Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

İdare, Devlet Memurluğu, Disiplin Suç ve Cezaları, Yolluk, Özlük Hakları, Atama, Tayin, İptal ve Tam Yargı Davaları, İdarenin Sorumluluğu, Kamu Maliyesi ve Vergiler...
Cevapla
Cilgunusak
Site Üyesi
Mesajlar: 27
Kayıt: 16 Ara 2018 11:25

Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen Cilgunusak » 01 Ara 2019 18:13

Merhabalar,

AYM, memurluğa girişte 'güvenlik soruşturması' şartını iptal etti

Diyw bir haber okudum. Bunu aslı astarı nedir acaba artık memurluğu kazanan kişi güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmayacak mı eğer öyleyse güvenlik soruşturması yüzünden iptal edilen memurluğumu kazanabilir miuim acaba şuan istinafda mahkemem zaten bu benim kazanmamı etkiler mi ??



Cilgunusak
Site Üyesi
Mesajlar: 27
Kayıt: 16 Ara 2018 11:25

Re: Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen Cilgunusak » 02 Ara 2019 21:38

Biri bi.açıklama yapsa keşke de aklımızdaki belirsizlikşeri çözsek

reyhan_kara06
Site Üyesi
Mesajlar: 24
Kayıt: 10 Ara 2016 08:28

Re: Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen reyhan_kara06 » 03 Ara 2019 16:58

Merhaba özel değilse soruşturmanız neden olumsuz sonuçlandı.Bende memuriyete başvuracağım problem yaşamaktan korkuyorum.

Cilgunusak
Site Üyesi
Mesajlar: 27
Kayıt: 16 Ara 2018 11:25

Re: Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen Cilgunusak » 03 Ara 2019 17:07

Bilişim suçu facebook şifresi kırma vs

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22985
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen teoman » 03 Ara 2019 18:39

Cilgunusak yazdı:
01 Ara 2019 18:13
Merhabalar,

AYM, memurluğa girişte 'güvenlik soruşturması' şartını iptal etti

Diyw bir haber okudum. Bunu aslı astarı nedir acaba artık memurluğu kazanan kişi güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılmayacak mı eğer öyleyse güvenlik soruşturması yüzünden iptal edilen memurluğumu kazanabilir miuim acaba şuan istinafda mahkemem zaten bu benim kazanmamı etkiler mi ??

Dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur: Anayasa Mahkemesinin bu kararı, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasının ve bunun memurluğa alınmada bir şart olarak düzenlenmesinin söz konusu olmayacağı anlamına gelmemektedir. Kararda, devlet memurluğuna alınmadan önce güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmasının bir şart olarak öngörülmesinin kanun koyucunun takdirinde olduğu vurgulanmıştır. İptal sebebi, sadece bu soruşturma ve araştırmanın kapsamının kanunla düzenlenmemiş olmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen hususlar çerçevesinde, yeniden yapılacak bir kanuni düzenlemeyle, güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması kanunla yeniden düzenlenebilecektir.



Bilindiği üzere, 15 Temmuz 2016 tarihindeki FETÖ darbesi sonrasında, kamuya girişlerde güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılması zorunluluğu getirilmiştir.

Memuriyete girişlerde güvenlik soruşturmasının yapılması ise 657 sayılı Kanunun 48. maddesine eklenen düzenlemeyle olmuştur. Ancak, yapılan bu düzenlemede sonrasında, sadece mahkeme kararlarına dayalı bilgiler değil, istihbarat birimlerinin tuttuğu ve çoğu aile üyeleriyle ilgili olan sicil fişleri kayıtlarından dolayı yüzlerce aday elenmiş, bu nedenle de ortaya büyük bir mağduriyet çıkmıştı.

Anayasa Mahkemesi, vatandaşların kişisel veri niteliğindeki bilgilerinin memuriyete girişte değerlendirmeye tabi tutulmasının Anayasa'ya aykırı olduğuna karar vermiştir.



K. Kanun'un 60. Maddesiyle 657 Saydı Kanun'un 48. Maddesinin Birinci Fıkrasının (A) Bendine Eklenen (8) Numaralı Alt Bendin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi


160. Dava dilekçesinde özetle; kamu hizmetine girme hakkına ilişkin koşulların kanunla düzenlenmesinin zorunlu olduğu, dava konusu kuralla kamu görevine girişte güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılması şartı öngörüldüğü halde soruşturma ve araştırmanın nasıl yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı, bireyin temel hak ve özgürlüklerini esaslı bir şekilde etkileyen ve sınırlandıran bir konuda yasama organının temel düzenlemeleri yapmayarak uygulamaya ilişkin hususları idareye bırakmasının yasama yetkisinin devrine sebebiyet verdiği belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2., 7., 13., 70. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

161. 6216 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesi yönünden de incelenmiştir.


162. Kuralla güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılması devlet memurluğuna alımlarda genel şartlar arasında sayılmıştır. Buna göre bir kişinin devlet memuru olabilmesi için güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırmasının da yapılması gerekmektedir.

163. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir" denilerek kişisel verilerin korunması özel hayatın gizliliğinin korunması kapsamında güvenceye kavuşturulmuştur. Anayasa'nın 13. maddesinde de temel hak ve hürriyetlerin yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği ifade edilmiştir.

164. Anayasa'nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında "Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır" hükmüne yer verilerek memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin hususların kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

165. Kanuni düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu ilke uyarınca kamu görevlilerinin nitelikleri ve atanmalarına ilişkin kuralların kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir.

166. Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır.

167. Anayasa'nın 20. maddesi uyarınca kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Dolayısıyla kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sağlanan anayasal güvencenin yaşama geçirilebilmesi için bu hakkı ilgilendiren yasal düzenlemelerin açık, anlaşılabilir ve söz konusu hakkın kullanılabilmesine elverişli olması gerekir. Ancak böyle bir düzenleme ile kişilerin özel hayatlarını ilgilendiren veri, bilgi ve belgelerin resmi makamların keyfi müdahalelerine karşı korunması mümkün hale gelebilir.

168. 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 3. maddesine göre kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere "...adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi bireyin sadece kimliğini ortaya koyan bilgiler değil; telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, IP adresi, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler... " kişisel veri olarak kabul edilmektedir (AYM, E.2013/122, K.2014/74, 9/4/2014; E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; E.2014/74, K.2014/201, 25/12/2014; E.2014/180, K.2015/30, 19/3/2015; E.2015/32, K.2015/102,12/11/2015).

169. Bu bağlamda güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasıyla elde edilen veriler kişisel veri niteliğindedir. Kuralla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında kamu mercileri tarafından özel yaşamı ile ilgili sorular sorulması da dahil olmak üzere bir bireyin özel hayatı, iş ve sosyal yaşamıyla ilgili bilgilerinin alınması, kaydedilmesi ve kullanılması özel hayata saygı hakkına sınırlama niteliğindedir.

170. Anayasa'nın 129. maddesinin birinci fıkrasında memurlar ve kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülükleri düzenlenmiştir. Belirtilen hususlar gözetilerek kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından birtakım şartlar getirilmesi doğaldır. Bu şekilde aranan nitelikler kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amacına yöneliktir. Dolayısıyla kamu görevine atanmadan önce kişilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasını öngören kural kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ancak bu alanda düzenleme getiren kuralların kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde tedbirler uygulama ve özel hayatın gizliliğine yönelik müdahalelerde bulunma yetkisi verildiğini yeterince açık olarak göstermesi ve olası kötüye kullanmalara karşı yeterli güvenceleri sağlaması gerekir.

171. Kuralda güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılması memurluğa alımlarda genel şartlar arasında sayılmasına karşın güvenlik soruşturmasına ve arşiv araştırmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğuna, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağına, hangi mercilerin soruşturma ve araştırmayı yapacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılmasına ve elde edilecek verilen kullanılmasına ilişkin temel ilkeler belirlenmeksizin kuralla sadece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması devlet memurluğuna alımlarda aranacak şartlar arasında sayılmıştır.


172. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda devlet memurluğuna atanmada esas alınacak kişisel veri niteliğindeki bilgilerin alınmasına, kullanılmasına ve işlenmesine yönelik güvenceler ve temel ilkeler kanunla belirlenmeksizin bunların alınmasına ve kullanılmasına izin verilmesi Anayasa'nın 13., 20. ve 128. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.

173. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa'mn 13., 20. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.




29 Kasım 2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve güvenlik soruşturmalarına dair kanuni düzenlemenin iptalini öngören Anayasa Mahkemesi kararı, yeni bir hukuki durum yaratıyorsa, idareye başvurup olumsuz cevap alıp idari yargıya başvurulabilir.


1- Anayasa Mahkemesinin, 657 sayılı Kanunda yer alan ve memuriyete girişte aranan güvenlik soruşturması şartını iptal ettiği.

2- Anayasa Mahkemesinin kararı, güvenlik soruşturmasının hiçbir şekilde yapılamayacağını değil güvenlik soruşturması detaylarının kanunda gösterilmesi haliyle mümkün olduğunu içermektedir. Anayasa Mahkemesi, yasa koyucunun detaylarını kanunda göstermek üzere güvenlik soruşturması yapabileceğini belirtmiştir.

3- Anayasa Mahkemesi, düzenlemeyi iptal ederken, ileri tarihli bir yürürlük süresi imkanı vermemiştir. Bu nedenle, şuan için memuriyete girişte güvenlik soruşturması yaptırılamaz.

4- Halen devam eden idari yargı davalarında, bu Anayasa Mahkemesi kararı dikkate alınmalıdır.

Peki, güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlandırılarak ataması yapılmayan ve 60 günlük zamanaşımı süresi içinde dava açmaların durumu ne olacaktır. Bu durumdakiler için genel kural olarak, zamanaşımı süresine takıldıkları yönünde genel bir kanaat bulunmaktadır. Ancak aşağıda yer verdiğimiz Danıştay kararlarında da görüleceği, bir Anayasa Mahkemesi kararı yeni bir hukuksal durum yaratıyorsa, idareye yeniden başvurup olumsuz cevap alıp idari yargıda dava açmak mümkündür. Bu zrlu bir hukuksal süreçtir, bu sürecin bir avukat aracılığıyla takip edilmesi yararlı olacaktır. Açılacak davayı idare mahkemesi zamanaşımından dolayı reddebileceği gibi aşağıdaki kararlar doğrultusunda olumlu da sonuçlandırabilir.

Anayasa Mahkemesince bir yasal düzenlemenin iptal edilmesi halinde kurumların nasıl hareket ermesi gerektiği gösteren Danıştay kararlarının bir kısmı şu şekildedir:


1- Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup her durumda yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Anayasa Mahkemesince iptal kararının yürürlüğe girmesi için verilen sürenin, Mahkemenin iptal kararının gerekçesiyle birlikte dikkate alınması ve yorumlanması gerekmektedir.

Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.

Kaldı ki, bir düzenleyici işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu düzenleyici işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu,kararı
İdare D.Gen.Kur. 2010/2292 E. , 2013/3366 K.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ UYGULANMASI
PROGRAM YAPIMCISI VE SUNUCUSUNUN BAŞKA PROGRAM YAPAMAYACAĞI
YÜRÜRLÜĞÜ ERTELENEN ANAYASA MAHKEMESİ
KARARININ GEREKÇESİNİN NAZARA ALINMASI

"İçtihat Metni"


Özeti : Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemesi, öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup, her durumda yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmayacağı açık olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesince iptal kararının yürürlüğe girmesi için verilen sürenin, iptal kararının gerekçesiyle birlikte dikkate alınması ve yorumlanması gerektiği hakkında.

Temyiz Eden (Davacı) : …
Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı
Vekili : Av. …

İstemin Özeti : Ankara 14. İdare Mahkemesi'nin 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması, davacı tarafından istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Mustafa Şişaneci

Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.


TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava; ulusal televizyon kanalında yayınlanan bir programın sunucusu olan davacı tarafından, 31 Aralık 2005 ve 08, 09 Mayıs 2006 tarihlerinde yayımlanan programda 3984 sayılı Kanun'un 4756 sayılı Kanun'la değişik 4. maddesinin (z) bendinde belirtilen yayın ilkesine aykırı hareket ettiğinden bahisle yayının bir kez durdurulmasına, bu süre içinde sunucunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağına ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun 18/10/2006 günlü kararının davacıya yönelik kısmının iptali istemiyle açılmıştır.

Ankara 14. İdare Mahkemesinin 24/01/2008 günlü, E:2006/190, K:2008/89 sayılı kararıyla; ulusal yayın yapan televizyon kuruluşunda yayınlanan ve davacı tarafından sunulan "…" adlı programın 31/12/2005, 08/05/2006 ve 09/05/2006 günlerinde yayınlanan bölümlerinde, 3984 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (z) bendinin tekraren ihlâl edilip edilmediğinin saptanabilmesi için yayıncı kuruluş tarafından açılan başka bir davada Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor esas alınarak dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Mahkemelerinin 18/01/2008 tarih ve E:2006/163, K:2008/53 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği; 3984 sayılı Yasa’nın 33. maddesinde kurala bağlanan "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı halinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz..." hükmünün üçüncü tümcesinde yer alan "Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz" kuralının Anayasa Mahkemesi'nin 21/09/2004 günlü, E:2002/100, K:2004/109 sayılı kararıyla iptal edildiği, Anayasanın 153. maddesi uyarınca, iptal hükmünün kararın Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildiği, bu kararın ise 04/08/2006 gün ve 26249 sayılı Resmî Gazete'de yayınlandığı; dava konusu işlemin ise iptal hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten önce 18/10/2006 tarihinde tesis edildiği, işlemin tesis edildiği tarih itibariyle 3984 sayılı Yasa’nın 33. maddesinin yürürlükte olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.



Anılan karar, temyiz incelemesi sonucunda Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/06/2009 günlü, E:2008/8115, K:2009/7194 sayılı kararıyla; dava konusu Kurul Kararının 18/10/2006 gününde alındığı, anılan kararın davacıya yönelik olan "bu süre içinde program yapımcısı ve sunucusunun hiçbir ad altında başka bir program yapamayacağı"na ilişkin kısmının iptali istemiyle 27/11/2006 tarihinde dava açıldığı, temyize konu idare mahkemesi kararının ise 24/01/2008 tarihinde verildiği, dava konusu işlemin hukukî dayanağı olan 3984 sayılı Kanun'un 4756 sayılı Kanun ile değiştirilen 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü tümcesinde yer alan kuralı iptal eden Anayasa Mahkemesi kararının, Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihten altı ay sonra yani 04/02/2007 tarihinde yürürlüğe girdiği, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten sonra temyize konu mahkeme kararının verildiği, dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı o yasa kuralının uygulanmış olduğu devam eden bütün davaları etkileyeceğinden, Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararı göz önünde bulundurularak yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin, tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği gerekçesine yer verildikten sonra nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesi esas alınarak 10/07/2008 gün ve 5785 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun'un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer verilen "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." şeklindeki hükümde, cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın sunucusunun program durdurma süresi içerisinde hiç bir ad altında başka bir program sunamamasının kurala bağlanmış olması ve dava konusu olayda da cezaya yol açan fiilde davacının doğrudan sorumluluğunun bulunması karşısında, fiilin yaptırımsız kalmaması bakımından, Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçesinde yer alan cezaların şahsîliği ilkesine aykırı bir unsur içermeyen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek ilk kararda ısrar edilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, Ankara 14. İdare Mahkemesi'nin 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un yayın ilkelerinin düzenlendiği 4. maddesinin (z) bendinde “Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlâkî gelişimini zedeleyecek türden programların bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması” ilkesi getirilmiş; 33. maddesinin birinci fıkrasında ise, "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı hâlinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz.” hükmü yer almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin (04/08/2006 günlü, 26249 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) 21/09/2004 günlü, E: 2002/100, K:2004/109 sayılı kararı ile 3984 sayılı Kanun'un 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "... Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz...” kuralı, "Anayasa'nın 'suç ve cezalara ilişkin esaslar'ı düzenleyen 38. maddesinin yedinci fıkrasında 'Ceza sorumluluğu şahsîdir' denilmiştir. Bu ilkeye göre, aslî ve fer'i faillerden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. Oysa, iptali istenilen kuralla, programın yayınından sorumlu olanların onayı ile yayın ilkelerine aykırı olarak hazırlanan ve sunulan bir program nedeniyle uyarılan veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesi istenilen bir radyo ve televizyon kuruluşunun istenilen hususları yerine getirmemesi nedeniyle programın yapımcısı ve varsa sunucusunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağı öngörülmüştür. Bunun ise cezaların kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle, başkasının sorumluluğu altında gerçekleştirilen eylem nedeniyle kişilere yaptırım öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle iptal edilmiş; iptal hükmünün ise kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra (04/02/2007 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası "Kanun, Kanun Hükmünde Kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; dördüncü fıkrası "İptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar."; beşinci fıkrası ise, "İptal kararları geriye yürümez." kuralını taşımaktadır. Anayasa Mahkemesince bir yasanın veya KHK'nin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup her durumda yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Anayasa Mahkemesince iptal kararının yürürlüğe girmesi için verilen sürenin, Mahkemenin iptal kararının gerekçesiyle birlikte dikkate alınması ve yorumlanması gerekmektedir.



Öte yandan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa'nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ya da KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.
Kaldı ki, bir işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararında, 3984 sayılı Yasa’ya aykırı olarak yapılan programın yapımcısının ve sunucusunun hiç bir şekilde cezalandırılamayacağı belirtilmeyip, programın yapımcısının ve sunucusunun her hangi bir katkısı ya da kusuru bulunmaksızın 3984 sayılı Yasaya aykırı olarak yapılan programlardan dolayı doğrudan cezalandırılmalarının Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.
Nitekim yasama organınca bu gerekçe dikkate alınarak yürürlüğe konulan 10/07/2008 günlü, 5785 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun'un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." kuralı getirilerek, cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın sunucusunun program durdurma süresi içerisinde hiç bir ad altında başka bir program sunamaması öngörülmüştür.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin, tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği yönündeki gerekçesinde hukuki isabet görülmemiş ise de, Anayasa Mahkemesinin gerekçesi ve bu gerekçe dikkate alınarak yürürlüğe konulan yasa hükmü karşısında, cezaya yol açan fiilde davacının doğrudan sorumluluğunun bulunması nedeniyle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen kararda sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddine, Ankara 14. İdare Mahkemesince verilen 27/05/2010 günlü, E:2010/706, K:2010/737 sayılı kararın bu gerekçe ile onanmasına, kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/10/2013 gününde oy çokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY
X- Dava; ulusal televizyon kanalında yayınlanan bir programın sunucusu olan davacı tarafından, 3984 sayılı Kanun'un 4756 sayılı Kanun'la değişik 4'üncü maddesinin (z) bendinde belirtilen yayın ilkesine aykırı hareket ettiğinden bahisle bu süre içinde sunucunun hiç bir ad altında başka bir program yapamayacağına ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nun 18/10/2006 günlü kararının iptali istemiyle açılmıştır.
3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un 33'üncü maddesinin birinci fıkrasında ise, "Üst Kurul, öngördüğü yükümlülükleri yerine getirmeyen, izin şartlarını ihlâl eden, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarını uyarır veya aynı yayın kuşağında açık şekilde özür dilemesini ister. Bu talebe uyulmaması veya aykırılığın tekrarı hâlinde ihlâle konu olan programın yayını, bir ilâ oniki kez arasında durdurulur. Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz.” hükmü yer almıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin (04/08/2006 günlü, 26249 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan) 21/09/2004 günlü, E: 2002/100, K:2004/109 sayılı kararı ile 3984 sayılı Kanun'un 33'üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "... Bu süre içinde programın yapımcısı ve varsa sunucusu hiçbir ad altında başka bir program yapamaz...” kuralı, "Anayasa'nın 'suç ve cezalara ilişkin esaslar'ı düzenleyen 38. maddesinin yedinci fıkrasında 'Ceza sorumluluğu şahsîdir' denilmiştir. Bu ilkeye göre, aslî ve fer'i faillerden başka kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları mümkün değildir. ...... başkasının sorumluluğu altında gerçekleştirilen eylem nedeniyle kişilere yaptırım öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle iptal edilmiş; iptal hükmünün ise kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra (04/02/2007 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Davalı idarece, dava konusu işlem tesis edilirken, anılan Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesi doğrultusunda, öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, izin şartlarının ihlâl edilmesi, yayın ilkelerine ve bu Kanunda belirtilen diğer esaslara aykırı yayın yapılmasına davacının bizzat katkısı olduğu, bu konuda kusurlu bulunduğuna ilişkin her hangi bir tespit ve değerlendirme yapılmadan işlem tesis edilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yürürlüğe konulup, 10/07/2008 günlü, 5785 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Kanun'un 33. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan "Cezaya yol açan fiilde sorumlulukları belirlendiği takdirde programın yapımcısı ve varsa sunucusu da bu süre içerisinde hiçbir ad altında başka bir program yapamaz ve sunamaz." şeklindeki düzenleme de bu hususu desteklemektedir.
Bu nedenle, davacının temyiz isteminin kabulü ile aksi yönde verilen kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.


KARŞI OY
XX- Temyizen incelenen İdare Mahkemesi kararında yer alan davanın reddine ilişkin gerekçelerden, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle Anayasa Mahkemesi kararının yürürlükte bulunmaması nedeniyle o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine uygun olarak tesis edildiği yönündeki gerekçenin hukuka uygun olduğu, dolayısıyla kararın bu gerekçeyle onanması gerektiği görüşüyle karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cilgunusak
Site Üyesi
Mesajlar: 27
Kayıt: 16 Ara 2018 11:25

Re: Güvenlik Soruşturması AYM tarafından İptal Edildi

Mesaj gönderen Cilgunusak » 04 Ara 2019 00:21

İlginiz için teşekkürler. Peki benim sorum şu. Benim bilişim suçundan hagb lararı yüzünden atamam iptal olmuştu ve şuan davam istinaf mahkemesinde. Şimdi bu kararı dosyam istinaftayken hakimler dikkate alır mı yoksa ek olarak dilekçe falan mı vermek gerekir. Yani bu çıkan karar benim davamda bana olumlu bi dönüş sağlar mı bu cevaplar benim için çok önemli. Şimdiden teşekkürler

Cevapla