Forum ana sayfa 10. Hukuk Dairesi 2015/10758 E. , 2017/7970 K.

10. Hukuk Dairesi 2015/10758 E. , 2017/7970 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 388515
Konum: İstanbul



10. Hukuk Dairesi 2015/10758 E. , 2017/7970 K.

"İçtihat Metni"
Mahkemesi:İş Mahkemesi

Davacı, Kurumca resen tahakkuk ettirilen fark işçilik ve prim borcunun zamanaşımına uğramış olması nedeniyle Kuruma karşı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Davacı şirket tarafından, ... Korusu ... bakımı, Saha tanzimi ve ... dikimi işi nedeniyle 13.07.2000-31.12.2000 tarihleri arasında ifa edilen ihale kapsamında 2004 yılında Kurum ilgili ünitesince 506 sayılı Yasanın 79’uncu maddesi kapsamında yapılan ilk değerlendirme ile ihalede hakedişler esas alınarak 2000/12. aya mal edilmek suretiyle ve genelgeye göre belirlenen ve üzerinde davacı şirketin herhangi bir itirazının bulunmadığı %45 asgari işçilik oranı ile belirlenen fark işçilik ve prim borcuna davacı şirket tarafından süresinde yapılan itiraz üzerine, kurum ilgili ünitesince 2005 yılında müfettiş incelenmesine dair talepte bulunulduğu, ne varki müfettiş incelemesinin 2012 yılında tamamlandığı ve davacı şirkete %25 indirim uygulanmaksızın 2000/12. Aya mal edilmek suretiyle 137.454,10 TL fark işçilik ve bu tutar üzerinden 47.421,66 TL’lik fark prim borcu ve 2012 yılına kadar işleyen gecikme zammı tahakkuk ettirildiği, davacı şirket tarafından, müfettiş incelemesi yapılmasından önce 25.04.2011 tarihinde yaptığı başvuru ile fark işçiliğe dair kurumca tahakkuk ettirilen borç da dâhil olmak üzere tüm borçlarını 6111 Sayılı Yasa kapsamında yapılandırdığı anlaşılmakta olup, davacı şirket tarafından kurumca tahakkuk ettirilen bu tutarın 6183 sayılı Yasanın 102’nci maddesi kapsamında zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti istenmiştir.Uyuşmazlık, söz konusu aylara ait borçların 6183 sayılı Yasa'nın 102. maddesi gereğince zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.Uygulamada, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması, dava açma tekniği bakımından, tümü ihlal ya da inkâr olunan hakkın ancak bir bölümünün dava edilmesi, diğer bölümüne ait dava ve talep hakkının bazı nedenlerle geleceğe bırakılması anlamına gelir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez, zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir.Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp istenmesini, önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.İşte bundan dolayı, yasalarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle talep konusu hakkın istenebilir bir konuma, duruma gelmesi gerekmektedir. Yasalarda hakkın istenebilir konumuna, diğer bir anlatımla yerine getirilmesinin gerektiği güne, ödeme günü denmektedir. Bir hak, var olsa bile, o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmedikçe istenemez.
Bilindiği gibi zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.3917 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihi ve bundan sonraya ilişkin prim ve gecikme zamları yönünden 6183 sayılı Kanun'un zamanaşımına ilişkin 102. madde ve ardından gelen maddeleri geçerlidir. Bu yönde 102. madde hükmüne göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup zamanaşımı süresinin başlangıcı ise alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılbaşıdır. 5198 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile değişik 506 sayılı Kanun'un 80. maddesinin 5.fıkrasına göre, 6183 sayılı Kanun'un zamanaşımını düzenleyen 102. maddesinin prim alacaklarının tahsilinde uygulanmayacağı belirtilmiş ise de bu değişiklik, yürürlük tarihi olan 06.07.2004 tarihinden sonra tahakkuk edecek prim borçlarına uygulanabilecektir.6183 sayılı Kanun'un 103. maddesinde zamanaşımını kesen haller sayılmış olup kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. 25.12.2003 tarih 5035 sayılı Kanunun 5. maddesiyle eklenen 103. maddenin 1. fıkrasının 11. bendinde; "Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması. " da zamanaşımını kesen bir sebep olarak sayılmış, amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması, borç yapılandırılması da zamanaşımını kesen haller içinde yer almaktadır.
Borçlar Kanununun 139. maddesi zamanaşımından feragati düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.Eldeki davada, her ne kadar Mahkemece zamanaşımı hukuksal nedenine bağlı olarak davayı kabul etmiş ise de, davacı şirket tarafından herhangi bir ihtirazî kayıt konulmadan 25.04.2011 tarihinde yapılandırma müracaatında bulunulduğu anlaşılmakla, zamanaşımının borcu söndüren bir nitelikte bir savunma olmadığı, davacıya sadece ödemezlik def'i imkânı sağlayan hukukî bir müessese olduğu gözetildiğinde zamanaşımına uğramış bir borçla ilgili olarak yapılandırma talebinde bulunulmuş ise, davacı ile kurum arasındaki yapılandırma hükümleri çerçevesinde tebliğ ve kabul edilen yapılandırmaya konu borç miktarı kadar, borcun her iki taraf bakımından yenilenmesi nedeniyle, davacının sorumlu olması gerekir. Belirtilmelidir ki, 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılan yapılandırma nedeniyle yeniden başlayan zamanaşımı süresinin yapılandırma tarihini takip eden yılbaşından itibaren yeniden başlayacağı dikkate alınarak, davacı şirketin sorumluluğu hususunda bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, Üye ...’ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ın oyları ve oyçokluğuyla 14.11.2017 gününde karar verildi.
KARŞI OY-
Dava, zamanaşımı nedeniyle fark işçilik prim borcundan dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece istek gibi davanın kabulüne karar verilmiştir.Davaya konu prim borçları 13.07.2000-31.12.2000 arası dönemde gerçekleştirilen ihaleli iş nedeniyle 506 sayılı yasanın 79. maddesi kapsamında resen tahakkuk ettirilen ve 2000/12. aya mal edilen fark işçilik prim borcu olup, anılan borçların 25.04.2011 tarihli başvuruya istinaden 6111 sayılı Yasa kapsamında yapılandırıldığı anlaşılmaktadır. Daire çoğunluğu; zamanaşımına uğramış bir borçla ilgili yapılandırma talebinde bulunulması halinde, yapılandırmaya konu borç miktarı kadar borcun her iki taraf yönünden de yenilendiğini ve söz konusu miktar bakımından davacının Borçlar Kanunu'nun 139. maddesine göre zamanaşımı def'inden feragat ettiğini gerekçe göstererek mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir.
1)Zamanaşımına uğramış bir borcun yapılandırılması halinde, borcun yenileneceğine ilişkin çoğunluk görüşü bakımından uyuşmazlık irdelendiğinde; borç döneminde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 114. maddesinde; borcun yenilenmesinin akitten açık bir şekilde anlaşılması gerektiği vurgulanmıştır. Öğretide belirtildiği üzere bir borcun yerine yenisinin geçmesi suretiyle eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme denir. Bunun için taraflar arasında borçlar hukukundan ve özellikle hukuki işlemden, haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden ya da aile veya miras hukukundan doğan eski ve geçerli bir borcun mevcut olması, önceki borcun hukuki sebebinden farklı olmak üzere geçerli ve yeni bir borcun kurulması, tarafların yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu sona erdirme iradelerinin açıkça belli olması gerekir. Oysa davaya konu borçlar 6183 sayılı yasanın 1. maddesinde öngörüldüğü üzere devletin kamu hizmeti uygulamasından doğan fakat sözleşme, haksız fiil ve haksız iktisaptan kaynaklanmayan prim alacağı olup, bu alacağın niteliği itibariyle yenilemeye konu olması ve hukuki sebepleri farklı yeni bir borç yaratarak önceki borcu sona erdirmesi mümkün değildir, çünkü yapılandırmaya konu prim borcunun kaynağı, niteliği ve hukuki sebebi değişmemekte, sadece ödenecek miktar itibariyle yapılandırma yasasının lehe hükümlerinden yararlanma söz konusu olmaktadır.
2)Davacının, yenilenen miktar bakımından Borçlar Kanunu'nun 139. maddesine göre zamanaşımı def'inden feragat ettiğine yönelik çoğunluk görüşü bakımından uyuşmazlık irdelendiğinde; 6183 sayılı Yasanın 102. maddesinde, amme alacağının, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmemesi halinde zamanaşımına uğrayacağı, zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemelerin kabul edileceği hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 103. maddesinde ise; tahsil zamanaşımını kesen haller sınırlı şekilde sayılarak, 11. bentte de; amme alacağının, özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanmasının zamanaşımını keseceği ve kesilmenin ilişkin olduğu takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Buna göre;
a)Tahsil zamanaşımını kesen haller sınırlı biçimde belirtilmiş olup, bunların yorum yoluyla genişletilmesi mümkün olmadığı gibi, Borçlar Kanunu'nda düzenlenen kesme nedenlerinin 6183 sayılı Yasa kapsamındaki alacaklara uygulanması mümkün değildir. Kaldı ki 6183 sayılı Yasa da zamanaşımı def'inden feragata dair bir hüküm mevcut olmayıp bu yönde Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinin uygulanacağına dair bir atıfta bulunmamaktadır.
b)Diğer yandan, 6183 sayılı Yasanın 103. maddesinde sayılan zamanaşımını kesen sebeplerin, söz konusu alacak için öngörülen tahsil zamanaşımı süresinin geçmesinden önce gerçekleşmesi halinde zamanaşımını keseceği aksi halde zamanaşımına uğramış bir borca hayatiyet kazandırmayacağı her türlü tartışmadan uzaktır.
c)Somut olayda; borç dönemleri dikkate alındığında, yapılandırma başvuru tarihi itibariyle 5 yıllık tahsil zamanaşımı süresinin geçmesi, dolayısıyla yapılandırma taleplerinin zamanaşımı süresini kesen bir hukuki sonuç doğurmaması ve davanın da zamanaşımı nedeniyle ödeme emirlerinin iptaline yönelik bulunması karşısında, mahkemece, 6183 sayılı Yasanın 102. maddesinin 2. fıkrasında yer alan zamanaşımından sonra yapılan rızai ödemelerin geçerli sayılacağı yönündeki hükmü dikkate alarak, yapılandırma kapsamında yapılan ödemeler yönünden davanın reddine, bakiyesi yönünden ise şimdiki gibi prim borçlarından dolayı borçlu olunmadığının kabulüne karar verilmesi gerekirdi.Daire çoğunluğu tarafından, 6183 sayılı Yasa kapsamındaki bir kamu alacağının özel hukuk alacağı gibi nitelendirilip, zamanaşımının dolmasından sonraki yapılandırmayla Borçlar Kanunu anlamında borcun yenilendiğinin ve bu suretle de zamanaşımı def'inden feragat edildiğinin kabul edilmesi, 6183 sayılı Yasanın gerek niteliği, gerekse 1, 102 ve 103. maddeleriyle bağdaşır bir durum olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararları