Forum ana sayfa 3. Hukuk Dairesi 2016/9849 E. , 2017/17383 K.

3. Hukuk Dairesi 2016/9849 E. , 2017/17383 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 391134
Konum: İstanbul



3. Hukuk Dairesi 2016/9849 E. , 2017/17383 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, davalı ile kardeş olup uzun süredir birlikte yarı yarıya ortak çeltik işi yaptıklarını, 2013 yılında hasat ettikleri 235. 060 kilogram çeltiklerini topluca tonu 2.100.TL’den 493.626.TL’ ye dava dışı ... adli kişiye satışı ve ödeme konusunda hep birlikte anlaştıklarını; çeltiklerin parasının yarı yarıya kendisi ve davalıya ait olması gerektiğini; ancak, davalının kendisinden habersiz çeltikleri sattıkları dava dışı ...’ın iş yerine giderek ‘’biz ... ile kardeşiz, ortağız, yıllardan beri çeltik ekiyoruz, aramızda ayrı gayrı olmaz, malları teslim aldınız, sen senetleri imzalayıp bana ver, senetler ödendikçe yarı paralarını ben kardeşime vereceğim, beni buraya o gönderdi, biz aramızda böyle konuştuk’’ diyerek alıcı olan dava dışı ...’dan tüm çeltik parasını aldığını ve karşılığında kendi adına alıcının düzenlediği 5 adet sıra senetleri aldığını,bu şekli ile davalının kendi payına düşen 169.057,78 TL’yi kendi uhdesinde tuttuğunu; bu nedenle, davalıya ihtarname keşide edilmesine rağmen söz konusu bedeli tarafına ödemediğini ileri sürerek; 169.057,78 TL alacağının ihtarın davalıya tebliğ edildiği 23/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davacı ile kardeş olduklarını, zaman zaman aralarında yardımlaşarak araç gereçlerini birlikte kullanıp çalıştıklarını, aralarında ortaklık ilişkisi bulunmadığını, herkesin kendi adına çiftçilik yaptığını, kendi adına çiftçi kayıt belgesi aldığını, kendi adına pazarlama yaptığını ve herkesin geliri gideri kendine ait olarak çalışıldığını; davacının, dosyaya ibraz ettiği 11/03/2014 tarihli dava dışı ...’ın düzenlediği alım makbuzunun kendisi ile hiçbir hukuki ilişkisinin bulunmadığını, belgenin düzenlenmesinin nedeninin ise, kendi çeltiklerini dava dışı ...’a satması ve satış bedeli olan 04/06/2014 vadeli 100.000,00.TL’lik bononun 1/2 si olan 50.000,00.TL’sinin tarafına ödenip bakiye 50.000,00.TL’nin ödenmemesi olduğunu,bu nedenle söz konusu 50.000.TL’nin tahsili için ... İcra Müdürlüğü’nün 2014/3938 esasına kayıtlı dosya ile dava dışı ... hakkında icra takibi yaptıklarını; kendisinin davacıya borcu olmadığını,dava değeri itibariyle davacının yazılı belge ibraz etmesi gerektiğini, böyle bir belge yoksa tanıkla davanın ispatı mümkün olmadığından tanık dinletilmesine muvafakatlarının bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile; 169.057.TL'nin 23/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; adi ortaklığın tasfiyesi ve alacak istemlidir.
Adi ortaklık sözleşmesi; geçerlilik şekli olarak, herhangi bir şekle bağlı değildir. Ancak, ispat şekli bakımından yasal delillerle kanıtlanması gerekir.
Ayrıca, adi ortaklık ilişkisinde; bir ortak tarafından açılan alacak talebli dava, ortaklığın fesih ve tasfiyesi istemini de kapsar.
Somut olayda; tarafların kardeş oldukları, aralarında yaptıkları sözlü anlaşma uyarınca yarı yarıya çeltik ekim işi yaptıkları dosya kapsamına yansıyan alım makbuzu, davaya konu senetler ve yine dinlenen tanık beyanları ile sabittir. Her ne kadar, davalı, eldeki davanın değeri itibariyle senetle ispat kuralına tabi olduğu ve davacının tanık dinletme talebine muvafakat etmediklerini belirtmiş ise de; taraflar kardeş olduğundan 6100 sayılı HMK’nun 203. maddesinin 1.fıkrasının a) bendi uyarınca senetle ispat kuralının istisnası söz konusu olup, mahkemece tanık dinlenmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak, davacının payına isabet ettiği iddia edilen çeltik bedelinin davalı tarafça dava dışı ... adlı şahıstan alındığı ve davacı tarafa iade edilmediği davacı tarafça ileri sürülmüş olmakla; artık, taraflar arasındaki ortaklık ilişkisinin sona erdiğinin kabulü gerekmektedir. Bu noktada ise,taraflar arasındaki ortaklık son bulduğuna göre tasfiyenin de mahkemece bizzat yapılması gerekir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleriyle alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır.
Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nın 644.maddesi gereğince; ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesi gereğince; ortaklığın borçları ödendikten, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazancın ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.
Hal böyle olunca mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişiyi tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nın 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297. maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
O halde, mahkemece; bütün bu açıklamalar ışığında, uyuşmazlığın; yukarıda açıklanan maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözüme kavuşturulması suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken,bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları