Forum ana sayfa 3. Hukuk Dairesi 2017/13487 E. , 2017/17507 K.

3. Hukuk Dairesi 2017/13487 E. , 2017/17507 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 389875
Konum: İstanbul



3. Hukuk Dairesi 2017/13487 E. , 2017/17507 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle daha önceden belirlenen 18.04.2017 duruşma günü için tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av... geldi. Karşı taraf davacı asil ... ve vekili Av.... geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra noksanlığın giderilmesi bakımından dosya mahalline geri çevrilmiş, bu kez yeniden gelmekle; belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı ...'nun ... Noteri olduğunu, davacının, ..., ... mah., 2484 ada 83 parselde bulunan (7) no'lu daireyi ...'un, davalı ...'ye verdiği ve davalı Noter tarafından hazırlanmış 03.10.2003 tarih ve ... yevmiye no'lu vekaletname ile ...'den 180.000,00 USD bedel karşılığında satın aldığını, taşınmazı satan ... varisleri tarafından açılan dava sonucunda davacıya ait tapunun iptal edildiğini, kararın kesinleştiğini, taşınmazın elinden alındığını, davalıların eylemleri nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşulu ile taşınmazın karar tarihindeki emsal değerine tekabül eden zararının tazminine ve 10.000,00 TL'nin taşınmazın müvekkiline satıldığı tarih olan 06.10.2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.10.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 360.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı ... yargılamaya katılmadığı gibi, cevap ve delil de bildirmemiştir.
Davalı ..., davayı kabul etmediğini, davanın BK.nun 60 ve 66.maddeleri gereğince 1 yıllık sürede açılmadığını, zamanaşımı nedeni ile reddi gerektiğini, kısmi dava açılmasının mümkün bulunmadığını, davacının tazminat talebine konu olan satışın muvazaalı olduğunu, görevi ihmalinin söz konusu olmadığını, oluşan zarar ile Noter işlemi arasındaki illiyet bağının kesildiğini savunarak davanın usulden ve esastan reddini savunmuştur.
Mahkemece, olayın suç teşkil eden bir eylemden kaynaklandığı, davalı Noter beraat etmiş ise de, eylemin Ceza Kanununda belirlenen zamanaşımı süresinin 10 yıldan fazla olduğu, tapu iptal ve tescil davasının kesinleşme tarihi ile iş bu dava tarihi arasında B.K.nun 60/2 maddesindeki sürenin geçmediği gözetilerek davanın esasına girilmiş, davalı ...'nin, ...'un akrabası olması nedeni ile hukuki durumunu bilmesi gerektiği ve eyleminin doğurduğu zarardan sorumlu olacağı, davalı Bakırköy 31.Noteri ...'nun evrakı bizzat düzenlememiş ise de, 1512 Sayılı Noterlik Kanununun 162.maddesi gereğince çalıştırdığı kişinin eyleminden dolayı sorumlu olduğu,davacının zararar uğradığı, taşınmazın rayiç bedelini talep etme hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı ... vekili tararfından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, noterin ve noter personelinin sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere kanunun zamanaşımı süresinin başlaması için alacaklının belli olguları öğrenmiş olması koşulunu aradığı hallerden biri, haksız fiilden kaynaklanan tazminat borcudur. Buna ilişkin dava tarihinde yürürlükte olan bir ve on yıllık zamanaşımı sürelerini öngören BK. nun 60. maddesinde, bir yıllık zamanaşımı süresinin, zarar görenin, zararın varlığını ve zarar vereni öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında, alacaklı zararın varlığını ve zarar vereni bilmediği sürece, zamanaşımı süresi başlamayacaktır.
Zararın varlığını öğrenme koşulu, öncelikle zararın gerçekleşmiş olmasını gerektirir. Henüz gerçekleşmemiş bir zararın, herkes gibi, o zararın tazminini isteyebilecek olan alacaklı (zarar gören) tarafından da öğrenilmesi mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, hukuka aykırı fiil işlenmesine rağmen, onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış; zararın ortaya çıkması için, fiil tarihinden sonra birtakım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, doğal olarak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması da mümkün olmayacaktır.
Diğer taraftan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinin 1 ve 2.fıkralarında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur,”hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60.maddenin 2.fıkrası gereğince, eylemin aynı zamanda ceza kanununda suç sayılması halinde, daha uzun ise olayda ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dolayısı ile bu durumda B.K.nundaki daha kısa zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı hususu açıkça anlaşılmaktadır.
Söz konusu hüküm, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Sonuçta; haksız eylemin suç oluşturması durumunda o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.
Somut olay bu hukuksal çerçevede değerlendirildiğinde: davacı, davalı noterin, personeli olan noter başkatibi tarafından düzenlenen sahte vekaletname nedeniyle sorumlu olduğunu ileri sürmektedir.
1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun, 151.maddesinde; “Noterler, geçici yetkili noter yardımcıları, noter vekilleri ile noter kâtipleri ve kâtip adayları noterlikteki görevleri, Türkiye Noterler Birliği organlarında görev alan noterler ise ayrıca bu görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı Türk Ceza Kanununun uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılırlar.” hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Kanun’un 160.maddesinde; “Noterlik dairesinde çalışan katiplerin ve katip adaylarının görevlerinden dolayı işledikleri suçlara iştiraki bulunmıyan hallerde noter, bu kimseler üzerindeki gözetim ve denetim görevini yerine getirmediği sabit olduğu takdirde, Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre cezalandırılır.” düzenlemesi getirilmiştir.
Ayrıca anılan Kanun’un 162.maddesinde; “Stajiyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar.
Noter, birinci fıkra gereğince ödediği miktar için, işin yapılmaması, hatalı yahut eksik yapılmasına sebep olan stajyer veya noterlik personeline rücu edebilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere anılan Kanun’un 160.maddesinde noterin, suça iştiraki bulunmaksızın çalışanları üzerinde gözetim ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi eylemi ayrıca suç olarak kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı tarafından sahte vekaletnameye dayalı olarak tapuda devraldığı taşınmazın tapusunun iptali için taşınmazın eski malikinin vasisi tarafından açılan, ölümüyle mirasçıları tarafından devam ettirilen, dava sonucunda davacı adına kayıtlı dava konusu taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmiş, söz konusu karar 14.06.2010 tarihinde kesinleşmiş, iş bu dava ise 22.11.2011 tarihinde mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu tarihte açılmıştır.
Davalı noter hakkında mülga 818 sayılı B.K.nun 60/2 maddesinde belirtildiği üzere ceza zamanaşımının uygulanması gerekeceği hususu tartışmasızdır. Tartışılması gereken husus ise davalı noter yönünden ceza zamanaşımı süresinin geçip geçmediğidir.
Davaya dayanak sahte vekaletname noter başkatibi tarafından 03.10.2003 tarihinde düzenlenmiştir. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise, fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan mülga 765 sayılı TCK’nun 102 maddesine göre belirlenecektir.
Davalı noter ... aleyhine görevi ihmal suçundan dolayı cezalandırılması istemiyle yargılandığı, ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2005/129 Esas-2009/248 Karar sayılı ilamı ile noterin çalışanların işlemlerini denetlediği, görevini ihmal ettiği yönünde mahkumiyete yeter ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verildiği ve söz konusu kararın 18.11.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/309 E 2011/356 K sayılı dosyası incelendiğinde; vekaletname tanıkları ..., ... Noterliği başkatibi ... hakkında, kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik suçundan yargılama yapıldığı, ...'in görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgeyi sahte olarak düzenlediği ve diğerlerinin de bu suça katıldıkları gerekçesi ile TCK.nun 204/2 ve 3 ile 62.maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın 01.10.2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere, mülga 818 sayılı BK'nun 60/2. maddesi gereğince, zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç oluşturması halinde, uygulanacak zamanaşımı süresi, o suç için öngörülen ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre, haksız eylemlerin gerçekleştiği 03.10.2003 tarihinde yürürlükte olan mülga 765 sayılı TCK'nunda öngörülen notere yüklenen suça ilişkin cezanın üst sınırı dikkate alındığında,ceza davası zamanaşımı süresi beş (5) yıldır.
Bu durumda, haksız eylemin 03.10.2003 tarihinde gerçekleştiği gözetildiğinde, beş (5) yıllık dava zamanaşımı süresi dava tarihi itibariyle gerçekleşmiş olup davalı noter yönünden zamanaşımı süresi dolduktan sonra açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davalı noter ... yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilininsair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı ... yararına BOZULMASINA, 1.480 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı ...'ya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları