Forum ana sayfa 10. Hukuk Dairesi 2015/14169 E. , 2017/8689 K.

10. Hukuk Dairesi 2015/14169 E. , 2017/8689 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 402280
Konum: İstanbul



10. Hukuk Dairesi 2015/14169 E. , 2017/8689 K.

"İçtihat Metni"
Mahkemesi:Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde görevsizlik kararı verilmiştir.Kesinleştirme kararının kaldırılması talebinin reddine dair ek kararın ve kararın, davacı asil tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik ... arafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dava dosyası incelendiğinde, 07.03.2013 tarihli son celsede verilen kısa karar ile görevsizlik kararı verildiği ve yasa yoluna başvurma süresi 15 gün olarak belirtildiği, gerekçeli kararın 13.03.2013 tarihinde yazıldığı ve gerekçeli karardada yasa yolu süresi 15 gün olarak belirtildiği, gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmeksizin tefhimden itiberen 8 günun dolduğu 18/03/2013 tarihi itibariyle 29/12/2014 tarihinde kararın kesinleştirildiği, davacı vekilinin kararı 17.03.2015 tarihinde temyizi üzerine, temyiz talebinin süreden reddildiğine dair 24.03.2015 tarihli ek kararın mahkemece yazıldığı, bu ek kararın davacı vekiline 10.04.2015 tarihinde tebliği üzerine davacı vekilince süresinde 20.04.2015 tarihinde temyiz edildiği anlaşılmakla, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8. maddesi hükmüne göre, iş mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerektiği, gerekçeli kararın taraflara yöntemince tebliği edilmediği anlaşılmakla; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321.maddesinin 2.fıkrasına göre; kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir).Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 sayılı Kanun‘un 8.maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal“ olarak anlaşılması zorunludur.Tarafların, gerekçeli karar tebliğ edilmeden önce, temyiz süre tutum dilekçesi veya gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararı temyiz ettikleri hallerde dahi, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanmaları mümkün olduğundan, bu gibi hallerde bile gerekçeli kararın taraflara tebliği gerekir.Davanın tümden kabulü yada reddi söz konusu olsa bile tarafların kararın gerekçesini temyiz etmekte hukuki yararları bulunabileceğinden, bu gibi durumlarda bile gerekçeli kararın yöntemince taraflara tebliği zorunludur.Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda; Mahkemece, her ne kadar 17.03.2015 tarihli temyiz dilekçesinin süresinde olmadığından bahisle 24.02.2015 tarihli ek karar ile temyiz talebinin reddine karar verilmiş ise de, gerekçeli kararın tebliğ edilmediği anlaşılmakla, temyiz talebi süresinde olduğundan, Mahkemenin, 24.03.2015 tarihli Ek kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.2-Mahkece görevsizlik kararı verilmiştir.Davaya konu olayda, davacı aleyehine tahakkuk ettirilen idari para cezalarının, prim ve işsizlik sigortası primlerinin ve damga vergisinin ödenmesi için ödeme emirleri düzenlenerek 11.09.2012 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 19.09.2012 tarihinde bu ödeme emirlerinin iptali istemi ile dava açtığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 102. maddesinde, işverenin kanunla düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde idari para cezası ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. “Kurumca verilecek idari para cezaları” başlığını taşıyan 140’ıncı madde, idari para cezaları, cezayı uygulayacak makam, cezaya itiraz ve itirazı inceleyecek merci ile itiraz üzerine verilen karara karşı ilgililerce başvurulacak yargı yolu ve zamanaşımı konusunda düzenleme içermektedir. İdari para cezasına karşı fiilin işlendiği tarihteki yasal düzenlemeye göre süresi içinde kuruma itiraz edilmemesi veya itirazın reddine karar verilmesi halinde yine süresi içinde ilgili mahkemeye dava açılmaması ya da ilgili mahkemece itirazın reddine karar verilmesi hallerinde idari para cezası kesinleşir ve Kurum alacağına dönüşür. Kesinleşen idari para cezasına karşı İş Mahkemesi'nde menfi tespit ve itiraz davası açılamaz. Burada söz konusu olan idari para cezasının kendisinin iptali olup, tahsili nedeniyle tanzim edilen ödeme emrinin iptali ya da borçlu olmadığının tespiti talepleri iş mahkemesinin görev alanındadır. 6183 sayılı Kanunun 58. maddesi hükmüne göre; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kamu borçlusu tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde açacağı iptal davasında “böyle bir borcu olmadığı” nedenine dayanabilir. Kamu borçlusunun bu davada hukuken ve maddeten böyle bir borcu olmadığını kanıtlayarak ödeme emrini iptal ettirmesi mümkündür. Bu bağlamda açılan davanın 5510 sayılı Kanunun 88/16. maddesine göre iş mahkemesinin görev alanında olduğu tartışmasızdır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde; mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekir.Bu çerçevede, eldeki davada; işin esasına girilerek davaya konu ödeme emirlerinin tebliğ tarihi, tebliğin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve 7 günlük hak düşürücü sürenin geçip geçmediğide değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O hâlde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararları