kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

 

 

DANIŞTAY Karar Yılı Karar No Esas Yılı Esas No Karar Tarihi
DOKUZUNCU DAİRE 1987 3466 1986 2538 26/11/1987
 
VERGİ MAHKEMESİ KARARININ GEREĞİNİN 60 GÜNLÜK YASAL SÜRE İÇERİSİNDE
YERİNE GETİRİLMEMESİ NEDENİYLE İDARECE, KARARIN TEBLİĞİNDEN SONRAKİ
60.GÜNDEN İTİBAREN GENEL HÜKÜMLERE GÖRE KANUNİ GECİKME FAİZİ ÖDENMESİ
GEREKTİĞİ HK.<
İstem, Gayrimenkul Kıymet Artışı ve Mali Denge Vergileri yükümlüsü o-
lan ...'dan tahsil edilen Gayrimenkul Kıymet Artışı ve Mali Denge Ver-
gilerinin, zamanaşımı nedeniyle terkin ve iadesine ilişkin Vergi Mahke
mesinin 13.3.1984 gün ve ... sayılı kararının, 20.3.1984 tarihinde teb
liğ edilmiş olmasına karşın 21.1.1985 tarihinde uygulanmış olması sonu
cunda, infazının gecikmesi sebebiyle idarece gecikme faizi ödenmesi
istemiyle açılan davanın kısmen kabulü hakkındaki Vergi Mahkemesi ka-
rarının bozulmasına ilişkindir.
İdarenin hukuka uygun hareket etmesini sağlamada en etkili araç olan
idari yargı yerlerince verilen kararların idare tarafından uygulanması
zorunluluğu, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.
Bu zorunluluk, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda açıkca be-
lirtilmiş ve 28.maddenin 1.bendinde, Danıştay, Bölge İdare Mahkemele-
ri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına
ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, engeç altmış gün içinde
işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu açıklanmıştır.
Görülüyor ki, idari yargı kararlarının idarece yerine getirilme zorun-
luluğu, bu kararın idareye bildirim tarihinde doğar. Ancak, bu tarih-
ten sonra kararın gerektirdiği işlem veya eylemlerin yapılabilmesi
için belirli bir sürenin geçmesi gerekmektedir. Zira, idari yargı ka-
rarlarını tebellüğ eden idare, bu kararın ortaya çıkardığı hukuki duru
ma fiili durumu uydurmak için bir takım işlemler yapmak durumundadır.
Yukarıda açıklanan kanun hükmü, bu süreyi altmış gün olarak belirlemiş
tir.
İdari yargı kararlarının geç yerine getirilmesinin hukuki yaptırım gü-
cü ise, sözü geçen Kanunun 28.maddesinin 6.bendinde düzenlenmiştir.
6.bentte, tazminat ve vergi davalarında kararın idareye tebliğinden
itibaren infazın gecikmesi sebebiyle idarece kanuni gecikme faizi öde-
neceği öngörülmüştür.
Bu durumda, idare, idari yargı kararının kendisine tebliğinden itiba-
ren altmış gün içinde kararın gereğini yapmak zorunda olup, bu sürenin
bitiminde, karar gereğini yapmayan idarenin, infazındaki gecikme nede-
niyle doğduğu kanunen kabul edilen yükümlü zararını bir ölçüde karşıla
ması düşünülmüş olduğundan, idare vergi ile ilgili konularda, haksız
tahsil ettiği vergiyi iade etmekle birlikte, gecikmenin başladığı alt-
mışıncı günden itibaren bunu iade ettiği tarihe kadar geçen süre için-
kanuni gecikme faizi ödeme zorunda kalacaktır.
Bu nedenle, gecikme faizinin, uygulanması gereken kararın idareye teb-
liğ edildiği tarihten itibaren ödenmesi gerektiği yolundaki iddiada ya
sal isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, idari yargı kararlarının infazının gecikmesi nedeniyle ida
renin gecikme faizi ödeyeceği ilkesini koyan 2577 sayılı İdari Yargıla
ma Usulü Kanunununda ödenecek gecikme faizinin oranı hakkında herhangi
bir hüküm yer almadığına göre, bu konuda genel hükümlere başvurmak zo-
runluluğu vardır.
Borçlar Kanununun 72.maddesinde, bir kimsenin faiz vermeye mecbur olup
da miktarı sözleşme, yasa veya örf ve adetle belirli değilse, bu fai-
zin yıllık yüzde beş oranında hesaplanacağı belirtilmiş, 19.12.1984
tarihinde yürürlüğe giren ve 5.maddesiyle Borçlar Kanununun yukarıda
belirtilen madde hükmünün uygulanmayacağını açıklayan 3095 sayılı Ka-
nuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1.maddesinde, Borçlar
Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde,
miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödenmesinin, senelik yüz-
de otuz oranında yapılacağı, Geçici Maddede, bu kanunun yürürlüğünden
önceki ilişkilerden doğan faiz alacakları hakkında da yürürlük tari-
hinden itibaren bu kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, kamu ala-
caklarının kamu gücüne dayanılarak tahsili hükümlerini kapsamakta o-
lup, 51.maddesi hükmü ile, kamu alacağının ödeme süresi içinde ödenme-
mesi halinde kamu borçlusunun ödemek zorunda kalacağı zam miktarları
düzenlenmiştir.
Halbuki, İdari yargı kararının gereğinin yerine getirilmesindeki gecik
me nedeniyle kamu borçlusu değil, idarenin hizmeti geç yapması nedeniy
le bir ödemede bulunması söz konusudur.
Bu durumda olayda, İdare, 20.3.1984 tarihinde tebliğ edilen Vergi Mah-
kemesi kararının infazında meydana gelen gecikmenin doğduğu 20.5.1984
tarihinden, 3095 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 19.12.1984 tarihine
kadarki süre için Borçlar Kanununun 72.maddesine göre %5, 19.12.1984
tarihinden infazın yapıldığı 21.1.1985 tarihine kadarki süre için 3095
sayılı Kanuna göre %30 gecikme faizi ödemek zorunda olup, davacının,
6183 sayılı Kanunun 51.maddesi hükmüne göre gecikme faizi isteminin
Vergi Mahkemesince reddedilmesinde yasaya aykırılık görülmemiştir.
Vergi Dairesi Müdürlüğünün temyiz istemine gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28.maddesinin 6.bendinde,
tazminat ve vergi davalarında kararın idareye tebliğinden itibaren in-
fazın gecikmesi sebebiyle idarece kanuni gecikme faizi ödeneceği be-
lirtilmiştir.
İdareden maksat, idari yargı kararının gereğini yerine getirmekle yü-
kümlü ve vergi davasında hasım mevkiinde bulunan idari birimdir.
5655 sayılı Kanunun 13.maddesine göre İlçelerde Defterdarlıklara bağlı
olarak kurulan bağımsız vergi daireleri, Maliye Bakanlığı Teşkilat ve
Vazifeleri Hakkında Kanun ile Vergi Daireleri Kuruluş ve Görev Yönetme
liği hükümlerine göre, terkinleri ve reddi gereken vergi, resim ve
harçlara ait işlemleri yaptırmakla görevli ve bu işlerin zamanında ve
düzenli yapılmamasından doğan Hazine zararlarından sorumlu olduğundan
ve öte yandan, idari yargı kararının geç infazı nedeniyle ödenmesi ge-
reken kanuni gecikme faizi, idarenin özel borcu olmayıp, haksız olarak
tahsil edilen verginin yükümlüye zamanında iade edilmemesi nedeniyle
doğduğu kanunen kabul edilen zararın bir ölçüde karşılığı olduğundan
kanuni gecikme faizi istemine ilişkin davanın tahsilatın haksızlığına
karar veren idari mahkemede ve karar gereğini yerine getirmekle yüküm-
lü ve vergi davasında hasım mevkiinde bulunan makama karşı açılması
gerektiğinden olayda, davanın vergi mahkemesinde ve Vergi Dairesi aley
hine açılmasında kanuna aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28.maddesi
nin 1.bendine göre, yalnızca haciz ve ihtiyati haciz uygulamaları ile
ilgili vergi davalarında vergi mahkemelerince verilen kararlar hakkın-
da bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesisi gerekmek-
te olup, bunların dışındaki vergi davaları nedeniyle verilen kararla-
rın yine bu maddede belirlenen süre içinde infazı gerektiğinden Vergi
Dairesinin, Vergi Mahkemesinin, haksız tahsil edilen verginin iadesine
ilişkin kararının kesinleşmesinden sonra idarenin infaz mükellefiyeti-
nin doğacağı yolundaki iddiası yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, haksız tahsil edilen verginin yükümlüye ne kadar süre son-
ra iade edildiği ve bu geç ödeme nedeniyle hesaplanacak kanuni gecikme
faizinin miktarı, haksız tahsil edilen verginin iadesi tarihinde orta-
ya çıkacağından, olayda 20.3.1984 tarihinde tebliğ edilen Vergi Mahke-
mesi kararının gereğinin 21.1.1985 tarihinde yerine getirilmiş olması
nedeniyle kanuni gecikme faizi istemine ilişkin olarak 29.1.1985 tari-
hinde açılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından Vergi Dairesinin
bu konuya ilişkin iddiasında da yasal isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle temyiz edilen Vergi Mahkemesi kararında 2577 sayı
lı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinde sayılan nedenlerden
hiçbirisinin bulunmadığı anlaşıldığından tarafların temyiz istekleri-
nin reddine, anılan mahkeme kararının onanmasına, oyçokluğu ile karar
verildi.
KARŞI OY:
İdarenin hukuki sorumluluğu, idari faaliyetler sonucu, idare ile idare
edilenler arasında idare yararına bozulan ekonomik dengenin tekrar te-
sisini amaç edinen bir anlayış olarak ortaya çıkar. Bu anlayış, idari
faaliyetler nedeniyle idare edilenlerin mamelekinde ortaya çıkan eksil
menin ya da çoğalma olanağından yoksunluğunun giderilebilmesi ve karşı
lanabilmesi için aranılan koşulları ve uygulanması gereken kuralları
içerisi.
Vergi hukukunda, tarh işlemiyle kendisinden vergi tahsil edilen yüküm-
lünün idari yargı yerine başvurması sonucu yargı merciince, tahsil
edilen verginin haksız olması nedeniyle terkin ve iadesine karar veril
mesi ve bu kararın geç uygulanması halinde yükümlünün mamelekinde orta
ya çıkan eksilmenin idarenin hukuki sorumluluğu prensibinden hareketle
sebebpsiz zenginleşme kuramına göre, verginin tahsil edildiği tarihten
itibaren doğan zararın tazmin edilmesi yoluyla telafisi mümkün olabi-
lir.
Yükümlünün mamelekindeki eksilmeyi, para değerindeki düşüşler ve yüküm
lünün vergi olarak ödediği paranın faiz gelirinden mahrumiyeti oluştu-
rur. Bu eksiklik haksız tarh ve tahsil işleminden doğduğuna göre, zara
rın da bu tarihten itibaren düşünülmesi gerekir.
Nasıl ki, yasa koyucu, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 112.maddesinin
3.bendi ile devletin, vergi alacağının tahsilindeki gecikmeden doğan
zararın karaşılanmasını düşünmüş ise, vatandaşı da, haksız olarak, ver
gi borcu diye ödediği paranın getirebileceği bir takım yararlardan mah
rum bırkamak mümkün değildir. Aksini düşünmek, adalet düşüncesiyle bağ
daşmaz.
Bu durumda, yükümlüye, haksız alındığına karar verilen verginin tahsil
edildiği tarihten itibaren gecikme faizi verilmesi gerektiği görüşüyle
çoğunluk kararına karşıyım.
BŞ/YÖ
 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA