Forum ana sayfa 17. Hukuk Dairesi 2016/12891 E. , 2017/12019 K.

17. Hukuk Dairesi 2016/12891 E. , 2017/12019 K.


kararara.com Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 402352
Konum: İstanbul



17. Hukuk Dairesi 2016/12891 E. , 2017/12019 K.

"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı ...'in işleten/ sürücüsü olduğu minübüs ile diğer davalı ...'ın idaresindeki ambulansın çarpışmasıyla oluşan kazada davacının yaralandığını, kolu kırılan ve kaburgaları hasar gören davacının 2 gün geçici körlük yaşadığını, aylarca yatmak zorunda kalıp başkalarının bakım ve yardımına muhtaç olduğunu, kazada her iki araç sürücüsünün de kusurlu olduğunu ve davacının cismani zararından kaynaklanan manevi tazminat talebinden sorumlu olduklarını belirterek 30.000,00 TL. manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar vekilleri, kusura itiraz ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine; davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulü ile 2.500,00 TL. Manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte bu davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
10.04.1992 Gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Diğer taraftan 1086 sayılı HUMK'nun 381-389. maddelerinde (6100 sayılı HMK'nın 294-297. maddeleri), hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HUMK’nun 388. maddesinde (HMK'nın 297/II maddesi); hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Somut uyuşmazlıkta; yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 24.10.2013 tarihli kısa kararda, "davalı ... hakkındaki davanın reddine; davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne ve 2.500,00 TL. manevi tazminatın olay tarihi 20.01.2010 tarihinden işleyecek
yasal faizleri ile birlikte davacıdan tahsili ile bu davalıya verilmesine, fazla talep ve miktarın reddine" denildiği halde; gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "davalı ... hakkındaki davanın reddine; davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne ve 2.500,00 TL. manevi tazminatın olay tarihi 20.01.2010 tarihinden işleyecek yasal faizleri ile birlikte bu davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla talep ve miktarın reddine" denildiği görülmektedir. Böylelikle, davaya konu manevi tazminattan sorumlu tutulan davalının hangisi olduğu konusunda, kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratılmıştır.
Bu durum Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre; davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 25/12/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.



  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay 17. Hukuk Dairesi Kararları