Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - 1

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - 1

Mesaj gönderen Admin »

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - I

Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir

Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Kaçakçılık Suçlarının Kısa Bir Tarihçesi

Kaçakçılık suçu, 1.1.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5432 sayılı Vergi Usul Kanunu’ndan günümüze kadar, değişik ad ve niteliklerle varlığını devam ettirmiş olan vergi suçudur. Sözü edilen Kanun, kaçakçılık suçu için, önce, idari ve mali nitelikte müeyyidelere yer vermiştir. İdari ve mali müeyyidelerin vergi kaçakçılığını önlemede yetersiz kalacağı düşüncesiyle1 24.08.1951 tarihinde yürürlüğe giren 18.07.1951 tarih ve 5815 sayılı Kanun’un 11. Maddesiyle, ceza hukuku anlamında bir suç olan Hileli Vergi Suçu ihdas edilmiştir. Suç sayılan hileli fiilleri icra ederek vergi zıyaına sebep olanların idari ve mali cezaları yanında, hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmalarına ilişkin düzenleme yapılmıştır.

Bu Kanunla, kaçakçılık suçu yürürlükten kaldırılmamış, “mükellef veya vergi sorumlusu tarafından kasten vergi zıyaına sebebiyet verilmesi” şeklinde tanımlanan idari- mali nitelikli bir suç olarak yeniden düzenleme yapılmıştır.

Kaçakçılık ve hileli vergi suçu, 1.1.1961 tarihinde yürürlüğe giren 4.1.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda muhafaza edilmiş; bu iki suç, 30.12.1980 tarih ve 2365 sayılı Kanunla 1.1.1981 tarihi itibariyle yapılan değişikliklere kadar varlıklarını birlikte sürdürmüşlerdir.

2365 sayılı Kanunla, hileli vergi suçunu oluşturan fiiller kaçakçılık suçunu düzenleyen 344. Maddeye aktarılmış ve bu iki suç kaçakçılık başlığı altında bütünleşmiştir. Bu Kanun’la vergi zıyaına bağlı olarak işlenebilen kusur ve ağır kusur adıyla iki ayrı idari-mali; diğeri ise, ceza hukuku anlamında suç olmak üzere, iki ayrı niteliğe-kimliğe sahip olduğu dönemin başlangıcını oluşturmuştur.

22.7.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesine kadar, yirmi yıla yakın bir süre boyunca varlığını sürdüren çifte karakterli kaçakçılık suçu, sözü edilen Kanunla yeniden ikiye ayrılmış; idari-mali nitelikli kaçakçılık, ağır kusur ve kusur yerine vergi zıyaı suçu; hileli kaçakçılık olarak nitelendirilebilecek olan dar anlamdaki kaçakçılık suçu yerine ise, eski hileli vergi suçuna benzeyen kaçakçılık suçları da sisteme dahil edilmiştir.

Eski düzenleme de “hileli vergi suçu”, beyanname verilmiş olsun veya olmasın aşağıdaki fiillerden biri ile verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesine veya eksik tahakkuk ettirilmesine sebebiyet verilmesi hileli vergi suçudur.
1. Çift defter kullanmak (Bu kanuna göre tutulması mecburi olan defterlere kaydı gereken hususların, vergi matrahının azalmasını tevlit edecek tarzda diğer defter ve evrakta toplanması, çift defter kullanmaktır.)

2. Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları bilerek kullanmak;

3. Vesikaları tahrif etmek, asıllarına uygun olmayan vesika ve suretler tanzim etmek veya tahrif edilmiş vesikalarla asıllarına uygun olmayarak tanzim edilmiş vesika ve suretleri bilerek kullanmak;

4. Vergi kanunlarına göre tutulması mecburi olan defter kayıtlarını tahrif etmek veya bu defterlerde mevhum adlara hesap açmak veyahut her türlü hesap ve muhasebe hileleri yapmak;

5. Vergi kanunlarına göre tutulması mecburi olan defterlerin sahifelerini yok ederek yerleri- ne başka yapraklar koymak veya hiç yaprak koymamak;

6. Vergi kanunlarına göre tutulması ve muhafazası mecburi olan defter veya vesikaları yok etmek veya gizlemek (mevcudiyetleri sabit olduğu halde vergi incelemesine yetkili kimselere inceleme sırasında defter ve vesikaların ibraz edilmemesi gizleme demektir.)

7. Bir vergilendirme dönemi içinde toplamı yirmi bin lirayı aşan satış bedeli ve beş bin lirayı aşan ücret, faiz, komisyon, iştirak kazancı, kira bedeli gibi hasılat, kazanç ve iratları bu kanuna göre tutulması mecburi defterlerden hiçbirine kaydetmemek ve beyannamede de göstermemek. (Beyanname verilmemiş olması halinde hasılat kazanç ve iratlar beyannamede gösterilmemiş sayılır.)

358. madde de ise 357’nci maddenin 1-6’ncı bentlerinde yazılı fiillerinde yazılı fiilleri verginin tarhı için kanunda belli edilen sürenin girmesinden önce meydana çıkarılanlar, bu fiillerin vergi ziyanı mucip olup olmayacağına bakılmadan, hileli vergi suçuna teşebbüs etmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştı.

Daha sonra yapılan düzenlemelerle VUK’ta yer alan Hileli Vergi Suçu başlıklı 357. Madde ve Kaçakçılığa Teşebbüs Suçunun Tarifi Başlıklı 358. Madde hükümleri vergi mevzuatından çıkartılmıştır.

Bu arada, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda suçun iki türü olarak yer alan cürüm ve kabahatler, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birbirinden tamamen ayrılmış; suç kapsamında sadece cürümler kalırken, kabahatler suç tanımının dışına çıkarılmıştır.

Bu düzenlemelere paralel olarak, 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la2 Vergi Usul Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile vergi zıyaı suçu ibaresinde yer alan suçu kelimesi kanun metninden çıkarılmıştır.

4369 sayılı Kanun gerçekten de kaçakçılık suçlarında önemli bir değişiklik yaratmıştır. Bu Kanunla,
■ Kaçakçılık suçları için vergi zıyaı şartı (bir suç unsuru dışında) kaldırılmış,
■ Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge tanımları yapılmış ve,
■ Bu belgeleri bilerek kullananlar ibaresi madde metninden çıkartılmış,
■ Kaçakçılığa teşebbüs suçu kaldırılarak bir kısmı doğrudan kaçakçılık suçu kapsamına dahil edilmiş,
■ Tarh döneminin kapanıp kapanmadığına bakılmaksızın ceza uygulaması olanaklı hale getirilmiştir.

Bu kapsamda, hapis cezasını gerektiren kaçakçılık suçlarında kaçakçılık suçlarının mahiyeti kökten değiştirilmiş ve kaçakçılık suçlarının cezalandırılması için vergi ziyaı şartı kaldırılmıştır.

Bu nedenle, bahsi geçen kaçakçılık suçları, ceza hukukumuza göre açıkça bir tür “şekli suç” veya “sırf hareket suçu” olarak nitelenen türden suçlar haline gelmiştir. Böylece kaçakçılık suçları için doğrudan “zarar suçu” niteliğinden çıkmış; kamu düzeni için özel bir “tehlike suçu” niteliğine kazanmıştır.

Vergi zıyaına neden olan mükelleflere veya sorumlulara uygulanan cezaların sadeleştirilmesi ve etkinleştirilmesi amacıyla, Vergi Usul Kanunda yer alan ceza uygulamaları yeni baştan düzenlenmiştir.

Maddede yapılan değişikliğe ilişkin en belirgin özellikli vergi ziyaına yol açılması durumunda uygulanan kaçakçılık, ağır kusur ve kusur cezaları, “vergi ziyaı cezası” başlığı altında birleştirilmiş, vergi kaybına yol açan fakat vasıflı olmayan fiiller için de kullanılan “kaçakçılık” veya “ağır kusur” gibi, ifade tarzı itibariyle de rencide edici terimler yerine “vergi zıyaı cezası” ibaresiyle ceza kesilmesi yöntemi getirilmiştir.

Kusur cezası adı altında daha önce uygulanmakta olan ve kayba uğratılan vergi miktarının yarısına tekabül eden ceza tutarı da yapılan yeni düzenlemede kayba uğratılan verginin bir katı olarak tanımlanmıştır.

Bilindiği gibi 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344’üncü maddesinde belirtilen ve kaçakçılık cezasını gerektiren fiiller vasıflı fiiller olup bu fiiller için bir yandan kayba uğratılan verginin üç katı tutarında ceza kesilmekte, diğer yandan, olay, tarh zamanı da dikkate alınarak, adli yargıya intikal ettirilmekte idi. Aynı Kanunun mükerrer 347’nci maddesinde ise vergi kaybına yol açan ancak kaçakçılık cezası gerektiren fiiller kadar ağır ve vasıflı olmayan durumlarda kayba uğratılan vergilerin iki katı tutarında ceza kesilmekteydi.

Yapılan düzenleme ile kaçakçılık cezası gerektiren fiiller, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesinde “kaçakçılık suçları ve cezaları” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu tür fiiller için vergi kaybı nedeniyle uygulanacak vergi cezası tutarı “üç kat” olarak tatbik olunacak, fiiller ağırlıklı olarak adli yargıya intikal ettirilecektir.

Yapılan düzenleme ile özellikli fiiller dışında vergi kaybına yol açılması durumunda kayba uğrayan verginin bir katı tutarında ceza kesilebilecek olması, mükerrer 347. maddede belirtilen fiillerin de düzenleme kapsamına alınmasını sağlamaktadır. Böylece mükerrer 347. madde boşlukta kalmış ve kaldırılma gerekliliği duyulmuştur. Uzlaşma hükümlerinde yapılan düzenlemeler sonucunda, cezalar uzlaşma kapsamı dışında bırakılmış, ancak uzlaşılan vergilerde cezanın uzlaşılan vergi tutarına göre düzeltileceği konusunda bir düzenleme yapılmıştır.

Gelinen son nokta olarak VUK’nın Üçüncü Bölüm, Suçlar ve Cezaları başlıklı bölümünde yer alan “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359. Maddesinde suçlar, kamu yararını ve düzenini bozucu nitelikte olmaları nedeniyle, aşağıdaki gibi özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur:

a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,
Hakkında (Değişik: 03/7/2009 - 5904/23 md.) on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.

b) Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.

c) Bu Kanun hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
371’inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz.

Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344’üncü maddede yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - 2

Mesaj gönderen Admin »

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI II

Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir

Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Kaçakçılık Suçlarının Peçelemeden Farkı

Kaçakçılık suçları peçeleme olayından farklı bir durumu temsil etmektedir. Vergi kaçırma fiilinde, ilgili mevzuatta öngörülen kurallar doğrudan çiğnenmektedir. Yasa dışı bu eylem ile ödenmesi gereken vergi düşük beyan edilmekte veya hiç beyan edilmemekte, böylece olması gerekenden daha az vergi ödenmekte ya da vergiye tabi gelir kazançlarının tamamen vergi idaresinin bilgisi dışında tutularak hiç vergi ödenmemektedir. Bu suçun maddi yaptırımı vergi zıyaı cezası ile sonuçlanmaktadır. Kaçakçılık sayı olarak ve tipiklik açısından açıkça ele alınmasına karşın, peçeleme ise farklı bir kavram olup çok fazla sayı ve şekillerde ortaya çıkabilmektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 3/b-1 maddesinde “vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerinin gerçek mahiyeti esastır” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, vergi hukukunda, vergiyi doğuran olayın saptanmasında, hukukî biçimlerin ötesine geçilerek iktisadi gerçeğin ön planda tutulması gerektiğini göstermektedir. Vergi yükümlüleri ve sorumluları özel hukuk biçimleri ve kurumlarını olağan kullanımları dışında kötüye kullanarak vergi kaçırma amacı güdüyorlarsa, bu amaca yönelen sözleşmelere “peçeleme sözleşmesi” adı verilir.

Kısaca yapılan işlem ile mükelleflerin vergi kaçırmak amacıyla özel hukuk biçimlerini olağan kullanım dışına çıkarak kötüye kullanmak suretiyle kendilerine vergi avantajı doğuracak şekilde gerçek iktisadi ilişkinin üzerini örterek gizlemeye çalışmalarına “peçeleme”, yapılan işleme de “peçeleme işlemi” denir.

Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin gerçek mahiyeti esastır. Doktrinde bu hüküm ile “ekonomik yaklaşım” ilkesinin benimsendiği, bu ilkenin amaçsal yorumlanmasının vergi hukukuna özgü özel nitelikte bir yorum olduğu, bununla gerçek iktisadi ilişkinin (peçeleme ve muvazaa gibi) değişik hukukî kılıflar kullanılmak suretiyle gizlenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Mevzuatımızda peçeleme kavramına ve peçeleme sözleşmelerine yer verilmemiştir1.

Suç İçin Sanık Lehine Olan Kanun Hükmünün Uygulanması
VUK’nın Geçici 21. Maddesine göre bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce işlenmiş fiiller hakkında kesilecek cezalarda, bu fiillerin işlendiği tarihte 213 sayılı Vergi Usul Kanunu yürürlükte bulunan vergi cezalarına ait hükümleri; hükmolunacak cezalar hakkında ise, bu fiillerin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan hükümler ile bu Kanun hükümlerinden lehe olanı uygulanır (29.11.2000 tarih ve 24245 sayılı R.G.’de yayımlanan E.2000/21; K.2000/16 sayı ve 6.7.2000 günlü Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilen cümle) hükmüne yer verilmiştir.

Bahsi geçen kanun hükmü ile TCK’nın lehe olan hükmün uygulanması kuralı tesis edilmiştir. TCK’nın 7. Maddesine göre işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

Anayasa Mahkemesi, iptal edilen bu Geçici Maddenin son fıkrası için bir cürüm veya kabahatin işlendiği zaman ile sonradan neşrolunan kanun hükümlerinin birbirinden farklı olması durumunda failin lehine olan hükmün tatbik ve infaz edilmesi gerektiğini, bu kuralın yalnız görülmekte olan davalar için değil, infazı gereken mahkumiyet kararlarını da kapsadığını, bu durumun ceza hukukunun çağdaş ilkelerinden birisi olduğunu, aynı hukuksal durumda olan kişilerden haklarındaki kamu davalarının çeşitli nedenlerle farklı tarihlerde sonuçlanmasının farklı ceza uygulamaları sonucu doğuracağını ve bu durumun açıkça eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir.

Bu nedenle de, Kanun hükmünde yer alan son fıkrayı Anayasanın 2. ve 10. Maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi de, 23.02.1983 tarih ve 23/9 İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararına benzer şekilde yürürlükte bulunan yasa ile şimdiki yasanın karşılaştırılıp, lehe olan kanun hükmünün uygulanması konusunda karar almıştır.

Kaçakçılık Suçu Seçimlik Bir Suçtur ve Kanunda Sayılan Her Fiil Ayrı Cezayı Gerektirir
Kanuna göre kaçakçılık suçu 359. Maddede sayılan fiillerden herhangi biri ile işlenebilecektir. Kanun metninde geçen veya ibaresinin suçun seçimlik hareketli suç olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda, işlenecek her bir fiil ayrı ayrı cezalandırılacaktır.

Örneğin, hem sahte belge düzenleyen, hem defter ve belgelerini gizleyen bir mükellef iki ayrı suçtan da ceza alacaktır.
Keza, bunun yanında gerçek olmayan kişiler için hesap açan, yetkisiz belge basan veya bunu bilerek kullananlar ayrı ayrı suç işlemiş sayılacaklardır.

Gümrük Kanunu Kapsamına Giren İşlemler
213 sayılı VUK’nın 2. maddesinde yer alan “Gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimler bu Kanuna tabi değildir. Bu vergi ve resimlerle ilgili olarak 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 242’nci maddesi hükümleri uygulanır.” hükmüne istinaden, gümrük idareleri tarafından alınan vergilerle ilgili olarak kaçakçılık suçu vergi yasalarına göre oluşmamaktadır.

Bu suçun tespiti ve yaptırımları için adı geçen Kanun ve ikincil düzenlemeleri kapsamında işlem tesis edilebilecektir. Bu nedenle, vergi inceleme elemanlarının VUK hükümleri kapsamında rapor yazma ve Savcılığa doğrudan suç duyurusunda bulunma imkanları bulunmamaktadır.

Buna karşın, Kanunun 359. Maddesinde yer alan fiiller gümrük beyannamesi vb belgeler ile oluşsa dahi, kaçakçılık suçu oluşmasında vergi idaresinin yetkisinin bulunduğu düşünülmektedir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - 3

Mesaj gönderen Admin »

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI III

Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir

Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Vergi Usul Kanunu 280 Sıra No.lu Genel Tebliğinin Getirdikleri

Daha önceki bölümlerde de ifade edildiği üzere kaçakçılık, ağır kusur ve kusur cezaları 1/1/1999 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmış, bu tarihten itibaren vergi ziyaına sebebiyet verenlere vergi ziyaı cezası uygulanması öngörülmüştür. Usulsüzlük dereceleri ve cezalarına ilişkin 352’nci maddenin I’inci derece usulsüzlüklerle ilgili bölümünde bazı değişiklikler yapılmış, belge düzenine uymayanlara kesilecek özel usulsüzlük cezalarının düzenlendiği 353’üncü maddeye 8, 9 ve 10 numaralı bentler eklenmiş ve bilgi verme, ibraz görevini yerine getirmeyenler ile Maliye Bakanlığınca getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek özel usulsüzlük cezası mükerrer 355’inci maddede yeniden düzenlenmiştir.

Belirlenmiş filler ile matrah farkı ve vergi farkı gibi ölçülere göre nev’ileri belirlenen ve ziyaa uğratılan verginin üç katı, iki katı ve yüzde ellisi oranında kesilmekte olan kaçakçılık, ağır kusur ve kusur cezaları 1/1/1999 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmış, bu tarihten itibaren neden olunan vergi ziyaı için kesilecek cezaya, “Vergi Ziyaı Suçu ve Cezası” başlığı altında yeniden düzenlenen 344’üncü maddede yer verilmiştir.

Bu maddede, vergi zıyaı suçunun tanımı yapılmış ve kesilecek vergi zıyaı cezasının hesaplama şekli ile bu cezanın kaçakçılık suçları, bu suçlara iştirak ve kendiliğinden verilen beyannameler için ne şekilde uygulanacağına yer verilmiştir. Bu hüküm uyarınca, vergi zıyaı cezası; zıyaa uğratılan verginin bir katına, bu verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, 112’nci maddeye göre, zıyaa uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle hesaplanacaktır. Gecikme faizinin uygulanmasında ay kesirleri hesaplamaya dahil edilmeyecektir.

344’üncü maddede vergi zıyaı cezasının hesaplanması cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlenme tarihine bağlanması nedeniyle, ihbarname düzenlenmesindeki gecikme, kesilecek vergi zıyaı cezasının miktar itibariyle artmasına neden olacak, dolayısıyla mükellef aleyhine bir sonuç yaratacaktır. Bu nedenle, takdir komisyonu kararı veya vergi inceleme raporu üzerine kesilecek cezalarda; ihbarnamenin düzenlenmesinin gecikmesi halinde, idareden kaynaklanan bu gecikme nedeniyle mükelleflerin mağdur olmamaları için, vergi zıyaı cezasının hesaplanmasında takdir komisyonu kararı veya inceleme raporunun vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarihin esas alınması uygun görülmüştür.

Kaçakçılık suçları 359’uncu maddede sayılmış olup bu fiillerden birisinin işlenmesi sonucu vergi zıyaına da sebebiyet verildiğinin tespit edilmesi halinde zıyaa uğratılan vergi için kesilecek vergi zıyaı cezası, 344’üncü maddenin ikinci fıkrasına göre (Tebliğin 1.1. bölümünde yer alan örnekteki şekilde) hesaplanacak vergi zıyaı cezasının üç katı tutarında olacaktır.
359’uncu maddede iki fıkra halinde sayılan kaçakçılık suçlarının işlenmesine iştirak edenlere kesilecek vergi ziyaı cezası ise, bahsi geçen Tebliğin 1.1. bölümünde yer alan örnekteki şekilde hesaplanacaktır.

Kaçakçılık suçu sayılan fiillerle vergi zıyaına sebebiyet verilmesi halinde bunlar için vergi zıyaı cezası kesilmesi, bu fiilleri işleyenler hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. Vergi zıyaı cezasının düzenlendiği 344’üncü maddenin dördüncü fıkrasında, kanuni süresi geçtikten sonra verilen beyannameler için vergi zıyaı cezasının yüzde elli oranında uygulanması öngörülmüştür. Kanuni süresinde verilmeyen beyannameler, kanuni süresinde verilmekle beraber noksan tahakkuk ettirilen verginin tamamlanmasına ilişkin olarak verilen ek beyannameler ile kanuni süresinde verilen beyannameye istinaden haksız yere iadesine sebebiyet verilen vergiler için verilen düzeltme beyannameleri bu fıkra kapsamında değerlendirilecektir.

Bu fıkra uyarınca kesilecek vergi ziyaı cezası ise maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve 280 sıra numaralı VUK Genel Tebliğinin 1.1. bölümünde yer alan örnekte açıklandığı şekilde hesaplanacak ceza tutarının yüzde ellisi olacaktır. Ancak, vergi ziyaı cezasının bu şekilde indirimli uygulanabilmesi için beyannamenin vergi incelemesine başlanılmasından veya olayın takdir komisyonuna intikal ettirilmesinden önce verilmiş olması gerekmektedir.

