Forum ana sayfa 1. Hukuk Dairesi 2015/4179 E. , 2017/6264 K.

1. Hukuk Dairesi 2015/4179 E. , 2017/6264 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 391384
Konum: İstanbul



1. Hukuk Dairesi 2015/4179 E. , 2017/6264 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ :TAPU İPTALİ-TESCİL-TAZMİNAT-TENKİS

Taraflar arasında görülen tapu iptal, tescil-tenkis davası sonunda yerel mahkemece asıl ve birleştirilen ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/463 esas sayılı dosyası yönünden karar verilmesine yer olmadığına, birleştirilen ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/55 ve aynı taşınmazla ilgili birleştirilen ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/437 esas sayılı dosyası ve birleştirilen 2003/570 esas sayılı dosyası yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar birleştirilen dosya davalısı ... vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hâkimi ...’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Asıl ve birleştirilen davalar, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar, muris ...’nın mirastan mal kaçırma ve saklı payı ihlal etme kastıyla 4 parça taşınmazını ölünceye kadar bakma koşulu, bağış ve satış suretiyle davalılara temlik ettiğini, bakım ihtiyacının olmayıp satışın gerçek olmadığını, bağışın saklı payları ihlal ettiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tesciline, bağış yönünden tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Asıl ve birleştirilen davalarda davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Asıl ve birleştirilen diğer davaların reddine, birleştirilen 2005/463 esas sayılı davanın kabulüne dair verilen kararın Dairece, “ asıl davanın konusu 47 parselin ½ payının davalıya ölünceye kadar bakma koşuluyla temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı olmadığı saptanarak bu parselle ilgili ret kararı verilmesi doğrudur, birleştirilen dava konusu 57 parsel sayılı taşınmazın davalı ...’e satış suretiyle yapılan temlikinin muvazaa ile illetli olduğu belirlenerek birleştirilen 2005/463 esas sayılı dosya yönünden davanın kabulüne karar verilmesi de doğrudur, davacıların bu yöne ilişkin, davalı ...’nin ise tüm temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Birleştirilen 2003/570 esas sayılı davanın konusu olan ve davalı vakıfa bağış yolu ile temlik edilen 67 parsel sayılı taşınmaz yönünden tenkis isteği bakımından inceleme yapılması gerekirken bu parsel yönünden davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu, birleştirilen 2004/55 esas sayılı davanın konusu olan 9 parsel üzerindeki 11 no’lu bağımsız bölüm yönünden mahkemece öncelikle davacılar Senem ve İclal’e tescil davası açma konusunda olanak tanınması, açıldığı taktirde eldeki dava ile birleştirilmesi ondan sonra bir inceleme ve değerlendirme yapılması gerektiği, hal böyle olunca mirasbırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler merciilerinden getirtilmeli, herbir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı, böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda, murisin sağlığında hak dengesini gözeterek kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçılarını kapsar bir biçimde paylaştırma yapmadığı taşınmazların bir kısmını erkek çocuklarına devrettiği kız çocuklarına da herhangi bir menkul yada gayrimenkul vermediği başka bir deyişle paylaştırmanın söz konusu olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen 2005/463 esas sayılı dava ile ilgili karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği için bu dosyalar yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, birleşen 2004/55 ve aynı taşınmaz için bozma sonrası tescil talepli açılan 2011/437 esas sayılı dosya yönünden davanın kabulü ile 1702 ada 9 parselde kayıtlı 11 no’lu bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... mirasçıları adına veraset ilamındaki payları oranında tesciline, birleştirilen 2003/570 esas sayılı dosya yönünden davanın kabulü ile 67 parsel sayılı taşınmazın ... Eğitim ve Hizmet Vakfı adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... mirasçıları adına veraset ilamındaki payları oranında tesciline karar verildiği, söz konusu kararın Dairece bu kez, kısa karar ve gerekçeli karar arasındaki çelişki nedeniyle usulden bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası mahkemece, murisin tüm mirasçılarını kapsar şekilde paylaştırma yapmadığı gerekçesiyle asıl dava ve birleştirilen 2005/463 esas sayılı dosya yönünden verilen kararların Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği için bu dosyalar yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına,birleşen 2004/55 ve aynı taşınmaz için bozma sonrası tescil talepli açılan 2011/437 esas sayılı dosya yönünden davanın kabulü ile 1702 ada 9 parselde kayıtlı 11 no’lu bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... mirasçıları adına veraset ilamındaki payları oranında tesciline, birleşen 2003/570 esas sayılı dosya yönünden 67 parsel sayılı taşınmazın ... Eğitim ve Hizmet Vakfı adına olan tapu kaydının iptali ile muris ... mirasçıları adına veraset ilamındaki payları oranında tesciline karar verildiği, hükmün birleşen ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/55 Esas sayılı dosyasında davalı ... tarafından tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre, 1702 ada 9 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 11 no’lu bağımsız bölüm muris adına kayıtlı iken 05.09.2001 tarihinde satış yolu ile davalı ...’a temlik edildiği, murisin 03.07.2002 tarihinde ölümünden sonra aynı bağımsız bölümün davalı ... tarafından 10.09.2002 tarihinde satış yolu ile davalı ...’a temlik edildiği sabittir.
İlk el davalı ..., 29.03.2006 tarihli duruşmada “davalı ...’nin çekişme konusu daireyi kendisine güvendiğinden kayden üzerine almasını istediğini ve bu şekilde taşınmazın adına tescil edildiğini, satım esnasında herhangi bir para ödemediğini, alım-satımın ne şekilde gerçekleştiğini bilemediğini, tapuda istedikleri yere imza attığını, davalı ...’ı tanımadığını, olayda yemesi içmesi olmadığını, davalı ...’nin talebi üzerine ilgilendiğini” beyan etmiş olup bu beyandan da anlaşılacağı üzere davalı ilk el ...’e yapılmış gerçek bir satış bulunmamaktadır.
Davalı ... ise ikinci el konumunda olup ediniminin iyiniyetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması zorunludur.
Bilindiği üzere; Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke ...nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ancak; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (re'sen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, yukarda değinilen ilke ve düzenlemeler gereğince ikinci el konumundaki davalı ...’ın iyiniyetli olup olmadığının Medeni Kanun 1023. maddesinin koruyuculuğundan faydalanıp faydalanamayacağının incelenip sonucuna göre karar bir verilmesi gerekirken değinilen hususları içermeyen biçimde karar verilmesi doğru değildir.
Öte yandan; 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi uyarınca, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri, hüküm sonucu,yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini, hükmün verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve zabıt katibinin imzalarını, gerekçeli kararın yazıldığı tarihi içermesi, hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur.
Bu biçim, yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir.
Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez, hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır.
Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu sebeple bozma kararından sonra mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde belirtilen unsurları içeren yeni bir karar verilmek zorundadır.
O halde kabule göre, bozma sonrası hüküm tesis edilirken bozma kapsamı dışında bırakılan ancak onanmasına da karar verilmeyen hususlarda hüküm tekrarı yapılması gerekirken asıl davada ve birleştirilen ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/463 esas sayılı dosyasında dava konusu edilen parseller yönünden hükmün kesinleştiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi de doğru değildir.
Birleştirilen davada davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararları