kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

AİHM
RAMAZANOĞLU / TÜRKİYE DAVASI


İçtihat Metni

RAMAZANOĞLU / TÜRKİYE DAVASI

39810/98

Strazburg

10 Haziran 2003

USULİ İŞLEMLER

1. Davanın nedeni, bir Türk vatandaşı olan Osman Nuri Ramazanoğlu'nun ("başvuran"), 16 Aralık 1997 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no. 39810/98).

2. Başvuranı Ankara'da faaliyet gösteren avukat Oya Ersoy Ataman temsil etmiştir. Bu davaya yönelik olarak Türk Hükümeti bir Ajan tayin etmemiştir.

3. Başvuran, kendisine karşı yürütülen ceza yargılamasının "makul sürede" sonuçlanmadığını iddia etmektedir.

4. Başvuru, 1 Kasım 1998 tarihinde, Sözleşme'ye ek 11 No'lu Protokol yürürlüğe girdiğinde, anılan Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Mahkeme'ye gönderilmiştir.

5. Başvuru, Mahkeme'nin İkinci Kısmına verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve bu kısım içinde davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi), İçtüzüğün 26§1 maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir.

6. 10 Eylül 2002 tarihli bir kararla, Daire, başvuruyu kabul delibilir bulmuştur.

7. 1 Kasım 2001 tarihinde Mahkeme, Kısımların oluşumunu değiştirmiştir (İçtüzük m.25/1). Bu dava yeni oluşturulan İkinci Kısıma verilmiştir (İçtüzük m.52/1)

8. Gerek başvuran, gerekse Hükümet, esaslara ilişkin olarak görüşlerini bildirmişlerdir (İçtüzük 59/1).

OLAYLAR

I.DAVAYA ESAS TEŞKİL EDEN OLAYLAR

• Başvuranın yakalanması ve tutuklanması


9. Başvuran 1956 doğumlu olup İstanbul'da yaşamaktadır.

10. 15 Eylül 1981 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis memurları, başvuranı annesinin Zonguldak'ın Safranbolu ilçesindeki evinde yasadışı Dev-Yol örgütüne üye olduğu şüphesiyle yakalamışlar ve kendisini Ankara Emniyet Müdürlüğünde gözaltına almışlardır. Polis memurları tarafından yapılan sorgulaması sırasında başvuran Dev-Yol'a ait cephaneyi annesine evine gizlediğini itiraf etmiştir. Evde yapılan arama sonucunda çok sayıda silah ve merminin yanı sıra bir otomatik kaleşnikof marka tüfek ile dinamit lokumu da bulunmuştur.

11. 27 Ekim 1981 tarihinde Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

B. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'ndeki Yargılama

12. 26 Şubat 1982 tarihinde, görev bölgesi Ankara, Çankırı ve Kastamonu illerini kapsayan Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi Savcısı başvuran ve diğer 723 davalı hakkındaki iddianamesini Sıkıyönetim Mahkemesi'ne sunmuştur. Savcı, başvuranı, amacı Türk anayasal düzenini yıkarak yerine Marksist-Leninist bir rejim kurmak olan yasadışı silahlı örgüt Dev-Yol'a üye olmakla suçlamıştır. Başvuran, gasp, bombalama, şahıslara silahlı saldırı ve üç konuta ateş açmak gibi suçlarla da itham edilmiştir. 24 Mart 1986 tarihinde başvuran tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiştir.

13. Başvuran, 11 Kasım 1987 tarihinde -ki bu tarihe kadar başvuran cezaevinde altı yıl geçirmiştir- tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır.

14. Sıkıyönetim kaldırıldıktan sonra Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi 4. Kolorduya bağlı Sıkıyönetim Mahkemesi olarak düzenlenmiştir.

15. 19 Temmuz 1994 tarihinde Sıkıyönetim Mahkemesi başvuranı üstte bahsedilen suçlardan ötürü suçlu bulur. Anılan Mahkeme başvuranın annesinin evinde bulunan cephanenin çeşitli yasadışı eylemlerde kullanıldığını tespit eder. Başvuran TCK m.146/3 uyarınca mahkum olur. Karar başvuran tarafından Askeri Yargıtay'da temyiz edilir.

C. Temyiz İşlemleri

16. Sıkıyönetim mahkemelerini ilga eden 27 Aralık 1993 tarihli Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından, davaya bakma yetkisi Yargıtay'a geçmiş ve dosya da Yargıtay'ın ilgili ceza dairesine gönderilmiştir.

17. 27 Aralık 1995 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve dosyayı Ankara Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

18. 16 Temmuz 2002 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı TCK m.146/1 uyarınca suçlu bulmuş ve kendisini ölüm cezasına çarptırmıştır. Ceza müebbet hapse çevrilmiştir. Başvuranın karara yönelik temyiz davası halen Yargıtay'da görülmektedir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

19. Türk Ceza Kanunu'nun 146/1 hükmü aşağıdaki gibidir:

" Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, idam cezasına mahküm olur."

HUKUK

I. SÖZLEŞMENİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

20. Başvuran, yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin olarak Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğini öne sürmektedir. Anılan hüküm aşağıdaki gibidir:

"Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde...görülmesini istemek hakkına sahiptir ."

21. Hükümet iddiayı reddetmektedir. Başvuranın itham edildiği suçların fazlalığı ve başvuranın da aralalarında bulunduğu 723 davalıdan oluşan çok kapsamlı bir davayı düzenleme gereksinimi göz önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık niteliği ortaya çıkmaktadır. Bütün davalıların Dev-Yol'un faaliyetlerine katıldığı tespit edilmiştir. Hükümete göre bu etkenler yargılamanın uzunluğunu açıklamaktadır. Dolayısıyla adli makamlara ihmal ve gecikme suçlamaları isnat edilemez. Hükümet, ayrıca, Sözleşmenin eski 25. maddesi uyarınca, Mahkemenin yetkisini yalnızca 22 Haziran 1990 tarihinden bu yana meydana gelen olay ve olgular bakımından tanıdığına dikkat çekmektedir.

A. Dikkate alınacak dönem

22. Mahkeme, yargılamanın, başvuranın yakalandığı 15 Eylül 1981 tarihinde başlayıp, Yargıtay'da halen sürdüğüne dikkat çeker. Dolayısıyla, başvuranın yargılaması 21 yıldan fazla bir süredir sürmektedir.

23. Bununla birlikte Mahkemenin ratione temporis yetkisi, Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin bildirimde bulunduğu 28 Haziran 1987 tarihinden beri geçen 16 yıllık dönemi incelemesine olanak tanımaktadır. Yine de Mahkeme, üstte anılan bildirimin yapıldığı sırada yargılamanın ne durumda olduğunu dikkate almak zorundadır. Söz konusu tarihte, yargılama beş yıl on aydır sürmekteydi.

• Yargılama süresinin makullüğü

24. Mahkeme gerek ilk derece mahkemesinde gerek temyiz yargılamasında gerekse Ankara Ağır Ceza Mahkemesindeki ikinci yargılamada önemli gecikmelerin olduğunu düşünmektedir. Başvurana karşı açılan davanın ve diğer davalıların sayısındaki fazlalığın karmaşıklığa yol açtığı kabul edilebilir. Bu söylendiğinde, yargılamanın 21 yıldan fazla sürdüğüne de dikkat çekilmelidir. Bu sürenin 16 yılı aşan kısmı Mahkemenin incelemesi dahilindedir. Bu süre karmaşıklık mülahazasını haklı çıkaramayacak kadar uzun bir süredir. Ayrıca Hükümet gecikmenin davada başvuranın davranışlarından kaynaklandığına yönelik herhangi bir iddiada da bulunmamıştır. Mahkemenin kanaatine göre yargılamanın uzunluğu iç hukuk mahkemelerinin davayı gayretli bir biçimde ele almamasıyla açıklanabilir.

25. Mahkeme bu bağlamda Sıkıyönetim Mahkemesinin 12 yıl 4 ay sonra 19 Temmuz 1994 tarihinde bir karara varabildiğini gözlemlemektedir. Askeri Yargıtay ve Yargıtay'daki temyiz yargılaması sadece 1,5 yıl sürse de Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin bir karara varması 6,5 yıl almıştır. Dava halen Yargıtay'da sürmektedir. Bu aşırı gecikmeler için davalı Hükümet tarafından ikna edici bir gerekçe gösterilememiştir.

26. Önündeki tüm kanıtları ve konuyla ilgili yerleşik içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme sözkonusu yargılamanın uzunluğunun "makul süre" koşuluna uymadığına hükmetmiştir.

27. Dolayısıyla Sözleşmenin 6/1 hükmü ihlal edilmiştir.

II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI

28. Sözleşme'nin 41. Maddesi aşağıdaki gibidir:

"Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder ."

A. Zarar

29. Başvuran, maddi tazminat olarak 24,650 Euro, 21 yıldan beri süren belirsizlik durumu içinse 25,000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.

30. Hükümet, maddi ve manevi kayıplarıyla ilgili olarak başvuranın herhangi bir delil öne süremediğini belirtmektedir. Hükümete göre Mahkeme tazminat usulünün istismar edilmemesi için başvurana hakkaniyete dayalı bir tazminata hükmetmelidir. Mahkeme referans noktası olarak benzer davalarda hükmettiği tazminat miktarlarını esas almalıdır. Bu bağlamda Hükümet Metinoğlu-Türkiye ve Zülal-Türkiye kararlarına atıf yaparak bu davalarda da başvuranlara karşı yürütülen cezai kovuşturmanın, bu başvuruda olduğu gibi, 20 ile 21 yıl arasında sürdüğüne işaret etmektedir. Söz konusu davalarda Mahkeme başvuranlara manevi tazminat tutarı olarak 15,250 Euro vermiştir.

31. Mahkeme yalnızca ceza yargılamasının makul süre içinde sonuçlandırılmamasıyla ilgili Sözleşme ihlaline ilişkin olarak bir tazminata hükmettiğini ve hesaplamasını da buna göre yaptığını tekrarlar. Ayrıca, ceza yargılamasının aşırı uzun sürmesinin yarattığı belirsizliğin üzüntü ve gerginliğe yol açmış olabileceği düşüncesiyle manevi tazminat da verilmesi gerektiği kanaatindedir. Hakkaniyete dayalı olarak ve içtihatları doğrultusunda karar veren Mahkeme başvurana 15,250 Euro verilmesine hükmetmiştir.

B. Masraflar

32. Başvuran, yargılama masrafları için 2,015 Euro talep etmiştir. Bu miktar başvuranın avukatının 25 saatlik mesai ücretini (1,825 EUR), Mahkemeden alınan 23 sayfalık dokümanın çeviri masrafını (140 EUR) ve son olarak telefon, posta ve fotokopi gibi idari masrafları (50 EUR) kapsamaktadır. Başvuran postalama masraflarının makbuzlarını sunmuştur.

33. Hükümet başvuranın yaptığı masrafları ispat etmek için herhangi bir makbuz ya da fatura ibraz etmediğini belitmiştir. Hükümet bir kez daha başvuranlardan her birine 1200 EUR verilmesine hükmedilen Metinoğlu, Özcan ve Zülal davalarına atıfta bulunmaktadır.

34. Mahkeme, Hükümetin atıfta bulunduğu davalarda başvuranların yargılama masraflarını için Mahkemeye belli bir miktar sunmadıklarına; miktarın Mahkemenin takdirine bırakıldığına dikkat çeker. Bu davada başvuran avukatının çalışma saati dökümünü sunmuştur. Kabul etmek gerekir ki başvuran Mahkeme'ye, postalama masrafları haricinde, çeviri ve idari masraflara yönelik herhangi bir belge sunmamıştır. Başvuranın bu masraflarla ilgili taleplerini göz önünde bulunduran Mahkeme bunların çok aşırı olmadığını düşünmektedir. Mahkeme, başvuran tarafından makbuz ya da fatura ibraz edilmese de başvuranın talep ettiği miktarların aşırı olmadığını gözlemlemektedir.

35. Dolayısıyla Mahkeme, yüklenebilecek KDV hariç, başvurana 2,015 EUR ödenmesine hükmetmiştir.

C. Temürrüt Faizi

36. Mahkeme, temerrüt faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal borçlanma oranı artı 3 puan olmasını uygun bulmuştur.

BU SEBEPLERDEN DOLAYI MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,

1. Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;

2.(a) Sözleşme'nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3 ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere davalı Devlet'in başvurana,

(i) Manevi tazminat tutarı olarak 15,250 (yüzbin) EUR

(ii) Masraflar için 2,015 (EUR)
yansıtılabilecek her türlü vergiyle birlikte ödemesine;

(b) Üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, üstte anılan tutarlara Avrupa Merkez Bankasının ödemenin geciktiği dönemdeki borçlanma faizi oranına üç puan eklenerek basit gecikme faizi uygulanmasına;

3. başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine

KARAR VERMİŞTİR.


İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 10 Haziran 2003 tarihinde, İçtüzüğün 77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA