Forum ana sayfa 10. Hukuk Dairesi 2017/3182 E. , 2017/8928 K.

10. Hukuk Dairesi 2017/3182 E. , 2017/8928 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 391400
Konum: İstanbul



10. Hukuk Dairesi 2017/3182 E. , 2017/8928 K.

"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

İlk Derece
Mahkemesi : İş Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk dairesince verilen kararın, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
01/01/1994 tarihinde davalılar ... ve eşi ...'a ait olan evde, ev hizmetlerinde aşçı ve temizlikçi olarak, aralıksız ve sürekli olarak aylık asgari ücret karşılığı işten çıkartılma tarihi olan 01/04/2014 tarihine kadar çalışmış olmasına rağmen davalılar tarafından söz konusu bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini ve sigorta primlerinin ödenmemiş olduğunu, bu durumun müvekkilinin mağduriyetine sebebiyet verdiğini, tüm bu nedenlerden dolayı müvekkilinin 01/01/1994 tarihinden başlayarak işten çıkartılma tarihi olan 01/04/2014 tarihine kadar davalılara ait evde, sürekli olarak ev hizmetlerinde kesintisiz, sürekli ve fiilen temizlikçi ve aşçı olarak aylık asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II- CEVAP:
Davalılar ... ve ... vekili özetle; davacı ile müvekkilleri arasında hiçbir zaman hizmet akdi kurulmamış olduğunu, davacının ihtiyaç duyulduğu zamanlar müvekkilleri tarafından çağrıldığını, davalının evde yapması gereken işleri bitirdikten sonra evden ayrıldığını, esasen davacı ile müvekkilleri arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmesinin de sigortalılık hükümlerini kapsamadığını, ayrıca davacının 20 yılı aşkın bir süre müvekkillerinin evinde kesintisiz ve sürekli çalışma iddasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkillerinin Mersin'de bulundukları dönemde, ihtiyaç halinde davacının en fazla haftanın 4 günü eve çağrılarak taahhüt ettiği işleri bitirdikten sonra evden ayrıldığını, müvekkilinin 1995 yılından beri Mersin dışında seri ameliyatlar yaşamış olup, her ameliyat sonrasında 10 gün ile 3 ay zamanlar arasında gerek hastanelerde gerekse şehir dışındaki yakınlarının yanında dinlenmiş olduğunu, müvekkillerinin tedavi nedeni ile evden ayrılmalarının yanı sıra uzun yurt içi ve yurt dışı seyahatleri nedeni ile de evden ayrı kaldıklarını, bu dönemlerde de davacının eve çağrılmadığını, tüm bu nedenlerden dolayı davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Davalı ... Başkanlığı vekili özetle; Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özet olarak; kurum kayıtlarının tetkikinden, davacının tespit talep ettiği dönemde davalı işveren nezdinde sigortalı çalışması bulunmadığının tespit edilmiş olduğunu, sigortalılık için fiili çalışma şart olup, işyeri ve işe giriş bildirgelerine göre tutulmakta olan kurum kayıtlarının aksinin ancak aynı değerde yazılı delillerle ispat edilebileceğini ayrıca davacının tespit istediği dönemin üzerinden 5 yıldan fazla süre geçmiş olması nedeniyle davacının gerek esastan gerekse de hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini savunmuştur.
III- MAHKEME KARARI:
A- İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece davanın kabulüne; davacının 01/01/1994-01/04/2014 tarihleri arasında davalılara ait evde ev hizmetlerinde kesintisiz ve asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
B- BAM KARARI
Dinlenen tanık beyanları ile iddia edilen hizmet akdine dayalı çalışmalar kanıtlanmıştır. Davalılar cevap dilekçelerinde iddia olunan tarihler arasında geçen çalışmaların gerçekleşmediğini değil eser sözleşmesi kapsamında ve çağrı esasına göre gerçekleştiğini ifade etmiş olup aksine bir kısım tanık beyanlarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, gerçeği yansıtmadığı ve davalı tarafı korumaya yönelik olduğu, davalıların tedavi yada ziyaret amaçlı olarak evde olmadıkları süreler yönünden: tanık beyanları ve özellikle kapıcı tanık ... "...aylıkçı olarak çalışıyordu, bu nedenle hafta içi hergün geliyordu, ...'un rahatsızlığı nedeni ile hastanede kaldığı zamanlar oluyordu, kendisi hastanede iken evde eşi ve kızı oluyordu, bu zamanlarda da davacı aylıkçı olduğu için yine gelip gidiyordu..." şeklindeki beyanı, işverenlerin evde olmasa bile eve göz kulak olunması, temizlik ve havalandırma gibi işlemlerin yapılması hususları ile 4857 Sayılı İş Yasasının 66/c maddesinde ifadesini bulan "işçinin işinde ve her an işyerinde hazır bir halde bulunmakla beraber çalıştırılmaksızın ve çıkacak işi bekleyerek boşta geçirdiği süreler çalışma sürelerinden sayılır" hüküm gözetildiğinde bu yöne ilişkin itirazlarda yerinde olmadığı gerekçe ve nedenlerle mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından bütün davalıların istinaf başvurularının HMK 353/1-b maddesinin 1. alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
IV- TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalılar ... ve ... vekili özetle; davacı yanın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının tespitini talep ettiği dönemde müvekkillerinin sağlık sorunları nedeniyle genel itibariyle sağlık seyahatlerinde olduğunu, ikamet adreslerinde bulunmadıklarını, ikamet adreslerinde bulunmayan müvekkillerine davacının aşçılık yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının sadece ayın 4-5 günü müvekkillerinin evine geldiğini, müvekkillerinin genel itibari ile sağlık seyahatlerinde olduklarını delillerle ispat etmelerine rağmen aleyhlerinde hüküm kurmasının hatalı olduğunu belirtmiştir.
Davalı ... Başkanlığı vekilinin özetle: kurum kayıtlarında davacının davalı işveren yanında çalışmasının bulunmadığını, işyeri işe giriş bildirgeleri ve aylık prim hizmet belgelerine göre tutulmakta olan kurum kayıtları yazılı delil teşkil ettiğini, yazılı delil niteliğindeki kurum kayıtlarının aksinin yine yazılı delil ile kanıtlanması gerekirken soyut tanık beyanları ile kanıtlanmasının mümkün olmayacağını, tespiti istenilen dönemin üzerinden 5 yıldan fazla süre geçtiğini ve hak düşürücü süre yönünden davanın reddi gerektiğini, davaya feri müdahil olarak katılması gereken müvekkili kurum hakkında yargılama giderlerine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, bu tür davaların kamu düzenine ilişkin olduğunu ve mahkemece gerekli araştırmaların yapılmadan karar verildiğini belirtmiştir.
V- USUL YÖNÜNDEN:
Davalı İşverenler vekilinin temyiz istemi yönünden;
Davalılar ... ve ... vekillerince, karar 02.05.2017 tarihli dilekçe ile temyiz edilmişse de davalılar vekilince 21.06.2017 tarihli dilekçe ile temyizden feragat ettiklerini bildirmiş olmakla davalılar ... ve ... temyiz dilekçesinin vazgeçme nedeniyle REDDİNE,
VI- İLGİLİ HUKUK KURALLARI :
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/9. maddeleri olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hukuk Genel Kurulu'nun 05.02.2014 tarih ve 2013/10-2280 E., 2014/65 K. sayılı ilamında, ev hizmetlerinde çalışma ile ilgili davaların hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. İş mevzuatı yönünden, ev hizmetlerinin, gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, gerekse 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan hükümler ile bu Kanunların uygulama alanı dışında bırakıldığı görülmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatı açısından ise gerek mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gerekse 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı olabilmek üç temel koşula bağlanmıştır. Bu koşullar; hizmet akdi ile çalışma, işin işverene ait işyerinde yapılması ve mülga 506 sayılı Kanun’un 3. ve aynı yöndeki 5510 sayılı Kanun’un ise 6. maddesi kapsamında olmamak olarak sıralanabilir. 506 sayılı Kanun’un 3. maddesi sigortalı sayılmayanları; diğer bir ifade ile anılan Kanun kapsamına alınmayanları sıralamaktadır.
Buna göre mülga 506 sayılı Kanun’un “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 3. maddesi uyarınca: “Aşağıda yazılı kimseler bu kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmazlar
D) (Değişik: 11/8/1977 - 2100/1 md.) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç)…”
Yine 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 6. maddesi uyarınca;
“…Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları hükümlerinin uygulanmasında;
…c) (Değişik: 17/4/2008-5754/4 md.) Ev hizmetlerinde çalışanlar (ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç)…4 üncü ve 5 inci maddelere göre sigortalı sayılmaz.”.
Buna göre ev hizmetleri, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun ilk halinde kanun kapsamı dışında bırakılmış iken, 24.08.1977 tarih ve 16037 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 11.08.1977 tarih ve 2100 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik ile mülga 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (D) bendinde yapılan düzenleme uyarınca, ev hizmetlerinde “ücretle ve sürekli çalışanlar” anılan maddede yer alan istisnalar içinden çıkarılmış, 5510 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile de aynı yöndeki uygulamaya devam edilmiştir.
Görüldüğü üzere, anılan maddeler uyarınca, ev hizmetlerinde çalışanlar; ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç, bu Kanun’ların uygulanmasında sigortalı sayılamazlar.
Sigortalı sayılmak için, ücret ve sürekli çalışma birlikte arandığından, her iki koşulun da gerçekleşmiş olması gerekir. Hizmet karşılığı ücret alınmıyorsa veya ücret alınmakla birlikte çalışmada süreklilik yoksa, bu tür çalışmayı sigortalı çalışma saymak mümkün değildir.
Buna göre, diğer koşulları gerçekleştirmiş olanlar eğer anılan maddelerin kapsamına giriyorlarsa, sigortalı sayılamayacak ve 506 veya 5510 sayılı Kanun’larda düzenlenen haklardan yararlanamayacaklardır.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 5/1. maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4/1. maddeleri uyarınca, iş kanunları hükümleri ev hizmetlerine ve ev hizmetleri çalışanlarına uygulanamayacak, bu işler ve bu işleri yapan kişiler Borçlar Kanunu’nun hizmet akdini düzenleyen hükümlerine tabi olacaklardır. Evde yapılan işle, ev hizmetleri arasında bazı farklılıkların da tanımlanması gerekir. Ev hizmeti evde yapılmakla birlikte, herhangi bir iş olmayıp doğrudan yaşanan mekana yönelik bir iştir. Yaşanan konutla doğrudan bağlantı içerisindedir. Doğrudan eve ve ev yaşamına yöneliktir. Dolaylı olarak ev yaşamına katkıda bulunan, onu kolaylaştıran hizmetlerdir. Ev hizmetinin doğrudan eve veya ev yaşamına yönelik olması gerekir. Ev hizmeti evden soyutlanamaz (Okur A. R., Ev Hizmetlerinde (İşlerinde) Çalışanların Sigortalılığı, Kamu-İş Dergisi, Cilt 7, Sayı 3, 2004, s. 10).
Bir işin ev hizmeti sayılabilmesi için yapılan işin evde gündelik yaşamın gerektirdiği faaliyetler kapsamında ev yaşamının gündelik, olağan gereksinmelerini karşılayan işlerdir (Mollamahmutoğlu H., İş Hukuku, Turhan, ..., 2004, s. 179).
Öğretide ev hizmetleri, evde gündelik yaşamın gerektirdiği; temizlik, yemek, çamaşır, ütü, çocuk bakımı, mürebbiyelik gibi işler olarak kabul görmektedir. Ev hizmetleri çalışanları ise uşak, kahya, hizmetçi, temizlikçi, aşçı, çocuk bakıcısı, bahçıvan, şoför, bekçi, hayvan bakıcısı vb evin gündelik işleyişine ilişkin faaliyetleri yürüten kişiler olarak kabul görmektedir ((N. Gökçek Karaca, F. Kocabaş, Ev Hizmetlerinde Çalışanların Karşılaştıkları Sorunların Türkiye Açısından Değerlendirilmesi, Kamu-İş Dergisi, 2009, cilt 10, sayı 4, sayfa 172’den atfen; Çenberci M., 1475 sayılı İş Kanunu Şerhi, 1986, s.190-191; Mollamahmutoğlu, a.g.e., s. 179; Çelik N., İş Hukuku Dersleri, B. 20, Beta, ..., 2007, s. 70; Süzek S., İş Hukuku, B. 2, ..., Beta 2005, s. 180; Okur A., a.g.e. s. 348-349; Erkul İ-Karaca N, 4857 sayılı İş Kanunu Uygulaması, Nisan Yayınları Eskişehir 2004, s. 67; Tunçomağ K., İş Hukuku, ... 1988, s. 44-46; Akyiğit E., İçtihatlı ve Açıklamalı 4857 Sayılı İş Kanunu Şerhi, C. 1, B. 3, ... 2008, s. 285; Güven E., Aydın U., İş Hukuku (Yeni İş Yasaları) B. 3, Barış Yayınları, ... 2007, s. 32; Tunçomağ K-Centel T., İş Hukukunun Esasları, B. 4, ... 2005, s. 38; Narmanlıoğlu Ü, İş Hukuku (Ferdi İş İlişkileri), B. 2, ... 1994, Barış Yayınları, s. 71; Eyrenci Ö- Taşkent S- Ulucan D, Bireysel İş Hukuku, Legal Yayınları, ... 2004, s. 43).
Yukarıda ayrıntıları açıklandığı üzere, “ev hizmetleri” 506 sayılı Kanun ile tamamen sigortalılık dışında tutulmuş iken 2100 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle ev hizmetlerinde sadece “ücretle ve sürekli olarak çalışanlar” sigortalı sayıldıklarından, bu kişilerin sigortalı olarak kabul edilebilmesi için önemli olan, ev hizmetinde geçen çalışmanın ücretle yapılması ve sürekli olmasıdır.
Sürekli çalışma kavramı yönünden uygulamada, haftanın çoğu ev işlerinde geçirilmiş ve çalışma bir süre devam etmişse, bu çalışma sigortalı çalışma olarak değerlendirilmekte, süreklilik için çalışmanın belli bir yoğunluğa ulaşması aranmaktadır.
Mülga 506 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun uyarınca “iş” tanımı açık olup, burada “iş”; ev hizmetidir. Bu nedenle ölçü, işin niteliği değil ev işinde çalışanın, bu işte ne kadar süre çalıştığıdır. Ev işlerinde çalışma devamlı ise sürekli sayılacak, devamlılık yoksa, iş belirsiz aralıklarla geçici olarak ya da çağrı üzerine yapılıyorsa süreksiz sayılacaktır.
VII- ESASIN İNCELENMESİ :
Eldeki davada, Davacı, davalılara ait konutta 1.1.1994-1.4.2014 tarihleri arasında, ev işlerini yapmak suretiyle sigortasız olarak çalıştırıldığı iddiasıyla, talep ettiği tarihler arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece, istemin kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece, re'sen araştırma ilkesi doğrultusunda, öncelikle davalıların konutta ne zamandan beri yaşadığının tespiti için konuta ilişkin iskan ruhsatı, elektrik ve su abonelik tarihlerinin hangi tarih olduğu ilgili kurumlardan sorulmalı, davacı bu ev dışında daha öncesinde davalılara ait başka bir evde çalıştı ise davacıdan sorulmalı, davalıların, davacıyı uzun yıllar ev hizmetinde çalıştırılması gerekip gerekmediği, konutun kapsamı, hangi işlerde çalıştığı, bu çalışmalarının ne kadar süreyle yapılabileceği, buna göre çalışmasının tam zamanlı çalışmayı gerektirip gerektirmediği, ihtiyaç durumu belirlenmeli, tarafların gösterdiği tanıklar ile yetinilmeyerek, aynı ve komşu apartmanlarda uzun yıllar oturan ya da yakın yerlerde kayıtlara geçmiş çalışanlar (diğer evlerde çalışanlar, komşu market ve bakkal işleten ve çalışanları başka sitede güvenlik görevlisi vs olarak görev yapmış kişiler) ile davacının bu çalışmalarını bilebilecek durumda olan mahalle muhtarı veya azaları tespit edilip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmalı, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyası varsa varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, davacının kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu, davaya konu dönem içinde doğum, hastalık ve benzeri nedenlerle çalışmasına ara verip vermediği araştırılmalı, yapılacak yeni araştırmalar ile davacının ve davalıların alışveriş yaptığı yada eve gelerek hizmet veren işyerlerinden davacının çalışmaları sorulmalı, bu sırada örnek olarak davalılar adına davacı tarafından imzalanmış fatura, teslim tutanağı, posta alındısı, vs. belgeler olup olmadığı araştırılmalı varlığının tespiti halinde dosya içerisine yöntemince celbi sağlanarak davacının iddialarını teyit edip etmediği yönünden değerlendirme yapılmalı, çalışmanın varlığı ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 14.12.2017 oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararları