kararara.com

Yargı Kararı Arama Motoru

 

 

Ana Sayfa      Karar Ekle      Hakkımızda      İletişim      Arama Yardımı

 

 

 

 

 

 

 

DANIŞTAY
İdari Dava D. Kur. 2005/295 E.N , 2005/1165 K.N.

İlgili Kavramlar

KİRLETME YASAĞI
PARA CEZASI MİKTARI HESAPLAMASINDA KURALLARA UYMA

Özet
ÇEVRE KİRLİLİĞİNE NEDEN OLAN DAVACI SİTEYE, 2872 SAYILI YASANIN 8/2. MADDESİNİN İHLALİ NEDENİYLE PARA CEZASI VERİLMESİNDE HUKUKA AYKIRILIK BULUNMAMAKTA İSE DE; PARA CEZASI HESAPLANIRKEN SİTEYE KURULUŞ VE İŞLETMELER İÇİN ÖNGÖRÜLEN MİKTAR ÜZERİNDEN CEZA VERİLMESİNDE İSABETSİZLİK GÖRÜLMEDİĞİ HAKKINDA.


İçtihat Metni

Savunmanın Özeti : İdare Mahkemesinin ısrar kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Aylin Bayram'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesinin ısrar kararının Danıştay Altıncı Daire kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Tülin Özgenç'in Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen İncelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme ısrar kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dosyanın tekemmül ettiği görülmekle davacının yürütmenin durdurulması istemi görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; İzmir İli, ... İlçesi, ... Beldesi, ... mevkiinde bulunan yazlık sitenin arıtma tesisinin olmadığı, yapılan uyarılara rağmen de kurulmadığı gerekçesiyle 2872 sayılı Çevre Kanununun 8. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık nedeniyle aynı Kanunun 20. maddesi uyarınca 4.483.140.000.-TL. para cezası verilmesine ilişkin ... günlü, ... sayılı işlemin İptali istemiyle açılmıştır.

İzmir 2. İdare Mahkemesi 25.4.2001 günlü, E:2000/697, K:2001/382 sayılı kararıyla; davacı sitede atık suların foseptikte toplandığı, çevre mevzuatı hükümlerine göre atıksu tesisinin kurulması zorunlu olmasına karşın tüm uyanlara karşın atıksu tesisi

kurulmayarak çevre kirliliğini önleme konusunda gerekli tedbirler alınmadığından, dava konusu İşlemde mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Bu karar, karar düzeltme aşamasında, Danıştay Altına Dairesinin 20.9.2004 günlü, E:2003/4145, K:2004/4490 sayılı kararıyla; davacının fiili nedeniyle 2872 sayılı Çevre Kanununda öngörülen para cezasının, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 4421 sayılı Yasayla değiştirilen hükümleri uyarınca arttırılması suretiyle hesaplanmasının gerektiği, olayda, davacı sitenin arıtma tesisinin bulunmadığı ve yapılan uyarılara rağmen de kurulmadığı, bu nedenle de çevre kirliliğine sebebiyet verildiği belirtilerek, 2872 sayılı Yasanın 8/2, 20/a ve 20/son maddeleri uyarınca, kuruluş ve işletmeler için öngörülen para cezası verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda, çevre kirliliğine sebebiyet veren davacıya, 2872 sayılı Kanun uyarınca para cezası verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, 4421 sayılı Kanun idari para cezalarının hesaplama yöntemini değiştirdiği gibi, tatil siteleri kuruluş ve işletmeler kapsamına da girmediğinden, bu hususların gözönünde bulundurulması suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş; İdare Mahkemesi; daha sonra çıkarılan bir Kanunla Türk Ceza Kanununda değişiklik yapıldığından daha önce Türk Ceza Kanununda değişiklik yapan 3506 sayılı Kanuna göre hesaplanan çevre para cezalarının arttırılmasını öngören Bakanlar Kurulu Kararının uygulanamayacağı, davacının fiili nedeniyle 2872 sayılı Çevre Kanununda Öngörülen para cezasının 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 4421 sayılı Kanunla değiştirilen hükümleri uyarınca arttırılması suretiyle hesaplanması gerekeceğinden bahisle bozma kararının bu bölümüne uyarak para cezasının bu bölümüne yönelik davanın reddine karar vermiş, buna karşılık; Çevre Kanununda "işletmeler" yanında arıtma tesisi ve sistemini kurmakla yükümlü tutulan ancak Yasada tanımı yapılmamış "kurum" ve "kuruluş" terimleriyle neyin amaçlandığının araştırılması gerektiği; bir arsa üzerinde evler yaparak komşuluk ilişkisine girmiş, evsel atık sorununu çözmek için biraraya gelmiş, emek ve paralarını bir araya koymuş, bunu sağlamak için yönetim oluşturmuş bir organize birliğin kurum ve kuruluş kapsamında tanımlanması gerektiği, kat mülkiyeti kanunu kapsamında bir arsa üzerindeki birden çok yapıya ilişkin olarak kurulan, sözleşmeye bağlanan, yönetim planı oluşturulması zorunlu bulunan, yönetimi kat malikleri kurulu tarafından yapılan ve işletme projesi yapılması zorunluluğu olan bir oluşumun kurum ve kuruluş olduğunda kuşku olmadığı, bu hususlar dikkate alındığında bir yönetimi bulunan ve 48 konuttan oluşan davacı yazlık konut sitesinin 2872 sayılı Yasanın 11. maddesinde belirtilen arıtma tesisi kurmakla yükümlü kurum ve kuruluş kapsamında olduğunun kabulü gerektiğinden, para cezasının hesabında (3 katı tutarındaki) arttırımın uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozma kararının bu kısmına uymayarak ilk kararında ısrar etmiş ve para cezasının üç kat arttırılması suretiyle hesaplanarak 896.040.000.-TL.'ye yönelik davanın reddine, arta kalan cezanın iptaline karar vermiştir.

Davacı, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 30.11.2004 günlü, E:2004/1578, K:2004/1548 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

2872 sayılı Çevre Kanununun 8. maddesinde kirletme yasağı düzenlenmiş, 2. fıkrasında "kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler" hükmü yer almış ve aynı Yasanın 20. maddesinin (a) bendinde de bu yükümlülüğü, yetkili mercilerce usulüne göre yapılan bildirime rağmen yerine getirmeyen gerçek kişilere 500 bin lira para cezası verileceği düzenlenmiştir.

Dava konusu işlemde davacı sitenin arıtma tesisinin bulunmadığı, uyarılara karşın da kurmadığı, bu suretle çevre kirliliğine neden olduğu belirtilerek Çevre Kanununun 8. maddesinin 2. fıkrasını ihlali nedeniyle 20. maddenin (a) bendi uyarınca para cezası verildiği belirtilmişse de, para cezasının hesaplanmasında aynı maddenin son fıkrasında yer alan, anılan fiillerin kuruluş ve işletmelerce işlenmesi halinde cezanın üç katı olarak verileceği
hükmü uyarınca üç kat arttırılmak suretiyle hesaplanarak kuruluş ve işletmeler için öngörülen ceza miktarının istenildiği anlaşılmaktadır.

8u durumda, uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için davacı yazlık konut sitesinin statüsünün belirlenmesi ve kurum ve kuruluş kapsamında olup olmadığının tespiti gerekmektedir.

İdare Mahkemesince, özel veya tüzel İki veya daha fazla kişinin belirli bir amaç etrafında birleşerek oluşturdukları, ancak ekonomik ve ticari bir faaliyet olarak tanımlanamayan ve bu nedenle "işletme" olarak adlandırılmayan oluşumların "kurum" ve "kuruluş" terimi ile tanımlanmasının zorunlu olduğu belirtilerek davacı sitenin 2872 sayılı Yasanın 11. maddesi kapsamında "kurum" ve "kuruluş" olduğu sonucuna varılmıştır.

2872 sayılı Yasada "kurum" ve "kuruluş" tanımı yapılmamış olup, hukukun her alanı için geçerli tanımlamalar da bulunmadığından, anılan terimlerin kullanılışı ve Yasalarda yer verilme amaçları dikkate alınarak tanımlanmaları gerekmektedir.

Sözlük anlamı olarak kurum: evlilik, aile, ortaklık, mülkiyet gibi insanlar tarafından oluşturulan şey, müessese; kuruluş ise: topluma hizmet amaç ve göreviyle kurulan her şey, kurum, tesis, müessese olarak tanımlanmaktadır. Türkçe sözlükte yer alan bu tanımlar anılan terimlerin hukuki anlamları ile birebir örtüşmediğinden hukuk alanında bu terimlerin karşılıkları ortaya konulurken , yasalarda yer veriliş amaçlan , bu kapsamda sayılan tüzel kişilikler dikkate alınarak yorumlanıp bir sonuca vanlabilecektir.Çeşitli yasalarda kurum ve kuruluşlar niteliklerine göre farklı düzenlemelerle yer almakla birlikte genel olarak bir tanımlama yapmak gerekirse ; kuruluş:ticari bir oluşum,toplumsal ,üretimse! bir görevle oluşturulmuş örgütlenme , kurum da ; resmi, yasal veya geleneksel olarak benimsenmiş kurallar ve uygulamalar bütünü ile bunların sürdürülmesi, yaşatılması amacıyla oluşturulmuş, kamu hizmeti gören örgütlenmeler şeklinde tanımlanması mümkündür

Bu bağlamda, birden çok gerçek kişinin bir arsa üzerinde kısa sürede ve düşük maliyetle müştereken ev yapmak amacıyla biraraya gelerek konut kooperatifi şeklinde ortaklık kurması, kooperatifin amacı gerçekleştikten sonra da kat mülkiyetine geçilmek suretiyle ortak ihtiyaçların site yönetimiyle karşılanmaya devam edilmesinin yukarıda tanımlanan faaliyetler kapsamında değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Diğer taraftan kurum ve kuruluşa 2872 sayılı Yasada ne şekilde yer verildiği ve yasa koyucunun amacı da değerlendirilmek gerekirse; 2872 sayılı Çevre Kanunu ile çevrenin korunmasına ilişkin önlemler, yasaklar, yükümlülükler ve yaptırımlar düzenlenirken, faaliyetlerin ve bunları gerçekleştirenlerin niteliklerine göre farklı düzenlemeler yapılmış, bu kapsamda Yasanın işletme izni ve haber verme yükümlülüğü başlığını taşıyan 11. maddesinde, kurum, kuruluş ve işletmeler için özel bir düzenleme ile gerçekleştirilmesi planlanan kurum, kuruluş ve işletmelerin arıtma tesislerini yapmadan işletme ve kullanım izni verilmeyeceği belirtilerek, yukarıda sözü edilen faaliyetlere yönelik olarak yeni kurulacak kurum, kuruluş ve işletmelerin tesislerine ilişkin düzenlemeler getirilmiştir. Bu bağlamda Yasanın 11. maddesi ve diğer maddelerinde yer verilen kurum, kuruluş ve işletmeler ifadesi ile yasa koyucu tarafından konut kooperatiflerinin, dolayısıyla yazlık konut sitelerinin amaçlanmadığı açıktır.

Aksi halde, davacı sitenin arıtma tesisinin olmaması durumu Yasanın 11. maddesinin ihlali sonucunu doğuracaktır ve bu fiilin sonucu olarak da yasanın 21. madde hükmü uyarınca para cezası verilmesi sözkonusu olacaktır.Oysa, olayda anılan maddeye aykırılık nedeniyle değil tatil sitelerinin arıtma tesisleri kurmaları gerektiğine ilişkin 21.12.1993 tarihli Çevre Bakanlığı Genelgesine dayanılarak çevrenin kirletilmesinin bertarafına yönelik yükümlülüğün ihlâli nedeniyle işlem tesis edilmiştir.

Bu durumda, çevre kirliliğine neden olan davacı siteye, 2872 sayılı Yasanın 8/2. maddesinin ihlali nedeniyle para cezası verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamakta ise de; para cezası hesaplanırken siteye kuruluş ve işletmeler için öngörülen miktar üzerinden ceza verilmesinde isabet görülmediğinden, İdare Mahkemesince bu husus gözönünde bulundurularak dava konusu para cezası hakkında yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu İzmir 2. İdare Mahkemesinin 30.11.2004 günlü, E:2004/1574, K:2004/1548 sayılı (para cezasının üç kat arttırılmasına ilişkin) ısrar kararının Danıştay Altıncı Dairesi karan doğrultusunda BOZULMASINA, dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 26.5.2005 günü oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X- Temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 30.11.2004 günlü, E:2004/1574, K:2004/1548 sayılı ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, temyiz isteminin reddiyle, anılan kararın onanması oyuyla, karara karşıyız.

XX- Dava, İzmir İli, ... İlçesi, ... Beldesi, ... mevkiinde bulunan davacıya yazlık sitenin arıtma tesisinin olmadığı ve uyarılara rağmen de yapılmadığı gerekçesiyle 2872 sayılı Çevre Kanununun 8/2. maddesinin ihlali nedeniyle aynt Yasanın 20. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan Çevre Kanunu, bu amacın gerçekleştirilmesi sürecinde, genel uygulamalardan farklı kurallara da yer vermiş bulunmaktadır.

Bu amaçla cezai hükümler 2872 sayılı Kanunun beşinci bölümünde düzenlenmiş; 20. maddede idari nitelikteki cezalar yer almış; idari cezalara itiraz konusunda da 25. maddede düzenleme yapılmış bulunmaktadır.

25. maddede, idari cezalara karşı, cezanın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itirazın zaruret görülmeyen hallerde, evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı belirlenmiş; itiraz üzerine verilen cezanın kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu madde ile idari nitelikteki para cezalarına yönelik olarak yargıya yapılacak başvuru, itiraz olarak nitelendirilmiş, bu nedenle başvuru süresi, dava süresinden farklı biçimde yedi gün olarak saptanmış ve itiraz üzerine verilen cezaların kesin olduğu ifade edilmiş bulunduğundan, İzmir 2. İdare Mahkemesince verilen kararın temyiz yoluyla incelenmesi olanağı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İzmir 2. İdare Mahkemesince verilen 30.11.2004 günlü, E:2004/1574, K:2004/1548 sayılı karara karşı, davacı tarafından yapılan temyiz başvurusunun incelenmeksizin reddi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

 

 

Bu site telif yasaları kapsamında koruma altındadır.

Site içeriğinin ticari amaçla kopyalanması ve kullanılması yasaktır.

Copyright 2010 BETA