İŞLENEN SUÇLARIN ARASINDA KISA ZAMAN ARALIKLARININ OLMASI SUÇ İŞLEME KARARINDA BİRLİK OLDUĞUNA;UZUN ZAMAN ARALIKLARI...

Kavramlar: yargıtay kararları, yargıtay kararları 2019, yargıtay kararları 2018, yargıtay kararları 2017, yargıtay kararları fetö, son yargıtay kararları, yargıtay kararları nereden bulunur...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22985
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

İŞLENEN SUÇLARIN ARASINDA KISA ZAMAN ARALIKLARININ OLMASI SUÇ İŞLEME KARARINDA BİRLİK OLDUĞUNA;UZUN ZAMAN ARALIKLARI...

Mesaj gönderen teoman » 03 Ara 2019 20:17

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO.2019/306
KARAR NO.2019/519
KARAR TARİHİ.02.07.2019
YARGITAY: 4. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ:Asliye Ceza
Sayısı : 263-493



>İŞLENEN SUÇLARIN ARASINDA KISA ZAMAN ARALIKLARININ OLMASI SUÇ İŞLEME KARARINDA BİRLİK OLDUĞUNA;UZUN ZAMAN ARALIKLARININ OLMASI İSE SUÇ İŞLEME KARARINDA BİRLİK OLMADIĞINA KARİNE TEŞKİL EDE BİLİR.



ÖZET:Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, tek başına bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiği ya da işlenmediği anlamına gelmeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmelerin yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle suç işleme kararının yenilendiğine ya da suç işleme kararının devam ettiğine ilişkin önceden bir zaman dilimi belirlemek isabetli bir yaklaşım olmayacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir.
Tehdit suçu, mağduru belli kişiler olan suçlardan olduğundan farklı kişilere karşı değişik zamanlarda işlenen tehdit eylemleri, bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmiş olsa bile, zincirleme suç hükümleri uygulanamayacak, gerçek içtima hükümleri uyarınca uygulama yapılacaktır. Ancak bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı gerçekleştirilen tehdit eylemleri için tek ceza verilecek ve fakat bu ceza TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır.




Sanık ...’in mağdur ...’a yönelik tehdit suçundan TCK’nın 106/1-1.cümlesi, 31/3, 62,
50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 2.000 TL, mağdurlar ... ve ...’e yönelik tehdit
suçundan aynı Kanun’un 106/1-1.cümlesi, 43/2-1, 31/3, 62, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri
uyarınca 2.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Fatsa
(Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.12.2012 tarihli ve 828-652 sayılı
hükümlerin sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay
4. Ceza Dairesince 27.01.2015 tarih ve 21589-2281 sayı ile;
"Suça sürüklenen çocuğun tanık ... ve mağdur ...'ın oturduğu sırada yanlarına giderek
mağdur ...'a hitaben 'Buraya gel lan' dediği, mağdur ...'ın gelmemesi üzerine bu kez de
'Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artisleşmişsin, seni dövücem' dediği, mağdur ... ile
sanığın kavga ettikleri sırada mağdur ...'in üst katta oturan anne ve babası olan
mağdurlar ... ve ...'den yardım istediği, mağdurlar ... ve ...'in olay yerine gelmeleri
üzerine suça sürüklenen çocuğun bu kez de mağdurlar ... ve ...'i tehdit ettiği, aynı olay
bütünlüğü içinde tehdit etmekten ibaret eylemleri nedeniyle suça sürüklenen çocuk
hakkında TCK'nın 106/1-1. cümle ve 43/2 maddelerinin uygulanması gerektiği
gözetilmeden iki kez uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini," isabetsizliğinden
bozulmasına karar verilmiştir.
Fatsa 2. Asliye Ceza Mahkemesi ise 06.05.2015 tarih ve 263-493 sayı ile;
"5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde zincirleme suç hükümlerinin düzenlendiği, TCK'nın
43/1 maddesinde 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir
kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi' durumunun, TCK'nın 43/2 maddesinde ise
'Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi' durumunun düzenlendiği,
somut olayda TCK'nın 43/2 maddesinin tartışılması gerektiği, TCK'nın 43/2 maddesinin
söz konusu olabilmesi için, failin eyleminin birden fazla kimseye yönelmesi, failin de bu
durumu bilmesi gerektiği, örneğin failin birden çok polise 'Şerefsiz, köpekler' diye
bağırması durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı, birden fazla kimseye
karşı işlenen suçlarda zincirleme suçun söz konusu olabilmesi için eylemin tek bir fiille ve
aynı zamanda gerçekleştirilmesi gerektiği, birden çok mağdura karşı farklı zamanlarda
suç işlenmiş ise, artık suç çokluğundan söz edileceği, zincirleme suçun söz konusu
olabilmesi için ise tüm mağdurlara karşı aynı anda işlenmesi gerektiği, örneğin bir kimse,
iki kardeş olan mağdurlardan birine sövüp olay yerinden ayrıldıktan sonra, diğer kardeşle
karşılaşsa ve ona da sövse zincirleme suçun söz konusu olamayacağı (Yaşar, Osman/
Gökcan; Hasan Tahsin/ Artuç, Mustafa, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt I,
Ankara 2010, s. 1218-1224), somut olayda suça sürüklenen çocuğun tanık ... ve mağdur
...'ın oturduğu sırada yanlarına giderek mağdur ...'a hitaben 'Buraya gel lan' dediği,
mağdur ...'ın gelmemesi üzerine bu kez de 'Senin küçüklüğünü biliyorum, çok
artisleşmişsin, seni dövücem' dediği, bu suretle mağdur ...'a yönelik tehdit eyleminin
gerçekleştiği, mağdur ... ile sanığın kavga ettikleri sırada mağdur ...'in üst katta oturan
anne ve babası olan mağdurlar ... ve ...'den yardım istediği, mağdurlar ... ve ...'in olay
yerine gelmeleri üzerine suça sürüklenen çocuğun bu kez de mağdurlar ... ve ...'e hitaben
'Gebertirim lan sizi, a.. koyduğumun çocukları' ve 'Tek tek hepinizi arkaya çekeceğim,
ekibimi almaya gidiyorum' diyerek tehdit ettiği, suça sürüklenen çocuğun ilk tehdit içeren
'Seni dövücem' şeklindeki sözünü mağdur ...'a yönelik, ikinci tehdit içeren 'Gebertirim lan
sizi,a.. koyduğumun çocukları' ve 'Tek tek hepinizi arkaya çekeceğim, ekibimi almaya
gidiyorum' şeklindeki sözlerini ise müştekiler... ve...'ye hitaben söylediği, ayrıca bu
sözlerin farklı zamanlarda söylendiği, suça sürüklenen çocuğun aynı anda bir sözü ile
müştekiler Hasan, ... ve...'ye tehdidinin söz konusu olmadığı, TCK'nın 43. maddesinde
aynı olay bütünlüğü içinde tehdit etme eyleminde zincirleme suç hükümlerinin
uygulanacağının düzenlenmediği, yukarıda da bahsedildiği üzere zincirleme suç
hükümlerinin hangi durumlarda uygulanacağının kanunda açıkça düzenlendiği, dolayısıyla
Yargıtay bozma ilamında belirtilen hususun uygulanma ihtimalinin bulunmadığı,"
gerekçesiyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hükümlerde olduğu gibi
cezalandırılmasına karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.09.2015 tarihli ve 271720 sayılı "Bozma" istekli
tebliğnamesi ile Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca
07.12.2016 tarih ve 723-550 sayı ile; 5320 sayılı Kanun'un, geçici 10. madde uyarınca
kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4.
Ceza Dairesince 08.05.2019 tarih ve 58-8344 sayı ile, direnme kararının yerinde
görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel
Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında mağdurlar ... ile ... ve inceleme dışı mağdur Kemal Can Güven’e karşı
hakaret suçundan verilen düşme ve inceleme dışı mağdur Kemal Can Güven’e karşı tehdit
suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme sanık
hakkında mağdurlar ..., ... ve ...’e karşı tehdit suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri
ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca
çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın mağdur ...’a yönelik tehdit eylemi ile mağdurlar ... ve ...’e yönelik tehdit
eylemleri arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup
bulunmadığının,
2- Direnme karar tarihinden sonra Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254.
maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca uzlaştırma işlemi
yapılması gerekip gerekmediğinin,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Polis memurları M. ...ve ... tarafından düzenlenen tutanağa göre; 27.07.2011 tarihinde
saat 19.20 sıralarında Sakarya Mahallesi, Mazlum Sokak, No.3 adresinde bulunan "Güven
Temizlik" isimli iş yerinde kavga olduğu anonsu üzerine bu yere gidildiği, iş yeri içerisinde
temizlik malzemelerinin ve plastik eşyaların dağınık vaziyette olduğu, kapı veya
pencerelerde bir zarar bulunmadığı, mağdur ... ile olayı gören kişilerin polis merkezine
intikal ettirildiği,
Fatsa Devlet Hastanesince 27.07.2011 tarih ve 74177 sayı ile saat 20.00'da düzenlenen
rapora göre; üst dudağı içinde laserasyon bulunan ve burun ile üst dudak arasındaki cildi
hiperemik olan mağdur ...'ın yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir
düzeyde olduğu,
Fatsa Devlet Hastanesince 27.07.2011 tarih ve 74203 sayı ile saat 21.15'de düzenlenen
rapora göre; sol skapulasında 1x7 cm ebatında hiperemik lezyon ve boyun bölgesinde sol
tarafta muhtelif ebatlarda 3-4 adet hiperemik lezyon bulunan sanık ...'in 2.08 promil
alkollü olduğu ve yaralanmalarının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebileceği,
Fatsa Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.07.2011 tarih ve 2883 sayı ile; sanık ...’ın mağdur
...’a yönelik kasten yaralama ve hakaret ile mağdur ...’ye yönelik mala zarar verme
suçlarından hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararı verildiği,
Anlaşılmıştır.
Mağdur ...; inceleme dışı mağdur ... ile arkadaş olduklarını, olay tarihinde saat 19.15
sıralarında Kemalcan’ın temizlik maddeleri sattığı iş yerine giderek alışveriş yaptığını,
sonra tanık...’ın buraya geldiğini, iş yerinin önünde hep birlikte oturarak konuştuklarını,
inceleme dışı mağdur ...’ın çay getirmek için içeriye girdiği sırada sanık ...’ın bir
motosikletle bulundukları yere geldiğini, sanığın kendisine "Buraya gel lan!" dediğini
ancak yanına gitmediğini, sanığın motosikleti kaldırımın kenarına bırakarak yanında doğru
geldiğini ve "Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artistleşmişsin, seni döveceğim." dediğini,
kendisinin de ayağa kalkarak "Dövebileceksen döv!" diye karşılık verdiğini, sanıkla
tartışmaya başladıklarını, o sırada inceleme dışı mağdur ...’ın yanlarına gelerek "Kavga
etmeyin, tartışmayın, dükkâna içeri girin, içerde konuşun." dediğini, bunun üzerine içeri
geçtiklerini, sanığın içerde herhangi bir şey söylemeden kendisine kafa atarak ağız
kısmına vurduğunu, kendisinin de korunmak amacıyla sanığa bir yumrukla vurduğunu,
inceleme dışı mağdur ... ile tanık...’ın kendilerini ayırdığını, sonra sanığın dükkânda
bulunan malzemeleri dağıttığını, o sırada Kemalcan’ın kendisini eve gönderdiğini, aldığı
malzemeleri eve bıraktıktan sonra iş yerine döndüğünde sanığı görmediğini, daha sonra
olay yerine gelen polislerle karakola gittiklerini, sanığın dükkân içerisinde kendisine "Seni
döveceğim, seni bıçaklayacağım, arkadaşlarım gelecek, asıl dayağı o zaman göreceksin!"
dediğini, olay esnasında sanığın elinde veya belinde bıçak görmediğini, ancak sanığın bir
an elini beline attığını gördüğünü,
Mağdur ... soruşturma evresinde; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında, eşi olan mağdur
... ile birlikte evde oturdukları sırada kapı zilinin çaldığını, balkondan aşağıya
baktıklarında binanın alt katında bulunan ve kendisinin işlettiği "Güven Kimya" isimli
dükkânın önünde oğlu olan inceleme dışı mağdur ...’ın kendilerine hitaben "Hemen
dükkâna gelin, tinerci bir çocuk dükkânı dağıtıyor." demesi üzerine mağdur ... ile birlikte
dükkâna indiklerini, dükkâna girdiklerinde daha önceden tanımadığı sanığın inceleme dışı
mağdur ...’a "A... koyduğumun çocuğu seni öldürürüm!" şeklinde bağırdığını, mağdur ...’a
da "O… çocuğu seni geberteceğim lan!" dediğini, kendisinin ve mağdur ...’nın sanığa
"Neden hakaret ediyorsun?" demeleri üzerine sanığın kendilerine "Gebertirim lan sizi, a..
koyduğumun çocukları!" diyerek bir anda dışarı çıktığını, kendilerine doğru döndüğünde
belinde bir bıçak olan sanığın "Bıçaklarım sizi, öldürürüm sizi lan!" dediğini, 155’i
arayarak polis çağırmaları üzerine sanığın "Tek tek hepinizi aşağıya çekeceğim, ekibimi
almaya gidiyorum!" diyerek olay yerinden ayrıldığını, olay esnasında sanığın bıçağını
belinden çıkarmadığını ve kullanmadığını, tanık...’ın olaylara şahit olduğunu,
Kovuşturma evresinde ise; sanığın kendisine ve mağdur ...’ya yönelik tehdit ve hakarette
bulunduktan sonra dükkândan dışarı çıktığını, arkasından kendisinin de eve geçtiğini,
dükkânda bulunmadığı sırada sanığın ekmek bıçağını çıkartıp kullanmış olduğunu
duyduğunu, sanığın dükkândaki tartışma esnasında bıçak kullanmadığını,
Mağdur ...; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında, eşi olan mağdur ... ile birlikte evde
oturdukları sırada kapı zilinin çaldığını, balkondan aşağıya baktıklarında binanın alt
katında bulunan ve mağdur ...’nin işlettiği "Güven Kimya" isimli iş yerinin önünde oğlu
olan inceleme dışı mağdur ...’ın kendilerine "Hemen dükkâna gelin, tinerci bir çocuk
dükkânı dağıtıyor." demesi üzerine mağdur ... ile birlikte dükkâna indiklerini, dükkâna
girdiklerinde daha önceden tanımadığı sanığın inceleme dışı mağdur ...’a "A...
koyduğumun çocuğu seni öldürürüm!" şeklinde bağırdığını, mağdur ...’a da "O… çocuğu
seni geberteceğim lan!" dediğini, kendisinin ve mağdur ...’nin sanığa "Neden hakaret
ediyorsun?" demeleri üzerine sanığın kendilerine "Gebertirim lan sizi, a… koyduğumun
çocukları!" diyerek bir anda dışarı çıktığını, tişörtünün alt tarafında vücudunun bel
kısmında bir bıçak bulunan sanığın kendilerine dönüp "Bıçaklarım sizi, öldürürüm sizi lan!"
dediğini, 155’i arayarak polis çağırmaları üzerine ise sanığın "Tek tek hepinizi aşağıya
çekeceğim, ekibimi almaya gidiyorum!" diyerek olay yerinden ayrıldığını, olay esnasında
sanığın bıçağını belinden çıkarmadığını ve kullanmadığını, tanık...’ın olaylara şahit
olduğunu,
İnceleme dışı mağdur ...; olay günü saat 19.15 sıralarında arkadaşları mağdur ... ve
tanık... ile birlikte babasının işlettiği iş yerinin önünde oturduklarını, arkadaşlarına çay
almak için dükkâna girip geri geldiğinde mağdur ... ile sanığın tartışıp birbirlerini
iteklerken gördüğünü, aralarına girip dükkânın önünde kavga etmemelerini söylediğini,
sanığın "Kavga etmeyeceğiz, konuşacağız." dediğini, kendisinin de "Dükkânın içine geçin
orda konuşun." diye söylediğini, dükkânın içine geçer geçmez sanığın bir şey söylemeden
mağdur ...’a kafa attığını, tanık... ile aralarına girip ayırmaya çalıştıklarını, sanığın
mağdur ...’a yumruk atmaya çalıştığını ancak engel olduklarını, mağdur ...’ın sanığı
iteklemesi üzerine sanığın dükkânda bulunan malzemeleri dağıttığını, daha fazla
dağıtmasına engel olarak sanığı dükkândan çıkardıklarını, sanığın kendisine "O… çocuğu,
ananı avradını sinkaf edeceğim, hepinizi bıçaklayacağım, adamlarımı almaya gidiyorum!"
diyerek olay yerinden ayrılması üzerine zile basarak üst katta bulunan anne ve babasına
haber verdiğini, babası geldikten sonra sanığın olay yerine tek başına geri döndüğünü,
sanığın belinde orta boylu ekmek bıçağı olduğunu, elini beline attığını ancak bıçağı
çıkarmadığını, kendilerine hitaben "Hepinizi teker teker sinkaf edeceğim, o… çocukları,
ekibimi almaya gidiyorum, hemen geleceğim, size göstereceğim!" diyerek olay yerinden
ayrıldığını,
Tanık ... soruşturma evresinde; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında inceleme dışı
mağdur ...’ın babasına ait dükkânın önünde Kemalcan ve mağdur ... ile birlikte
otururlarken sanık ...’ın geldiğini, sanığın mağdur ...’a "Ben senin küçüklüğünü biliyorum,
sana ondan beri çok gıcığım, seni döverim." dediğini, mağdur ...’ın ayağa kalkıp
"Dövsene!" şeklinde karşılık verdiğini, inceleme dışı mağdur ...’ın sanık ve mağdur ...’a
"Dükkânın önünde kavga etmeyin, içeri gelin içerde konuşalım." dediğini, dükkânın
içerisine girer girmez sanığın mağdur ...’a bir şey söylemeden kafa attığını, mağdur ...’ın
da sinirlenerek sanığa yumrukla vurmasıyla birbirlerine girdiklerini, sanığın dükkân
içerisinde bulunan malzemeleri dağıttığını, o sırada inceleme dışı mağdur ...’ın "Ne
yapıyorsunuz?" diye bağırdığını ve dükkânın üst katındaki evde oturan babasını zile
basarak çağırdığını, inceleme dışı mağdur ...’ın babası olan mağdur ...’nin aşağı inerek
dükkânın içine girdiğini, kendisinin ise dışarı çıktığını, sonra sanığın dükkânın dışında
mağdur ...’ye "Sizi tek tek öldüreceğim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizin ananızı
avradınızı sinkaf edeceğim!" şeklinde konuşarak olay yerinden ayrıldığını, sanığın elinde
veya belinde bıçak görmediğini,
Kovuşturma evresinde ise; sanığın mağdurlar ... ve...’ye "Sizin ananızı avradınızı sinkaf
ederim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizi tek tek öldüreceğim!" dediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ...; olay tarihinde kendi evinde bir şişe şarap ve bir şişe de bira içtiğini, çalıştığı
fırına ait servis motosikletine binerek yola çıktığını, çalıştığı fırının karşında bulunan ve
ismini hatırlamadığı temizlik firmasının önünde iki çocuğun kendisine doğru baktıklarını,
kendisinin "Neden bana bakıyorsunuz?" diye sorduğunu, ismini sonradan öğrendiği
mağdur ...’ın "Ne bakacağım ben sana?" diyerek üzerine doğru yürüyüp kendisini
dükkânın içine çektiğini ve burada boğuşmaya başladıklarını, kavga esnasında mağdur
...’a kafa attığını, boğuşurken dükkândaki temizlik malzemelerinin etrafa dağıldığını,
kimseye tehdit veya hakaret içerikli sözler kullanmadığını, bıçak çekmediğini, kavgayı
inceleme dışı mağdur ...’ın ayırdığını, mağdur ...’ın olay yerini terk ettiğini, sonra
dükkânın sahibi mağdurlar ... ile...’nın geldiklerini, kendisine hitaben "Buraları kim
dağıttı?" diye sorduklarını, dükkânda bir tek kendisi olduğu için "Ben dağıttım." dediğini,
mağdur ...’nin kendisini dükkânın arka tarafında kepenkli bir yere götürerek kafasına ve
yüzüne süpürge ile vurduğunu savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın mağdur ...’a yönelik tehdit eylemi ile mağdurlar ... ve ...’e yönelik tehdit
eylemleri arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup
bulunmadığı;
Tehdit suçu TCK’nın "Kişilere karşı suçlar" kısmının "Hürriyete karşı suçlar" bölümünde
yer alan 106. maddesinde;
"(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına
yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya
sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya
kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel
işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten
yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme
suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir." şeklinde
düzenlenmiştir.
Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre "Gözdağı verme" anlamına gelen tehdit,
bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü
olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da
yapılması mümkündür. TCK’nın 106. maddesinde yer alan "Bahisle" kelimesi ile yalnızca
sözlü anlatımlar değil, fiili davranışlar da kastedilmektedir. Nitekim kanun koyucu bu
maddenin ikinci fıkrasının b bendinde tehdidin mektupla veya özel işaretlerle işlenmesini
suçun nitelikli hâlleri arasında kabul etmiş ve basit şekline göre daha ağır bir ceza ile
cezalandırılmasını öngörmüştür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya
işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın
mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya,
Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.271).
Bu saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli
bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik
olması gereklidir. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe
yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterlidir. Bunun sonucu olarak suçun
oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan
korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi
oluşturan fiili "Korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk
ve İtalyan Ceza Kanunları, Ankara, 1978, C. II, s.127; Abdullah Pulat Gözübüyük, Türk
Ceza Kanunu Şerhi, Kazancı Hukuk Yayınları, 5. Bası, C.II, s.517 ve 873).
Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar, TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; "Tehdidin
koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik
duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile
insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış
olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme
ve hareket etme hürriyetidir." şeklinde açıklanmıştır.
Tehdit suçunun mağduru, iç huzuru ve sükunu, irade oluşturma ve iradi hareket hürriyeti
ihlal edilen kişidir (İlhan Üzülmez, Yeni Türk Ceza Kanunun Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar
Sistemi Çerçevesinde Tehdit, Şantaj ve Cebir Kullanma Suçları, Turhan Kitabevi, Ankara,
2007, s.97). Tehdit suçunun mağduru herkes olabilir. Ancak tehdit suçunun oluşabilmesi
için mağdurun belirli bir kişi ya da kişiler olması gerekir. Muhatabı belli olmayan tehdit
eylemleri diğer şartların da varlığı hâlinde TCK'nın 170. maddesi kapsamında "Genel
güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" ya da 213. maddesi kapsamında "Halk arasında
korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit " olarak değerlendirilebilecektir.
Tehdit suçu ile ilgili bu açıklamalardan sonra "Aynı nev'iden fikri içtima" ve "Suç işleme
kararı" kavramlarının üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar
ceza vardır." ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir.
Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından
birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade
edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar
dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen
her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet
Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnalarına ise,
5237 sayılı TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve
44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’da, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde
hâlinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden
ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci
fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise Kanun’un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nın "Zincirleme suç" başlıklı 43. maddesinin ikinci fıkrasında; "Aynı suçun
birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü
uygulanır." denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden
fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi
durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu
cezanın TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasına göre artırılacağı öngörülmüştür.
TCK’nın 43. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama,
işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz." hükmüne yer verilmek
suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının
uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı
cezalandırılacağı kabul edilmiştir.
Yine TCK’da yaptırıma bağlanan bazı suçlarda, özel olarak aynı nev’iden fikri içtima
hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca
cezanın arttırılamayacağı esası benimsenmiştir. Örneğin; TCK'nın 172. maddesinin ikinci
fıkrasında; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı
gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon
yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür.
Bu açıklamalara göre, aynı nev’iden fikri içtimanın şartlarını;
1- Fiilin hukuki anlamda tek olması,
2- Tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması,
3- Suç mağdurlarının farklı olması,
4- İşlenen suçun TCK’nın 43. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması,
5-Suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi,
Şeklinde belirlemek mümkündür.
Bu aşamada, TCK’nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "Tek bir fiil" ifadesi ile
kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir.
Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de
hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda
birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı
değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket kabulüdür. Diğer bir anlatımla,
doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu
söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok
olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir
fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir
olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul
edilecektir. Fikri içtimada da fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki
anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak
birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni
tanımında yer alan hukuksal anlamdaki "Tek bir fiili" oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de
benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza
Hukuku Genel Hükümler, 7.Bası Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2014, s.472 vd., Hamide
Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Beta Yayımcılık, İstanbul, 2013, s. 481 vd.,
Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8.
Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.655 vd).
Öte yandan suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından
daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade eder. Önce suç işleme kararı verilir ve
bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilir. Kararın
gerçekleştirilmesi için gerekli suçların herbirinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir
suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer alır. Böylece suç işleme kararı
denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan
suçları birbirine bağlayan ortak bir zemin olur.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp
dayanmadığı aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında
kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman
aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilir. Yine
de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, tek başına bu
suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiği ya da işlenmediği anlamına
gelmeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini
düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu
göstermeyebilecektir. Diğer taraftan hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı
değerlendirmelerin yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı
ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle suç işleme kararının
yenilendiğine ya da suç işleme kararının devam ettiğine ilişkin önceden bir zaman dilimi
belirlemek isabetli bir yaklaşım olmayacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın
varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler,
fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve
yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış
dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir.
Tehdit suçu, mağduru belli kişiler olan suçlardan olduğundan farklı kişilere karşı değişik
zamanlarda işlenen tehdit eylemleri, bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmiş
olsa bile, zincirleme suç hükümleri uygulanamayacak, gerçek içtima hükümleri uyarınca
uygulama yapılacaktır. Ancak bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik
zamanlarda aynı kişiye karşı gerçekleştirilen tehdit eylemleri için tek ceza verilecek ve
fakat bu ceza TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde saat 19.15 sıralarında inceleme dışı mağdur ..., tanık... ve mağdur ...’ın,
inceleme dışı mağdur ...'ın babası olan mağdur ...'nin işlettiği temizlik malzemeleri satılan
dükkânın önünde oturdukları, inceleme dışı mağdur ...’ın arkadaşlarına çay almak için
yanlarından ayrılarak dükkâna girdiği esnada alkollü olan sanık ...’ın kullanımındaki
motosiklet ile dükkânın önüne geldiği, mağdur ...’a "Buraya gel lan." mağdur ...’ın
gelmemesi üzerine de "Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artisleşmişsin, seni döverim."
dediği, mağdur ...'ın ayağa kalkarak "Dövebileceksen döv!" şeklinde karşılık verdiği, bu
sırada dışarı çıkan inceleme dışı mağdur ...’ın kavga etmemelerini, dükkâna girip içeride
konuşmalarını söylediği, mağdur ... ile sanığın dükkâna girdiği anda sanığın bir şey
söylemeden mağdur ...’a kafa attığı, mağdur ...’ın da kendisini korumak amacıyla sanığa
yumrukla vurduğu, kavga sırasında dükkân içerisindeki temizlik maddelerinin dağıldığı,
olay nedeniyle inceleme dışı mağdur ...’ın iş yerinin üst katındaki evde ikamet eden
annesi... ile babası...’yi aşağıya çağırdığı, mağdurlar ... ve... iş yerine girdiklerinde
sanığın inceleme dışı mağdur ...’a hitaben "O… çocuğu, ananı avradını sinkaf edeceğim,
hepinizi bıçaklayacağım, adamlarımı almaya gidiyorum!", mağdur ...’a da "Seni
öldürürüm, seni geberteceğim!" diye söylediği, mağdurlar ... ve...’nin sanığa neden küfür
ettiğini sormaları üzerine sanığın bu kez mağdurlar ... ve...'yı hedef alarak "Sizin ananızı
avradınızı sinkaf ederim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizi tek tek öldüreceğim!"
dediği olayda;
Sanığın, mağdur ... tarafından işletilen dükkânın önünde mağdur ...’ı dövmekle tehdit
ettiğinin, inceleme dışı mağdur ...'ın adı geçenleri kavga etmemeleri hususunda uyarıp
dükkana girerek konuşmalarını söylediğinin, dükkana giren sanık ve mağdur ...'ın kavga
etmeye başladıkları ve yaşanan kavga sırasında içerideki malzemelerin etrafa
dağıldığının, bunun üzerine inceleme dışı mağdur ...'ın anne ve babası olan diğer
mağdurlar ... ve...'yı iş yerine çağırdığının, iş yerine gelen adı geçen mağdurların sanığı
kavga ve küfür etmemesi hususunda uyarmaları sonrasında sanığın bu kez mağdurlar ...
ve...'yı tehdit ettiğinin gerek mağdurlar ..., ... ve...'nin beyanları gerekse tanık... ile
inceleme dışı mağdur ...'ın ifadelerinden anlaşılması karşısında; olayın başlangıcı ve
gelişimi gözetildiğinde, sanığın, mağdur ...’a yönelik eylemi ile mağdurlar ... ve...’ye
yönelik eylemleri arasında tek bir iradi karardan bahsetmenin mümkün olmadığı aksine
farklı nedenlere dayanan suç işleme kararının söz konusu olduğu, zira sanığın aldığı suç
işleme kararının icrası kapsamında mağdur ...'a karşı tehdit eylemini gerçekleştirmesinin
ardından, ilk başta iş yerinde bulunmayıp sonradan gelen ve kendisini uyaran mağdurlar
... ve...'ya karşı, mağdur ...'a karşı aldığı suç işleme kararından bağımsız olarak yeni bir
suç işleme kararının icrası kapsamında tek bir fiil ile tehdit eylemini gerçekleştirdiği
anlaşıldığından, değişik mağdurlara karşı farklı zamanlarda ve değişik saiklerle
gerçekleştirilen eylemleri nedeniyle sanığın, mağdur ...’a yönelik ayrı bir tehdit suçundan,
mağdurlar ... ve...’ye yönelik olarak ise zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle
ayrı bir tehdit suçundan cezalandırılması gerektiğinin kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul
edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "Direnme kararının isabetli
olmadığı," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
2- Direnme karar tarihinden sonra Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254.
maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca uzlaştırma işlemi
yapılması gerekip gerekmediği;
Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde
çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu
kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda
anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından
vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden
tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 73. maddesinin sekizinci
fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup,
soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu
kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya
gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus
Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya
davanın düşürülmesine karar verilir." hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte
yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın
şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin
bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun ikinci maddesiyle, 5237 sayılı
TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan "Uzlaşma" ibaresi metinden çıkarılmış, 45.
maddesiyle de aynı maddenin sekizinci fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25.
maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeye
göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet
arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği
tartışmasızdır.
5271 sayılı CMK'nın 5560 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde
uzlaşmanın kapsamı;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel
hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin
açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer
kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık
hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık
hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna
gidilemez."
Şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
giren 5918 sayılı Kanunun sekizinci maddesiyle CMK'nun 253. maddesinin üçüncü
fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla
birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." cümlesi eklenmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun
34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel
hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. Hırsızlık (madde 141),
6. Dolandırıcılık (madde 157),
7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin
açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması
koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer
kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık
hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı
suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri
uygulanmaz..." şeklinde maddenin kapsamı genişletilmiştir.
Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış,
TCK'nın 106. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanunun 141.
maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları
uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin
sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel
kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı
geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil
edilmiştir.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı
254. maddesi;
"(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma
işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.
(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde iken,
19.12.2006 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun
25. maddesi ile;
"(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında
olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve
usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.
(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini
def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine
getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi
halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı
işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın
gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin
onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde yeniden
düzenlenmiş,
02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun
35. maddesi ile CMK'nın 254. maddesinin birinci fıkrası;
"Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun
anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede
belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir."
şeklinde değiştirilmiştir.
Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten
önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırma asıl
olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem ise de her ne suretle olursa
olsun uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında
olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde kovuşturma aşamasında da mümkün
olduğu kabul edilmelidir.
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında
olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte
olup, uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının
düşmesine karar verilecektir.
Ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun
uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen
suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür.
Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise,
suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.
5237 sayılı TCK'nın “Zaman bakımından uygulama” başlıklı yedinci maddesi, 765 sayılı
Kanunun ikinci maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de ceza
hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına
ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "Failin lehine olan
kanunun geçmişe etkili olması", "Geçmişe etkili uygulama" veya "Geçmişe yürürlük"
ilkesine de yer verilmiştir.
Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun,
hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın eylemlerinin TCK'nın 106. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen
tehdit suçunu oluşturması ve Yerel Mahkeme direnme kararından sonra CMK'nın 253.
maddesinde 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı
Kanun ile yapılan değişiklikler sonucu anılan suçun uzlaştırma kapsamına dahil edilmesi
karşısında, CMK'nın 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri
yerine getirildikten sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden
değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Sonuç olarak, Yerel Mahkeme'nin direnme kararı isabetli olmakla beraber, direnme
kararından sonra CMK'nın 253. maddesinde 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de
yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile yapılan değişiklik
sonucu TCK'nın 106/1. maddesinin ilk fıkrasında yer alan tehdit suçunun uzlaştırma
kapsamına alınması karşısında, CMK'nın 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre
uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun
yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükümlerin bozulmasına
karar verilmelidir.




SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Fatsa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.05.2015 tarihli ve 263-493 sayılı direnme
kararına konu mahkûmiyet hükümlerindeki sanığın mağdur ...’a yönelik tehdit eylemi ile
mağdurlar ... ve ...’e yönelik tehdit eylemleri arasında zincirleme suç hükümlerinin
uygulanma koşullarının bulunmadığına ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,

2- Fatsa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.05.2015 tarihli ve 263-493 sayılı direnme
kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, CMK'nın 253. maddesinde 02.12.2016 tarihli
Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile
yapılan değişiklik sonucu TCK'nın 106/1. maddesinin ilk fıkrasında yer alan tehdit
suçunun uzlaştırma kapsamına alınması karşısında, CMK'nın 253. maddesinde belirtilen
esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın
hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle
BOZULMASINA,

3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ
EDİLMESİNE, 02.07.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık konusu
bakımından oy çokluğuyla, diğer uyuşmazlık konusu bakımından ise oy birliğiyle karar
verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cevapla