Forum ana sayfa 1. Hukuk Dairesi 2015/2236 E. , 2017/6015 K.

1. Hukuk Dairesi 2015/2236 E. , 2017/6015 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 391204
Konum: İstanbul



1. Hukuk Dairesi 2015/2236 E. , 2017/6015 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ... 'ün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı, 01.12.1978 tarihinde ölen mirasbırakanı babasının ... parsel sayılı taşınmazı 1966’da davalı T.C. Ziraat Bankası’ndan satın aldığını, 2012 yılının Mayıs ayında evin tadilatı için ... Belediye Başkanlığı’na müraacatı sırasında çekişme konusu taşınmazın davalı bankaya ait olduğunu öğrendiğini, hataen çekişme konusu taşınmazın devrinin yapılmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği ve iddiaların da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden çekişme konusu ... parsel sayılı taşınmazın 17.11.1965 tarihinde ifraz sonucu davalı T.C. ... Bankası adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur.
Hemen belirtmek gerekirki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda (TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31 ve 32. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK'nin 35. (BK'nin 25.) ve TMK'nin 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.
Sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nin 35. (BK'nin 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, yanılma ve aldatma her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle de bağlı değildir. Öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def’i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince, mirasbırakan tarafından satın alındığı iddia edilen dava konusu taşınmazın mirasbırakanın terekesinde yer almadığının davacı tarafından 09.07.1986 tarihli taksim ve intikal işlemi ile öğrenildiği belirtilerek dava tarihine kadar hak düşürücü sürenin geçtiği, ayrıca akitte hata iddiasının ispat edilemediği mahkemece kabul edilmiş ise de bu hususta yeterli inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı yoktur.
Şöyle ki; davacı taşınmazın mülkiyetinin kendilerinde olmadığını, ... Belediyesine müracaat ettiği tarihte öğrendiğini ileri sürerek, yasal sürede dava açtığını belirttiğine göre, bunun aksini ispat yükü davalıdadır. Mahkemece, taraflara bu yönde ispat delilleri sorulmadan mirasbırakanın terekesinin intikal işleminde öğrenildiğinin varsayılması hatalıdır.
Öte yandan, dava konusu taşınmazın komşusu olan davacı adına kayıtlı 6853 parselin, tapu kütüğünden mirasbırakan Kadir Ümit'e davalı tarafından yapıldığı anlaşılan satışın akit tablosu ile satışa ilişkin olarak davalı bankadan istenen belgeler için yazılan yazı cevabı dosyaya dahil edilmeden davacının iddialarının bütün halinde değerlendirilmemesi de isabetli değildir.
Hal böyle olunca, öncelikle davacının mirasbırakan babası tarafından satın alındığı ve miras yoluyla kendisine intikalinin sağlandığını iddia ettiği gözetilerek, bu hususun davacıya açıklattırılarak taraf sıfatının belirlenmesi, bundan sonra davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı yönünde taraf delillerinin toplanması, davalıya gerektiğinde delil olarak dayandığı tanıkların isimlerini bildirme imkanı tanınarak bu yönde beyanlarının alınması, davanın hak düşürücü sürede açıldığının tespiti halinde 6853 sayılı parselin akit tablosu ile davalı bankada bulunan satışa ilişkin belgeler temin edilerek 6854 sayılı parselin satışa konu edilip edilmediğinin denetlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararları



cron