Forum ana sayfa 1. Hukuk Dairesi 2016/2743 E. , 2017/7083 K.

1. Hukuk Dairesi 2016/2743 E. , 2017/7083 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 364254
Konum: İstanbul







1. Hukuk Dairesi 2016/2743 E. , 2017/7083 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVALILAR : ... V.D.
DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ-YIKIM


Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 05.12.2017 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat ... Orak geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalılar ... vd. vekili Avukat, ihbar olunan ... vekili Avukat gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacı, komşu ... parsel maliki davalıların, yaptıkları taşkın inşaat nedeniyle kayden maliki bulunduğu ... parsel sayılı taşınmaza müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, belediyeden aldıkları ruhsata göre inşaat yaptıklarını, aplikasyon krokisinde tecavüzün olmadığının saptandığını belirtip, davanın reddini savunmuşlar; savunma yoluyla temliken tescil isteğinde bulunmuşlardır.
El atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinin kabulüne ilişkin kararın Dairece bozulmasından sonra yapılan yargılamada verilen temliken tescil isteğinin kabulüne yönelik karar da araştırma eksikliğinden ve bozma gereğinin yerine getirilmediğinden bahisle iki kez bozulmuş; mahkemece, bozmaya uyularak tamamlanan yargılama sonucunda temliken tescil isteğinin kabulüne ve depo edilen bedelin davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının ... parsel sayılı taşınmazın 21.11.2005-alım suretiyle kayıt maliki olduğu; komşu 966 parsel sayılı taşınmazın da 1/2 payının davalı ... adına 02.10.1989-satış ve 1/2 payının davalı ... adına 16.04.2003-satış suretiyle kayıtlı bulunduğu; diğer taraftan, davalıların taşınmazında bulunan ve davalılar tarafından yaptırılan iki katlı binanın 25,68 m2.sinin davacı taşınmazına taştığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, taşkın yapılarda, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 722, 723, 724. maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre "Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur." Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
Görüldüğü gibi, taşkın yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle TMK'nın 684, 718 ve 722. maddelerinde kabul edilen "üst toprağa bağlıdır" kuralına ayrıcalık getirilmiş, taşkın yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak hakkı gibi ayni bir hakkının bulunması halinde, taşan kısım taşılan taşınmazın değil anayapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) sayılmış, tecavüz edilen kısım üzerinde yapı maliki yararına irtifak hakkı tanınmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, taşkın yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle, taşan yapının tamamlayıcı parça (mütemmim cüz) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması ya da zeminde veya üstten sınırı aşması arasında madde hükmünün uygulaması açısından hiçbir fark yoktur.
TMK'nın 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul, yapı malikinin iyi niyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da, aynı Kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi niyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın sınırı aştığını bilmemesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında kanunca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyi niyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması, aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından, iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyi niyetin isbatı 14.2.1951 tarihli 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de, iyi niyet sav ve savunması def'i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulmalıdır.
Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin taşınmaza el atıldığını öğrendikleri tarihten itibaren 15 gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyi niyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini, zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan subjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce, bu yöndeki kanun koyucunun amacıyla bağdaşmaz.
"Durum ve koşulların haklı göstermesi" şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise, imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması, gibi hususlar anlaşılmalıdır.
Bu iki koşulun varlığı halinde, taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısımın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak hakkı kurulmasını istiyebilir. Ayrıca, iyi niyet savunmasının yukarda açıklanan niteliği dikkate alınıp bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluyla da ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağı da kuşkusuzdur.
Ne var ki, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazın fiilen birleşerek iktisadi bir bütün oluşturması itibariyle, taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteğinin taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğinde bulunduğu uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiğinden; hakkın taşınmaza bağlı olmasından ötürü taşınmazı miras yoluyla veya temliken edinen yeni malikler de bu haktan yararlanabilirse de; hakkın kişisel olmasından ötürü ancak yapı yapıldığı sıradaki taşınmaz malikine ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebileceği de açıktır.
Somut olayda, her ne kadar davalıların taşkın yapıyı iyiniyetle inşa ettikleri sonucuna varılmakta ise de, taşkın yapının, davacının ... nolu parseli satın aldığı 21.11.2005 tarihinden önce, başka bir deyişle ... nolu parselin davacıdan önceki maliki sırasında yapılıp tamamlandığı dosyada mevcut yapı ruhsatı ve iskan belgesiyle sabittir.
O halde, davalıların kişisel hak niteliğindeki temliken tescil isteklerini taşkın yapının inşa edilmesinden sonra taşınmazı satın alan konumundaki yeni malik davacıya karşı ileri sürebilmeleri hukuken mümkün değildir.
Hal böyle olunca, davacının el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabul edilmesi, davalıların temliken tescil isteğinin ise reddedilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme sonucu temliken tescile karar verilmesi isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.480.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararları