Forum ana sayfa 13. Hukuk Dairesi 2015/38829 E. , 2017/3229 K.

13. Hukuk Dairesi 2015/38829 E. , 2017/3229 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 377292
Konum: İstanbul



13. Hukuk Dairesi 2015/38829 E. , 2017/3229 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi



Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacılar vekili avukat Maksut Deliktaş geldi. Karşı tarafdan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacılar, eşi ve anneleri olan ...' in davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından 11.04.2012 tarihinde safra kesesinden laparoskopik yöntemle ameliyat edildiğini, ameliyatın başarısız geçtiğini zira sonrasında ağrılarının şiddetlendiğini, tekrar davalı hastaneye başvurduğu halde kendisine bir sıkıntı olmadığının söylendiğini ancak bir başka sağlık merkezinde yaptırdığı tetkikler sonucunda tekrar ameliyat edilmesi gerektiğini öğrendiğini, davalıların kusurlu işlemleri neticesinde son derece sıkıntılı günler geçirdiğini, yaşanan olumsuzluklar nedeniyle doğan maddi ve manevi zararlarının davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özelliklerinin göz önünde tutulması,onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılması ve en emin yolun seçilmesi gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Davacılar, davalı hastanede geçirdiği laparoskopik yöntemle yapılan safra kesesi ameliyatı sonrası ağrılarının devam ettiğini, şikayetleri artınca davalı hastaneye tekrardan başvurduğunu, kendisine bir sorun olmadığının söylendiğini, başka bir sağlık merkezine giderek yaptırdığı tatkikler sonucu tekarardan ameliyat edilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, davalıların kusurlu eylemleri neticesinde yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını bu nedenle doğan maddi ve manevi zararlarının davalılardan tahsilini istemişlerdir. Mahkemece Marmara Üniversitesinden alınan heyet raporunda, bilirkişiler, hastada ameliyat sonrası oluşan durumun komplikasyon olduğunu, davalılara izafe edilebilecek bir kusur olmadığını ancak izlenen ameliyat görüntülerinde ameliyat sırasında safra kanallarının bulunduğu alanın ortaya konulması ve arter ve sistik kanalın izole yapılar olarak ortaya konularak kliplenmesi sırasında kullanılan teknik güncel güvenli laparoskopik kolesistektomi standartlarına uygun olmamakla birlikte çevre organlara ve safra kanallara bir zarar verilmediğini, klip uygulama aletinin kapatma işlemini yeterli güvenlikte yapılmadığının düşünüldüğünü, kesme ve koagülasyon amaçlı kullanılan hook isimli aletin yan yüzeyinde elektrik akımının istemsiz diğer dokular ile teması ve yaralanmasını önleyecek izolasyon malzemesinin yıpranmış olduğu ve bu nedenle istenmeyen alanlardada yanık etkisi oluştuğunun izlendiğini ve videoda izelenen cerrahi teknik ve hook koter cihazında ki izolasyon probleminin bu komplikasyonun gelişmesinde birebir bağlantılı olmasada risk arttırıcı faktörler olduğu kanaatine varıldığını bildirmişlerdir. Alınan ek rapordada benzer görüşlere yer verilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmiş ise de dosyada mevcut rapor yukarıda anlatıldığı şekilde somut olayın tüm özelliklerini aydınlatmaya yeterli olmayıp çelişkiler içermektedir.
O halde mahkemece, üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek, konularında uzman bilirkişilerden oluşmuş bir kurul aracılığı ile davalının hukuki konum ve sorumluluğu, dosyada mevcut delillerle birlikte bir bütün olarak değerlendirilip, yapılması gerekenle yapılan müdahale ve işlemlerin ne olduğu, bu hususta davacıya bilgilendirme yapılıp yapılmadığı, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda hastaneye kusur izafe edilip edilmeyeceğini gösteren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmak ve böylece hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, 1480,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 13. Hukuk Dairesi Kararları