Forum ana sayfa 1. Hukuk Dairesi 2015/5940 E. , 2017/7327 K.

1. Hukuk Dairesi 2015/5940 E. , 2017/7327 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 389075
Konum: İstanbul



1. Hukuk Dairesi 2015/5940 E. , 2017/7327 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ...ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVALILAR : ... V.D.
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL


Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis-tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalılar vekilleri tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, muris muvazaası ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve davacının payı oranında tescil, olmadığı taktirde tazminat, bu isteğin de kabul edilmemesi halinde tenkis isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, mirasbırakan ... ... 'nin 22.03.2003 tarihinde öldüğünü, mirasbırakanın maliki olduğu 666 ada 7 parsel sayılı taşınmazını gerçek değerinin çok altında bir bedel ile damadı ...'ye, 601 ada 96 parsel sayılı taşınmazını gerçek değerinin çok altında bir bedel ile kızı Nihal'e satış yolu ile devrettiğini, gerçek amacının mal varlığını bağışlamak olduğunu, ayrıca davacının maliki olduğu 735 ada 114 parsel sayılı taşınmazda yer alan (11) nolu bağımsız bölümü ipotek ettirip kredi temin etmek amacı ile mirasbırakana vekalet verdiğini, ancak babasının vekalet görevini kötüye kullanarak, taşınmazı 04.04.2002 tarihinde davalı ...'ye satış yoluyla devrettiğini ileri sürerek 666 ada 7, 601 ada 96 parsel sayılı taşınmazların tapularının iptali ile veraset ilamındaki payı oranında adına tapuya kayıt ve tesciline, 735 ada 114 parsel sayılı taşınmazda yer alan (11) nolu bağımsız bölümün tapusunun iptali ile adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazların üçüncü şahıslara satılmış olması durumunda (fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla) 1.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsil edilmesine, aksi kanaat hasıl olursa tenkis hükümleri çerçevesinde karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, satış işlemlerinin gerçek olduğunu ve bedellerin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava tarihi itibariyle davalıların tapu kayıt maliki olmadıkları gerekçesi ile 666 ada 7 ve 601 ada 96 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın reddine, tenkis isteğinin ise TMK M. 571/I hükmü uyarınca hak düşürücü süre yönünden reddine, 735 ada 114 parsel sayılı taşınmazda (11) nolu bağımsız bölüme ilişkin vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece "Dosya kapsamına göre davacı vekili dava dilekçesinde ve 23.09.2014 tarihli duruşmada alacak ve tazminat talep etmiş ise de, davanın niteliği itibariyle davacı vekilinin bu talebi tenkis isteğine ilişkindir" şeklinde bir saptamada bulunulmuş ise davacı 666 ada 7 parsel ile 601 ada 96 parsel sayılı taşınmazların üçüncü şahıslara satılmış olması durumunda ilk olarak alacak talebinde bulunmuş aksi kanaat hasıl olursa tenkis hükümleri çerçevesinde karar verilmesini istemiştir. Söz konusu istek tenkis değil tazminattır.
Öte yandan Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK) 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nin 504/1. maddesi). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanıldığı halde mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir.
Hâl böyle olunca; davacının 666 ada 7 parsel sayılı taşınmaza ilişkin terditli isteği olan tazminat bakımından gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme yapılarak ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsiz olduğundan davacının bu yönde temyiz itirazı yerinde olup kararın 666 ada 7 parsel sayılı taşınmaz yönünden BOZULMASINA,
Davacının 601 ada 96 parsel sayılı taşınmaz yönünden temyiz itirazına ilişkin olarak, davasını mirasbırakan ... Cebeci'nin muvazaasına dayandırdığı, oysa ki söz konusu taşınmazın başta ... Cebeci'ye ait olduğu ve 12.12.2002 tarihinde satış yoluyla davalı ... Cebeci'ye devrettiği saptanarak davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yönde temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddi ile kararın 601 ada 96 parsel sayılı taşınmaz bakımından ONANMASINA,
Davalıların, 735 ada 114 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarına gelince; yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda vekalet görevinin kötüye kullanılması açısından araştırma ve inceleme yapılması, bu konuda tarafların gösterdikleri tüm deliller eksiksiz toplanarak, gerekirse iddia ve savunmalar çerçevesinde tanıkların yeniden dinlenilmesi, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmiş olması doğru değildir. Davalılar vekilinin temyiz itirazları değinilen yönler itibari ile yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 1. Hukuk Dairesi Kararları