kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

 

 

DANIŞTAY Karar Yılı Karar No Esas Yılı Esas No Karar Tarihi
VERGİ DAVA DAİRELERİ 1994 136 1993 136 10/03/1994
 
ADİ ORTAKLIĞIN PAYDAŞLARINDAN BİRİNİN KİŞİSEL MÜLKİYETİNDE OLAN VE
ORTAKLIĞIN İŞYERİ OLARAK KULLANILAN, BU NEDENLE ORTAKLIĞIN AKTİFİNE
ALINAN TAŞINMAZIN, ORTAKLIĞIN SONA ERMESİ HALİNDE VERGİ USUL KANUNUNUN
267 NCİ MADDESİNİN ÜÇÜNCÜ SIRASINDA YAZILI YÖNTEMLE DEĞERLENMESİ GERE-
KECEĞİ HK.<
Adi ortaklığın paydaşlarından biri olan davacıya ait taşınmaz, işletme
nin işyeri olarak kullanılmak üzere 1977 yılında Vergi Usul Kanununun
187 nci maddesinde öngörülen zorunluluk nedeniyle maliyet bedeliyle
işletmenin envanterine alınmış ve ortaklık faaliyetinin sona erdiği
gününe değin bu şekilde kullanılmıştır. Söz konusu taşınmaz, bu ta-
rihten sonra aynı ortaklarla ve aynı faaliyet sürdürülmek üzere kuru-
lan anonim şirkete kiralanmıştır.
Vergi inceleme elamanı, adi ortaklığın faaliyetinin sona erdiği tarih
itibariyla taşınmazın, maliyet bedeline yüzde beş eklenerek işletmeden
çekilmesini eleştiri konusu yapmıştır. İnceleme raporunda, çorap tica-
retiyle uğraşan ortaklık yönünden taşınmazın, "sabit kıymet" niteliği
taşıdığı, "mal" niteliği taşımayan taşınmazın, Vergi Usul Kanununun
267 nci maddesine göre değerlenemeyeceği, aynı Kanunun 289 uncu madde-
sine göre değerlendirilmesi ve takdir komisyonunca belirlenecek rayiç
değeri esas alınarak ortaklar adına paylarına göre ikmalen Gelir Ver-
gisi salınarak kaçakçılık cezası kesilmesi önerilmiş, bu öneriye göre
uygulanan tarhiyata karşı dava açılmıştır.
Davayı inceleyen Vergi Mahkemesi; 1977 yılında işletmeye konulup,
1983 yılında işletmeden çekilen taşınmazın, Kavaklıdere Emlak Vergi
Dairesi Müdürlüğüne verilen beyannamede bildirilen emlak vergi değe-
riyle değerlendirilemsi gerektiğinden söz ederek matrahı azaltmış,
olayda vergi kaçırma kastıyla hareket edilmediğinden cezayı kusura çe-
virerek tarhiyatı değişiklikle onamıştır.
Karar taraflarca temyiz edilmiş, başvuruları inceleyen Danıştay Dör-
düncü Dairesi K:1991/332 sayılı kararıyla taraflar temyizini reddet-
miştir.
Vergi Dairesi Müdürlüğünce karar düzeltme isteminde bulunulmuş ve bu
istemi sonuçlandıran Danıştay Dördüncü Dairesi K:1992/2391 sayılı ka-
rarıyla; Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin (1) inci fıkra-
sında yazılı emsal değerin ne olduğunun Vergi Usul Kanununun 267 nci
maddesinde gösterildiği, 267 nci maddenin ilk iki sırasına göre emsal
bedeli belirlenebildiğinde üçüncü sıraya göre uygulama yapılamayacağı,
olayda yükümlünün emsal bedeli, maliyet bedeline göre belirlendiği,
bu maliyetin kayıt ve belgelere aykırılığı yolunda yapılmış bir tesbit
bulunmadığı, bu durumda Mahkemece, 289 uncu maddede yazılı vergi değe-
rine göre tarhiyatın bir kısmının kaldırılmasında isabet görülmediği,
Mahkemece, bildirilen maliyet bedelinin doğruluğu saptandığı takdirde
maliyet bedeli esası, aksi halde takdir esasına göre belirlenen emsal
bedelinin incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği sonucuna
vararak Vergi Mahkemesi kararını bozmuştur.
Davayı yeniden inceleyen Vergi Mahkemesi hangi ödemelerin gider olarak
indirilemeyeceğinin düzenlendiği Gelir Vergisi Kanununun 41 inci madde
sinin (1) işaretli bendinde; teşebbüs sahibi ile eşi ve çocuklarının
işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları değerler de bu
kapsamda kabul edilmiştir. Bendin parantez içi hükmünde ise aynen
alınan değerlerin, emsal bedeli ile değerlenerek teşebbüs sahibinin
çektiklerine eklenmesi öngörülmüştür. Maddenin diğer bentlerinde sözü
edilen aylık ücret, ikramiye, komisyon, tazminat ve faizlerin nitelik-
lerine bakıldığında, yasa yapıcının işletme ile teşebbüs sahibini tama
men ayrı varlıklar olarak gördüğü ve işletmenin sahip olması gereken
unsurların gerçek değerleriyle ticari kazancı oluşturması esasını
benimsediği sonucuna varılmaktadır. Varılan bu sonuç karşısında emsal
bedelle değerlenmesi öngörülen aynen alınan değerlere, Vergi Usul Ka-
nununun değerlemeye ilişkin hangi bölümündeki kuralının uygulanması
gerektiği sorununun da çözümü gerekmektedir.
Kanunun "Değerleme" başlıklı üçüncü Kitabının Birinci Kısım İkinci
Bölümü, iktisadi işletmeye dahil kıymetlerin işletmede bulundukları
sürece nasıl değerleneceğini, Üçüncü Bölümü ise servetleri değerle-
meyi düzenlediğinden, İkinci ve Üçüncü Bölüm hükümleri olaya uygulan-
maya elverişli bulunmamaktadır. Aynı Kısmın Birinci Bölümünde "De-
ğerleme Esasları" başlığı altında yer alan hükümlerden olan 267 nci
madde "emsal bedel"i gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen yahut
doğru olarak saptanamayan bir malın, değerleme gününde satılması ha-
linde emsaline göre taşıyacağı değer olarak tanımlanmıştır. Bu ta-
nımda dayanılan ögeler, Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin
(1) işaretli bendinde öngörülen amaca uygunluk taşımaktadır.
Maddede, emsal bedelin, sıra ile ortalama fiyat esası, maliyet bedeli
esası ve takdir esasları olduğu yazılıdır. Bu sıralardan ilk ikisi sa-
bit kıymetlerle ilgili değildir.
Üçüncü sırada yer alan takdir esası, ilk iki sıraya göre belli edile-
meyen emsal bedelin, takdir komisyonlarınca takdir yoluyla belli edil-
mesinden ibarettir. Takdirlerin, maliyet bedeli ve piyasa kıymetleri
araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca yıpranma dereceleri göz-
önüne alınmak suretiyle yapılması da öngörüldüğünden, sabit kıymetler
yönünden Gelir Vergisi Kanununun 41 inci maddesinin (1) işaretli ben-
dinde anılan "emsal bedel" ifadesi ile amaçlananın, Vergi Usul Kanunun
un 267 nci maddesinin üçüncü sırasının uygulanması olduğu sonucuna ula
şılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle tarhiyatın Emlak Vergisi beyan değerine göre
ve kusur cezalı olarak değişiklikle onanması yolundaki ısrar kararında
yasaya uygunluk görülmemiştir.
Bu nedenle Ankara 3. Vergi Mahkemesinin 22.10.1992 günlü ve E:1992/941
K:1992/1486 sayılı kararının, emsal bedel takdirine ilişkin kararla
ilgili iddialar incelendikten sonra belirecek sonuca göre yeniden ka-
rar verilmek üzere bozulmasına karar verildi.
KARŞI OY:
Olay, hesap uzmanının inceleme raporunda belirtildiği şekilde;
31.12.1983 tarihinde sona eren iki ortaklı adi ortaklığın, envantere
Vergi Usul Kanununun 187 nci maddesi uyarınca alınmış ve ortaklardan
birisinin mülkiyetinde olan gayrimenkulün 31.1.1983 tarihinde işletme-
den emsal bedelle çekilmesinin eleştiri konusu yapılması üzerine, ra-
yiç bedeli takdirine göre ikmalen cezalı vergi salınmasından ibarettir
Yine, inceleme raporunda açıklandığı gibi; işletmeden çekilen değerle-
rin Gelir Vergisi Kanununun 41/1 maddesi uyarınca emsal bedeli ile de-
ğerlendirilmesi için, işletmenin bu malların satışıyla sürekli ve dü-
zenli şekilde uğraşması gerekir. Bu husus, Dördüncü Dairenin 8.4.1982
gün ve 1260 sayılı kararı ve benzer bazı kararlarıyla da öteden beri
kabul edilmiştir. Esasen; Gider kabul edilmeyen ödemeler başlıklı 41
inci maddenin birinci bendi, işletmeden çekilen paralarla aynen alı-
nan değerlerin işletme için bir gider olamıyacağını ifade etmektedir.
Herhalde, burada "aynen alınan değer" işletmenin aktifinde kayıtlı
bulunan sabit kıymetler değildir. Gerek Vergi Usul Kanununun 41/1 inci
maddesi gerekse Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesi dikkatli incele-
nirse; işletmede alım satı konusu yapılmayarak kullanmaya tahsis edi-
len iktisadi kıymetlerin çekilmesini, gider kabul edilmeyen bir ödeme
gibi düşünmenin ve bunların işletmede alım satımı yapılan mal gibi
emsal bedelini araştırmanın sözü edilen maddelerinin amacıyla hiçbir
şekilde bağdaşmadığı görülür.
Diğer taraftan Vergi Usul Kanununun Üçüncü Kitap Birinci Kısım Birinci
Bölümünde, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymet-
lerin değerlemesinde, iktisadi kıymetin nevi ve mahiyetine göre hangi
ölçülerin kullanılacağı ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu ölçüler içinde
268 inci maddede yer alan "vergi değeri" bina ve arazinin değerleme
ölçüsü olarak kabul edilmiştir ve bina, arazi için başka ölçülere gi-
dilmesi Birinci Bölüm hükümlerine aykırıdır.
Yukarıda açıkladığımız gibi, gayrimenkulün işletmeden çekilmesinin
Gelir Vergisi Kanununun 41/1 inci maddesiyle bir ilgisi bulunmadığı
gibi bina ve arazinin Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesindeki emsal
bedeli esasına göre değerlenmesi mümkün değildir.
Uyuşmazlık konusu olay yönünden bir başka özellik daha vardır. Adi
ortaklardan birinin tapuda adına kayıtlı binası işletmede kullanılması
nedeniyle Vergi Usul Kanununun 187 nci maddesinin emredici hükmüne
uyularak envantere alınmıştır. Bu bina, işletme adına tapuya kayıtlı
değildir. kaydı mümkün de değildir ve işletmeden ayrılan paralarla
temin edilmiş bir değer de değildir. Sermaye şirketlerinde, sermaye
olarak konulan gayrimenkuller tapuda şirkete devredilir ve şirketin
malı olur. Bilançonun Pasifinde yer alan sermayenin karşılığında,
Aktifinde bir takım aktif değerler yer alır. Bu aktif değerler ara-
sında şirket ortaklarının bir iktisadi kıymeti çekmesi halinde şir-
ketin aktifini azaltan bu çekme işleminin vergilendirilmesi gerekir.
Olayımızda, şirketin malı olmayan, yasa gereği envantere alınmış
bina amortisman ayrılması da, bu bina kira ile tutulmuş olsaydı
ödenecek kiranın karşılığı bir gider gibi düşünülebilir. Ortağın
kendi mülkiyetinde olan binayı işletmeden çekmesi vergi konusuna
girmeyeceği gibi, girdiği kabul edilse, envanter değeri ile vergi
değeri arasındaki fark, vergi mahkemesinin değişiklikle onadığı ver-
giyi aşan bir düzeyde kalmadığından, ısrar kararının bozulması yolun-
daki karara katılmıyoruz.

(DAN-DER; SAYI:90) CP/SE




 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA