Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN-İLAMLI İCRA

Kişiler, Ad ve Soyad Düzeltme, Yaş Düzeltme, Aile, Nişanlılık, Evlilik, Ayrılık, Boşanma, Nafaka ve Tazminat, Velayet, Vesayet, Mal Paylaşımı, Evlat Edinme, Babalık ve Tanıma...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23646
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN-İLAMLI İCRA

Mesaj gönderen teoman »

ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN - İLAMLARIN İCRASI

(İİK m. 25/ a ve İİK m. 25/ b)



Çocuğun velayet hakkının anne veya babadan birine bırakılması halinde, velayet hakkı verilmeyen tarafın, çocukla nasıl ve ne şekilde kişisel ilişki kuracağı mahkemece belirlenir. Zira Medeni Kanun m. 182 hükmü, açıkça, mahkemenin ana ve babanın boşanma ve ayrılığa karar verirken, çocukla kişisel ilişkilerini de düzenleyeceğini öngörmektedir. Bu hükmün dışında Medeni Kanunun iki hükmü incelememiz bakımından önemlidir. Bunlardan birincisi Medeni Kanun m. 323 hükmüdür. Söz konusu hükme göre, ana ve babadan her biri, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir. Böylece, sadece velayete sahip olmayan ana ve baba değil, velayet hakkına sahip olmakla beraber, çocuğun başkasının koruması veya gözetimine bırakılması halinde de, ana ya da babanın çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin bir talep hakkının olduğu belirtilmiştir.

Konuyla ilgili ikinci hüküm ise Medeni Kanun m. 324’tür. Bu hüküm ise çocuk ile kişisel ilişkinin sınırlarını düzenlemiştir. Kişisel ilişki yönünden ana ve babaya görev yükleyen Medeni Kanun m. 324, I hükmüne göre, “Ana babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür”. Buna aykırı davranmanın yaptırımı ise Medeni Kanun m. 324/2’de gösterilmiştir.

Çocuk Hakları Sözleşmesine paralel olarak düzenlenen Medeni Kanun m. 324/2 hükmüne göre, kişisel ilişki nedeniyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba haklarını kullanırken diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelerse ya da çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellerse veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli nedenler varsa, kişisel ilişki kurma hakları reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir. Üçüncü kişilerle çocuk arasında kişisel ilişki ise Medeni Kanun m. 325’de düzenlenmiştir.

Çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamların icrası, hukukumuzda çocuk tesliminden farklı olarak düzenlenmiştir. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamın gereğinin yerini getirilmesi, belirli sürelerle tekrarlanan devamlı bir durumu içermektedir.

Velayet hakkı kendisinde olan taraf, ilamda hüküm altına alınan şekilde diğer tarafın çocukla kişisel ilişki kurmasına engel olursa, diğer tarafın ilamlı icra takibinde bulunabileceği İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre “Çocukla şahsi münasebetlerin düzenlenmesine dair ilam hükmünün yerine getirilmesi talebi üzerine icra memuru, küçüğün ilam hükümleri dairesinde lehine hüküm verilen tarafla şahsi münasebette bulunmasına mani olunmamasını; aksi halde ilam hükmünün zorla yerine getirileceğini borçluya 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri ile tebliğ eder. Bu emirde ilam hükmüne aykırı hareketin 341 inci maddedeki cezayı müstelzim olduğu da yazılır (f. 1). Borçlu bu emri tutmazsa ilam hükmü zorla yerine getirilir. Borçlu alacaklının şikâyeti üzerine ayrıca 341 inci maddeye göre cezalandırılır (f. 2)”. Bu hüküm dışında ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmü, hem çocuk teslimi hem de çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak ortak bir düzenlemedir. Bu hükme göre, çocuk teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların icrasında uzman bulundurulması öngörülmüştür. Çalışmamızda çocuk teslimine ilişkin ilamların icrasına değinilmeyecek, yalnızca çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak İcra ve İflas Kanunu m. 25/a ve m. 25/b hükümleri ele alınacaktır. Ancak esas konuma girmeden önce, çocukla kişisel ilişki kurulmasının anlamı, amacı ve kişisel ilişki kurma hakkının sona ermesi hakkında bilgi vermekte yarar vardır.

:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASININ ANLAMI, AMACI VE KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKININ SONA ERMESİ

Kişisel ilişki, sadece hısımlık bağına değil, aynı zamanda psikolojik, ana baba olma ilişkisine ve bu ilişkiden doğan sevgi ve bağlılık duygularına dayanan bir ilişkidir. Kişisel ilişki, tekrarlanan, düzenli aralıklarla devam eden bir ilişkidir. Bu ilişki sürekli objektif bir düzeni gerektirir. Bu çerçevede, ziyaretlerin sıklığı ve devam süresi, hâkim tarafından durumun özelliği göz önünde tutularak tespit edilir.

Kanımızca kişisel ilişkiyi, “çocuğun velayetinin kendisine verilmediği taraf veya üçüncü kişi ile çocuk veya çocuklar arasında kurulan, onlarla görüşme, belirli yer ve zamanda onunla birlikte olma, sevgi bağı kurma ve bu bağı devam ettirmeye yönelik ilişki” olarak tanımlamak mümkündür.

:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASININ AMACI

Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, her şeyden önce analık, babalık ve evlatlık sevgisinin tatmin edilmesidir. Zira insanlar, eğilimleri ve çevreleri bakımından ne kadar beğenilmez ve kınanır olurlarsa olsunlar, kendilerini bu haklarından yoksun kılmak doğru değildir. Ayrıca çocukta da var olan anne ve baba sevgisi ile muhabbet ve şefkatinden çocuğun uzak kalmasını önlemek amacıyla kişisel ilişki kurulması isabetli bir düzenleme olarak kabul edilmelidir.

Çocukla kişisel ilişki kurmak, çocukla ana baba arasındaki kan bağının doğal ve engellenemez bir sonucu olarak, boşanan veya ayrılan her ana ve babanın en doğal hakkı, olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim Medeni Kanun m. 323 hükmündeki düzenleme, söz konusu hakkı pekiştirmektedir. Ayrıca, bir görüşe göre, çocukla kişisel ilişki kurulması, doğrudan doğruya ana veya babanın kendi kişilikleri nedeniyle sahip oldukları bir hak olup, kan bağına dayanmaz. Bu hak kişiye bağlı bir hak olduğundan, ana ve babanın bu haktan feragat anlaşmaları geçerli olmadığı gibi, söz konusu hakkın devredilmesi de mümkün değildir.

Ana ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulurken analık babalık duygusunun tatmin edilmesinden önce çocuğun güvenliğinin ön planda olduğu da belirtilmektedir. Bu nedenle çocuğun güvenliğini ihlal etmeyecek biçimde analık babalık duygusunun tatmin edilmesinden söz etmek yanlış olmayacaktır. Uygulamada Yargıtay’ın kararlarında, çocuğun güvenliğini ihlal etmeyecek biçimde analık babalık duygusunun tatmin edilmesine yönelik olarak kişisel ilişkinin düzenlenmesinde temel ilkelere yer verildiği görülmektedir. Bu çerçevede; kişisel ilişkinin düzenlenmesinde ana babanın ve çocuğun özelliklerine, kişisel ilişki düzenlemesinin başkasının gözetiminde olmamasına, kişisel ilişkinin süresine, tarafların arzusuna (anlaşmalarına), kişisel ilişki düzenlemesinden yararlanacak diğer kişilere ve yere ilişkin ilkeler söz konusu olmaktadır.

:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA HAKKININ SONA ERMESİ

Mevcut soybağı ilişkisi, soybağının reddi veya tanımanın iptali ile sona ermişse, kişisel ilişki kurma hakkı da son bulur (MK m. 286 vd; m. 314, 317 vd). Çocuk ana babanın rızasıyla evlatlık verilmişse; ana babanın rızasının aranmadığı bir durum (MK m. 309, 311) mevcutsa veya çocuk evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilmişse yahut çocuğun evlatlık verilmesinde rızalarının aranmadığı kendilerine bildirilmişse, ana babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakları da sona erer[31].

:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAM TÜRLERİ. GENEL OLARAK


Çocukla kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili ilamlı icra takibinin dayanağı olacak kararın nihai karar niteliğine sahip olması gerekir. Bu nedenle, her ne kadar, mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alınarak çocukla kişisel ilişki kurulabilse de, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak, boşanma davası sırasında bir ara kararı ile ihtiyati tedbir niteliğinde verilen kararlar, ilamlı icra (İİK m. 25/ a) yoluyla takibe konu olamaz[. Bir başka deyişle, çocukla kişisel ilişki kurulmasına yönelik ara kararı niteliğinde olan tedbir kararının İİK m. 25/ a hükmüne göre ilamlı icraya konu olması mümkün değildir.

:arrow: İLAM TÜRLERİ.GENEL OLARAK

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların, çeşitli mahkemelerden dava sonucu elde edilmiş olması mümkündür. Bu çerçevede, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm, boşanma ve ayrılık ilamlarında (MK m. 182), evlilik dışı doğan çocukla kişisel ilişki kurulmasında (MK m. 323, MK m. 301), çocuklarla üçüncü kişiler arasındaki kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda (MK m. 325) yer alabilir. Aşağıda kısaca bu durumlara değinilecektir.


:arrow: Boşanma veya Ayrılık İlamı

Öncelikle, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm boşanma veya ayrılık ilamında yer alabilir. Boşanma davası açılması üzerine, mahkeme velayet hakkını anne veya babadan birine verir. Velayet hakkından mahrum olan eş ise, çocukla kişisel ilişki kurulmasına karar verilmesini dava sırasında talep edebilir. Bunun üzerine hâkim, bu hususu karara bağlar[38]. Bununla birlikte, boşanma davalarında davacı talepte bulunmasa bile, mahkemenin boşanma kararında, gerek velayetin kime bırakılacağı, gerekse çocukla kişisel ilişki kurulması konusunu re’sen düzenlemesi gerekir. Çünkü her ne kadar Medeni Kanun m. 323 hükmünde talep aranmaktaysa da, boşanma durumunda bu şart değildir. Bir başka deyişle boşanma kararında kişisel ilişkinin mahkemece gösterilmesi gerekir. Bununla birlikte kişisel ilişkinin elbette daha sonra mahkemeden istenmesi mümkündür. Ayrıca, ölüm, evlenme, yer değiştirme, çocuğun yaşının büyümesi gibi nedenlerle, kişisel ilişkide değişiklik yapılması gerekir.

Hâkim, çocukla ilişki kurulmasını düzenlerken, delilleri serbestçe takdir eder ve gerekli araştırmayı doğrudan doğruya kendisi yapar, gerekli görürse, bilirkişiye başvurur.

Boşanma nedenlerine dayanarak ayrılık davası da açılabilir. Hâkim, boşanma nedenleri gereğince, ayrılığa karar vermekle beraber, dava sırasında çocukla kişisel ilişki kurulması da talep edilmişse, bu takdirde bu husus da karar altına alınır. Böylece kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam elde edilmiş olur. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı varsa, mahkemece ayrılığa da hüküm verilebilir (MK m. 170, III). Bu nedenle kanımca davacının boşanma talep etmesine rağmen, mahkemenin ayrılığa hüküm vermesi halinde de mahkemenin kişisel ilişkiyi düzenlemesi gerekir.

:arrow: Evlilik Dışı Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamlar

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar, evlilik dışı çocukla kişisel ilişki kurulmasında da yer alabilir. Daha önce de belirtildiği gibi, çocukla kişisel ilişki, kişiye bağlı olan ve kan bağına dayanmayan bir hak olduğu için, evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar ile evlat edinilen çocukların tümü bakımından söz konusudur. Dolayısıyla, evlilik dışı çocuğunun velisi olamamış olan ana veya baba da çocukla kişisel ilişki kurmak isteyebilir.

Bu nedenle, evlilik dışı çocukla babası arasında henüz soybağı kurulmamışsa, MK m. 325 uyarınca “görünüşteki babanın” sadece çocukla, üçüncü kişi olarak kişisel ilişki kurma hakkı olabilir. Anne ve babanın çocukla kişisel ilişki kurmak istemesinde, bu talebin velayet hakkından veya çocuğun kendisine bırakılmasına ilişkin mahkeme kararından (MK m. 347) veya kanundan kaynaklanması (MK m. 335, II; MK m. 337, I) arasında fark yoktur.

:arrow: Çocuklarla Üçüncü Kişiler Arasında Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamlar

Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere ve özellikle hısımlarına da tanınabilir (MK m. 325, I). Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle, sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Ana ve baba dışında kalan kişiler de boşanma halinde, çocukla aralarında kişisel ilişki kurulmasını hâkimden talep edebilirler. Bu kişisel ilişkinin kurulmasına karar verilebilmesi için, ilgilinin talepte bulunması gerekir. Örneğin, büyük anne ve büyük babalar, torunlarıyla bu hüküm gereğince kişisel ilişki kurabileceklerdir. Ancak, Medeni Kanun m. 325 gereğince, üçüncü kişi ile çocuk arasında kişisel ilişkinin kurulabilmesi için, olağanüstü bir durumun bulunması şarttır. Bir başka deyişle, üçüncü kişi ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasını haklı gösterecek bir yakınlığın bulunması gerekir. Olağanüstü duruma, birbirinden ayrı yaşayan kardeşler arasında ilişki kurulması, çocuğun uzun süre yanlarında yetiştiği bakıcı aile ile arasında kişisel ilişki kurulması, boşandıktan sonra çocuğun üvey babası ile arasında ilişki kurulması, biyolojik ana babayla evlatlık verilen çocuk arasında ilişki kurulması halleri örnek olarak gösterilebilir.

:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAMLARIN ÖZELLİKLERİ. ZAMANAŞIMINA UĞRAMAMASI

İlama dayalı takip; son icra işleminin üzerinden on sene geçmekle zamanaşımına uğrar (İİK m. 39, I). Ancak bu kural, bütün ilamlar hakkında geçerli değildir. Bazı ilamlar iskati (hakkı sona erdirici) zamanaşımına tabi değildirler. Bu ilamlardan birisi de, kişi ve aile hukukuna ilişkin ilamlardır. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamlar, aile hukukuna ilişkin oldukları için, zamanaşımına uğramaz. Bunun ilamlı icra bakımından en önemli sonucu ise, borçlunun zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması (İİK m. 33) talebinde bulunamayacak olmasıdır.

:arrow: KESİNLEŞMEDEN TAKİP KONUSU YAPILAMAMASI

Hukukumuzda bir hükmün icra edilebilmesi için kural olarak, onun kesinleşmesine beklemeye gerek yoktur. Ancak bazı istisnai hallerde, hükmün şekli anlamda kesinlik kazanması, onun icra edilebilmesinin zorunlu bir şartını oluşturur. Bu gibi durumlarda, şekli anlamda kesinlik, hükmün icrasının önşartı durumundadır. Bu hükümlerden birisi ise çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlardır.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlar, aile hukukunu ilgilendirdiğinden, çocuk teslimi hakkındaki ilamlar (İİK m. 25) gibi kesinleşmeden takip konusu yapılamaz .sözü edilen ilamların temyiz incelemesi sonucunda bozulması durumunda, eski halin iadesinin sağlanmasının son derece güç olacağının göz önünde tutulmuş olmasıdır. Bu takdirde, ilamın altına, usulen kesinleştiğine ilişkin mahkeme yazı işleri müdürü tarafından verilen meşruhatın mahkeme mührü ile mühürlenip, hâkim tarafından imzalanması gerekir. Bu durumda yalnızca yazı işleri müdürünün imzası yeterli değildir. Ayrıca ilamlı icra takibinin dayanağını oluşturan bu ilamın icrası, icra müdürü tarafından kesinleşmiş şekli dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Bir başka deyişle icra müdürü, yerine getirilecek ilamın kapsamını yorum yoluyla genişletemez ve daraltamaz. Ayrıca icra müdürü ilamın ne şekilde yerine getirileceği konusunda icra mahkemesinden aydınlatıcı bilgi de isteyemez; ilamın gereklerini ve özelliklerini göz önünde bulundurarak kendi anladığı biçimde ilamın gereğini yerine getirmek zorundadır. Bununla birlikte, ilamın içeriğine uygun bir şekilde icra edilmezse, ilgililer icra mahkemesine şikâyet yoluyla başvurarak, ilamın içeriğine uygun bir şekilde icra edilmesini sağlayabilirler. Hatta bu durumda, ilamın içeriğine uygun şekilde icra müdürünce icra edilmemesi, ilgilinin (alacaklının) hakkının yerine getirilmemesi anlamını taşıyacağı için, şikâyetin süreye tabi değildir.

Aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamların icra edilebilmesi için aranan kesinleşme şartı bu ilamlara ilişkin yargılama giderleri ve tazminatın ve bunun faizinin icraya konulması için de geçerlidir. Bu nedenle de ilamların yargılama giderlerine ve tazminata ilişkin bölümü de ilamın bir parçası olduğundan, kesinleşmedikçe icra edilemezler.

Kesinleşmeden icraya konulamayacak ilamlarda, ilamın şekli anlamda kesinleşmesi, onun icrasının zorunlu bir şartını oluşturur. Bu nedenle, icraya konulan hükme karşı temyiz yoluna gidilmiş olması, onun kendiliğinden icrasını durdurur. Bu nedenle bu tür ilamların icrasının durdurulabilmesi için, Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı (İİK m. 36) alınması gerekmez. Öte yandan, temyiz yoluna başvuru gibi, karar düzetme yoluna başvurmak da, bu tür hükümlerin kesinleşmesini önler ve bu nedenle karar düzeltme talebi de hükmün kesinleşmesini önleyeceği gibi, hükmün kesinleşmesini durdurur.

Söz konusu ilamın kesinleşip kesinleşmediği icra müdürü tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur. Bu nedenle, ilam kesinleşmeden icraya konulması halinde ilgili kişi veya kişiler, icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesinde şikâyet yoluna (İİK m. 16) başvurabilir. Kesinleşmeden icra edilemeyecek ilamlarda, kesinleşme, ilamın icra edilebilmesinin (ilamlı icranın) esaslı bir unsurudur ve bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır bir biçimde ihlali anlamına geleceğinden, bu husus kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirmek gerekir. Bu nedenle icra mahkemesine yapılması gereken şikâyetin süresiz olması gerekir.

Ancak daha önce de belirtildiği üzere, İcra ve İflas Kanunu m. 25’deki çocuk teslimlerinde olduğu gibi ilam kesinleşmeden, mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alınmak suretiyle ilamda belirtilen çocukla kişisel ilişki kurulabilir. Ancak elbette bu tedbir kararı, ilamlı icraya konu edilmek suretiyle borçluya icra emri gönderilemez. Zira ihtiyati tedbir kararları ara kararı olduğu ve ilam niteliğinde bulunmadığından, bu tür kararların ilamlı icra takibinin dayanağını oluşturması mümkün değildir.

:arrow: İLAM HÜKMÜNÜN ÇOCUK REŞİT (ERGİN) OLUNCAYA KADAR DEVAM ETMESİ

Hukukumuzda çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmünün çocuk reşit (ergin) oluncaya kadar devam edeceği, bir başka deyişle, alacaklının, çocuk reşit oluncaya kadar kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam çerçevesinde çocukla kişisel ilişki kurabileceği kabul edilmektedir. Yargıtay’ın birçok kararında da bu hususa değinilmiştir. Buna karşılık Yargıtay’ın bazı kararlarında, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmünün “küçüğün velayet altından çıkmasına kadar” devam edeceği belirtilmiştir.


Kanımızca, medeni hukuk anlamında çocuk 18 yaşından küçük kişiyi ifade ettiğine göre, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların hükmü, çocuk reşit oluncaya kadar değil, 18 yaşını tamamladığı ana kadar kişisel ilişki kurulması söz konusu olabilecektir.

Kısıtlılar ile kişisel ilişki kurmada ise Medeni Kanun m. 419/3 hükmünün göz önünde bulundurulması gerekir. Zira söz konusu hükme göre, “Kısıtlanan ergin çocuklar kural olarak vesayet altına alınmayıp velayet altındadır”. Bu nedenle kanımca reşit çocuk kısıtlanmışsa, velayet altında kalmaya devam edeceğinden (MK m. 419/3), çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın hükmü de devam edebilecektir.

Ayrıca çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın alacaklısı ölmüşse, ilamlı icra yoluna başvurma hakkı ortadan kalkar. Bir başka deyişle mirasçılara geçmez. Çünkü bu ilamlar, alacaklının şahsı ile sıkı sıkıya bağlı ilamlar olup, sadece alacaklı tarafından ileri sürülebilir.


:arrow: ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASINA İLİŞKİN İLAMLARIN İCRAYA ELVERİŞLİ OLMASI GEREKTİĞİ

Çocukla kişisel ilişki kurulmasında önemli bir husus, icrası mümkün kararlar verilmesi gerektiğidir. Bir başka deyişle, çocuk ile kişisel ilişki kurulmasının yerine getirilmesinde infazda güçlük yaratacak nitelikte kararların verilmemesi, infazda tereddüt doğuracak ibareler kullanılmaması gerekir. Bunun için ise, artık uzmanların da bulunduğu aile mahkemelerinde, çocukla kişisel ilişkilerin ayrıntılı olarak düzenlenmesi, şüpheye ver bırakmayacak şekilde kararlar verilmesi büyük önem taşımaktadır.

Daha önce de belirtildiği üzere, kişisel ilişkinin düzenlenmesinde ana babanın ve çocuğun özellikleri, kişisel ilişkinin süresi gibi hususlara dikkat edilmeli, çocukla kişisel ilişki kuracak kişi bakımından elverişsiz bir durum yaratılmamalıdır. Örneğin, yurt dışında bulunan bir baba ile kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda her hafta sonu kişisel ilişkiye karar verilmesi söz konusu ilamın icrasına elverişli değildir. Aynı şekilde, velayeti anneye verilen çocuğun babayla şahsi ilişkisinin babanın çalışmadığı güne denk getirilmesi gerekir; aksi halde ilam icraya elverişli olmayacaktır.

:arrow: TAKİBİN AŞAMALARI. TAKİP TALEBİ

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilam hükmüne diğer eş uymazsa, alacaklı durumundaki taraf, ilamı icraya koyarak, takip talebinde bulunabilir. Velayeti kendisine verilen çocuk hakkında ilamlı icra yoluyla infazı mümkünken, dava açarak çocuğun davalıdan alınarak kendisine teslimine karar verilmesini istemesinde hukuki yarar yoktur. Bu nedenle alacaklı durumunda olan eş, ayrı bir dava açamaz, İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a gereğince ilamlı icra yoluna başvurmak zorundadır.

İlamlı icra takibinin ilk aşaması ise, takip talebidir. Takip talebinin yapılması ve içeriği, genel haciz yolundaki takibe çok benzer. Takip talebinde İİK m. 58’deki hususlar yer alır (İİK Yön. m. 18, I). Takip talebine alacaklının (ve varsa vekilinin) adı, soyadı ve adresi, borçlunun adı, soyadı ve adresinin yazılması gerekir. Ayrıca takip talebine ilamın tarihi, numarası ve özeti yazılır. Alacaklı isterse, kendisine ilamlı icra takip talebinde bulunduğuna dair icra dosya numarasını taşıyan bedava ve pulsuz bir ilmuhaber (belge) verilir (İİK m. 35, c. 2).

İlamların icrası her icra dairesinden istenebileceğinden (İİK m. 34), alacaklı takip talebini herhangi bir icra dairesine verebilir. Bu talep yazılı veya sözlü olabilir. İlamlı takip talebinde bulunan alacaklıdan binde beş peşin harç alınmaz (karş. Harçlar Kanunu m. 29). Fakat bütün ilamlı icra takiplerinde alacaklıdan başvurma harcı alınır (Harçlar Kanunu, 1 sayılı Tarife). Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamlı icra takiplerinde, tahsil harcının yarısı oranında maktu cezaevleri harcı alınır. Bu maktu harç ise, ilamın icraya konulduğu zaman, takip talebi ile birlikte alacaklıdan peşin olarak alınır ve borçluya yükletilemez (2548 Sayılı Kanun m. 1).

:arrow: İCRA EMRİ. İcra Emrinin İçeriği

Takip talebi üzerine icra müdürü tarafından örnek 3 no’lu icra emri düzenlenir ve borçluya tebliğ edilir (İİK m. 25a; İİK Yönetmeliği, m. 24). Borçlu icra emrini yerine getirmezse, İcra ve İflas Kanunu m. 25’de olduğu gibi ilam hükmü zorla yerine getirilir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına (ve çocuk teslimine) ilişkin icra emrine, aşağıdaki hususların yazılması gerekir (İİK m. 25/ a; İİK Yönetmeliği, m. 24):

- Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı, soyadı, yerleşim yerindeki adresi, vergi kimlik numarası,

- Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa vergi kimlik numarası ve yerleşim yerindeki adresi,

- Alacaklı yabancı ülkede oturuyorsa, Türkiye’de göstereceği yerleşim yerindeki adresi,

- Hükmü veren mahkemenin ismi,

- Hükmolunan şeyin neden ibaret olduğu,

- İlamın veya belgenin tarih ve numarası,

- Çocuğun ilam hükümleri dairesinde, lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmaması ihtarı,

- Çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmüne göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarı.

:arrow: İcra Emrinin Takip Talebine ve İlama Uygun Olması Gerektiği

İcra müdürü tarafından borçluya gönderilen icra emrinin takip talebine ve ilama uygun olması gerekir. Aksi takdirde bu durum şikâyet nedeni oluşturur ve hukukumuzda bu şikâyetin süresiz olduğu kabul edilmektedir. Takip talebine veya ilama uygun olmayan icra emrinin şikâyet üzerine icra mahkemesince iptali gerekir. Bir başka deyişle, ilam içeriğine uygun bulunan takibin de iptaline karar verilmesi gerekmez. Örneğin, ilamda babanın hafta sonları saat 12.00 – 17.00 arası kişisel ilişki kurulmasına yer verilmiş, fakat icra müdürü 14.00- 17.00 şeklinde icra emri göndermişse, bu icra emrine karşı şikâyet süresiz olacak, bu icra emri icra mahkemesinde düzeltilebilecektir. Aynı şekilde, icra müdürü, ilamda yazılı olmamasına rağmen, çocuğun “davalı borçlu tarafından hazır bulundurulmasına” ilişkin olarak takip talebi düzenlemesi ilama aykırılık teşkil eder, şikâyet nedeni oluşturur.

Burada bir hususu da belirtmek gerekir ki, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın yerine getirilme şekli, istinabe edilen (talimat) icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi tarafından şikâyet üzerine değiştirilemez.

:arrow: İLAMIN İCRASI . İlamın Zorla Yerine Getirilmesi

Çocuk kendisine verilmemiş olan tarafın hâkimin belirleyeceği gün ve saatlerde çocuk ile temas etmesine, onunla görüşmesine, onu gezdirmesine, yedirip içirmesine, giydirmesine diğer taraf engel olamaz. İşte buna engel olunması halinde İcra ve İflas Kanunu’nun 25/ a maddesi, çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararının uygulanmasını kolaylaştırıcı, diğer tarafı ise bu karara uymaya zorlayıcı düzenlemeler içermektedir. Bununla birlikte elbette, bu zorlamaların çocuğu karşı uygulanmaması gerekecektir. Bu çerçevede, gerek yükümlülük altına giren velayet hakkına sahip olan taraf, gerekse çocuğa bakan kişinin, bu hakka sahip olmayan çocuğun ana veya babası ya da üçüncü kişilerle kurulacak kişisel ilişkiye müsaade etmesi, bu ilişkinin kuruluşunu kolaylaştırması gerekir. Çocuğun ise ailenin, vasinin veya velayet altında bulunduğu kişinin talimatlarına uyma zorunluluğu söz konusudur.

Çocukla kişisel ilişki kurulması, sosyal bir zorunluluk gereği olup, hissi ve ruhi bir nitelik taşır. Örneğin, baba bir başkasıyla evlenmiş ise, çocuğun öz annesine duymuş olduğu sevgiyi, ona bir başkasının vermesi mümkün değildir. Çocuğu yanına alan eş ise gelecekteki çıkarlarını düşünerek çocuğa daha fazla sevgi göstererek, diğeri aleyhine ve fakat çocuğun ruhi durumu üzerinde aksi etki oluşturacak fiillere başvurabilir. İşte bu gibi durumlar, çocuğun yetişme tarzına olumsuz etkide bulunabilecek, çocuğu sorunlu bir hale getirebilecektir. Bu nedenle mahkemenin bu hususları göz önünde bulundurması gerektiği gibi, icra müdürünün de ilamın icrası sırasında dikkatli olması, metanetini koruyup, tarafları teselliye çalışması ve olgun bir şekilde hareket etmesi gerekir. Gerçi İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmünde öngörülen uzmanların bu konuda icra müdürüne yardımcı olabilmeleri mümkün olsa bile, bu hüküm, icra müdürünün dikkat ve özen içinde görevini yapma zorunluluğunu elbette ortadan kaldırmayacaktır.

Kendisine icra emri tebliğ edilen borçlu bu icra emrine uymazsa, bir başka deyişle alacaklının çocuk ile ilamda belirtilen yer ve zamanda kişisel ilişki bulunmasına izin vermezse ilam hükmü çocuk teslimine dair ilamın icrasında olduğu gibi icra dairesi tarafından zorla yerine getirilir. Takip konusu ilamda çocukla alacaklının nerede ve ne zaman kişisel ilişkide bulunacağı belirtilmişse, ilam bu çerçevede yerine getirilir, yani ilamda belirtilen yer ve zamanda icra dairesi çocukla alacaklının görüşmesini gerçekleştirir. Burada icra müdürünün gerekirse zor kullanma yetkisi vardır. Ancak elbette icra müdürünün bu tür ilamlarda İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmünü uygulaması ve uzman bulundurulması şarttır. Aşağıda bu konuya ayrı bir başlık altında değinilecektir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrası için alacaklının zamanında ve usulüne uygun olarak icraya başvurmasına rağmen, borçlunun çocuğun kaçırması mümkündür. Bu durumda ilamda kişisel ilişki için öngörülen süre geçse dahi, çocuğun alacaklıya teslimi gerekecektir. Yani bu durum, alacaklı ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasını engellemez. Zira ilamda belirtilen sürenin geçirilmesinde alacaklının bir kusuru yoktur.

İlamda icra müdürünün nezareti altında kişisel ilişki kurulması yazılı ise, bu durumda icra müdürü, çocukla borçlunun kişisel ilişki kurmaları anında yanlarında (uzmanlarla birlikte) bulunur. İlamda böyle bir kayıt yoksa, icra müdürü yanlarında bulunmaz.
İlamın icrası bittiğinde, borçlu isterse, kendisine ilamın tamamen veya kısmen icra edilmiş olduğuna ilişkin bedava ve pulsuz bir belge verilir (karş. İİK m. 144, III; İİK Yön. m. 48).



:arrow: İİK m. 341 Hükmüne Göre Borçlunun Cezalandırılması

Mukayeseli hukukta da, İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne benzer düzenlemelere rastlanmaktadır. Alman Hukukunda, borçlu icra emrine rağmen yükümlülüğünü yerine getirmezse, para cezası veya hapisle tazyik edileceği hükme bağlanmıştır. Burada belirtilen hapisle tazyikin süresi ise bizdeki hükme benzer şekilde altı aydır . Bunun yanında, para cezasını ödemeyen borçlunun bu cezası da hapisle tazyike dönüştürülebilir. Bu cezaların verilebilmesi için, borçlunun kusurlu olması şart değildir. Borçlu, icra emrini yerine getirmezse, hemen tahliye edilir.

Avusturya Hukukunda da ilamın yerine getirilmesine muhalefet eden borçlunun, altı aya kadar hapis ile tazyik edilebileceği öngörülmüş (Avusturya İİK m. 354- 355), para cezasına yer verilmemiştir.

:arrow: Hukukumuzda Durum.. 5358 Sayılı Kanun’dan Önceki Durum

Öncelikle, İcra ve İflas Kanununun 341. maddesinin birçok değişikliğe maruz kaldığını söylemek gerekir. Zira, söz konusu hükmün 1985’den önceki hali, 1985- 2003 arası dönem, 2003- 2005 arası dönem ve son alarak ise 2005’den sonra şu anda yürürlükte olan dönem olmak üzere birçok aşamadan geçtiği görülmektedir.

1- İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün 6. 6. 1985 tarihli ve 3222 sayılı Kanunun değişik 42. maddesinden önceki düzenleme şu şekildeydi: “Çocuk teslimi hakkındaki ilamın icrası sırasında çocuğu gizleyen veya ilamın icrasından sonra tekrar kaçınan borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii tarafından, bir aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılır” .

2) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün 6. 6. 1985 tarihli 3222 sayılı Kanun’un 42. maddesi ile değiştirilen düzenlemede, sadece cezada bir artırıma gidilmiş ve cezanın alt ve üst sınırı “bir aydan üç aya kadar hafif hapis cezası” olarak değiştirilmiştir.

3) Daha sonra, 17. 7. 2003 tarihli ve 4949 sayılı Kanun’un 96. maddesi ile değiştirilen İİK m. 341’e ilişkin düzenlemede, “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilâmın veya ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenler, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, tetkik mercii (yani icra mahkemesi) tarafından, iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla cezalandırılırlar” ifadelerine yer verilmiştir. 4949 sayılı Kanunla değiştirilen bu hükmün eski hükümlerden en önemli farklılığı, çocuk teslimi hakkındaki ilam dışında ayrıca ara kararının icrası sırasında da çocuk teslimi (ve kişisel ilişki kurulmasına) ilişkin ilamların icra edilmesine muhalefet edenlerin de İİK m. 341 kapsamına alınmasıdır. Ayrıca 4949 sayılı Kanunla değiştirilen hükümde, iki aydan altı aya tadar hafif hapis cezası öngörülerek caza miktarının alt sınırı aynı kalmış (bir ay), fakat üst sınırı artırılarak üç aydan altı aya çıkarılmıştır.

Ayrıca 4948 sayılı Kanunun 100. maddesiyle getirilen İİK m. 352/ a hükmüyle ceza kararnamesi uygulaması imkânı getirilmişti. Ceza kararnamesi uygulaması yeni Ceza Muhakemesi Kanununda bu müessesenin ortadan kaldırılması ve 5358 sayılı Kanun’daki değişikliliklerle ortadan kaldırılmıştır.

Burada bir hususa değinmek gerekir ki, 4949 sayılı Kanunla değiştirilen bu hükümden önce, İcra ve İflas Kanunu m. 341 uyarınca borçlunun cezalandırılması için, mahkeme kararının ilam niteliğinde olması zorunluluğu aranıyordu. Bir başka deyişle Yargıtay, mahkeme kararı tedbir niteliğinde bir ara kararı olduğunda, bu karara muhalefet söz konusu ise İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünün uygulanmayacağını, bu durumda ihtiyati tedbir kararına muhalefet oluşacağını kabul ediyordu. İşte kanımca 4949 sayılı Kanunla değiştirilen İİK m. 341 hükmü, bu tartışmaları ortadan kaldırmış, hem çocuk teslimi hakkındaki ilâmın hem de ara kararının (tedbir kararının) icrası sırasında çocuğu gizleyen ya da ilâmın veya ara kararının icrasından sonra tekrar kaçıran borçlu ile bu fiillere bilerek iştirak edenleri madde kapsamına almıştır.


5358 Sayılı Kanun’dan Sonraki Durum

Bilindiği gibi, icra emrinde, çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a maddesine göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarının yer alması şarttır. Bu ihtara rağmen borçlu bu ihtara aykırı şekilde davranır ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrasına karşı çıkarsa, borçlunun cezalandırılacağı İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmünde açıkça düzenlenmiştir.

5358 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir”. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlük tarihi ile 5358 sayılı Kanunun yürürlük tarihi aynı olduğundan, 5358 sayılı Kanunun yeni CMK’ya uyum amacıyla çıkarıldığını söylemek mümkündür.

Görüldüğü gibi, 4949 sayılı Kanunla değiştirilen (eski) hükümde cezanın alt sınırı iki ay, üst sınırı altı ay olmasına rağmen, yeni düzenleme ile cezanın alt sınırı belirtilmemiş, “altı aya kadar” şeklinde sadece üst sınır belirtilmiştir. Böylece kanımızca Alman Hukukundaki düzenleme esas alınmıştır. Ayrıca, eski hüküm İİK m. 341’e muhalefeti ayrı bir suç olarak düzenlemişken, yeni hüküm tazyik hapsi getirmiş ve hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişinin tahliye edileceğini hükme bağlamıştır.

Her ne kadar maddenin kenar başlığı, “Çocuk Teslimi Emrine Muhalefetin Cezası” şeklinde de olsa, İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmü çocukla kişisel ilişki kurma bakımından da uygulanır. Zira İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünün 2. fıkrasında, borçlunun kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrasına ilişkin icra emrinin tutulmaması halinde, borçlunun alacaklının şikâyeti üzerine ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 341’e göre tazyik hapsine karar verileceği öngörülmüştür. Bu nedenle İİK m. 341 hükmünü İİK m. 25/ a ile birlikte düşünmek ve maddenin kenar başlığının “Çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulması emrine muhalefetin cezası” şeklinde kaleme alınması kanımızca daha isabetli olurdu.

Borçlunun İİK m. 341 uyarınca tazyik hapsine karar verilmesi ile ilgili bazı önemli hususlara değinmek gerekir. Şöyle ki:

Söz konusu suçun faili, ilam hükmünü yerine getirmeyen borçlu ve ona yardım edenler olabilir. Gerçi, 5358 sayılı Kanun ile değiştirilen İİK m. 341 hükmünde borçlunun yanısıra “bu fiillere bilerek iştirak edenler” ifadesi bulunmasa bile, aksini düşünmemek gerekir. Bir başka deyişle ilam hükmünü yerine getirmeyen borçlunun yanısıra ona yardım edenlerin cezalandırılması da mümkündür.

İcra ve İflas Kanunu m. 341 uyarınca borçlu hakkında tazyik hapsine karar verilmesi için alacaklının şikâyeti şarttır. Şikâyet süresi, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK m. 347). Şikâyetçi şikâyetinden feragat eder veya borcun itfa edildiği (örneğin, konumuzla ilgili olarak ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirdiği) sabit olursa dava ve bütün sonuçlarıyla beraber ceza düşer (İİK m. 354, I). Ayrıca icra mahkemesinin vermiş olduğu tazyik (veya disiplin) hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilmez (İİK m. 354 / 2).

Görevli mahkeme, İİK m. 346/3 gereğince, icra mahkemesi; yetkili mahkeme ise İİK m. 348’e göre icra takibinin yapıldığı yer icra mahkemesidir[128]. Aynı şekilde, alacaklının, doğrudan icra mahkemesine vereceği bir dilekçe ile veya tutanağa geçirteceği sözlü beyanı ile ceza davası açılır (İİK m. 349, I). İcra mahkemesi, iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve savunmalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hülasasını Cumhuriyet Savcısına bildirir (İİK m. 352, I). İcra mahkemesinin vermiş olduğu tazyik (veya disiplin) hapsine ilişkin kararlarına karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir (İİK m. 353, I). İcra mahkemesinin verdiği söz konusu hükümlerle ilgili olarak 4. 12. 2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanır (İİK m. 353/2).

Borçlunun İİK m. 341 uyarınca cezalandırılabilmesi için, gönderilen icra emrinde, çocukla kişisel ilişki kurulacak tarih ve saatin belirli olması şarttır. Aksi takdirde suçun (dar anlamda çocuk teslimi emrine muhalefet) unsurlarının oluşmadığı söylenebilecektir. Ayrıca eski Türk Ceza Kanunu döneminde Yargıtay, bu cezaların paraya çevrilemeyeceğine ilişkin kararlar vermiştir.

Sözü edilen suçun oluşabilmesi için borçluya tebliğ edilen örnek 3 no’lu icra emrinde, ayrıca İİK m. 341’e ilişkin cezalandırma ihtarının bulunması şarttır.

Çocuk teslimine ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olarak bir mahkeme kararının bulunması gerekir. Bu mahkeme kararı, nihai karar olabileceği gibi, ihtiyati tedbir niteliğinde bir ara kararı da olabilir. Zira Kanun’da “”ilamın veya ara kararının yerine getirilmemesi”nden söz edilmiştir. Her iki durumda da İİK m. 341 hükmü uygulanacaktır. Bununla birlikte, doktrinde bazı yazarlar burada, ara kararının gereğinin yerine getirilmemesi halinde, İİK m. 341 hükmünün uygulanamayacağını ve eylemin ancak (HMK) hükmüne aykırılık suçunu oluşturabileceğini belirtmektedirler. Yazarlar, görüşlerine gerekçe olarak ise, yargılama sırasında verilen ara kararlarının ilam niteliğinde olmadığından ilamlı icra takibine konu edilemediğini, borçluya icra emri (3 no’lu örnek) gönderilemeyeceğini belirtmektedirler.

Ancak kanımca, özellikle 4949 sayılı Kanunla getirilen değişiklikten itibaren, İİK m. 341 hükmünün açık anlamından, ara kararının gereğini yerine getirmeyenlerin veya yerine getirilmesini engelleyenlerin de söz konusu hüküm çerçevesinde cezalandırılabilmelerinin mümkün olacağı sonucuna varılmalıdır. Zira ihtiyati tedbir niteliğindeki ara kararlarının ilamlı icraya konu olamamaları ve bu nedenle borçluya icra emri gönderilememesi ile ara kararının gereğinin yerine getirilmemesi veya yerine getirilmesinin engellenmemesi ayrı şeylerdir. İİK m. 341’in kenar başlığı “Çocuk teslimi emrine muhalefetin cezası”’dır. Burada “emir” teriminin kullanılması kanımızca boşuna değildir. Zira mahkemenin söz konusu emri nihai karar şeklinde olabileceği gibi, ara kararı şeklinde de olabilir. Ayrıca bu ara kararını da zaten infaz memuru olarak icra müdürü yerine getirir. Kaldı ki doktrinde ileri sürülen yukarıdaki görüş, m. 341’in kapsamına ara kararlarını da dâhil eden 4949 sayılı Kanunla getirilen değişikten önce doğru olabilirdi. Ancak 5358 sayılı Kanunla gelen değişiklik, açıkça ara kararları konusundaki şüpheleri ortadan kaldırmış bulunmaktadır.
Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin olan karar bir ilam ise, elbette bu ilamın kesinleşmesi de şarttır[138]. Aksi halde borçlunun İİK m. 341 gereğince cezalandırılması mümkün değildir.

İİK m. 341, son cümle hükmüne göre, hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilecektir. Bu düzenleme, tazyik hapsinin doğal bir sonucudur. Zira tazyik hapsinde amaç, ilamın veya ara kararının gereğinin yerine getirilmesidir.

İİK m. 341 gereğince cezalandırılabilmesi için, ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, çocuğu teslim etmeme veya kişisel ilişkiye engel olma amacında bulunması gerekir. Bir başka deyişle, ilamın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin kusurlu olması şarttır. Örneğin, icra heyeti geldiğinde bir çocuğun evden kaçması halinde borçluya ceza verilemez. Aynı şekilde sanığın çocuğu şikâyetçi ile görüştürmeme amacı içinde olduğunu kabule götüren kesin deliller gösterilmeden ceza verilmesi hukuka aykırıdır.

Yargıtay’a göre, boşanma ilamında, çocuğun anne yanında geçireceği her hafta sonunun ayrı bir dönem olmasına göre, infazın engellenmesi olayında şikâyete konu edilen her dönem ayrı bir suç oluşturur.

:arrow: Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamların İcrasında Uzman Bulundurulması

İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmüne göre (Ek madde: 17/07/2003- 4949 S.K./7. md): “Çocukların teslimine ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilamların icrası, icra müdürü ile birlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilen sosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerine getirilir”. Bu hükmün kabulünden sonra, konuyla ilgili olarak Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğü’nün 26. 08. 2003 tarihli ve “Çocukların Tesliminde Uzman Personel Bulundurulması” konulu Genelgesinde de bu husus vurgulanmıştır.

4949 sayılı Kanunun geçici 5. maddesi uyarınca, İcra ve İflas Kanununa 25/ b maddesini ekleyen hüküm, adı geçen Kanunun yürürlüğe girdiği 30. 7. 2003 tarihinden sonra ilam hükmünün zorla icra edileceği çocuk teslimlerinde ve çocukla kişisel ilişki kurulmasında uygulanır.

Söz konusu hükümde amaç, uzun vadede velayetin kendisine bırakılandan çocuğu alıp, kişisel ilişki için diğer tarafa verilmesi sırasında çocuğun psikolojik yönden olumsuz etkilenmemesini sağlamaya yöneliktir. Çünkü böyle durumlarda, çocuk nereye gideceğini, hangi tarafın sözlerine ve telkinlerine inanacağını bilemez; bir şaşkınlık, bir moral çöküntüsü onun küçük dünyasında büyük fırtınaların kopmasına neden olur. İşte bu sakıncayı belki de en aza indirmek için uzmanlardan yararlanılması kanımızca da isabetli olmuştur. Bununla birlikte, sözü edilen yararın sağlanması uzmanların yetişmesi ve ülke genelinde yaygınlaşması ile mümkün olacaktır. Aksi takdirde, uzman bulunmadığı hallere ilişkin istisnai hükmün asıl kural haline gelmesi ve sürekli olarak uzman bulunmaması halinde eğitimcilerin gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Yargıtay bir kararında, küçüğün velayeti anneye verildiğinde, kişisel ilişki için babaya bırakılan çocuğun tekrar anneye geri verilmesinde maddede öngörülen uzmanların bulunması gerekmeyeceğine ilişkin ifadelere yer vermiştir.

Buradaki memur olan uzmanların ücretlerinin hangi tarifeye tabi olacağı konusunda maddede bir açıklık yoktur. Buna karşılık, bu uzmanların ücretinin bilirkişi ücreti değil, memur yolluğuna tabi tutulması gerektiği belirtilebilirse de, kanımızca bu konuda uzmanlar için tıpkı avukatlık asgari ücret tarifesine benzer tarifeler çıkarılabilir. Bununla birlikte uzman olarak çalışan kişiler, o icra müdürlüğü bünyesinde memur olarak çalışıyorlar ise, bu takdirde memur yolluğuna tabi tutulması düşünülebilecektir.

:arrow: Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlamların Yerine Getirilmesinde Yapılan Masraflara Kimin Katlanacağı Sorunu

. Yargıtay’a göre, çocukla kişisel ilişki talebinde bulunan kişi, çocuğun bulunduğu yere gitmek ve oradan çocuğu teslim almak ve aynı şekilde teslim etmek zorundadırÇocukla kişisel ilişki kurulmasına karar veren mahkeme, “çocuğun alacaklıya (örneğin velayet kendisinde bulunmayan babaya) gönderilmesi suretiyle" kişisel ilişkiye hüküm veremez. Hal böyle olunca, talep sahibi, çocuğu teslim almak ve teslim etmek için yapmış olduğu masrafları da üstlenmek durumundadır. Bir başka deyişle, bu tür ilamların icrası sırasında çocuğu teslim almak isteyen taraf yaptığı masrafları karşı taraftan isteyemez. Teslim işlemine (bir başka deyişle, çocukla kişisel ilişki kurulmasına) karşı tarafın (borçlunun) engel olduğu ispatlanmışsa, bu durumda borçlu bu masraflardan sorumlu olur. Bununla birlikte, kişisel ilişkiye ilişkin ilamda masraflara kimin katlanacağı açıkça belirtilmişse, bu durumda ilamda belirtildiği şekilde hareket edilir.

Uygulamada Yargıtay’ın farklı yönde içtihatlarına rastlanmaktadır. Yargıtay bir kararında, haklı olarak, ilamın gereğini yerine getirmeyen borçlunun icra takibine sebebiyet vermesi nedeniyle, takip masraflarına kendisinin katlanması gerektiğinden söz etmektedir. Gerçekten Yargıtay, bir kararında, “… annenin müşterek çocuğu babaya teslim ederek görüşmesini sağlaması gerekirken, ilam gereğini yerine getirmediğinden alacaklının İcra Müdürlüğü aracılığı ile ilamın infazını temin etmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. İcra takibine sebebiyet verildiğinden borçlunun takip masraflarını karşılaması gerekir. Merciice (icra mahkemesince) şikâyetin bu nedenle kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsizdir”, diyerek takip masraflarına icra takibinin yapılmasına neden olan borçlunun katlanması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay’ın başka bir kararında ise, kişisel ilişki kurulmasına ilişkin giderlerin, genel takip giderlerinden farklı olduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu kararda, “… Alacaklı istek sahibi çocuğu teslim almak ve iade etmek için gerekli olan ve yaptığı giderleri üstlenmek zorundadır. Bunları diğer taraftan isteyemez. Meğer ki, teslim işlemine diğer tarafın mani olduğu ve fuzuli gidere yol açtığı iddia ve ispat edilmiş olsun. Olayda, çocuğun annesi tarafından bir engelleme yapılmamıştır. Borçlu ana, çocuğu teslim ve iadesi için alacaklı babanın yaptığı giderleri bu durumda yüklenmek zorunda değildir”.

Sonuç itibariyle, kişisel ilişki kurulmasına yönelik giderlerin genel takip giderlerinden farklı olduğu düşünülse bile, kural olarak, borçlu, kendisi aleyhine ilamlı icra takibi yapılan kişidir. Gerçekten kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme ilamındaki hususlara borçlu uysaydı, alacaklı ilamlı icra takibi yapmak zorunda kalmayacaktı. Bu nedenle, kural olarak takip masraflarını (harçlar, vekâlet ücreti gibi) borçlunun üstlenmesi gerekir. Zira, İİK m. 15, I’de belirtilen ilkeye göre, bütün harç ve masraflar, borçluya aittir. Bu konuda, genel kuraldan ayrılmayı haklı gösteren bir neden yoktur. Buna karşılık, takip masrafları dışında, çocukla kişisel ilişki kurulması için gerekli masrafların (ulaşım, çocuğu teslim alma ve teslim etme masrafları) alacaklı kişi tarafından karşılanması gerekir.




Kişisel ilişki “çocuğun velayetinin kendisine verilmediği taraf veya üçüncü kişi ile çocuk veya çocuklar arasında kurulan, onlarla görüşme, belirli yer ve zamanda onunla birlikte olma sevgi bağı kurma ve bu bağı devam ettirmeye yönelik ilişki” olarak tanımlanabilir. Çocukla kişisel ilişki kurmak, çocukla ana baba arasındaki kan bağının doğal ve engellenemez bir sonucudur. Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, her şeyden önce analık, babalık ve evlatlık sevgisinin tatmin edilmesinin yanı sıra, çocukta da var olan anne ve baba sevgisi ile onların şefkatinden çocuğun uzak kalmasını önlenmesidir.

Çocuğun velayet hakkının anne veya babadan birine bırakılması halinde, velayet hakkı verilmeyen tarafın, çocukla nasıl ve ne şekilde kişisel ilişki kuracağı mahkemece belirlenir. Anne ve babadan her biri, olağanüstü durumlarda ise üçüncü kişiler, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.

Velayet hakkı kendisinde olan taraf, ilamda hüküm altına alınan şekilde diğer tarafın çocukla kişisel ilişki kurmasına engel olursa, diğer tarafın ilamlı icra takibinde bulunabileceği İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamların icrası, hukukumuzda çocuk tesliminden farklı olarak düzenlenmiştir. Zira çocukla kişisel ilişki kurulması hakkındaki ilamın gereğinin yerini getirilmesi, belirli sürelerle tekrarlanan devamlı bir durumu içermektedir.

Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların, çeşitli mahkemelerden dava sonucu elde edilmiş olması mümkündür. Bu çerçevede, kişisel ilişkiye ilişkin hüküm, boşanma ve ayrılık ilamlarında (MK m. 182), evlilik dışı doğan çocukla kişisel ilişki kurulmasında (MK m. 323, MK m. 301), çocuklarla üçüncü kişiler arasındaki kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamda (MK m. 325) yer alabilir. Çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin bu ilamların ortak özellikleri ise, bu ilamların zamanaşımına uğramamaları, kesinleşmeden takip konusu yapılamamaları, ilam hükmünün çocuk reşit (ergin) oluncaya kadar devam etmesi ve bu ilamların icraya elverişli olmak zorunda olmalarıdır.

Söz konusu ilamlı takip, takip talebi ile başlar; icra müdürlüğünce borçluya icra emri gönderilir. İcra emrinde, özellikle çocuğun ilam hükümleri dairesinde, lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişkide bulunmasına engel olunmaması ihtarı, çocuğun lehine hüküm verilen tarafla kişisel ilişki kurmasına engel olunması halinde ilam hükmünün İcra ve İflas Kanunu m. 25/ a maddesine göre zorla yerine getirileceği ve (borçlunun) İcra ve İflas Kanunu m. 341 hükmüne göre cezalandırılacağı ihtarının yer alması önem arz eder. İcra emrinin takip talebine ve ilama uygun olması gerekir; aksi durum süresiz şikâyet nedeni teşkil eder.

İcra emrinin gereği yerine getirilmezse, ilam hükmü zorla icra edilir. Aynı zamanda ilam hükmünün yerine getirilmesine muhalefet eden, zorlaştıran kişi İİK m. 341 gereğince altı aya kadar hapisle tazyik edilir. Zira şu anda yürürlükte olan 5358 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile değiştirilen İcra ve İflas Kanunu m. 341’e göre, “Çocuk teslimi hakkındaki ilâmın veya ara kararının gereğini yerine getirmeyen veya yerine getirilmesini engelleyen kişinin, lehine hüküm verilmiş kimsenin şikâyeti üzerine, altı aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra ilâmın veya ara kararının gereği yerine getirilirse, kişi tahliye edilir”.

2003 yılında İcra ve İflas Kanununda yapılan değişiklikle İcra ve İflas Kanunu m. 25/ b hükmü getirilmiş, bu hükümle, söz konusu ilamların icrasında, sosyal çalışmacı pedagog psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın, bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulundurulması öngörülmüştür. Bu hükmün öngörülmesinde ise, uzun vadede velayetin kendisine bırakılandan çocuğu alıp, kişisel ilişki için diğer tarafa verilmesi sırasında çocuğun psikolojik yönden olumsuz etkilenmemesini sağlamak amaçlanmıştır.







YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 1984/638

K. 1984/3162

T. 19.3.1984

• ÇOCUĞU TESLİM ALMAK VE TESLİM ETMEK ( Masrafların Aidiyeti )

• ÇOCUKLA KİŞİSEL İLİŞKİ KURMA ( Teslim Almak - Teslim Etmek )

2004/m.25

818/m.73

ÖZET : Çocukla kişisel ilişki kurmak isteyen ana veya baba çocuğun bulunduğu yere gitmek ve oradan çocuğu teslim almak ye yine aynı şekilde ve yerde teslim etmek yükümlülüğü altındadır. Hal böyIe olunca istek sahibi çocuğu teslim almak ve teslim etmek için yaptığı giderleri de üstlenmek zorundadır ve diğer taraftan isteyemez. Meğer ki, teslim işlemine diğer tarafın yani çocuğun elinde bulunduğu ana veya babanın mani olduğu iddia ve ispat edilmiş olsun.
DAVA: Merci kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 16.1.1984 tarihinde gönderiImiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR: Müşterek çocuk ile boşanmış eş arasında boşanma ilamının üç numaralı bendinde belirtilen biçimde ve günlerde şahsi münasebet tesisine dair ilam gereği borçluya 55 örnek icra emri tebliğ olunmuştur. Borçlunun itirazı mevcut değildir.
İİK.nun 25/a maddesi uyarınca borçlunun alacaklı boşanmış ile çocuğun şahsi münasebette bulunmasına mani olduğunu gösteren herhangi bir iddia ve delil yoktur. Buna rağmen her hafta alacaklı icra memurunu aracı kılmak suretiyle borçlunun adresine gelindiği ve küçüğün baba alacaklıya teslim edildiği anlaşılmıştır.
Adı geçen alacaklı memurluğa müracaatla çocuk teslimi sırasında beş sefer olmak üzere ödediği taksi ücret ve memur yolluğu olarak 6000 TL.nın borçludan alınması için muhtıra çıkarılmasını, ödemediği takdirde haciz işlemine geçilmesini istemiştir. İcra memuru bu isteği anılan giderleri çocuğun annesinin ödeyeceğine ait kanunda bir açık hüküm olmadığı gerekçesi ile reddetmiştir. Bu karar yönelik şikayet merci önüne getirilmiş ve memur kararının iptaline dair merci kararı temyiz olunmuştur.
Çocukla şahsı münasebet tesisine dair ilamın icrası İİK.nun 25/a maddesi hükmü dairesinde yerine getirilir. Şahsi münasebet tesisine dair infazın yerine getirilmesi için, diğer bir anlatımla çocuğun kendisinde bulunmayan tarafa teslimi için yapılan giderlerin kime ait olacağı noktasında çıkan uyuşmazlığın çözümlenmesi lazımdır. Şahsi münasebet tesisine yönelik giderlerin genel takip giderleri gibi düşünülmesi yerinde olamaz.
BK.nun 73. maddesinin 3 numaralı bendinde açıklandığı gibi anılan maddenin 1 ve 2 numaralı bentleri dışında kalan borçların borçlunun bulunduğu yerde itfa zorunluluğu vardır. Hal böyle olunca çocuğun nezdinde bulunduğu ana veya babadan alınıp diğer tarafa teslim işleminin çocuğun ve borçlu kişinin bulunduğu yerde gerçekleşmesi gerekir. O halde çocuğun diğer tarafla olan ilişkisini sağlamak için icra dairesine getirilmesi veya alacaklı olan ve talepte bulunan tarafın ikametgahında teslim, edilmesi düşünülemez. Zira bu tarz düşünce tarzı çocuğun yararına ve her şeyden evvel korunması gereken sıhhi durumuna da uygun düşmeyecektir. O halde
Yukarıda işaret edildiği gibi olayda çocuğun annesi tarafından bir engelleme yapılmamıştır. Borçlu ana çocuğun teslimi için alacaklı babanın yaptığı giderleri bu durumda yüklenmek zorunda değildir. Merciin aksine olan görüşünde isabet yoktur. O halde merci kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçeye göre davalı borçlunun temyiz itirazının kabulü ile merci kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 19.3.1984 gününde oybirliğiyle karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj