kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
SELÇUK YILDIRIM / TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

SELÇUK YILDIRIM / TÜRKİYE DAVASI

(30451/96)

Strazburg

25 Eylül 2001

USULİ İŞLEMLER

1. Davanın nedeni, Türk vatandaşı Selçuk Yıldırım'ın ("başvuran"), 23 Haziran 1996 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 30451/96).

2. Başvuranı Ankara'da faaliyet gösteren avukat Oya Ersoy Ataman temsil etmiştir. Bu davaya yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.

3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının "makul sürede" sonuçlanmadığını ve tarafsız ve bağımsız olmayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından yargılandığı için adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Ayrıca, polise baskı altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkum edildiğini öne sürmektedir.

4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü yürürlüğe girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme'ye gönderilmiştir.

5. Başvuru, Mahkeme'nin Birinci Kısmına verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu bölüm içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi), İçtüzüğün 26§1 maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi temsil eden Sn. Yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun üzerine Hükümet Sn. Feyyaz Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine ad hoc yargıç olarak atamıştır (Sözleşme'nin 27§2 ve İçtüzüğün 29§1 maddeleri).

6. 11 Ocak 2000 tarihli bir kararla, Daire, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkıyla ilgili şikayetlerini kabuledilebilir ve şikayetlerin geri kalanını ise kabuledilemez bulmuştur.

7. Gerek başvuran gerekse de Hükümet esaslara ilişkin olarak görüş bildirmişlerdir (İçtüzük 59/1).

OLAYLAR

I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR

• Başvuranın yakalanması ve tutuklanması

8. 6 Şubat 1981 tarihinde, polis memurları, başvuranı Nevşehir Avanos'ta yasadışı Dev-Yol örgütüne üye olduğu şüphesiyle tutuklamışlardır.

9. 7 Şubat 1981 tarihinde başvuran Ankara'ya götürülmüştür.

10. 26 şubat 1981 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde yapılan sorgulamasında başvuran Dev-Yol'a üye olduğunu ve yasadışı gösterilerde yeraldığını kabul etmiştir.Ayrıca örgüt elemanlarının kullanımı için saklı silah bulundurduğunu ve birçok polis memurunun öldürülme olaylarına karıştığını itiraf etmiştir. Bu ifadenin ışığında polis memurları boş bir arazide saklanan silahları tespit emişlerdir.

11. 2 Nisan 1981 tarihinde başvuran Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından sorgulanmış ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.

12. 7 Nisan 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama

13. 26 Şubat 1982 tarihinde, Askeri Savcı, başvuran ve diğer 722 davalı hakkındaki iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk anayasal düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı silahlı örgüt Dev-Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Başvuran, M.T. ve A.Y. isimli polis memurlarının öldürülmesi, evlere ateş açılması ve yasadışı silahlı bir örgüte karşı girişilen silahlı çatışmaya katılmak gibi birçok suçlarla itham edilmiştir. Savcılık, Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü uyarınca ölüm cezası talep etmiştir.

14. 19 Temmuz 1989 tarihinde, iki sivil bir askeri yargıçla bir subaydan oluşan Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranı Dev-Yol üyesi olduğu için suçlu bularak ölüm cezasına çarptırmış ancak TCK'nun 146/1 maddesi uyarınca verilen cezayı müebbet hapis cezasına çevirmiştir. Mahkeme başvuranı sürekli olarak bir mesleği icra etmekten men ederek adli vesayet altına koymuştur.

C. Temyiz İşlemleri

15. Başvuranın cezası 15 yılı geçtiği için, karar kendiliğinden Askeri Yargıtay tarafından temyiz olunmuştur.

16. Başvuran, 22 Temmuz 1991 tarihinde şartlı tahliye edilmiştir.

17. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'a gönderilmiştir.

18. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay başvuranın mahkumiyetini onamıştır.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

A. Ceza Hukuku

19. Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü aşağıdaki gibidir:

" Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahküm olur."

B. Sıkıyönetim Mahkemeleri

20. Yargı organlarının tabi oldukları hükümler aşağıdaki gibidir:

1.Anayasa

madde 138 §§ 1 ve 2

"Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz."

Madde 139 § 1

"Hakimler... azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz"

Madde 145

"Askeri mahkemeler.... asker kişilerin aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

Askeri mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; Kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli yargı hakim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askeri hakimlerin özlük işleri, görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hakimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir."

2. Sıkıyönetim Kanunu (13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Kanun)

Madde 11 § 1

"Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur..."

Madde 11 § 4

"Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hakim ve askeri savcılar Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından tesbit edilecek adaylar arasından Genelkurmay Başkanının görüşü alınarak usulüne göre atanır."

Madde 11 § 6

"Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerine yeteri kadar subay üye Genelkurmay Başkanının teklifi üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır."
3. Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu (26 Ekim 1963 Tarih ve 353 Sayılı Kanun)

Madde 4

"Askeri mahkemelerin, subay üyeleri ile yedekleri, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurum mensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilir."

4. Askeri Hakimler Kanunu (26 Ekim 1963 tarih ve 357 sayılı Kanun)

Madde 12

"Askeri hakim subayların rütbe terfii, rütbe kıdemliliği, kademe ilerlemesi yapmalarını temin edecek yeterlilikleri sicil ile saptanır."

A) Sicil belgeleri; general-amiral sicil belgesi, Subay (asteğmen-albay) sicil belgesi ve mesleki sicil belgesi olmak üzere üç çeşittir.

B) Subay sicil belgesini düzenlemeye ve sicil vermeye yetkili idari sicil üstleri:

Birinci sicil üstü: Sicili düzenlenecek askeri hakim subayın kuruluş bağlantısına göre nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri kurum amiri.

İkinci sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre birinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan komutan veya amir durumundaki.

Üçüncü sicil üstü: Kuruluş bağlantısına göre ikinci sicil üstünün bir üst görev yerinde bulunan komutan veya amir durumundaki subay".

Madde 29

"Askeri Hakim subaylar hakkında Milli Savunma Bakanı tarafından, savunmaları aldırılarak, aşağıda açıklanan disiplin cezaları verilebilir:

-Yazılı uyarı...;

-Kınama..."

HUKUK

I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

21. Başvuran, kendisine, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı tanınmadığı için Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini öne sürmektedir. Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:

"Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini istemek hakkına sahiptir ."

A. Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi

22. Mahkeme, Sözleşme'ye ek 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girmesi karşısında bu başvuru bakımından ratione temporis yetkisiyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını gözlemlemektedir.

23. Mahkeme, bu bağlamda, 1 Kasım 1998 tarihinde, 11 No'lu Protokol'ün yürürlüğe girmesiyle, bu dava gibi (bkz. yukarıdaki prg. 4) Komisyon önünde görülmekte olan ama henüz kabuledilebilir bulunmamış olan davaların anılan Protokol'deki hükümler uyarınca Mahkeme'nin incelemesine tabi olduğu hususuna dikkat çeker. Protokol'ün 5/2 maddesinin geçici bir düzenlemenin parçası olarak, davaların eski Komisyon tarafından incelenmesini sağlama amacı gözönünde bulundurulduğunda, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisi, davalı Devlet'in bireysel başvuru hakkını tanıdığı tarihe göre belirlenecektir.

24. Dolayısıyla, eski Mahkeme'nin, 25 Mart 1996 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında (Hüküm ve Karar Raporları, 1996-II, s.410-411, §§ 26-28) ratione temporis yetkisinin, davalı Devlet'in Mahkeme'nin yetkisini kabul ettiği 22 Ocak 1990'dan itibaren başladığı sonucuna götüren mülahazalar, mahkemenin yetkisini, bu tarihten itibaren meydana gelen olay ve olgularla sınırlandırmak amacıyla öne sürülemez (bkz. Cankoçak-Türkiye, başvuru no. 25182/94 ve 26956/95, § 26 AİHM 2001-...).

Mahkeme bu sonucun tartışılmadığına dikkat çeker.

B. Şikayetlerin Esasları

1. Yargılamanın Uzunluğu

(a) Dikkate alınacak dönem

25. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 6 Şubat 1981 tarihinde başlayıp, Yargıtay'ın, başvuranın mahkumiyetini onadığı 27 Aralık 1995 tarihinde de bittiğine dikkat çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması ondört yıl on ay sürmüştür.

Bununla birlikte Mahkeme, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin bildirimde bulunduğu 28 Ocak 1987 tarihinden beri geçen sekiz yıl onbir aylık dönemi inceleyebilmektedir (bkz. üstte 23. paragraf). Yine de Mahkeme, üstte anılan bildirimin yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak zorundadır. (bkz. üstte anılan Cankoçak Kararı, prg. 25). Söz konusu tarihte, yargılama beş yıl onbir aydır sürmekteydi.

(b) Yargılama süresinin makuliyeti

B. İddia konusu sürenin makuliyeti, dava koşullarının ışığında ve Mahkeme içtihatlarıyla oluşturulan özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin davranışları gibi kriterler göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir (bkz. üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu kararı, s.411, § 32).

26. Hükümet, davanın karmaşıklığını ve başvurana yöneltilen suçlamaların niteliğini vurgulamıştır. Yine Hükümet, başvurana yirmiden fazla suçla ilgili suçlama yöneltildiğine ve cinayet ve bombalama suçlarından mahkum olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkeme, başvuranın da aralarında bulunduğu 723 davalının yargılandığı davayı incelemek zorunda idi. Yetkililer, başvuranında mensubu olduğu terörist şebekenin kapsamını ve eylemlerini belirleyebilmek için zamana ihtiyaç duymuşlardır. Sıkıyönetim Mahkemesi, hızlandırıcı bir usul izlemiş ve yargılamayı hızlandırmak için gerekli her türlü çabayı göstermiştir. Haftada üç kere olmak üzere beş yüzden fazla duruşma yapmıştır. Savcı, iddianamesini hazırlayabilmek için ikibin sayfadan fazla tutan savunmaları incelemek zorunda kalmıştır. Dava dosyası yaklaşık bin klasörden fazla olup, sadece kararın özeti 264 sayfa kadar tutmuştur.

Kısaca, Hükümet, bu etkenlerin yargılamanın uzunluğunu açıkladığını ve yargısal makamlara ihmal ya da gecikmenin isnat edilemeyeceğini iddia etmiştir.

27. Başvuran cevaben on yıl tutuklu olarak yargılandığını ve mahkemelerin davasıyla ilgili nihai bir karara varamadıklarını belirtmiştir. Bu bağlamda başvuran, gecikmenin sorumluluğunun hükümete bağlanabileceğine işaret etmiştir. Başvuran Sıkıyönetim Mahkemesi'nin nihai kararından beş yıl sonra yargılama yetkisinin Yargıtay'a geçtiğine ve Yargıtay'ın da kesin karar vermesinin bir yıl aldığına dikkat çekmektedir. Dolayısıyla başvuran, yargılamada altı yıl gibi önemli bir gecikmenin meydana geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, başvuranın görüşüne göre, davanın karmaşıklığı ve davalıların sayısının fazlalığı 15 yıl kadar süren bir yargılamayı mazur gösteremez. Bu bağlamda başvuran, Devlet'in davaya bakmak üzere yeteri kadar hakim atamak zorunda olduğunu iddia etmiştir.

28. Mahkeme, davalıların sayılarının çokluğu, suçlamaların ciddiliği ve mahkemenin büyük çaplı bir davaya bakarken karşılaştığı zorluklar nedeniyle sözkonusu davanın karmaşık bir dava olduğuna ilişkin hükümet görüşüne katılmaktadır. Fakat, dava mevcut sorunların karmaşıklığı bakımından açıklanamayacağı için Mahkeme, davayı başvuranın ve ulusal mercilerin davranışları çerçevesinde inceleyecektir (bkz. Üstte 26. paragraf).

29. Bu bağlamda, davalı Hükümet'in yargılamanın herhangi bir aşamasında başvuranın davranışlarıyla ilgili bir eleştiride bulunmadığına dikkat çekilmelidir. Mahkeme, yargılamanın uzunluğunun sadece, yerel mahkemelerin davayı dikkatli bir biçimde incelememesiyle açıklanabileceğini tekrarlar (bkz. Cankoçak Kararı, §32).

30. Bu bağlamda Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemesi'nin yaklaşık 8 yıl 5 aylık bir sürede karar verebildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay'ın temyiz incelemesi de 4 yıldan fazla sürmüştür. Ayrıca, Yargıtay davanın kendisine geçmesinden yaklaşık 2 yıl sonra, 27 Aralık 1995 tarihinde karar vermiştir. Mahkeme, nihai kararın verilmesinin, davanın karmaşıklığı nedeniyle geciktiğine ilişkin Hükümet iddiasını tartışmamaktadır. Ayrıca Mahkeme, dava yetkisinin askeri mahkemelerden sivil mahkemelere geçmesiyle sonuçlanan yasal değişikliklerin de geciktirici etkenler olarak davanın uzamasına katkıda bulunduğunu gözlemlemektedir.

31. Bununla birlikte Mahkeme, daha önce birçok sefer vurguladığı gibi, Sözleşme'nin 6/1 maddesinin, Sözleşmeci Devletler'e yargısal düzenlerini, davaları makul bir sürede görme yükümlülüğü de dahil olmak üzere, kendi mahkemelerinin yükümlülüklerini yerine getirebilecekleri bir şekilde düzenleme görevi verdiğini tekrarlar ( Pelissier and Sassi-Fransa [GC], s.301, §74, no. 25444/94, ECHR 1999-II). Dolayısıyla, başvurana karşı yürütülen cezai kovuşturmanın uzamasının sorumluluğu ulusal makamlara atfedilmelidir. Bu nedenle Mahkeme, ceza yargılamasının uzun sürmesinin "makul süre" yükümlülüğünün yerine getirilmemesine yol açtığı sonucuna varmıştır.

32. Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.

2. Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı

(a) Tarafların İddiaları

(i) Başvuran

33. Başvurana göre, kendisini yargılayan Sıkıyönetim Mahkemesi, Sözleşme'nin 6/1 maddesi anlamında "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" olarak görülemez çünkü anılan mahkemede bulunan beş üyeden ikisi askeri yargıç biri de subaydır. Askeri yargıçlar ordunun hizmetindeki subaylar olup, idareden emir almaktadırlar. Bu üyeler ordu disiplinine tabidir ve kendileri hakkında sicil raporları düzenlenmektedir. Hukuk eğitimi almamış olan subay üye ise sıkıyönetim komutanına karşı sorumludur.

(ii) Hükümet

34. Hükümet, sözkonusu dönemde sıkıyönetim mahkemelerinde iki askeri yargıcın yanısıra, yargısal bağımsızlıkları ve dokunulmazlıkları Anayasal güvence altında bulunan iki de sivil yargıcın bulunduğunu ifade etmiştir. Subay üyenin tek görevi ise duruşmanın düzenini sağlamak olup hiçbir yargısal yetkisi bulunmamaktadır. Hükümet'e göre, Sıkıyönetim Mahkemeleri'ndeki askeri yargıçların atama ve sicil usulü ve yargısal görevlerini ifa ederken sahip oldukları güvenceler Mahkeme'nin konuyla ilgili içtihatlarıyla tespit edilmiş kriterlere tamamıyle uymaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Mahkemeden, başvuranın "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme" tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmasını talep etmiştir.

(b) Mahkemenin değerlendirmesi

35. Mahkeme, 8 Aralık 1994 tarihli Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye kararında, (bkz. 15530/89 ve 15531/89 no'lu başvurular, Raporlar 1996-II, s.422-425, prg. 87-110) Komisyon'un, işbu davada Hükümet tarafından dile getirilen iddialara benzer iddiaları ele almak zorunda kaldığına dikkat çeker. Sözleşme'nin 31. maddesi uyarınca hazırladığı raporda, Komisyon, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin yapısını ve işleyişini düzenleyen yasal kuralların bu mahkemelerin bağımsızlıklarıyla özellikle de askeri yargıç üyelerinin atanma ve sicil usulleri konusunda çok sayıda sorun ortaya çıkardığına dikkat çekmiştir. Komisyon, sözkonusu mahkemelerde bulunan subay üyenin hiyerarşik olarak sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanına bağlı olması nedeniyle askeri makamlardan vis a vis bağımsız olmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle Komisyon, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemesi'nin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili olarak dile getirdiği endişelerin nesnel bir biçimde haklı olduğunu ve Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini ifade etmiştir.

36. Bu bağlamda, ratione temporis yetkisi dışında kaldığı için eski Mahkeme'nin başvuranın Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin bağımsızlık ve tarafsızlığıyla ilgili şikayetlerini inceleyemediğini belirtmek gerekir (bkz. üstte anılan Mitap ve Müftüoğlu kararı, s. 410, § 27). Fakat, Mahkeme'nin ratione temporis yetkisiyle ilgili olarak üstte varılan sonuç göz önünde tutularak (bkz. üstteki 23. paragraf), bu sorun artık Mahkeme tarafından incelenmelidir.

37. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 maddesi bakımından bir mahkemenin "bağımsız" olup olmadığı incelenirken, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri, dıştan gelecek baskılara karşı mevcut güvencelerin olup olmadığı ve bir bağımsızlık görüntüsü verip vermediğine bakılması gerektiğini tekrarlar (bkz. 25 Şubat 1997 tarihli Findlay-İngiltere Kararı, Raporlar 1997-I, s.281, § 73).

38. Mahkeme, Sözleşme'nin 6/1 hükmü bakımından "tarafsızlığın" mevcudiyetinin, öznel bir sınamaya yani belli bir olayda belli bir yargıcın kişisel kanı ve davranışlarına ve nesnel bir sınamaya yani hiçbir şüpheye mahal vermeksizin yargıca yeterli güvence verilip verilmediğine bakılarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatır. (bkz. 22 Şubat 1996 tarihli Bulut Avusturya Kararı, Raporlar 1996-II, s. 356, prg. 31, ve 10 Haziran 1996 tarihli Thomann İsviçre Kararı, Raporlar 1996- III), s.815, prg.30). Mahkeme huzurunda sadece ikinci sınamanın sözkonusu olduğu gerçeğine ile ilgili olarak bir itirazda bulunulmamıştır.

39. Bu davada bağımsızlık ve tarafsızlık sorunlarını birbirinden ayırmak zor gözükmektedir; çünkü başvuran tarafından mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak öne sürülen iddialar aynı olgusal mülahazalara dayanmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme her iki sorunu da birlikte inceleyecektir. (bkz. 22 Haziran 1989 tarihli Langborger İsviçre Kararı, Dizi A, no 155, s. 16, prg. 32).

40. Mahkeme, Türk Anayasası'nın 145. Maddesi ve 13 Mayıs 1971 tarihli 1402 Sayılı Kanun'un, Sıkıyönetim Mahkemelerinin yasal çerçevesini ve işleyişini düzenlediğine dikkat çekmiştir. (bkz. üstte 20. paragraf). Bu mahkemeler iki sivil, iki askeri yargıç ve bir de subay üyeden oluşmaktadır.
Mahkeme, bu bağlamda, iki sivil yargıcın tarafsızlığının ve bağımsızlığının, her iki tarafça da tartışılmadığını gözlemlemektedir. Bundan dolayı Mahkeme, sadece Sıkıyönetim Mahkemesi heyetindeki askeri yargıç ve subay üyelerin durumunu inceleyecektir.

41. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemelerindeki askeri yargıçların Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu kuvvet komutanlığının Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet İşleri Başkanından oluşan kurul tarafından seçildiğine dikkat çeker. Bu şekilde seçilen yargıçlar, Genel Kurmay Başkanı'nın görüşü alınarak Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nca imzalanan üçlü kararnameyle atanır.

Subay üye ise, bu davada bir kıdemli Albay, Genelkurmay Başkanının teklifi üzerine askeri hakim subayların tayini usulüne göre atanır. Subay üye, bir yılın dolması üzerine görevden alınabilir (bkz. üstte para. 20).

42. Sıkıyönetim Mahkemesi üyelerini dıştan gelecek baskılara karşı koruyan güvencelerin mevcudiyetiyle ilgili olarak, Mahkeme, askeri yargıçların sivil meslektaşlarıyla aynı mesleki eğitimi aldıklarına dikkat çeker. Ayrıca, askeri yargıçlar sivil yargıçlarla aynı anayasal güvencelerden de yararlanmaktadır. Sıkıyönetim Mahkemesi üyesi oldukları süre boyunca görevden alınamayacakları gibi, rızaları olmaksızın emekliliğe de sevk edilemezler. Anayasa'ya göre, yargıçlar bağımsız olmalıdır ve görevlerini yerine getirirlerken hiçbir makam kendilerine talimat veremez. (bkz. 9 Haziran 1998 tarihli Incal/Türkiye Kararı, Raporlar, 1998 -IV, s. 1571, prg. 67, ve 28 Ekim 1998 tarihli Çıraklar/Türkiye Kararı, Raporlar 1998-VIII, s. 3073, prg. 39).

43. Bununla birlikte, askeri yargıçların statülerinin diğer yönleri, bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları hakkında soru işaretleri uyandırmaktadır. Birincisi, askeri yargıçlar, yürütmenin emrindeki orduya tabidirler. İkincisi, başvuranın da haklı olarak işaret ettiği gibi, askeri hakimler, askeri disiplin ve sicil değerlendirmesine tabidirler. Dolayısıyla, terfi etmek için hem idari hem de yargısal üslerinin olumlu sicil notuna ihtiyaç duymaktadırlar. (bkz. Komisyon'un Mitap ve Müftüoğlu/Türkiye Kararı, prg.104). Son olarak, atanmalarıyla ilgili kararlar, idari makamlar ve ordu tarafından alınmaktadır.

Sıkıyönetim Mahkemesi heyetinde bulunan subay üye konusunda ise, Mahkeme, bu üyenin, ilgili sıkıyönetim ve/veya kolordu komutanının emir komutası altında olduğunu gözlemlemektedir. Subay üye hiçbir şekilde bu makamlardan bağımsız değildir.

44. Mahkeme, Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin Anayasal düzeni ve demokratik rejimi yıkmayı amaçlayan suçlarla ilgili davalara bakmak üzere kurulduğuna dikkat çeker. Olağanüstü yetkileri bulunan bu mahkemeler, silahlı kuvvetlerin, ülkenin "iç güvenliği"yle ilgilendiği ve bölge komutanlarının o bölgedeki şiddet eylemlerini bastırmak için polis yetkileri kullandığı sıkıyönetim süresince faaliyet göstermektedirler.

45. Bununla birlikte, Mahkeme'nin görevi, bu tür mahkemelerin bir Sözleşmeci Devlet'te kurulmasının gerekli olup olmadığını in abstracto olarak belirlemek ya da ilgili uygulamayı gözden geçirmek değil fakat, bu mahkemelerden herhangi birinin işleyişinin başvuranın adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil edip etmediğini belirlemektir (bkz. 24 Şubat 1993 tarihli Fey- Avusturya Kararı/ Dizi A, no 255-A, s. 12, prg.27 ve üstte anılan Incal Kararı, s. 1572, prg. 70).

46. Mahkeme'nin görüşüne göre, izlenimler bile önemli olabilir. Tehlikede olan, demokratik bir toplumda bulunan mahkemelerin, ceza yargılaması söz konusu olduğunda, halkta, daha da önemlisi sanıkta uyandırdığı güvendir (bkz. 24 Mayıs 1989 tarihli Hauschild/Danimarka Kararı/ Dizi A, no 154, s.21, prg. 48). Belli bir davada, bir mahkemenin bağımsızlığının ya da tarafsızlığıyla ilgili endişe duyulmasına ilişkin meşru bir sebebin olup olmadığının belirlenmesinde sanığın bakış açısı önemlidir ama belirleyici değildir. Belirleyici olan, sanığın şüphelerinin nesnel olarak makul bulunabilmesidir (bkz. 20 Mayıs 1998 tarihli Gautrin ve Diğerleri- Fransa Kararı, Raporlar 1998- III, s.1030-31, prg. 58 ve yukarıda anılan Incal Kararı, s.1573, prg. 71).

47. Bu bağlamda Mahkeme, bu davada olduğu gibi, bir mahkemenin üyeleri arasında, görevleri ve hizmet organizasyonları bakımından, taraflardan birinin hiyerarşisine tabi üyelerin bulunması durumunda, sanık şahısların bu üyelerin bağımsızlığına ilişkin makul şüpheler besleyebileceğini düşünmektedir. Bu tür bir durum demokratik bir toplumda uyanması gereken güveni etkileyecektir. (bkz. mutatis mutandis 22 Ekim 1984 tarihli Sramek/Avusturya Kararı, Dizi A, no 84, s.20, prg. 42) Ayrıca, Mahkeme, bir sivilin, kısmen de olsa, silahlı kuvvetler mensuplarından oluşan bir mahkemenin önüne çıkarılmak zorunda bırakılmasına büyük önem atfetmektedir (bkz. yukarıda anılan Incal Kararı, s.1573, prg. 72).

48. Öne sürülenler ışığında, Mahkeme, Devlet'in anayasal düzenini yıkmaya çalışmak suçlamasıyla Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanan başvuranın, iki askeri yargıç ve sıkıyönetim komutanına bağlı bir subay üyenin içinde bulunduğu bir heyet tarafından yargılanmasından dolayı haklı bir endişeye sahip olabileceğini düşünmektedir. Bağımsızlıkları ve tarafsızlıklarıyla ilgili herhangi bir şüphenin sözkonusu olmadığı iki sivil yargıcın da anılan mahkeme heyetinde bulunması bu bağlamda herhangi bir değişiklik oluşturmamaktadır (bkz. üstte anılan Langborger Kararı, s. 16, prg. 72).

49. Sonuç olarak, başvuranın Sıkıyönetim Mahkemelerinin bağımsızlık ve tarafsızlıklarıyla ilgili endişeleri nesnel olarak mazur görülebilir.

Dolayısıyla, Sözleşme'nin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.

II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

50. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder ."

A. Zarar

51. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 130,000 Fransız Frangı talep etmiştir. Bu bağlamda başvuran, ceza yargılamasının haksız bir biçimde uzadığına ve 10 yıl keyfi olarak hapis yattığına, maddi ve manevi zarara uğradığına ve uzun bir süre iş bulamadığına ilişkin iddialarına işaret etmiştir.

52. Hükümet, başvuranın iddialarıyla ilgili herhangi bir yorum yapmamıştır.

53. Mahkeme, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından yapılan yargılamayla ilgili ihlal bulgusunun tek başına başvurana manevi tazminat ödenmesi için yeterli olduğunu düşünmektedir.

Mahkeme, sadece yargılamanın uzunluğuyla ilgili Sözleşme ihlalinden dolayı da tazminat ödenebileceğini ve bunu da hesaba kattığını tekrarlar.(bkz. Cankoçak/ Türkiye Kararı, prg. 37)

54. Başvuranın yargılamasının toplam süresinin uzunluğunu dikkate alan Mahkeme, kendisinin belli bir sıkıntıya düştüğünü düşünmektedir. Hakkaniyet ilkesi temelinde kendisine 100,000 Fransız Frangı ödenmesine karar vermiştir.

B. Masraflar

55. Başvuran, bu başlık altında 45,000 Fransız Frangı talep etmiştir. Başvuran bu miktarın 15, 000 Franklık kısmının avukat masrafı, geri kalanının da diğer masrafları teşkil ettiğini öne sürmüştür.

56. Hükümet, bu başlık altında da herhangi bir görüş belirtmemiştir.

57. Hakkaniyet ilkesi temelinde ve içtihatlarıyla belirlenen ilkeleri göz önünde bulundurarak karar veren Mahkeme, (bkz. 27 Ağustos 1991 tarihli Demicoli Malta Kararı, Dizi A, no, 210, s. 20, prg. 49) yaptığı masraflar için başvurana 15,000 Fransız Frangı ödenmesinin makul olduğunu düşünmektedir.

C. Temürrüt Faizi

58. Mahkeme önündeki mevcut bilgilere göre, işbu kararın benimsendiği tarihte Fransa'daki yasal faiz oranı yıllık % 4,26'dır.

BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME,

1. Oybirliğiyle, ceza yargılamasının uzunluğu nedeniyle Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

2. Altıya karşı bir oyla başvuranın bağımsız ve tarafsız olmayan Sıkıyönetim Mahkemesi'nce yargılanmasından dolayı Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

3. Oybirliğiyle,

(a) Sözleşme'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların davalı Devlet tarafından başvurana ödenmesine,

(i) Manevi tazminat tutarı olarak 100,000 (yüzbin) Fransız Frangı;

(ii) Masraflar için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiyle birlikte, 15.000 (onbeşbin ) Fransız Frangı;

(b) üç aylık süre sonunda yapılan ödemeler için, ödeme tarihine kadar yıllık % 4,26 faiz uygulanmasına

4. Oybirliğiyle başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 25 Eylül 2001 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

Michael O'BOYLE Elisabeth PALM

Sekreter Başkan

Sözleşme'nin 45/2 ve Mahkeme içtüzüğünün 74/2 hükümleri uyarınca, Sn. Gölcüklü'nün muhalefet şerhi bu karara eklenmiştir.

YARGIÇ GÖLCÜKLÜNÜN KISMİ MUHALEFET ŞERHİ


(Çeviri)

Mahkeme huzurunda, Türkiye'deki sıkıyönetim mahkemelerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sorununun tartışıldığı bu davada (Sözleşmenin 6/1 Maddesi), oyumu bir ihlal olmadığı yönünde kullandım çünkü, çoğunluk kararının mantıksal sonucu yargısal sistemdeki her tür askeri mahkemenin yasaklanması olacaktır. Gerekçelerim aşağıdaki gibidir.

1. Bu davada çoğunluğun başlangıç noktası İncal-Türkiye kararıdır. ( 9 Haziran 1998, Hüküm ve Karar Raporları 1998 - IV, s.1573, prg. 72). Kanaatime göre, İncal davası bu davadan oldukça farklıdır.


İncal davası, iki sivil ve bir askeri yargıçtan oluşan sivil bir mahkemeyle yani Devlet Güvenlik Mahkemesi'yle ilgiliydi. O mahkeme bir sivili sıradan ceza hukuku bağlamındaki bir suçtan ötürü yargılamaktaydı. Mahkeme, o davada, askeri yargıçların Türk yargı sisteminde sahip oldukları güvencelere rağmen, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin üyelerinden birinin şahıslarda, tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili şüpheler uyandırabilecek askeri yargıç olduğu için Sözleşme'nin 6/1 maddesi anlamında nesnel olarak tarafsız ve bağımsız olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştı. O davadaki bakış açısı, o davada sıradan bir suçtan ötürü bir sivili yargılayan sivil bir mahkeme söz konusu olduğu için savunulabilirdi.

2. Fakat, iki sivil, iki askeri yargıç ve bir subay üyeden oluşan bir sıkıyönetim mahkemesiyle ilgili bu davada durum oldukça farklıdır. Sıkıyönetim mahkemeleri nev-i şahsına münhasır mahkemelerdir. Yargı yetkileri sınırlıdır: Sivillerin karıştığı davalarda, kesin olarak askeri nitelik taşıyan suçlara, askeri makamların -ve bunlarla birlikte sıkıyönetim mahkemelerinin- ratione loci yetki üstlendikleri bir bölgede sıkıyönetim ilan edilmesine sebep olan suçlara bakmakla yetkilidirler.

Tüm askeri mahkemelerde, işin doğası gereği, en azından bir askeri yargıç bulunmalıdır. İncal örneği esas alınarak, üyeleri arasında askeri bir yargıcın bulunduğu bir mahkemenin 6/1 hükmü anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmak, mantıksal olarak, tüm askeri mahkemelerin M. 6/1'e aykırı olduğu sonucuna götürecektir ki bu da tüm yargısal sistemlerde yasaklanmalarını gerektirecektir. Bu benim kabul edemeyeceğim genel sonuçtur. Askeri mahkemeler, bildiğim kadarıyla, bir orduya sahip her Devlet'te, çok uzun dönemlerden beri mevcuttular, şu anda da mevcudiyetlerini korumaktadırlar ve silahlı kuvvetler ve sıkıyönetim ortadan kaldırılana kadar da mevcudiyetlerini korumaya devam edeceklerdir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA