Forum ana sayfa 1. Hukuk Dairesi 2015/4085 E. , 2017/6244 K.

1. Hukuk Dairesi 2015/4085 E. , 2017/6244 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 388514
Konum: İstanbul



1. Hukuk Dairesi 2015/4085 E. , 2017/6244 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ VE YIKIM

Taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

-KARAR-

Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacılar, çekişme konusu 9 parsel sayılı taşınmazın maliki olduklarını, imar uygulaması sonucu davalılara ait binanın dava konusu taşınmazda kaldığını ileri sürerek, davalıların taşınmaza el atmasının önlenmesine ve binanın yıkımına karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında yıkım isteğinden feragat etmişlerdir.
Davalılar, el atmanın imar uygulaması ile oluştuğunu, iyi niyetli olduklarını, binanın kaim bedelinin davacı tarafça depo edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece; ‘...Öncelikle yapının bulunduğu 8 parsel sayılı taşınmazın paydaşları da davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve ondan sonra işin esasının incelenip bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.’gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 sayılı HMK'nın 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu anılan kanunun 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne varki, uygulamada HMK.'nın 294.maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkca gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın l4l. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek, mahkemece gerekçeli kararda yer almadığı halde, kısa kararda davacı tarafından depo edilen bedelin davalılara hisseleri oranında verilmesine, denilmek suretiyle kısa karar ile çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru değildir.
Anılan gerekçe ile hükmün l0.4.l992 gün, l992/7 Esas, l992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, davalıların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararları