kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

 

 

DANIŞTAY Karar Yılı Karar No Esas Yılı Esas No Karar Tarihi
BEŞİNCİ DAİRE 1996 1717 1995 4152 24/04/1996
 
DAVACININ DANIŞTAY ÜYELİĞİNE SEÇİLMİŞ OLMASI, KÜTAHYA VALİLİĞİNDEN
MERKEZ VALİLİĞİNE ATANMASINA İLİŞKİN İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİYLE AÇTIĞI
DAVADA VERİLEN İPTAL KARARININ UYGULANMASINA ENGEL OLUŞTURMAYACAĞIN-
DAN, VALİLİĞE ATANMAK İÇİN YAPTIĞI BAŞVURUNUN REDDİNDE HUKUKA UYARLIK
BULUNMADIĞI HK.<
Dava; davacının, 10.9.1993 günlü, 93/4816 sayılı Bakanlar Kuru-
lu kararının Kütahya Valiliği görevinden alınarak Merkez Valiliğine a-
tanmasına ilişkin kısmının Danıştay Beşinci Dairesinin 22.3.1995 gün-
lü, 1995/1093 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine valiliğe atanmak
için yaptığı başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin iş-
lemin iptali, Kütahya Valiliği görevinden alındığı 10.9.1993 tarihin-
den itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte
ödenmesi, ayrıca sözkonusu kararın uygulanmadığından bahisle yüz mil-
yon Lira manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacı; iptal kararlarının idarece uygulanmasının Hukuk Devleti
ilkesinin bir gereği olduğu gibi, Anayasanın 138. ve 2577 sayılı Kanu-
nun 28. maddeleri uyarınca da bir zorunluluk olduğunu, öte yandan, Da-
nıştay Beşinci Dairesince verilen 11.8.1994 günlü yürütmenin durdurul-
ması kararının da iptal kararı gibi idarece uygulanmadığını, yargı ka-
rarlarının uygulanması konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmadığı-
nı, aksi bir düşüncenin yargı kararlarının etkisiz kalmasına ya da ay-
nı konuda yeniden dava açılmasına neden olacağını, böyle bir durumun
ise idarece ilgilisine tazminat ödemek suretiyle yargı kararını yerine
getirmeme sonucunu doğuracağını öne sürmektedir.
Olayda, davacının 10.9.1993 günlü, 93/4816 sayılı Bakanlar Ku-
rulu kararıyla Kütahya Valiliği görevinden alınarak Merkez Valiliğine
atandığı, bu işleme karşı açılan davada Danıştay Beşinci Dairesinin
11.8.1994 günlü, 1993/8502 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına,
22.3.1995 günlü 1995/1093 sayılı kararıyla da sözkonusu Bakanlar Kuru-
lu kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline karar verildiği, dava-
cının bu kararın uygulanması için 24.7.1995 tarihinde yaptığı başvuru-
nun cevap verilmeyerek reddi üzerine bakılan davayı açtığı dosyada
mevcut bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinin son fıkrası, "Yasama ve yürütme or-
ganları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar
ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez" kuralını koymakta, 2577 sayılı Ka-
nunun 4001 sayılı Kanunla değişik 28. maddesinin 1. fıkrasında da "Da-
nıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa
ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre ida-
re, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.
Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz
günü geçemez." hükmüne yer verilmektedir.
İdarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine
göre işlem ya da eylemde bulunmak zorunda olması aynı zamanda "hukuk
devleti" ilkesinin de bir gereğidir. Anayasanın 2. maddesinde yer alan
bu ilke karşısında idarenin mahkeme kararlarını "aynen" ve "gecikmek-
sizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.
Davalı idarece, davacının iptal kararından önce kendi isteği i-
le Danıştay Üyesi seçildiği, bu sebeple yargı kararının yerine geti-
rilmesinin hukuki açıdan imkansız olduğu ileri sürüldüğünden bu konu
üzerinde ayrıca durulması gerekli görülmüştür. 1982 Anayasası, kimi
görevlere atama yetkisini doğrudan Cumhurbaşkanına vermiş olup; Ana-
yasanın ilgili maddelerinde "doğrudan", "tek başına" veya "res'en"
sözcükleriyle tanımlanan bu işlemlerin aynı zamanda yargı denetimi
dışında olduğu Anayasanın 105. maddesinde açıkça ifade edilmiştir.
2575 sayılı Danıştay Kanununun 8. maddesinde belirtilen nite-
likleri taşıyan üst düzey yöneticiler arasından Danıştay üyelerinin
dörtte birini atamak Anayasanın 104. maddesiyle doğrudan Cumhurbaşka-
nına tanınmış bir yetkidir. Cumhurbaşkanı bir yürütme işlemi olduğunda
kuşku bulunmayan atama işlemini tesis ederken herhangi bir organ ya da
makamın görüş ve önerisini almak zorunda olmadığı gibi Danıştay üyeli-
ğine atayacağı kişinin de istek ve iradesini araştırmak ve aramak zo-
runda değildir. Bir başka anlatımla ilgilinin Danıştay üyeliğini iste-
mesi, buna muvafakat etmesi atama işleminin oluşması için öngörülmüş
bir koşul değildir. Sözkonusu atama işlemi tek yanlı, kesin ve uygu-
lanması zorunlu idari bir işlem olup, bu nedenledir ki, uygulamada
Cumhurbaşkanının Danıştay üyeliğine atayacağı kişinin düşüncesini sor-
ması hali Devletin bu en yüksek makamının nezaket kurallarına verdiği
önemin göstergesi olmaktan öte hukuki bir anlam taşımamaktadır.
Belirtilen durumdan dolayı davacının kendi isteği ile Danıştay üyeli-
ğine seçilmiş olduğu salt bir varsayımdan ibaret kalmaktadır. Gerçekte
davacı Kütahya Valiliğinden Merkez Valiliğine atanmasına ilişkin işle-
me karşı açtığı iptal davasından, Danıştay üyeliğine atandıktan sonra
da vazgeçmemekle ve bu davada verilen iptal kararının uygulanması için
idareye başvurmak ve bu başvurusunun reddi üzerine bu yoldaki işlemi
de dava konusu yapmakla bu konudaki istenç ve iradesini ortaya koymuş
bulunmaktadır. Anayasasının 2. ve 138. maddeleri ile 2577 sayılı Yasa-
nın 28. maddesinin getirdiği ve hiçbir takdir hakkı ya da seçeneği ol-
mayan yükümlülük karşısında idarenin, iptal kararı uyarınca davacıyı
valilik görevine yeniden ataması gerekmekte olup; davacının bu aşamada
isteğinden açıkca vazgeçmesi veya Danıştay üyeliğinden ayrılarak yasal
süresi içinde yeni görevine başlamaması halinde ise idarenin sözü edi-
len yükümlülüğünden kurtulacağı açıktır.
Açıklanan hukuksal duruma göre davacının Danıştay üyeliğine se-
çilmiş olması, Kütahya Valiliğinden Merkez Valiliğine atanmasına iliş-
kin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen iptal kararının uy-
gulanmasına engel oluşturmayacağından bu yoldaki başvurusunun cevap
verilmeyerek reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Diğer yandan, hukuka aykırılığı saptanan işlemlerden dolayı ki-
şilerin uğradığı zararların tazmini Anayasal ve yasal bir zorunluluk
olup, davacının Kütahya Valiliği görevinden alındığı tarihten yargı
kararı gereği uygulama işlemi yapılıncaya kadar uğradığı ve uğrayacağı
zararlarının ödenmesi gerekmektedir.
Davacının manevi tazminat istemine gelince;
İdare Hukuku ilkelerine göre manevi tazminata hükmedilebilmesi
için idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi sonucu ağır bir e-
lem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da ilgilinin şeref ve onurunun ze-
delenmiş bulunması veya kişinin fiziki yapısını zedeleyen, yaşama ve
kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi
gerekmekte olup, olayda ise davacıya manevi tazminat ödenmesini gerek-
tirecek belirtilen şartlar bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline, yargı kara-
rı gereğince uygulama işlemi yapılıncaya kadar Kütahya Valisi iken ö-
denen aylık parasal hakları toplamından, görevli olduğu dönemlere göre
Merkez Valisi veya Danıştay Üyesi iken aldığı aylık, parasal haklar
düşülerek bulunacak farkın Kütahya Valiliğinden alınma işlemine karşı
iptal davası açtığı tarihten itibaren yürütülecek yasal faiziyle bir-
likte davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin ise reddine, ka-
rar verildi.
KARŞI OY
Davacı Kütahya Valiliğinden Merkez Valiliğine atanması işlemi-
nin iptali yolundaki Danıştay kararının uygulanmamasına dair işlemin
iptalini ve maddi, manevi tazminat ödenmesini istemektedir.
Davacının Kütahya Valiliğinden Merkez Valiliğine atanması yo-
lundaki işlemin iptaline dair 22.3.1995 tarihli karardan önce
12.1.1995 tarihinde davacı, Anayasanın 155. maddesi hükmüne göre, Cum-
hurbaşkanı tarafından Danıştay Üyeliğine seçilmiştir.
Herne kadar Anayasada, bu seçimde kişinin rızasının alınacağı
yolunda bir hüküm yer almamakta ise de teamülde, Cumhurbaşkanınca ki-
şiyle mutabakat sağlandığı bilinen bir gerçektir.
Bu hale göre, iradesiyle bir statüye giren kişiyi, idarenin,
daha önce açılmış olan bir davada verilen iptal kararını uygulayarak,
eski görevine döndürme yükümlülüğünden sözedilemez. Dolayısıyla uygu-
lamama işlemine karşı açılan davanın reddi gerekir.
Davacının tazminat talebine gelince, bu talep iptale dayalı
tazminat ile uygulamamaya dayalı tazminattan oluşmaktadır.
Uygulamama işlemine dayalı tazminat talebinin reddi gerekmekte
ise de, davacıya, iptal edilen işlemden doğan maddi zararının Danıştay
Üyesi seçildiği tarihe kadar olan kısmının ödenmesi icabetmektedir.
Açıklanan nedenlerle, bu hususlara ilişkin olarak, çoğunluk ka-
rarına karşıyım. (MT/NÇ)







 

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA