.00 sularında serbest bırakıldığını ve ayrıca, Orhan Denli'nin İ.E. aleyhinde tanıklık yapmayı reddetmesi üzerine kaybolan kişi hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığını belirtmiştir. Söz konusu yazı ile birlikte sağlık raporu, gözaltı tutanakları, serbest bırakma zaptı ve nöbet listesi iletilmiştir.

22 Ekim 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, İskenderun, Karşıyaka ve Aslanapa Cumhuriyet Savcılıklarına sırasıyla Ender Akalın, Tufan Sarısu ve F. Volkan Kanak'ın ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

31 Ekim 1996 tarihinde, Derik İlçe Jandarma Komutanı Yzb. Cemal Vural'ın Zonguldak'a tayinine ilişkin Cumhuriyet Savcısına bilgi vermiştir.

Üçyol Jandarma Karakol Komutanı Veysel Öztürk, 4 Kasım 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısına vermiş olduğu ifadesinde, 9 Temmuz 1996 tarihinde İ.E.'nin Kocatepe köyünde yakalandığını ve Derik İlçe Jandarma Komutanının emri üzerine Derik İlçe Jandarma Komutanlığında gözaltına alınarak hakkında tutanak tutulduğunu belirtmiştir.

5 Kasım 1996 tarihinde, Aslanapa Cumhuriyet Savcılığı, F. Volkan Kanak hakkında ihzar müzekkeresi düzenlenmiştir. Aynı gün, Aslanapa ilçe Jandarma Komutanlığı F. Volkan Kanak'ın Gönen sağlık ocağında görevli olduğuna dair Aslanapa Cumhuriyet Savcılığına bilgi vermiştir.

15 Kasım 1996 tarihinde, Karşıyaka Cumhuriyet Savcılığı, Yzb. Cemal Vural'ın şoförü Tufan Sarısu'yu dinlemiştir.

20 Kasım 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Gönen ve Zonguldak Cumhuriyet Savcılıklarından sırasıyla F. Volkan Kanak'ın ve Cemal Vural'ın ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

25 Kasım 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, 12 Ağustos 1996 tarihli ifadelerini yineleyen Orhan ve İdan Denli'nin ifadelerine tekrardan başvurmuştur.

29 Kasım 1996 tarihinde, Zonguldak Cumhuriyet Savcılığı, Cemal Vural hakkında ihzar müzekkeresi düzenlemiştir.

5 Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Orhan Denli aleyhinde yürütülen soruşturmalar ve şahsın ifadesine göre yakalanan kişilerin isimleri hakkında bilgi verilmesini istemiştir.

13 Aralık 1996 tarihinde Zonguldak Cumhuriyet Savcısına ifade veren Cemal Vural, İ.E.'nin isminin iki itirafçı tarafından verildiğini, uzunca bir süre bulunamadığı için hakkında herhangi bir tahkikat başlatılamadığını, 10 Temmuz 1996 tarihinde yakalandığını öğrenince Orhan Denli'den aleyhinde tanıklık yapması istediğini ancak intikam korkusu nedeniyle kabul etmediğini, delil yetersizliğinden dolayı telefonla arayan nöbetçi subayına İ.E'nin serbest bırakılmasına dair emir verdiğini, ertesi gün İ.E.'nin kaybolduğunu öğrendiğini ve Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine jandarmanın, personelin ve olayla ilgili diğer şahısların ifadelerine başvurduğunu dile getirmiştir.

Nöbetçi Subay F.Volkan Kanak, 20 Aralık 1996 tarihinde Gönen Cumhuriyet Savcılığına vermiş olduğu ifadede 17 Temmuz 1996 tarihli ifadesini yinelemiş, Yzb. Cemal Vural'ın Tepebağ Jandarma Karakoluna saat 21.45 sularında yanında yakınları olduğundan şüphe duyulmayan iki kişiyle birlikte Î.E.'yi almaya geldiğini, jandarma karakolunun çıkışında Yzb. Cemal Vural'ın getirdiği 35 [kısım] kayıt no'lu araçla adı geçeni götürdüğünü belirtmiştir. Adı geçenler Kocatepe köyünün yolunu tutmuşlardır. Yüzbaşı, İ.E.'nin serbest bırakılmasının ardından on beş dakika sonra jandarma karakolundan ayrılarak ters istikamette yol almıştır. Nöbetçi subay, İ.E.'nin ifadesinin aynı yüzbaşı tarafından alındığını ifade etmiştir.

4 Şubat 1997'de İskenderun Cumhuriyet Başsavcısı, Tepebağ Jandarma Karakol Komutanı Ender Akalın'in ifadesine başvurmuş, anılan kişi 17 Temmuz 1996 tarihli ifadesini tekrarlamıştır.

21 Mayıs 1997 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı, Zonguldak Cumhuriyet Savcılığından, çelişkili ifadeleri nedeniyle Cemal Vural'ın ifadesinin yeniden alınmasını talep etmiştir.

26 Mayıs 1997'de Derik Jandarma Komutanlığı, Cumhuriyet Savcısına Tepebağ Jandarma Karakolunun nöbet mahallinin karakol giriş çıkışlarının yer aldığı ayrıntılı krokiyi iletmiştir.

Zonguldak Cumhuriyet Savcısı tarafından 17 Temmuz 1997 tarihinde yeniden ifadesine başvurulan Cemal Vural, Orhan Denli'nin itirafta bulunduğu ifadesine dayalı olarak tutuklananlar arasında İ.E.'nin de yer aldığını belirterek, bu ifade ile İ.E.'nin ifadesi arasında önemli bir sayıda kişinin tutuklandığını, yeterli delilin bulunmaması ve bir kaza nedeniyle yaklaşık yedi ay boyunca birçoğu hakkında bilgi elde edilemediğini eklemektedir. Cemal Vural olayların meydana geldiği sıradaki yoğun aktiviteler nedeniyle Tepebağ Jandarma Karakoluna günde pek çok kişinin geldiğim fakat 10 Temmuz 1997'de saat 21.45 sularında kimin geldiğini hatırlamadığını dile getirerek Tepebağ Jandarma Karakoluna 35 [kısım] kayıt no'lu araçla hiçbir zaman gitmediğini iddia etmiştir. Ayrıca İ.E.'nin saat 21.45'te salıverilmesiyle ilgili olarak Tepebağ Jandarma Karakolunun ıssız bir yerde bulunmadığını, geç bir saatte mezkur kişinin dışarıda olmasının hiçbir tehlikesi bulunmadığının altım çizmiştir.

6 Ekim 1997'de Cumhuriyet Savcısı, Eskişehir ve Erzurum Cumhuriyet Savcılıklarından jandarma eri Hakan Özaydın'ın ve Yalçın Akdoğan'ın ifadelerinin alınmasını talep etmiştir.

22 Ekim 1997 tarihinde Erzurum Cumhuriyet Savcısı Yalçın Akdoğan hakkında ihzar müzekkeresi çıkarmıştır.

10 Kasım 1997'de hazırlanan tutanakta Yalçın Akdoğan'ın tüm aramalara karşın bulunamadığı belirtilmiştir.

24 Kasım 1997 tarihinde, Bandırma Cumhuriyet Savcılığı, Hakan Özaydın hakkında ihzar müzekkeresi düzenlemiştir.

l Aralık 1997 tarihinde cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınan Hakan Özaydın, 7 Ağustos 1996 tarihinde aynı cumhuriyet savcısına vermiş olduğu bir önceki ifadeyi yinelemiştir.

15 Ocak 1998 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, gözaltı tutanaklarını, serbest bırakılma zaptı, görgü tanıkları ifadelerini dikkate alarak, başvuran ve Salim Efe'nin şikayeti hakkında takipsizlik kararı vermiştir. Ayrıca, şikayetçilerin iddialarını desteklemek amacıyla herhangi bir kanıt sunmadıklarını vurgulamıştır.

Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Derik İlçe Jandarma Komutanlığından söz konusu karan şikayetçilere tebliğ etmesini istemiştir.
19 ve 24 Şubat 1998 tarihlerinde, jandarma takipsizlik kararını Salim Efe ve başvurana bildirmiştir.

5 Mart 1998 tarihinde, Derik İlçe Jandarma Komutanlığı, ilgili tebligatı Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.

Başvuranın temsilcisi, başvurana herhangi bir tebligat yapılmadığı gerekçesiyle ağır ceza mahkemesinde temyiz yolunu tüketme imkanı bulamadığını ileri sürmüştür.

ŞİKAYETLER

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 2. maddesine atıfta bulunan başvuran, eşinin gözaltı sırasında kaybolduğunu ve bunun yerel makamlar tarafından inkar edildiğini iddia ederek Türkiye'nin Güneydoğu Bölgesinde nedeni anlaşılamayan bir çok ölüm vakasının meydana geldiğini ve eşinin ölümünden güvenlik mensuplarının (jandarma ve köy korucusu) sorumlu olduklarını ileri sürmüştür.

HUKUKA DAİR

Başvuran, eşinin gözaltı sırasında kaybolduğunu iddia ederek AİHS'nin 2. maddesine göndermede bulunmuştur.

A. Hükümet'in ön itirazlarına ilişkin

Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin ön itirazım dile getirmiştir. Hükümet, başvuranın Derik Cumhuriyet Savcılığında devam eden tahkikata rağmen AİHM'ne müracaat ettiğini ve kendisine 19 Şubat 1998 tarihinde tebliğ edilen 15 Ocak 1998 tarihli takipsizlik kararına itirazda bulunmadığını vurgulamıştır.

Başvuran, Hükümet'in iddialarını reddederek yerel makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın etkili ve yeterli olmadığını ifade ederek bu konuda takipsizlik kararma atıfta bulunmuştur.

Bu bağlamda, AİHM, Hükümet'in söz konusu koşullan yerine getirdiği farz edilse dahi aşağıda belirtilen gerekçelerden dolayı Hükümet'in itirazının incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.

B. Esas hakkında

Hükümet, başvuranın iddialarının temelden yoksun olduğunu ve dosyada İ.E.'nin kaybolmasında emniyet güçlerinin bir rolü bulunduğuna ilişkin herhangi bir unsurun bulunmadığını savunmuştur.

Açılan tahkikat hakkında, Hükümet, ilgili makamların soruşturmayı titizlikle ve yerinde yürüttüklerini ve talep edilen önlemlerin tümünü ivedilikle ve etkili biçimde aldıklarını belirtmiştir. Kaybolma koşullarına ışık tutacak şüpheli herkesin ifadelerine başvurulmuştur.

Hükümet, açılan soruşturma sonucunda güvenlik güçlerinin herhangi bir kusuru bulunmadığını ve makamların gerekli soruşturmayı başlattıkları göz önüne alındığında herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığını ifade etmiştir.

1. İsa Efe 'nin kaybolmasına ilişkin AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin Sözleşme'nin önemli maddelerinden biri olduğunu ve AİHS'nin 3. maddesiyle birlikte Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumun temel değerlerinden birini teşkil ettiğim yinelemektedir (Bkz, Çakıcı-Türkiye kararı, n: 29178/95, §§ 67-71) ve Finucane -İngiltere kararı, n: 29178/95, §§67-71). AİHS'nin 2. maddesi tarafından sağlanan güvencenin önemine dikkat çeken AİHM, yaşam hakkına ilişkin şikayetlerin belirli bir titizlikle incelenerek değerlendirmede bulunulması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz, 18 Temmuz 2000 tarihli Ekinci-Türkiye kararı, n: 25625/94, § 70).

AİHM, tarafların dile getirmiş oldukları olayların benzerlik gösterdiğini ancak sonuçlan itibariyle tarafların görüşlerinin AİHS'nin

2. maddesine göre farklılık gösterdiğini vurgulamıştır.

AİHM, dava dosyasında bulunan ve özellikle tarafların sunmuş oldukları görüşler ve yürütülen soruşturmalar hakkında Hükümet'in iletmiş olduğu belgeler ışığında, söz konusu davayı inceleyecektir. Kanıtları değerlendirmek amacıyla AİHM, "makul şüpheye yer bırakmayan" kanıtların kriterlerini kullanacaktır (Bkz, mutatis mutandis, 18 Ocak 1978 tarihli İrlanda-İngiltere kararı, §§ 160-161). Bununla birlikte, buna benzer kanıt, bağlantılı, belirgin ve yeteri kadar önemli olan çürütülemezlik karinesi veya birkaç delilden oluşabilir (Bkz, 14 Şubat 2002 tarihli Abdurrahman Orak-Türkiye kararı, n: 31889/96, § 69). Ayrıca, kanıtların temini sırasında tarafların tutumlarının da göz önüne alınması gerekmektedir. (Bkz, Sabuktekin-Türkiye kararı, n: 27243/95, § 93).

Buna karşın, AİHM, söz konusu olayların, o dönemde Türkiye'nin güneydoğusunda olağanüstü hal bölgesi kapsamında yer alan Mardin Derik'te meydana geldiğini tespit etmektedir. AİHM, İ.E. ile birlikte gözaltında bulunan kişilerin ve jandarmanın ifadelerine, serbest bırakılma zaptına ve gözaltı tutanaklarına göre İ.E.'nin 9 Temmuz 1996 tarihinde saat 20.00 civarında gözaltına alındığını ve ertesi gün saat 22.00 civarında serbest bırakıldığını tespit etmektedir.
Başvuranın iddialarına göre eşi emniyet güçleri tarafından veya emri ile öldürülmüştür. Bu bağlamda, AİHM, söz edilen iddiaların hiçbir şekilde tanık ifadeleri veya farklı kanıt unsurları ile desteklenmediğini vurgulamaktadır.


Bu koşullarda, AİHM, İ.E.'nin kaybolma olayına köy korucularının veya emniyet güçlerinin iştirak ettiklerine dair iddiaların varsayımdan ve spekülasyondan ibaret olduğu ve eldeki mevcut delillerin böyle bir sonuca varmak için yeterli olmadığı görüşündedir.

2. Yürütülen tahkikatların nitelikleri hakkında AİHM, yaşama hakkını koruma altına alan AİHS'nin 2. maddesinin, başlıca hükümlerden biri olduğunu ve 3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini koruma altına alındığını, ölümle sonuçlanan olayın ardından etkili bir soruşturma yürütülmesi gerektiğini hatırlatmakta ve (Bkz. mutadis tnutandis, 27 Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere seri:A no:324 s. 49, § 161, ve 19 Şubat 1998 tarihli Kaya-Türkiye kararı 1998-1, s.329, § 105) kararlarına atıfta bulunmaktadır.

AİHM, sözleşmeci devlete düşen sorumluluğun, sadece, öldürme fiilinin bir devlet görevlisi tarafından gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hallerle sınırlı olmadığını vurgulamakta, Sözleşmenin 2. maddesi bağlamında etkili bir soruşturma yapma sorumluluğunu hatırlatmaktadır (Bkz. mutadis mutandis, 28 Temmuz 1998 tarihli Ergi- Türkiye kararı, § 82, 2 Eylül 1998 tarihli Yasa-Türkiye kararı, § 100, Hugh Jordan-İngiltere kararı, n: 24746/94, §§ 107-109 ve yukarıda anılan Sabuktekin kararı,, § 98).

AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği üzerine Hükümetten talep ettiği olayların seyrini içeren dava dosyasının iletildiğini ifade etmektedir (Bkz. 45, 57, 59. paragraflar).

İ.E.'nin akıbeti hakkında Salim Efe tarafından 15 Temmuz 1996 tarihinde yapılan başvuruyu müteakiben Derik Cumhuriyet Savcılığı Derik İlçe Jandarma Komutanından bilgi istemiştir. 22 Temmuz 1996 tarihinde başvuranın şikayetlerinden haberdar olan Derik Cumhuriyet Savcısı, İ.E.'nin yakınlarının ve aynı karakolda gözaltına alınan kişilerin ve olayla ilgisi olan jandarma subay ve erlerinin ifadelerini almıştır. Gözaltı tutanakları, serbest bırakma zaptı ve gözaltı sonunda düzenlenen sağlık raporlarına göre İ.E.'nin 9 Temmuz 1996 tarihinde yakalandığı ve ertesi gün saat 22.00 civarında serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Buna karşın, AİHM, İ.E.'nin serbest bırakıldığı sırada bir araca bindiğine dair ifadelerin farklılık gösterdiğini ve bu konuda başvuranın ve yakınlarının iddialarının tahmin ve söylentiler üzerine kurulduğu gibi kesin bilgilere dayanmadığını bildirmektedir. Bu iddialar açısından, nöbetçi subayı F. Volkan Kanak'ın ifadeleri hakkında AİHM, Yzb. Cemal Vural ve İ.E.'nin serbest bırakıldığı nizamiye kapısındaki nöbetçi jandarmanın ifadelerine tekrar başvurmuştur.
AİHM, davanın mevcut koşulları, Hükümetin yürüttüğü soruşturmaya yönelik mahkemeye sunulan unsurlar ve deliller ışığında Hükümet yetkililerinin başvuranın eşinin ölüme dönük sürdürdüğü incelemelerde ve katil veya katillerin kimliklerinin tespit edilmesinde etkisiz ve pasif kaldığına dair bir sonuç çıkarılamadığını dile getirmiştir.

Mahkemeye sunulan deliller ve davanın koşullan göz önüne alındığında, AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin karar verebilmek için koşulların yeterince olgunlaşmadığını ifade etmekte ve buna istinaden, AİHS'nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca başvurunun reddedilmesi gerektiğini kaydetmektedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, AİHM oybirliğiyle

Başvuruyu kabuledilemez bulmuştur.


 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA