Forum ana sayfa 3. Hukuk Dairesi 2016/7079 E. , 2017/18215 K.

3. Hukuk Dairesi 2016/7079 E. , 2017/18215 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 366462
Konum: İstanbul







3. Hukuk Dairesi 2016/7079 E. , 2017/18215 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflarca temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; 1980 yılında davalı ve dava dışı ağabeyleri ile ortak olarak çorap imalatına başladıklarını, ilerleyen günlerde kendisi ve dava dışı ağabeyleri adına olan resmi kayıtlarının kapatıldığını, resmiyette sadece davalının adının kaldığını, bir müddet sonra dava dışı ağabeylerinin ortaklıktan ayrıldığını, ortak olarak geriye davalı ile davacının kaldığını, davalının sadece para işleriyle ilgilendiğini, bunun dışında kalan sipariş, atölyelerin çalıştırılması, işçi alınıp çıkartılması, müşteriler ile ilişkiler gibi işlerin ise 01/11/2010 tarihine kadar kendisi tarafından yürütüldüğünü, kendisinin davalının verdiği harçlık ile geçinmeye çalıştığını fakat 30/10/2010 günü davalının davacıya "ceketini al git bir daha da bu iş yerine girme'' diyerek iş yerinden kovduğunu, iş yerlerine girmemesi için kilitleri değiştirdiğini, bunun üzerine davalıya ... 1. Noterliği'nin 01/11/2010 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarı ile elde ettikleri kazançları paylaşmayı, buna uymadığı takdirde ise yasal yollara başvuracaklarını ihtar ettiğini, bu ihtarnamenin davalıya 08/11/2010 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen cevap vermediğini ileri sürerek tarafların birlikte çalışarak ürettikleri, çoraplar, makineler ve kazandıkları paralar davalının zimmetinde olduğundan dava sonuna kadar bu çorap ve makinelerin satışının durdurulmasını, bankalardaki nakit paraların çekilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, yargılama sonunda ortaya çıkacak toplam emtia ve paralardan kendi hissesine düşen kısmının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; davaya konu ... Çorap firmasının kuruluşundan bugüne kadar sadece kendisine ait olduğunu, hiçbir zaman ne davacı ne de başka birileriyle ortaklığının söz konusu olmadığını, davacının iddiaların asılsız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; işletmenin davalı adına olup resmi kayıtlarda davacının adının geçmediği, tarafların resmi ortaklıklarının görülmediği, ancak tanık anlatımları ve dosya kapsamı itibariyle tarafların ortak iş yaptıkları, dava konusu ortaklığın adi ortaklık niteliğinde
kabul edilmesi gerektiği, davacının 2010 tarihinden itibaren ortaklıktan çıkarıldığı, davanın bu haliyle adi ortaklığın tasfiyesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, resmi vergi kayıtları ve işletme defter ve belgelerinde işletmenin yıllar boyu kazanç elde edemediği görünüyor ise de, tarafların adlarına alınan taşınmazlar ve araçlar ile bu işletme dışında gelir getirici bir faaliyet ileri sürülüp ispatlanmadığı dikkate alındığında işletmeyi tarafların birlikte kurup yürüttükleri ve mal varlığında 1/2 ortaklıklarının bulunduğu, alınan bilirkişi raporları ve en son alınan ek rapora göre tarafların adlarına kayıtlı veya kayıtlı iken elden çıkardıkları tespit edilen değerlerin mahsubu ile davacının talep edebileceği miktarın 149.551,89 TL olduğu gerekçesi ile; davanın ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile 149.551,89 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, tarafların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Somut olayda davacı, davalı ile ortak olarak çorap imalatı ve satışı konusunda anlaştıklarını ve yaklaşık 30 yıl birlikte, ortak olarak çalıştıklarını ancak davalının kendisini iş yerinden kovduğunu iddia ederek yargılama sonunda ortaya çıkacak toplam emtia ve paralardan kendi hissesine düşen alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf davacı ile aralarında herhangi bir ortaklık olmadığını savunmuş ise de taraflar kardeş olduklarından, dinlenen tanık beyanları ve dosya arasında bulunan bilgi ve belgelerden aralarında adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu hususu anlaşılmaktadır.
Dava; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, adi ortaklığın tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasıdır.
Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer.Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir.
Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilânço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır.
Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır."
Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre taraflar arasında yazılı bir ortaklık sözleşmesi bulunmadığından ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak resen atamak olmalıdır.
Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir.
Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilânçosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir.
İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır.
Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilânço düzenlenmelidir.
Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.
O halde mahkemece; tasfiyeye ilişkin uyuşmazlığın yukarıda açıklanan ve maddeler halinde belirtilen sıra ve yöntem izlenerek çözümlenmesi suretiyle hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, bu şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan, TBK 642 ve devamı maddelerine uygun olarak hazırlanmamış ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya uygun görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bendde açıklanan nedenle tarafların sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bendde açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 3. Hukuk Dairesi Kararları