Pişmanlık talebiyle kabul edilen beyanname üzerinden tahakkuk eden vergi ile hesaplanan pişmanlık zammının ödeme süresi içinde ödenmemesi suretiyle pişmanlık hükmünün ihlal edilmesi halinde, bu beyannamenin kendiliğinden verilen beyanname olarak işleme tabi tutulması nedeniyle kesilecek vergi ziyaı cezasının hesaplanmasında beyannamenin verildiği tarih esas alınacaktır.

Vergi Usul Kanunu 306 Sıra No.lu Genel Tebliğinin Getirdikleri
18/06/2002 tarih ve 24789 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 306 sıra numaralı VUK Genel Tebliği maddenin içeriğine ve uygulamasına ilişkin bazı açıklamalara yer vermiştir.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 4369 sayılı Kanunla 29/07/1998 tarihli ve Mükerrer 23417 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Değişmeden önceki 344’üncü maddesinin 2 numaralı bendinde, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek veya bunları bilerek kullanmak kaçakçılık fiili olarak belirlenmiş ve bu belgeleri düzenlemek ya da bilerek kullanmak suretiyle vergi ziyaına neden olunması halinde oluşan kaçakçılık suçunu işleyenler hakkında hükmolunacak ağır hapis cezası da değişmeden önceki 359’uncu maddenin 2 numaralı bendinde düzenlenmiş idi.

4369 sayılı Kanunla, 01/01/1999 tarihinden geçerli olmak üzere ceza hükümlerinde bazı değişiklikler yapılmış ve kaçakçılık suçları ile bu suçlar için hükmolunacak hapis cezalarına yeniden düzenlenen 359’uncu maddede yer verilmiştir.

Bu düzenlemede kasıt unsuru taşıyan ve aynı zamanda nitelikli fiiller kaçakçılık suçu olarak belirlenmiş ve sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlenmesi veya bunların kullanması da kaçakçılık suçları arasında sayılmıştır.
Maddede sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ise gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı bir şekilde yansıtan belge olarak tanımlanmıştır.

Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 1’inci maddesinde suçlar; cürüm ve kabahat olarak belirlenmiş, aynı Kanunun 45’inci maddesinde de, cürümde kastın bulunmaması halinin cezayı kaldıracağı hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre; failin, fiilin oluşturduğu suçtan sorumlu tutulabilmesi için kastın mevcudiyeti gerekmekte, kasten hareket edilmiş sayılabilmesi için suçu oluşturan fiilin bilerek ve isteyerek işlenmiş olması, dolayısıyla da bunun araştırılması icap etmektedir.
Yukarıdaki hükümler göz önüne alındığında, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin gerek düzenlenmesinin, gerekse kullanılmasının kaçakçılık suçunun oluşması yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlenmesi, kastın karinesi olup, bunun ayrıca değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır.

Ancak, gerçekte yapılan bir mal veya hizmet alımı karşılığında mal veya hizmeti sağlayan tarafından kendi belgesi yerine bir başka mükellefin belgesi verilebilmektedir. Bu gibi durumlarda iş veya hizmetin mahiyetine göre belgeyi alan tarafın bu belgenin mal veya hizmetin sağlandığı mükellefe ait olup olmadığını bilemediği durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda sahte belgeyi kullanmış olan mükellefin, bu belgenin satın aldığı mal veya hizmeti sağlayana ait olmadığını bilip bilmemesi önem taşıyacaktır. Şayet kullanıcının belgenin sahte olduğunu bilmesi gerekiyorsa, bir başka deyimle, kasıt söz konusu ise burada 359’uncu maddede belirtilen anlamda bir sahte belge kullanımı söz konusu olacaktır. Aksi takdirde ise suçun manevi unsuru oluşmadığından durum madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.

Bu itibarla, kaçakçılık suçunun oluşması sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgenin bilerek kullanılıp, kullanılmadığının; diğer bir anlatımla, bu kullanımda kastın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine ve belirlenmesine bağlı bulunmaktadır.

Yapılan incelemelerde sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek, isteyerek kullanılıp kullanılmadığının vergi incelemesine yetkili olanlarca değerlendirilmesi ve bu belgeleri bilerek kullandığı sonucuna varılan mükellefler için vergi suçu raporları düzenlenmesi, haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulması ile bu belgelerin kullanılması sonucu vergi ziyaına da sebebiyet verilmiş olması halinde 344’üncü maddenin üçüncü fıkrası uyarınca üç kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.

Ancak, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerin bilerek kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasında bu belgeleri bilmeden kullandığı sonucuna varılan mükellefler adına vergi suçu raporları düzenlenmemesi ve haklarında cumhuriyet savcılıklarına suç duyurularında bulunulmaması icap etmektedir. Ayrıca, bu belgeleri kullanmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet verilmiş olması halinde bu mükellefler adına 344’üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca vergi ziyaı cezası kesilmesi gerekmektedir.

Genel Tebliğ, sadece suç unsurlarından sahte belge ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge için ihdas edilmiş olup, diğer suç tiplerine değinmemiştir. Bu suçlarda ise belgenin düzenlenmesini düzenleyen için yeterli görmüş, kullanan içinse kast unsurunun varlığı ve suçun manevi unsurunun araştırılması ve sonuçlarına göre karar verilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur.

Kitabın daha önceki kısmında değinildiği üzere kanunilik ilkesi gereği, kanunda açık olarak tanımlanan suç tipine uygun bir fiilin olması gereklidir. Buradaki asıl düzenleme 213 sayılı VUK’nın 359. maddesinde yer alan fiillerdir. Bu madde hükmünde tanımlanan fiil var ise, suçta doğal olarak bulunacaktır. Fiil yok ise ortada tartışma konusu olabilecek bir suç da yok demektir.

Kaçakçılık suçlarında maddi unsur olarak, suçun tipine uygun bir fiilin varlığı gerekmektedir. Yani, vergi kanunlarındaki suç tipine uygun bir fiilin varlığı zorunludur. İşlenen fiilin “hareket”, “sonuç” ve “illiyet bağı” olmak üzere üç tarafı bulunmaktadır. Bahsi geçen suç ceza hukukuna aykırı olduğu gibi, diğer hukuk düzenine de aykırılık teşkil etmesi zorunludur. Başka bir deyimle “hukuka aykırılık” unsuru içermelidir. Neticesi itibariyle, bu asli şartlar tespit edilmeden bir suçtan ve sonuçlarından bahsetmek mümkün olmayacaktır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. Maddesinde, 5728 sayılı Kanun’un 276. Maddesiyle yapılan değişiklikten önce iki grup halinde (a) ve (b) fıkralarında düzenlenen fiiller, değişiklikten sonra ikinci grubunu oluşturan (b) fıkrasının ikiye ayrılmasıyla, belge basımına ilişkin fiiller (c) fıkrasına yer verilmesiyle üç grup halinde düzenlenmektedir. Başka bir deyişle, nitelikli, tespiti, cezaları ve uygulanması bakımından idari- mali nitelikli hukuka aykırılıklardan tamamıyla farklı olan kaçakçılık suçunu oluşturan fiiller, niteliklerine göre üç grupta toplanmaktadır.1

Vergi Usul Kanununun Üçüncü Bölümünde ayrıca 360. Madde de “Cezadan İndirim”, 362. Madde de “Vergi Mahremiyetinin İhlali” ve 363. Madde de “Mükellefin Özel İşlerini Yapan Memurlar” başlıklı bölümleri yer almaktadır. Bu bölümde 361. Madde de yer alan “Bilgi Vermekten Çekinenler ve 257. Madde Hükmüne Uymayanlar” başlıklı bölümü 4369 sayılı Kanunla birlikte yürürlükten kaldırılmıştır.

Özetle, meri mevzuatımızda vergi kaçakçılığı suçunda muhafaza ve ibraz zorunlulukları olan defter, kayıt ve belgelerle ilgili sekiz ayrı suç fiili bulunmaktadır. Bu fiiller şöylece sıralanabilir:

1- Hesap ve muhasebe hileleri yapılması,
2- Gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açılması,
3- Vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedilmesi (çift defter kullanılması),
4- Defter, kayıt ve belgelerin tahrif edilmesi veya gizlenmesi (varlığı noter kayıtları ile belli olan defter ve belgelerin inceleme elemanına ibraz edilmemesi gizleme hükmündedir)
5- Muhteviyatı yanıltıcı belge (gerçek bir muamele ve duruma dayanmakla birlikte, bunu gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir) düzenlenmesi ve kullanılması
6- Defter, kayıt ve belgelerin yok edilmesi,
7- Belgelerin asıl veya suretlerinin tamamen veya kısmen sahte olarak düzenlenmesi veya bu belgelerin kullanılması,
8- Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basılması veya bilerek kullanılması.

Bu fiillerden ilk üçü (hesap ve muhasebe hilesi yapmak, mevhum kişiler adına hesap açmak ve çift defter kullanmak) muhasebe tekniği ve uygulamaları ile ilgili olup bir tür “muhasebe suçu” oluşturmaktadır.
Buna karşın, defter kayıt ve belgeleri tahrif, gizleme, sahte ve muhteviyatı yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma, defter ve belgeleri yok etme fiilleri ise “kamu güveni aleyhine ve topluma karşı işlenmiş suç fiilleri” olarak kabul edilebilir. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile anlaşmalı olmayan matbaalarda belgelerin basılması ve bilerek kullanılması fiili ise iki grup suç kapsamına da girmemektedir.
Bu fiillerden vergi ziyaı ile ilişkilendirilen tek suç çift defter kullanmaktır. Vergi ziyaına yol açılması halinde VUK’nın 344. maddesi uyarınca üç kat vergi ziyaı cezası kesilir2.

Fakat, suç konusunda kanun hükmü incelendiğinde bazı özel sonuçların da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Öyle ki, ortaklardan para kaçırma amacıyla sadece karı düşürmek için kayıtlara alınan sahte belgede KDV indirim konusu yapılmasa, belge Kanunen Kabul Edilmeyen Gider olarak matraha etki etmese dahi, suç unsurları gerçekleşmiş durumda sayılmaktadır.
Benzer şekilde, kredibilite imkanlarını artırmak ve bilanço makyajlamak amaçlarıyla sahte belge düzenleyip kurum kazancına dahil etmek, KDV sini beyan edip ödemek bile sahte belge düzenleme fiilinin ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Hatta, bu belgenin yurtdışındaki bir mükellefe dahi kesilmesi, yani ülkemizde vergi zıyaı yaratma potansiyelinin olmadığı durumda dahi suçun varlığı katidir.

Ülkemizde hali hazırda mevcut içtihada göre de bu maddede yazılı suçlar açısından vergi ziyaının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek yoktur. Bu durum, özel nitelikte sayılan, kamu düzeni için gerekli olan suç tipleri için gerekebilir. Her kanun, aynı Anayasa gibi bir devletin iddiası olup, bu iddiaların tam anlamıyla sağlanması için bazı önlemler getirebilir. Örneğin, küçük hissedarların haklarının korunması için kar dağıtımı konusunda Sermaye Piyasası Kanununda bazı cezai müeyyideler bulunabilir. Benzer şekilde, suç gelirlerinin önlenmesi amacıyla Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanununda veya atıf yaptığı Kanunlarda bazı cezai yaptırımlar benimsenmiş olabilir.
Vergi hukuku da, salt vergi güvenliği değil, kamu düzeni, belge düzeni için bazı özel güvenlik hükümleri ihdas edebilecektir. Bu sonuç, gerekli ve zorunlu bir sonuç olup, vergi güvenliği için muhasebe ve kayıt düzeninin sağlıklı olması olmazsa olmaz bir kuraldır.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI - 4

Mesaj gönderen Admin »

VERGİ HUKUKUNDA KAÇAKÇILIK FİİLLERİNİN KAPSAMI IV

Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir

Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Suçun Varlığı İçin Rapor Değerlendirme Komisyonunun Mütalaa Şartı

6009 sayılı Kanunun 13’üncü maddesiyle Vergi Usul Kanununun 367’nci maddesinin birinci fıkrası, “Yaptıkları inceleme sırasında 359’uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri (646 Sayılı KHK ile Vergi Müfettişi ve Vergi Müfettiş Yardımcısı) tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Maddenin yeni şekline göre, yapılan inceleme sırasında 359’uncu maddede yazılı suçların işlendiğinin tespiti hâlinde, maliye müfettişleri, hesap uzmanları ile bunların yardımcıları ve gelirler kontrolörleri ile stajyer gelirler kontrolörleri ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasını alarak doğrudan doğruya keyfiyeti Cumhuriyet başsavcılığına bildireceklerdir. Vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından bir tespit yapılmış olması hâlinde ise vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık, ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasını alarak, keyfiyeti Cumhuriyet başsavcılığına bildirecektir.

Bahsi geçen VUK’nın “Bazı Kaçakçılık Suçlarının Cezalandırılmasında Usul” başlıklı 367. Maddesi 10.07.2011 tarihinde 646 Sayılı KHK ile değiştirilmiştir. Buna göre yaptıkları inceleme sırasında 359’uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.

Kanun suçun tespitini sadece bu yolla sınırlamamış, Savcılıklara da bazı yetkiler tevdi etmiştir. Buna göre, 359’uncu maddede yazılı suçların işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet başsavcılığı da hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep edebilmektedir.

Kaçakçılık suçlarında kamu davasının açılması, inceleme neticesinin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesine talik olunur.
359’uncu maddede yazılı suçlardan dolayı cezaya hükmedilmesi, vergi ziyaı cezası veya usulsüzlük cezalarının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmemektedir.

Buna karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 23.05.1990 tarih E.1990/1411 K.1990/2173 sayılı kararında; “….sanığın 1982 takvim yılına ilişkin cezalı tarhiyata vergi mahkemesi nezdinde dava açtığı ve bu davanın halen kesinleşmediği anlaşıldığından, anılan dava sonucu bekletici ön mesele yapılarak, vergi ziyaının kesinlikle oluşup, oluşmadığı konusunda verilecek karar sonucuna göre….” denilerek, vergi mahkemesi kararının beklenmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtayın ceza yargılamasını yapan bu tür suçlarla birlikte çok çeşitli suçlara bakan Asliye Ceza Mahkemelerine göre Vergi Mahkemelerinin daha uzmanlaşmış mahkemeler olması nedeniyle, bu mahkemelerin tecrübe ve birikimlerinden yararlanarak, daha objektif kararlar alınmasını sağlamak amacıyla bu kararı verdiği değerlendirilmektedir.

Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz.
VUK’nın 367. Maddesinde yer alan düzenleme ile incelemeyi kim yaparsa yapsın, her iki şekilde de durumu Savcılığa bildirecek olan yetkililere rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasını alarak bu işlemi tesis etme şartı getirilmiştir. Diğer bir ifadeyle, böyle bir mütalaa alınamadığı durumlarda bildirim yapılamayacaktır. Nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20.01.2014 Tarih 2014/22123 E.2014/994 K. Sayılı, 05.09.2013 Tarih 2012/8418 E.2013/1238, 01.10.2014 Tarih 2012/25591 E. 2014/16138 K. Sayılı kararlarında “Dava şartı olan mütalaanın verilmediği / verilmeyeceğinin anlaşılması halinde “düşme kararı” verilmesi gerektiği” hükmü verilmiştir.

VUK 367. Maddesine göre, ceza davası açılabilmesi için vergi müfettişleri ve yardımcıları tarafından “vergi incelemesi yapılıp” ilgili rapor değerlendirme komisyonu tarafından mütalaa verilip doğrudan doğruya suç duyurusunda bulunulabilmektedir.
Bunun dışında, vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi mecburidir. Bu durumda, vergi dairesi başkanlığı ya da defterdarlık tarafından durumun Cumhuriyet Savcılığına bildirmesinden sonra Cumhuriyet Savcısı tarafından dava açılabilecektir.

Bu tespit için bir kanuna uygun başlatılmış bir vergi incelemesine gerek bulunduğu açık olup, bu inceleme sonucunda Rapor değerlendirme komisyonuna bir rapor sunulması gerektiği açıktır. Vergi incelemesinin sakat veya hukuka aykırı usul veya esasa ilişkin yoksunluklarının adli bir davaya nasıl bir etki edeceği bugüne dek tartışma gözlemlenmemiştir. Bildiğimiz gibi, usule aykırı gerçekleşen vergi incelemelerine ilişkin idari işlemler açıkça idari yargıda kabul görmemektedir. Bu durumda, kaçakçılık tipi suçlar için aranan delil toplamı işlemi usulüne uygun bir idari işlemle elde edilmediğinden suçun unsurlarının bulunmadığı iddia edilebilecektir.

Bu durumlar dışında Savcılık tarafından da bilahare kaçakçılık suçunun işlendiği öğrenilirse, vergi idaresinden inceleme yapılmasını talep ettikten sonra, inceleme yapılmasını takiben dava açabilecektir. Yargıtay da bir çok kararında vergi inceleme raporunun alınmasının dava şartı olduğuna hükmetmiştir.

Vergi Kaçakçılığı Suçunun Failleri Kimlerdir?
Kanun hükmü değerlendirildiğinde vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

■ Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar,
■ Gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar,
■ Defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
■ Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir.)
■ Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,
■ Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler,
■ Defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar,
■ Belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte[5] olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar,
■ Vergi Usul Kanununa göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar,

Vergi kaçakçılığı suçunun faili olarak kabul edilmelidir.
Kaçakçılık suçlarına uygulanacak hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin olarak VUK 333. Maddesine 4369 sayılı kanunla suçlarının şahsiliği ilkesini hayata geçirmek amacıyla eklenen;

“(Ek: 30/12/1980 - 2365/59 md.; Değişik: 22/7/1998 - 4369/81 md.) Bu Kanunun 359’uncu maddesinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde bu fiiller için 359 ve 360’ıncı maddelerde öngörülen cezalar bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunur.”
hükmü, kaçakçılık suçları için kesilen maddi cezaların uygulanması ile hürriyeti bağlayıcı cezaların uygulanmasını suçun faili açısından farklılaştırmaktadır. Çünkü, bu maddenin amacı, suçun şekli sorumlusu olan kanuni temsilci ya da temsilcileri değil, suçun oluşumunda rol alanları cezalandırmaktır.

Bu hükme istinaden, sahip olduğu işletmede yanında çalışanların neden olduğu kaçakçılık suçlarından dolayı gerçek kişiler açısından suçun failinin kim olduğunun tespiti ile, birden fazla yasal temsilciye sahip şirketlerde hangi temsilcinin ve sahip olduğu şirketlerde yetkilerini devrettiği kişilerin neden olduğu kaçakçılık suçlarından dolayı suçun failinin kim olduğunun tespitini zorlaştırmaktadır.

Ceza hükümleri açısından vergi yasamıza göre vergi kanunları hükümlerine aykırı hareket edenler, bu kitapta yazılı vergi cezaları (vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları) ve diğer cezalar ile cezalandırılırlar. Buna karşın, velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli, vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır.

Gerçek ya da tüzel kişi mükelleflerin fiilen işletmesinin başında bulunmaması, işletmesinde eleman çalıştırması mükelleflerin sorumluluğunu kural olarak ortadan kaldırmayacaktır. Nitekim, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 30.01.1990 tarih E.1989/3632 K.1990/472 sayılı kararında; “Vergi dairesinde gerçek kişi olarak vergi yükümlüsü olan sanığın dükkanında fiilen çocukları çalıştırmasının (yazar kasa fişi kesme yönünden) sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı….” Denilerek, çalışanların yaptığı fiillerden dolayı kural olarak işletme sahiplerinin ya da yasal temsilcilerin sorumlu olacağını hükme bağlamıştır.

Ancak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi 15.02.1994 tarih E.1993/5636 K.1994/734 sayılı kararında ise; “Sanığın dosya içinde mevcut ….tarihli vekaletname ile işyerinin sevk ve idaresini ……devrettiği anlaşılmasına göre müsbet suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden….” Denilerek, işi vekaletle devreden hakkında verilen mahkumiyet kararını bozulmuştur.
Yine, Yargıtay 11. Ceza Dairesi 30.10.2014 tarih E.2013/1088 K.2014/17806 sayılı kararında; “….dosya kapsamı itibarıyla sanık …..ın suç tarihi itibarıyla şirketin yetkili temsilcisi olmaması nedeniyle fiilin faili olmadığından, sonucu itibarıyla hakkındaki beraat kararının doğru olduğu anlaşılmakla, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi onanmasına….” denilerek, yasal temsilcinin 359. Maddedeki suçlardan dolayı sorumluluğunun yetki devri şartına bağlı olduğunu hükme bağlamıştır1.

Tüzel kişiler de ise bu kişiliklerin idare ve tasfiyesinde Vergi Kanununa aykırı hareketlerden tevellüt edecek vergi cezaları tüzel kişiler adına kesilir.
Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin vergi sorumluluğu hakkındaki bu kanunun 10’uncu maddesi hükmü vergi cezaları hakkında da uygulanır.

Bu Kanunun 359’uncu maddesinde yazılı fiillerin işlenmesi halinde bu fiiller için 359 ve 360’ıncı maddelerde öngörülen cezalar bu fiilleri işleyenler hakkında hükmolunur.

6102 sayılı TTK’nın 365. Maddesine göre Anonim Şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır2. 366. Maddeye göre yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir. Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.

Temsil konusunda hüküm içeren 367. Maddeye göre de yönetim kurulu esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabilir. Bu iç yönerge şirketin yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirler. Yönetim kurulu, istem üzerine pay sahiplerini ve korunmaya değer menfaatlerini ikna edici bir biçimde ortaya koyan alacaklıları, bu iç yönerge hakkında, yazılı olarak bilgilendirir.

Yönetim, devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir.
Anonim Şirketlerde, kaçakçılık fiilinin oluşumundan haberdar olan, ayrıntısını bilen ve oluşumunda katkısı bulunan temsilci veya temsilcilerin ceza sorumluluğu bulunmaktadır.

Keza, Limited Şirketlerde de, TTK’nın 623. Maddesine göre şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.
Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.

Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır.
Sonuç olarak, tüzel kişiliğin idare veya tasfiyesinde birden fazla sorumlu varsa veya temsilci varsa bunların tamamı için değil, bu suçu fiilen işleyen kişiler için ceza uygulanması gerekmektedir.

Bu nedenle, kanuni temsilciler arasında görev dağılımının olup olmadığı incelenmeli, varsa yetkisi olmamasına rağmen suç unsuru defter ve belgeler üzerinde fiilleri işleyenlerin tespit edilip onlar hakkında işlem tesis edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, tüm kanuni temsilciler için böyle bir ceza uygulaması hukukun temel kurallarına aykırı düşebilecektir.
Suçun İşlenme Zamanı

Suçun işlenme zamanı zamanaşımı hükümleri yönünden önem ve değer taşımaktadır. Dava zamanaşımı olarak ifade edilen şey, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir ceza hukuku kuralıdır.

Vergi suçları için zamanaşımı süresinin başlangıcı, bunu kesen nedenler TCK hükümlerine tabidir.
TCK’nın 66. maddesinde “Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davasının; 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda 8 yıl geçmesiyle” düşeceği hükmü yer almaktadır.

Ayrıca, fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmuş olup da 15 yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, 2/3 geçmesiyle kamu davasının düşeceği, dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibariyle suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulacağı, sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırının göz önüne alınacağı; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezasının esas olacağı da belirtilmiştir.
Aynı maddede, zamanaşımının, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlemeye başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.

VUK’nın 359. maddesinde sayılan suçlarda dava zamanaşımı da fiilin gerçekleştiği günden başlamaktadır. TCK’nın 66. maddesinde 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda 8 yıllık zamanaşımı süresi belirlendiğinden VUK’nın 359. maddesinde sayılan suçlarda dava zamanaşımı süresi de 8 yıl olmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere bu süre fiilin işlendiği tarihten itibaren başlayacaktır. Sonuç itibariyle, kaçakçılık tipi vergisel suçlarda dava zamanaşımı süresi TCK’nın genel zamanaşımı hükümlerine göre belirlendiğinden kaçakçılık suçlarında temel dava zamanaşımı süresi 8 yıl olarak dikkate alınmaktadır.

Kaçakçılık suçları itibariyle genel olarak ele alacak olursak;
• Hesap ve muhasebe hilesi yapmak suretiyle işlenen vergi suçlarında dava zamanaşımı, kayıtlarda hilenin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu tür durumlarda suça konu fiil birden fazla kere işlenmişse en son fiilin işlendiği tarih dava zamanaşımının başlama tarihi olarak kabul edilir.
• Sahte hesap açılması suretiyle vergi kaçakçılığı suçunda dava zamanaşımı hesabın açıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
• Çifte defter tutma suretiyle işlenen vergi suçunda, hesap ve işlemlerin yasa dışı defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedildiği tarihte dava zamanaşımı süresi işlemeye başlar.
• Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek suretiyle işlenen vergi suçunda, dava zamanaşımı süresi tahrifatın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
• Vergi incelemesi sırasında incelemeye yetkili elemanlara varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretle sabit olan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi suretiyle Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçunda dava zamanaşımı süresi, defter ve belgeleri isteme yazısının usule uygun tebliğ edilmesinden sonra verilen sürenin bitmesinden sonraki gün başlar.
• Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek suretiyle Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçunda dava zamanaşımı süresi belgenin düzenlendiği tarihten itibaren başlar.
• Saklama/ibraz zorunluluğu bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok etmek suretiyle vergi suçunda dava zamanaşımı süresi, yok etme eyleminin işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
• Sahte belge düzenlemek suretiyle işlenen vergi suçunda dava zamanaşımı süresi sahte belgenin düzenlendiği günden itibaren işlemeye başlar.

Suçun işlenmiş sayıldığı zaman, suça ilişkin fiillerin kanuna uygun şekilde son bulduğu zamandır. Kanuna göre vergi kaçakçılığı suçlarından defter ve belge ibraz etmeme (gizleme) suçlarında suçun gerçekleşme dönemi defter ve belgenin ibraz edilmediği dönemdir. Bu kapsamda, 2019 yılına ait defter ve belgelerin 2022 yılında incelemeye istenmesi ve mükellef tarafından ibraz edilmemesi halinde suçun dönemi 2019 yılı değil 2022 yılı olacaktır.

Diğer kaçakçılık suçlarında ise suçun işlendiği defter ve belgelerin ait olduğu dönemdir.
Sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerinde açıkça sahte belgenin düzenlendiği dönem suç tarihi olacaktır. Örneğin, 2019 hesap döneminde sahte belge düzenlenmesi halinde tespit daha sonra yapılsa dahi suçun dönemi 2019 yılı olacaktır. Son dönemlerde yapılan yasal düzenlemeler kapsamında belgelerin ertesi hesap döneminin sonuna kadar yasal kayıtlara alınabilmesi imkanı getirilmiştir. Bu tür durumlarda, sahte belgeyi düzenleyenler için belgenin düzenlenme tarihi ve suçun yılı kesinken, bu belgeyi ertesi yıl yasal defterlerinde dikkate alan mükellefler için suçun işlendiği yıl ertesi takvim yılı olacaktır.

Keza, yasal kayıtlarda yapılan hileler bu kayıtların yasal defterlere alındığı yılın, Bakanlığın yetki vermediği kişilerin bastığı belgeleri kullananlar için bu belgelerin kayıtlara alındığı yıllar suç tarihi olarak dikkate alınacaktır.
Her takvim yılında işlenen suçlar bağımsız suçlar olduğu için her takvim yılı için ayrı ceza kesilecektir.
Vergi inceleme elemanları defter ve belge isteme yazılarında ikinci kez yazı ile talepte bulunmaktadırlar. Bu nedenle, aynı yıla ait defter ve belgelerin ikinci kez istenmesi halinde suç tekrar oluşmayacak ve tek suç olarak kabul edilecektir. Farklı yıllara ait defter ve belgelerin ayrı tarihlerde istenmesi halinde iki ayrı suç oluşacaktır.

Bu tür durumlarda suçun faillerinin de değişebileceği gerçeğini unutmamak gerekmektedir.

Aynı takvim yılı içinde birden fazla sahte fatura düzenlenmesi halinde zincirleme suç oluşmuş olacaktır. Bu hükme göre bir takvim yılında birden fazla kere işlenen sahte fatura düzenleme veya kullanma suçu tek bir suç olarak kabul edilmelidir.
Fakat, TCK’nın 43. Maddesine göre zincirleme suç sanığa verilen ceza 1/4 ile 3/4 oranları arasında arttırılmaktadır. Bu çerçevede, 2019 yılı içinde 35 sahte fatura düzenleyen fail, tek bir suç işlemiş gibi cezalandırılır. Fakat, verilen ceza zincirleme suç hükümleri gereği arttırılacaktır.

Farklı takvim yılları içinde birden fazla sahte fatura düzenlenmesi veya kullanılması ayrı ayrı birer suç oluşturacaktır.
Danıştay bünyesinde temyiz edilen bir Vergi Mahkemesi kararına göre kaçakçılık suçunun manevi unsuru olan vergi kaçırma kastı, suçun oluşum tarihinde var olan bir niteliktedir. Kaçakçılık suçu, VUK’nın 341’inci maddesi uyarınca vergi ziyaına neden olunduğu; daha somut olarak, beyanname verme süresi ile ek sürenin dolduğu tarihte oluşmuş bulunduğundan; vergi kaçırma kastının bulunup bulunmadığı, davacı şirketin bu tarih ve bu tarihten önceki davranışlarına bakılarak belirlenmek zorundadır. Bu tarihten sonraki davranış ve işlemlerin kesilecek ceza üzerinde etkisi, bu davranış ve işlemlerin VUK’nın 371’inci maddesine uygun bulunması halinde söz konusu olabilir. Oysa; davacı şirket, anılan madde hükümlerine de uygun davranmamıştır. Dolayısıyla; davacı şirketin vergi kaçırma kastının varlığını suçun oluşumundan sonraki davranış ve işlemlere bakarak belirlemeye çalışan temyize konu karar, bu yönüyle, Ceza Hukuku ilkelere aykırıdır (Danıştay 3. Daire, E: 1994/505, K: 1994/4591).

KDV Uygulama Genel Tebliğinin Gizleme Konusuna Yaklaşımı
Vergi incelemesine yetkili olanlarca veya takdir komisyonlarınca ibrazı istenen, varlığı noter kayıtları veya sair surette sabit olan defterlerin ve ilgili dönem kayıtlarına esas belgelerin mücbir sebep sayılan haller dışındaki nedenlerle KDV mükellefleri tarafından ibraz edilmemesi durumunda, mükellef özel esaslar kapsamına alınmaktadır.

Bu tespitin varlığı için defter ve belge ibrazına ilişkin ek süre dâhil verilen sürenin dolmuş olması gerekmektedir.
Özel esas uygulaması bakımından “defter ve belge” ifadesinden, 213 sayılı Kanun uyarınca tutulan veya düzenlenen, saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan defter ve belgeler anlaşılmalıdır.

Örneğin, ödeme kaydedici cihazı kullanım dışı kaldığı halde ödeme kaydedici cihaz mali hafıza raporunu ve buna dair yetkili servisçe düzenlenmesi gereken tutanağı ilgili vergi dairesine ibraz etmeyen mükelleflerin bu fiilleri “defter ve belge ibraz etmeme olumsuz tespiti” kapsamında değerlendirilmez.

Aynı şekilde ilgili dönemdeki KDV’ye tabi mal ve hizmet alışlarına ilişkin fatura ve benzeri belgelerin dökümünü gösteren “İndirilecek KDV Listesi”nin ibraz edilmemesi de bu kapsamda bir olumsuz tespit olarak değerlendirilmez.

Defter ve belge ibraz etmeme fiilinin varlığından söz edilebilmesi için defter ve belgelerin ibrazına ilişkin yazının mükellefe tebliği gerekmekte olup, söz konusu yazının 213 sayılı Kanunun 93 ila 109’uncu maddeleri arasında düzenlenen “Tebliğ” hükümleri doğrultusunda tebliğinin sağlanmış olması gereklidir.

Faaliyetini sona erdirenlerin kullanılmayan belgelerini iptal edilmek üzere ibraz etmemesi de bu kapsamdadır.
Mücbir sebep sayılan haller dışındaki nedenlerle defter ve belgelerini ibraz etmedikleri konusunda tespit bulunanların, tespitin ilgili olduğu döneme ait iade talepleri defter ve belgeleri ibraz etmedikleri sürece yerine getirilmez. Henüz sonuçlanmayanlar dâhil diğer dönemlere ait iade talepleri ise iki kat teminat karşılığında veya münhasıran vergi inceleme sonucuna göre yerine getirilir. Teminat vergi inceleme raporu sonucuna göre çözülür.

Defter ve belgelerini daha sonra idareye ibraz eden mükellefin genel esaslara dönüşü sağlanır ve henüz sonuçlanmayan iade talepleri de dâhil olmak üzere iade talepleri genel esaslara göre yerine getirilir.

Defter ve belgelerini 213 sayılı Kanunun 13’üncü maddesinde yer alan mücbir sebep hallerinden biri nedeniyle ibraz edemeyen mükelleflere özel esaslar uygulanmaz.

Haklarında, tarh zamanaşımı öncesi dönemlere ilişkin olarak defter belge ibraz etmeme tespiti bulunan mükelleflerin iade talepleri, tarh zamanaşımının dolduğu tarihten itibaren genel esaslara göre yerine getirilmektedir.

Yargı Kararları

“Sanık hakkında “2005 takvim yılında sahte fatura kullanmak” suçundan verilen düşme kararının temyiz itirazlarının incelenmesinde; sanığın 2005 takvim yılında sahte fatura kullandığının, kullandığı en son sahte fatura tarihinin 14.12.2005 olduğunun iddia olunduğu somut olayda, “suç tarihinin 21.01.2006 tarihi olarak belirlenmesi gerektiği cihetle”; suç tarihi itibariyle tabi olduğu 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin, suç tarihinden hüküm tarihine kadar dolmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde kamu davasının dava zamanaşımı sebebiyle düşürülmesine karar verilmesi hukuka aykırıdır” (Yargıtay 21. Ceza Dairesi - Karar: 2017/1243).


“Bozma kararına uyularak yapılan yargılamada sanık hakkında 2005 takvim yılında sahte fatura kullanmak suçundan açılan kamu davasında, suç tarihinin sahte faturalar hangi vergi türünde kullanılmışsa bu vergiye göre sunulması gereken son beyanname tarihi olduğu cihetle; 2005 takvim yılına ilişkin olarak, suç tarihinin Aralık ayında matrahlı KDV beyannamesi verilmesi sebebiyle 21.01.2006 olduğu, suç tarihinde yürürlükte olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359/1-b maddesinde düzenlenen “sahte fatura kullanma” suçunun cezasının üst sınırı itibarıyla tabi olduğu 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen 8 yıllık asli, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımına tabi olduğundan hüküm tarihi itibarıyla dava zamanaşımının henüz dolmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırıdır” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi - Karar: 2018/39).

“2005 ve 2006 takvim yıllarına dair sahte fatura kullanmak suçundan kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;
Suça konu faturaların 2005 takvim yılında en son 2005 yılı Aralık dönemi KDV beyannamesinde, 2006 takvim yılında ise en son 2006 yılı Ekim dönemi KDV beyannamesinde kullanıldığının anlaşılması karşısında suç tarihlerinin 21.01.2006 ve 21.11.2006 olduğunun gözetilmemesi hukuka aykırıdır” (Yargıtay 19. Ceza Dairesi - Karar: 2015/8328).
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj