Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

Firari Erin Sahte Belge İbrazının Bağımsız Suç Oluşturması

2017 Anayasa değişikliğiyle kaldırılarak Yargıtay'a bağlanmıştır.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
kararara.com
Site Yöneticisi
Mesajlar: 544109
Kayıt: 24 Şub 2012 14:16
Meslek: Site Yöneticisi
Konum: Ankara
İletişim:

Firari Erin Sahte Belge İbrazının Bağımsız Suç Oluşturması

Mesaj gönderen kararara.com »

T.C.
ASKERİ YARGITAY
İÇT. BRL. KURULU KARARLARI
E. No: 1947/4059
K. No: 1947/1187
Tarih: 25/3/1947


Ö Z E T

Firari, erin, ayrıca sahte belgeler ibraz etmesi, ayrı bir suç oluşturur. Şiddet sebebi olmaz.

İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KURULU KARARI

Askeri Yargıtay 2.Ceza Dairesinin 1 Ekim 1946 gün ve 3971/3859 sayılı kararı ile Yargıtay birinci ceza dairesinden verilen 1 Kasım 1946 gün ve 4237/4059 sayılı kararı arasında mevcut mübayenetin kaldırılması için bu husustaki dava dosyası inanların birleştirilmesi talebi ile savcılığın 12 Mart 1947 gün ve 4267/4059 sayılı tebliğnamesi ile gelmiştir.

TEBLİĞNAMEDE: Hilafı hakikat rapor tanzimi, müstakil bir suç olup firar vesilesile bunu kullanan veya tanzim eden bir firari cezasının teşdidine takdiri sebep olamıyacağına dair 1 Ekim 1946 tarih ve 3859/3971 nolu daire kararı, bu tezi müdafaa eden savcılık tebliğnamesinin hilafına olarak sadır olan 1 Kasım 1946 tarih ve 4059/4237 no.lu daire kararına mugayirdir.
Bu konuda savcılığın mütaleası ise; sahtecilik suçu, firar suçunu tertip eden unsurlardan ve suçun şiddet sebeplerinden sayılmayacağından ve unsurları itibari ile tamamile bağımsız bir suç olduğundan, TCK.nun 78.maddesi gereğince ayrı ayrı ve içtima kaidelerine göre tayin edileceği merkezindedir. Birbirine aykırı olan daire kararlarının As.Y.U.K.nun 248/1 nci maddesi gereğince birleştirilmesinden sonra karar tashihi isteminin incelenmesi için dosyanın daireye tevdiine karar verilmesini isterim.

ASKERİ YARGITAY GENEL KURUL KARARI: Savcılığın 12 Mart 1947 gün ve 4267 sayılı tebliğnamesi ile inanların birleştirilmesi hakkında yapılan teklif ile ilgili daire kararları ve bunlara bağlı tebliğnameler münderecatı genelkurulda okunarak konunun temel noktası anlaşıldıktan sonra işin esasına geçildi:
I- İkinci Ceza Dairesinin 1 Ekim 1946 gün ve 3859/3971 sayılı kararının (keşinlesen hüküm aleyhine M.S.Bakanlığının dosyaya bağlı 26 Ağustos 1946 gün ve 7663/46 sayılı yazılı emrinde gösterilen ve tebliğname ile ihbar olunan;
A) Sanığın 23 gün içinde kendiliğinden kıt'asına iltihak eylediğinin ve dolayısı ile hakkında As.C.K.nun 73. maddesi hükmünün tatbiki lazım geleceğinin düşünülmemesi,
B) Sanığın hilafi hakikat rapor tanzimi eylemesi, müstakil bir suç sayıldıktan sonra ayrıca bu hareketinin firarından ötürü verilen cezanın takdiri şekilde artırılmasını mucip bir sebep olarak kabul edilmiş bulunması, sebepleri yerinde görüldüğünden hükmün As.Y.U.K.nun 272 nci maddesi gereğince bozulduğu) merkezinde olduğu görülmüştür.
II- Birinci Ceza Dairesinin 1 Kasım 1946 gün ve 4059/4237 sayılı kararının:
(Adli amirin kanun yoluna girişi süresindedir. Hakikata muhalif rapor olayı firar suçunda şiddet sebebi addile cezasının altı ay arttırılması sureti ile depo komutanlığı mahkemesince ceza verilmiş olduğu gerekçeli hükümde tasrih edilmesine ve aynı fiilden dolayı ikinci def'a duruşması yapılarak iki def'a ceza verilmesi kanuni mevzuata aykırı bulunduğundan hükümde mucip sebeplere ve evraktaki belgelere göre adli amirin 18.9.1946 tarih ve 503 sayılı yazısında; İbrahim Parıltan'ın izin süresini geçirmekten depolar komutanlığı alay askeri mahkemesinde yargılanması sırasında bundan kurtulmak saiki ile köyüne mazeret olacak bir mazbata gönderilmesini mektup ile yazmış, güya izinde iken anası ve kız kardeşi ölmüşcesine köy ihtiyar hey'eti tarafından bir ilmuhaber tanzim edilerek kendisine gönderilmiş ve o da bu sahte ilmuhaberi bilerek kullanıp adli
subaylığa verdiği halde bunun mahkemece müstakil bir suç olamıyacağı ileri sürülerek beraetine karar verilmiştir ki, bu işlem münakaşayı mucip olamıyacak şekilde dahi açık bir müstakil suçtur. Çünkü; ne bir fiil ile kanunun muhtelif maddelerini ihlal etmiş ve nede izin süresinin tecavüzündeki cezayı şiddetlendiren sahte ilmuhaberi kullanmak kanuni unsura dahildir. Binaenaleyh burada ne kasd birliği nede müdafaa sadedi mevzuumuz olmayıp ikinci ve müstakil bir suç mevcut iken beraat yoluna gidilmesi yolsuzdur.) suretindeki mütalaasi ve bunlara atfen tebliğnamede ileri sürülen mütelaa yerinde görülmediğinden usulun 238.maddesine göre reddi merkezinde bulunduğu görülmüştür.
III- M.S.Bakanlığı Müsteşarlığının Askeri Yargıtay Savcılığına yolladığı 27.12.1946 gün ve 503 sayılı tashihi karar teklifatında:
(Yargıtay birinci ceza dairesinin kararında bozmanın ruhuna doğrudan doğruya tesir eden şu olay nazara alınmamıştır. Sanık İbrahim Parıltan'ın depolar alay komutanlığı askeri mahkemesince 28 Mart 1946 tarih ve 51/21 sayı ile müttehaz ve kesinleşmiş hükmünde, firar suçundan ve hakikata aykırı rapor olayı bu suça şiddet sebebi olamıyacağı ve müstakil bir suç olduğu ve alay mahkemesininde yetkisi dışında) kaldığı halde yargıtayca hem bu noktadan hemde 73.madde uyarınca tenzilat yapılması noktasından yazılı emir yolu ile bozulmuş olması bakımından buna mübayin içtihadının tashih karar konusu olacağından bu yolda mütelaada bulunulması bahis konusu olmuştur.
IV- M.S.Bakanlığı Müsteşarlık Askeri Mahkemesinin 17.9.1946 gün ve 128/104 sayılı beraat kararında (hadisede suçlu olarak telakki ve haklarında takibat yapılması icabedenler bu varakayı tanzim etmiş olanlardır ki, o şahısların da sivil bulunmaları ve varakayı tanzimlerinin müstakil bir suç olması itibari ile haklarında takibata girişmeye mahkemenin bir selahiyeti mevcut değildir.
Sanığın bu hareketinin bir suç olarak kabulü takdirinde ceza hukuku ve usulü prensiplerine uymaz.
Binaenaleyh sanığın zahir olan izin süresini geçirmekten kurtulmaya matuf işbu hareket ve müdafaasının sahte olduğunun sübutu hakkındaki iddianin mücerret ve müstakil bir suç ve cezayı müstelzim bir hareket olarak kabul edilmesine imkan görülemediği) noktası açıklanmıştır.
V- Savcılığın 12 Mart 1947 gün ve 4059/4267 sayılı tevhidi içtihat talebine müteallik tebliğnamesinde:
(Hilafi hakikat rapor tanzimi müstakil bir suç olup, firar vesilesi ile bunu kullanan veya tanzim eden bir firari cezasının teşdidine takdiri sebep olamıyacağına dair 1.10.1946 gün ve 3859/3971 sayılı daire kararı ve bu tezi müdafaa eden savcılığın tebliğnamesinin hilafina olarak sadır olan 1 Kasım 1946 tarih ve 4059/4237 no.lu daire kararına mugayirdir.
Bu konuda savcılığın mütaleası ise sahtecilik suçu, firar suçunu terkip eden unsurlardan ve suçun şiddet sebeplerinden sayılamıyacağından ve unsurları itibari ile tamamı ile bağımsız bir suç olduğundan TCK.nun 78. maddesi gereğince ayrı ayrı ve içtima kaidelerine göre tayin edileceği merkezinde olup birbirine aykırı olan daire kararlarının As.Usulun 248/1.maddesi gereğince birleştirilmesi) düşüncelerini taşımaktadır.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ VE TARTIŞILDI: Büyük Millet Meclisinin 18.2.1340 gün ve 40 numaralı bir tefsir kanunisinde (......firar, tecavüzü müddet ve nüfusu mektume erbabile bunların mezkur fiillerini gerek rüşvet almak sureti ile ve gerek sair sebeplerle hazırlayan ve kolaylaştıran ve tamamlıyan yazıcı, çavuş ve subay ve komutan vesaireye şamil olduğu prensibi kabul edilmiş ve böyle kast ve gayenin asli suçdan ibaret bulunduğu) belirtilmiştir.
Binaenaleyh M.S.Bakanlığı Müsteşarlık Askeri Mahkemesinin sanık er İbrahim Parıltan hakkındaki beraet kararı yerinde ve bu karara karşı birinci ceza dairesinin 1 Kasım 1946 gün ve 4059/4237 sayılı ittihaz eylediği kararda Büyük Millet Meclisinin tefsirine mukarindir. Bu itibarla ikinci dairenin içtihadı buna aykırı bulunmuş olmakla yekdiğerine mübayin olan içhatlarının birinci dairenin içtihadı şeklinde tevhidine As.Y.U.K.nun 248/2.maddesi uyarınca ve şekli tevhide göre tashih isteminin incelenmesine mahal olmadığına adı geçen K.nun 238. maddesi gereğince 25 Mart 1947 tarihinde Oybirliği ile karar verildi.

-o0o-
G/G.


Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj