Forum ana sayfa 3. Hukuk Dairesi 2016/10091 E. , 2017/18167 K.

3. Hukuk Dairesi 2016/10091 E. , 2017/18167 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 364652
Konum: İstanbul







3. Hukuk Dairesi 2016/10091 E. , 2017/18167 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; muris ...' in eşi olduğunu davalının ise murisin oğlu olduğunu, murisin davalıyı vekil tayin ettiğini ancak, vekalet tarihinde murisin fiil ehliyeti bulunmadığını, geçersiz vekalete dayalı olarak yapılan taşınmaz satışları nedeniyle zarara uğradığını, davalı ... ile birlikte vekaletnameyi tanzim eden noterin ve mesleki sorumluluk sigortası yapan şigorta şirketinin de sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak 1/4 miras hissesi oranında olmak üzere, şimdilik 45.000,00 TL’nin faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; vekaletname tarihinde murisin akıl sağlığının yerinde olduğunu, murisin istek ve amaçlarına uygun şekilde bir kısım taşınmazları satarak satım bedellerini murise verdiğini, iyi niyetli olduğunu, hali hazırda muris adına kayıtlı bir çok taşınmazın bulunduğunu, murisin de vekaletin verildiği 2005 yılından vefat ettiği 2010 yılına kadar pek çok resmi işlemi bizzat gerçekleştirdiğini, taşınmaz satımı da yaptığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ...Ş; müvekkili şirket ile Türkiye Noterler Birliği arasında 2004-2007 tarihlerini kapsayan mesleki sorumluluk sigorta poliçesinin düzenlendiğini, noterlerin vekaletname düzenlenirken vekil eden hakkında rapor alması gerektiğine dair bir zorunluluk bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Davalı ...; dava konusu vekaletnamenin noter başkatibi tarafından düzenlenip imzalandığını, istihdam edenin sorumluluğuna ilişkin 1 yıllık zaman aşımı
süresinin dolduğunu, vekalet ilişkisi taraflarından hastane raporunun, ciddi bir şüphenin bulunması halinde ya da bu hususta bir şikayet olması halinde istendiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; vekaletname tarihinde murisin fiil ehliyetine sahip olduğu, murisin bizzat kendisi tarafından satılan taşınmazlar bulunduğu, davalı ... tarafından satılan taşınmaz bedellerinin murise verilmiş olduğu, henüz devredilmemiş muris adına kayıtlı bir çok taşınmazın bulunduğu, satım paralarının davalı tarafından alındığına dair delil niteliğinde bilgi ve belgenin sunulmadığı, davanın tenkis davası da olmadığından, tenkis davasına konu olabilecek iddia ve taleplerin değerlendirilmesine imkan olmadığı, Noterler Birliğince dosyaya sunulan genelgeye göre, noterlerin 65 yaşının üstünde işlem yapan kişilerin ilk bakışta anlaşılabilecek fiil ehliyeti yoksunluklarından sorumlu tutulabilecekleri, bunun dışında doktor raporu alma zorunluluğunun bulunmadığı, murise vasi atanması talebinin de olmadığı gerekçesiyle, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dava, geçersiz vekalet nedeniyle uğranılan zararın miras payı oranında tazmini istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık; muris tarafından davalıya verilen vekaletnamenin geçerli olup olmadığı ve vekaletname geçersiz ise, vekalete dayalı olarak satılan taşınmazların bedelinin miras hissesi oranında davacıya iadesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim, Medeni Kanunu'nun "fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir" biçimindeki 9.madde hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış; 10.maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek "ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, 13.maddesinde "yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir" denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca; ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanunun 15.maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmama nedeniyle kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz. Bu bakımdan bir kimsenin ehliyetinin tespiti şahıs ve mamelek hukuku bakımdan önemlidir.
Bunun yanında, her ne kadar, HMK.nun 282.maddesinde belirtildiği gibi bilirkişilerin "rey ve mütalaası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, akıl zayıflığı gibi psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanununun 409/2 maddesi akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir. Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz.
Somut olaya bakıldığında ise; muris ... 15.01.1933 doğumlu olup, davacı tarafça murisin dava konusu vasiyetnameyi düzenlediği tarih öncesinde akli melekelerinin ve temyiz kudretinin yerinde olmadığı ileri sürülmüş, mahkemece vasiyetname tarihinde murisin hukuki işlem ehliyetine haiz olup olmadığı konusunda tüm deliller toplanarak, ehliyetsiz olduğu iddia edilen murise ait doktor raporları, tıbbi belge, film grafilerinin de getirtilmesi suretiyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmıştır. 27. Aralık 2013 tarihli raporda ,murisin vasiyetnameyi düzenlediği tarih olan 13.06.2005 tarihi itibariyle hukuki işlem ehliyetine sahip olmadığı yönünde görüş bildirildiği görülmüştür. Rapora davalılar itiraz etmiş, ... Devlet hastanesinden alınan 02/09/2009 tarihli raporda murisin akli melekelerinin yerinde olduğuna dair heyet raporunun değerlendirmeye alınmadığı bu yönüyle adli tıp raporunun hatalı olduğu belirtilmiştir. Mahkemece belirtilen itiraz doğrultusunda yeniden rapor alınmak üzere dosya Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Bu defa itirazı da karşılar nitelikte olmak üzere heyet raporu temin edilmiştir. 07/07/2014 tarihli adli tıp raporunda muris hakkındaki tüm hastane kayıtları değerlendirilmiştir. İtiraza konu ... Devlet hastanesinden alınan 02/09/2009 tarihli rapordaki" murisin akli melekelerinin yerinde olduğuna" dair heyet görüşüne katılımadıklarını zira; önceki tarihli başka hastane raporlarında murise alzheimer- demans tanısı konduğu ve buna göre murisin vekalet tarihinde fiil ehliyetine haiz olmadığı ve akit tarihinde kişide mevcut akli arızanın noter işlemi yapan kişi tarafından anlaşılamayabileceği görüşüne yer verilerek vekaletnamenin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetine haiz olmadığı belirtilmiştir.
Bu itibarla; mahkemece, murisin vekalet (temsil yetkisi) verdiği tarihte fiil ehliyetinin bulunmadığı nazara alınarak, bir karar verilmesi gerekirken, hükme esas alındığı bildirildiği halde ve özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konuda görüşüne başvurulan bilirkişi heyet raporundan ( adli tıp raporu) ayrılarak, bunun gerekçeleri dahi karar yerinde gösterilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.12.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.




  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları