Forum ana sayfa 13. Hukuk Dairesi 2015/39729 E. , 2017/3455 K.

13. Hukuk Dairesi 2015/39729 E. , 2017/3455 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 405447
Konum: İstanbul



13. Hukuk Dairesi 2015/39729 E. , 2017/3455 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi


Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı asil ... ve vekili avukat ... geldi, karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, 07.09.2010 tarihinde karın ağrısı ve ateş şikayeti ile davalı hastaneye başvurduğunu, davalı hastanenin acil servisine başvurusu sırasında apandisitten şüphelendiğini doktora defalarca dile getirdiğini ancak yeterli tetkik yapılmadan kendisine antibiyotik ve ağrıkesici verilerek gönderildiğini, aynı günün gecesinde tekrar acil servise gittiğini ve idrar testi yapıldığını, sabah bir dahiliye uzmanına kontrole gitmesi önerilerek gönderildiğini, ertesi gün ağrıların şiddetlenmesi üzerine tekrar hastaneye başvurduğunu ve bu sefer çekilen ultrason sonucu apandisit teşhisi konarak ameliyata alındığını ancak apandisitin patlamış olduğunu, bu süreçte kendisinin apandisitten şüphelendiğini ancak doktorların kendisini dikkate almadığını, hayati tehlike ve ölüm korkusu yaşadığını beyanla 200.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava manevi tazminat talebine ilişkin olup, davacı olay günü karın ağrısı ve ateş şikayetleri ile davalı hastanenin acil servisine başvurduğunu kendisine ağrıkesici verilerek apandisitten şüphelendiğini söylemesine rağmen yeterli tetkikler yapılmadan gönderildiğini, aynı gece tekrar başvurduğunu ancak sadece idrar testi yapılarak yine bir sıkıntı olmadığının söylendiğini, ertesi sabah dahiliye uzmanına başvurduğunu ve çekilen ultrason neticesinde apandisitin patlamış olduğunun anlaşıldığını ve derhal ameliyata alındığını yaşadığı süreç, hayati tehlike ve ölüm korkusu nedeniyle uğradığı manevi zararının tazminini istemiş, davalı ise olayda kusurları olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki,vekil,vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur.(BK 386-390 maddeleri). O nedenle sağlık memuru ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerinin göz önünde tutulması,onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en emin yolun seçilmesi gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Mahkemece alınan 12.06.2012 havale tarihli adli tıp uzmanı bilirkişi raporunda, cerrah olsun olmasın tüm hekimlerin akut apandisit konusunda ayrıntılı bilgi sahibi olmaları gerektiğini, somut olayda hastaya genel cerrahi konsültasyonu ve USG tetkiki yapılmadığını, akut apandisitte kontrandike olmasına rağmen analjezik tedavisi verildiğini, müşahade altına alınmadığını, hastanın ertesi sabah patlamış apandisit teşhisiyle acileyen ameliyata alındığını, uygulanan tıbbi tedavinin ve hastanede yapılan işlemlerin eksik ve kusurlu tedavi niteliğinde olduğunu bildirdiği anlaşılmıştır. Bunun üzerine Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas kurulundan alınan iki rapordada, bu sefer idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu bulgularının olduğunu, buna yönelik tedavi yapılıp hastanın branş hekimine yönlendirildiğini, hastayı ilk olarak değerlendiren pratisyen hekimin ve diğer hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğunu, pratisyen hekimin gösterilmesi gereken özeni göstermesine rağmen söz konusu patolojik bulguyu ilk muayene sırasında tespit edememesinin tıbben beklenebilir bir durum olduğunu bildirir şekilde kanaate varıldığı anlaşılmaktadır. Somut olaya ilişkin mahkemece alınan iki bilirkişi raporunun sonuç itibariyle birbiri ile çelişmekte olduğu ve mahkemece bu çelişkiyi giderir şekilde yeniden bir bilirkişi raporu alınmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece, üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile davalının hukuki konum ve sorumluluğu, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve işlemlerin ne olduğu, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararları