Forum ana sayfa 3. Hukuk Dairesi 2016/11117 E. , 2017/18164 K.

3. Hukuk Dairesi 2016/11117 E. , 2017/18164 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 387573
Konum: İstanbul



3. Hukuk Dairesi 2016/11117 E. , 2017/18164 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki eşya alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; evlendikten sonra davalının ailesi ile birlikte yaşadıklarını, davalının çalışmadığı dönemde düğün merasiminde takılan ziynetleri bozdurduğunu, zamanla aralarında şiddetli geçimsizlik başladığını, davalının kötü muamelesi nedeniyle müşterek çocukla birlikte hiçbir eşya almadan evden ayrıldığını, senede bağlanan çeyiz eşyaları ile ziynetlerin davalıda kaldığını ileri sürerek, çeyiz eşyası ve ziynet bedeli olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 28.085,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı; çeyiz senedinde imzasının bulunmadığını, ziynet eşyalarının düğün sonrası davacının eniştesine borç olarak verildiğini, davacının eniştesinin borcu ödemediğini, davacıya ...’da çalıştığı için evi oraya taşımak istediğini ve bu nedenle eniştesinden ziynetleri istemesi gerektiğini söylediğini, davacının bunu kabul etmemesi nedeniyle aralarında anlaşmazlık çıktığını, şehir dışında bulunduğu sırada davacının evdeki bütün eşyaları ve müşterek çocuğu alarak evi terk ettiğini, davacının senette yer almayan eşya ve ziynetleri de talep ettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; dava konusu eşya ve ziynetlere yönelik talebin davalının imzası bulunan çeyiz eşya senedine dayandırıldığı, imza itirazı ve sahtelik iddiasında bulunulmadığı dolayısıyla senede konu eşya ve ziynetlerin davacının kişisel eşyası olarak kabulünün gerektiği, davalı tarafça yapılan yemin teklifi sonrası, davacının iddialarını destekleyecek şekilde yemin ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; çeyiz senedine dayalı eşya ve ziynet bedellerinin davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
1- Davalının ziynet bedeli istemine ilişkin temyizi yönünden:
Bu husutaki uyuşmazlık; davaya konu olayda ispat yükünün davanın hangi tarafı üzerinde olduğu noktasında toplanmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.
Ziynet eşyası rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen türden eşyalardandır. Bu nedenle evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi, gizlemesi her zaman mümkün olduğu gibi, evden ayrılırken üzerinde götürmesi de mümkündür. Bunun sonucu olarak, normal koşullarda ziynet eşyalarının kadının üzerinde olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını, kadının ispatlaması gerekir.
Ne var ki somut olayda davacı kadının iddiası, dava konusu ziynet eşyalarının evden ayrılırken elinden alındığı ya da götürülmesine engel olunduğu değil, evliliğin ilk başında davalı tarafça elinden alınarak bozdurulduğu ve harcandığı yönündedir. Bu durumda da davacı iddiasını ispat etme yükümlülüğü altındadır.
Mahkemece, davacının iddiasını çeyiz senedine dayandırdığından bahisle davalının bu senetteki ziynetleri davacıya geri verdiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle, ziynet bedeli talebi yönünden davanın kabulü cihetine gidilmiştir. Oysa; davacı kadın, çeyiz senedinde yazılı olan ziynet eşyalarını, davalı kocanın çalışmadığı dönemde elinden alarak bozdurduğunu, parayı da kendi kişisel ihtiyaçları için kullandığını, sonrasında ziynetleri iade etmediğini ileri sürmüş, davalı ise ziynetlerin kendisi tarafından bozdurulmadığını, davacının eniştesine borç olarak verildiğini ve henüz borcun ödenmediğini savunmuştur. Buna göre davacı, ziynetlerin elinden isteği dışında alındığını ispatla yükümlüdür.
Hal böyle olunca, ziynetler yönünden ispat yükünün davacı üzerinde olduğu nazara alınarak, taraflarca sunulan delillerin toplanması ve iddia savunma ve toplanan deliller değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Davalının eşya bedeli istemine ilişkin temyizi yönünden:
Eldeki davada, talep çeyiz senede dayalı olduğuna göre, konunun yine ispat hukuku açısından ele alınması gerekir.
6100 sayılı HMK m.189/3 maddesi uyarınca "Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. " Aynı Kanunun 200/I maddesi " senetle ispat" maddesinde de “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebilir.” Yine Aynı Kanunun 201 maddesinde de "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin … liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamayacağı " açıklanmıştır. Nihayet 203. maddesinde de; "senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" na yer verilmiş ve hangi hallerde tanık dinlenebileceği belirtilmiştir.
Dava konusu ev eşyaları, taraflar arasında senede bağlanmış olup, taraflar arasında düzenlenen çeyiz senedinde açıkça, senette yazılı ev eşyalarının davacıya ait olduğu, ileride herhangi bir geçimsizlik durumunda söz konusu ev eşyalarında kendilerinin hiçbir hakkının bulunmadığının belirtildiği ve imza altına alındığı sabit olmakla, çeyiz senedindeki bu beyanların aksini, davalı ispatlamakla yükümlüdür.
Mahkemece belirtilen hususlar çerçevesinde; ispat yükünün davalıda olduğu, senede dayalı davada tanıkla ispatın mümkün olmadığı ve davalının yemin deliline dayandığı gözetilerek, davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış ve davacının yeminli beyanı alınmıştır.
“Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde yemine ilişkin usulü hükümler düzenlenmiştir.
Yasanın 227-228. maddelerinde ; uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan tarafın da yemin teklif edebileceği, yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer tarafın teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamayacağı ve yeni bir delil de gösteremeyeceği, yemin teklif edilen kimsenin, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılacağı, davetiyeye, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağının yazılacağı belirtilmiştir.
Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez.
Yasanın 233 üncü maddesinde , yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklamak, yeminin anlam ve önemini anlatmak ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda uyarmak zorundadır. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yeminin ne şekilde eda edileceği de açıklanmıştır.
Nihayet usul yasasının 237 ve müteakip maddelerinde de, hâkimin eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabileceği , yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirmesi gerektiği ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okuyarak beyanında ısrar edip etmediğini sormak suretiyle verilen cevabı tutanağa kaydetmesi gerektiği Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle açılan ceza davasının esas dava bakımından bekletici sorun yapılamayacağı düzenlemelerine yer verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, çıkartılan yemin davetiyesinde HMK'nın 228/2. maddesine uygun şekilde açıkça meşruhat belirtilmediği gibi yemin metninin bulunduğu davetiye davacı asile değil, vekili adina çıkartılmış olup, yok hükmündedir. Ayrıca, duruşmaya gelen davacıya yeminin icrasından önce hangi konuda yemin edeceğinin açıklanmadığı, yeminin anlam ve önemini anlatılmasının yanında yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda uyarılması gerekirken, uyarıda bulunulmadığı ve yemin metninin davacıya okunmadığı ve alınan yeminli beyanı sonrasında beyanı yeniden okunarak teyidinin sağlanmadığı görülmüştür.
Bu itibarla; her ne kadar dava konusu eşyaların çeyiz senedinde yer aldığı ve senetle ispat kuralları çerçevesinde değerlendirme yapılarak davalıya yemin hakkının hatırlatılmasında her hangi bir yanlışlık yok ise de; mahkemece yemine davet usulüne uyulmadan ve yemine ilişkin merasim yerine getirilmeden alınan davacı beyanına göre karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
3- Davalının, kararın taleple bağlılık kuralına uygun olmadığına ilişkin temyizi yönünden:
HMK'nun 297. maddesi gereğince; mahkemenin, hüküm fıkrasında asıl ve yardımcı taleplerin hepsi hakkında, açık ve tereddüte yol açmayacak şekilde infazı kabil karar vermesi gerekir.
Aynı kanunun 26.maddesi hükmüne göre ise, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturulan her bir alacak kalemi yönünden de uygulanır.
Dosyanın incelenmesinde; davacının mahkemeye ibraz ettiği dava dilekçesi ile, sadece ziynet ve çeyiz eşyalarının bedelini talep ettiği, aynen iadeye yönelik talepte bulunmadığı ve bu yönde ıslah talebinin bulunmadığı görülmektedir.
O halde; Mahkemece, talep doğrultusunda sadece bedele hükmedilmesi gerekirken, talep aşılarak aynen iadeye karar verilmesi ve kabul şekline göre de kararda aynen iade hükmünün dahi infaza uygun kurulmaması da doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
4- Davalının, mahkemenin kabulüne göre yargılama giderlerine ilişkin temyizi yönünden:
Davacı tarafından, davalı aleyhinde toplam 28.085, 00 TL alacağın tahsili istemiyle dava açılmış ve dosya kapsamındaki bilirkişi raporunun hükme esas alındığı belirtilerek, 26.080,00 TL üzerinden karar verilmiştir. Bu durumda mahkemenin "davanın kısmen kabul kısmen reddi" şeklinde hüküm kurması, kabul ve reddedilen kısım üzerinden hesap edilecek yargılama gideri ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması ve tüm yargılama giderlerinden sadece davalının sorumlu tutulması ve davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi de doğru olmamış, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalının temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları