Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

KİŞİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK

Kavramlar: yargıtay kararları, yargıtay kararları 2019, yargıtay kararları 2018, yargıtay kararları 2017, yargıtay kararları fetö, son yargıtay kararları, yargıtay kararları nereden bulunur...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23646
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

KİŞİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK

Mesaj gönderen teoman »

T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO.2016/1039
KARAR NO.2020/147
KARAR TARİHİ.03.03.2020
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 143-143


>KİŞİ HÜRRİYETİNDEN YOKSUN KILMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanıklar ..., ... ve ...'in TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5'er yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluğuna ilişkin Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince 23.09.2011 tarih ve 143-143 sayı ile verilen hükümlerin, sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.10.2015 tarih ve 8574-9834 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.12.2015 tarih ve 256123 sayı ile;

"Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında sübuta ilişkin bir ihtilafın bulunmadığı olayımızda, itirazın konusunu sanıkların üzerlerine atılı eylemde sanık ... yönünden TCK'nın 29 ve 110, sanıklar... ve ... yönünden de 110. maddelerinin uygulanmasına yasal imkân bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; Afyon il merkezinde ticaret ve taahhüt işleri yapan katılan ... ve ortağını olay gününde, sanıklardan ...'in işletmeciliğini yaptığı belediye iş merkezinin ikinci katındaki çay ocağına çağıran sanıkların burada yazıhane kısmına müştekinin girmesinden sonra ortağı olan ...'nin bu odadan dışarı çıkarılıp diğer sanık ...nin de çağrıldığı ve burada müştekiye hitaben sanık ...'a düğün salonu ihalesindeki ortaklıktan olduğunu iddia ettikleri borcunu ödemesini, sanık ...'ın da sanık ...'e borcu olduğunu söyledikleri, müşteki...'ın kabul etmemesi üzerine de müştekiyi tehdit ettikleri anlaşılmaktadır. Müşteki tarafından tehditle senet alındığı iddia edilmiş ise de bu hususta mahkemece beraat kararı verilmiş ve kesinleşmiş bulunmaktadır.

Sanıklardan ...; tüm aşamalardaki savunmalarında, müşteki... ve ortağı olan ... ile birlikte uzun zamandır ortak iş yaptıklarını, olay tarihinden önce de ... Belediyesine ait düğün salonu yapımı işini ortak olarak aldıklarını, bu işten 300.000 TL civarında kâr edildiğini, ancak kendisine zarar ettiklerini söylediklerini ve para vermediklerini, müşteki inşaat mühendisi olduğu için ihalelerde resmiyette onun adının geçtiğini, bu durumun banka çekleri ve hasap dökümlerinden anlaşılabileceğini, olay gününde de kendisinin ...'e borcunu ödeyemediğinden bu hususları konuşmak için olay yerine çağrıldığını savunduğu anlaşılmaktadır. Dosya içerisinde dökümü mevcut olan ve olay sırasında cep telefonuyla kaydedilen müştekinin konuşmalarında, sanık ... ile ortaklık konusunun geçtiği görüldüğünden, sanık ...'ın müştekiden bir alacağı olup olmadığı, TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik kapsamında önem arzetmekte olup Yüksek Dairelerin benzer olaylarda alacağı tahsil gayesiyle işlenen suçlarda haksız tahrikin varlığını kabul ettikleri görülmektedir. Nitekim, Yüksek 14. Ceza Dairesi, benzer olaylarda alacağın varlığı hâlinde haksiz tahrik hükümlerinin uygulanmasını kabul etmektedir. Ancak bu itiraz sebebi, müşteki ile doğrudan ticari ilişkisi bulunduğuna dair emareler bulunan sanıklardan... için geçerli olup bu hususun sanık ve müştekinin defter ve belgeleri, banka hesapları üzerinde inceleme yaptırılarak kesin olarak açıklığa kavuşturulmasından sonra eğer alacak var ise 29. madde hükümlerinin değerlendirilmesi yönünden eksik soruşturma sebebi sayılmıştır.

Diğer itiraz sebebi ise, tüm sanıklar yönünden hürriyeti tahdit suçunda TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği hususuna ilişkin bulunmakta olup 5237 sayılı TCK'nın 110. maddesinde, 'Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi,bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın,onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.' düzenlemesi yer almaktadır. Olayımızda da sanıklar, müştekiyi sanık ...'in işyerine çağırmışlar ve burada sadece tehditte bulunup herhangi bir fiziki müdahalede, darp ve cebirde bulunmadan şahsına zarar vermeksizin serbest bırakmışlardır. Dolayısıyla tüm sanıklar hakkında 110. maddedeki etkin pişmanlık koşulları gerçekleşmiştir.

Bu sebeplerle; sanık ... hakkında 29. maddenin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılması yönünden eksik soruşturma ve 110. madde hükmünün uygulanması gerektiği hâlde uygulanmaması gerekçesiyle, sanıklar... ve ... yönünden ise sadece 110. maddedeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiği düşüncesiyle" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Dairesince 29.03.2016 tarih ve 11-3078 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI


Sanıklar hakkında silahla tehdit suçundan açılan ve daha sonra görevsizlik kararı ile değişen suç vasfına göre yağma suçuna konu edilen eylemlerin, silahla tehdit suçunu oluşturması ve bu suçun da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olması nedeniyle verilen ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümlerin temyiz edilmeksizin kesinleşmesi karşısında, itirazın kapsamına göre inceleme kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;

1- Sanık ... hakkında TCK'nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik düzenlemesinin uygulanması bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının,

2- Tüm sanıklar hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasının gerekip gerekmediğinin,

Belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Katılan ...'un 25.12.2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek sanıklar hakkında şikâyetçi olması üzerine soruşturmanın başladığı,

Sanık ... tarafından dosyaya sunulan ve üzerinde kaşe, isim veya imza bulunmayan bilgisayar çıktısı şeklindeki "ihale bedeli..." şeklinde başlayan tabloda; ihale bedelinin yüzde on artış ve ekstra yapılan işlerle birlikte toplam 846.080, ihale masraflarının toplam 834.544, kârın ise 11.536 olduğu, Burak'tan alınan paralar ile başlayan kısmın; demir için, borç, tıbbi atıktan gelen paradan, Köseoğluna çek ödemesi, ... noter, Asya Finans çek için, Burak şeklinde kalemlerden oluştuğu ve toplam 24.540, ...'dan alınan paralar; bankadan hesaba 7.000 ve alınan paralar toplamı olarak 31540, Burak ve...'a verilen paralar kısmında ise bankada harçlık 1000, bankada... ve Burak'a bayram için 7000, ...'ın çeki için 2000, ...'ın çekleri için 8600, ... araba alırken 10.000, Halkbank hatır çeki hesaptan düşülen 5500, ... ev kirası için 1390 şeklinde kalemlerin bulunduğu ve verilen paralar toplamının 67.290 olduğu,

Sanık ... tarafından dosyaya sunulan, üzerine iptal ibareleri düşülüp bir kısmı karalanmış, tamamı Halk Bankasına ait çek defterinden düzenlenmiş ve keşidecisi sanık ... olan çek fotokopilerine göre;

4562047 seri numaralı 30.12.2008 keşide tarihli 7000 YTL ve 4562046 seri numaralı 30.11.2008 keşide tarihli 7000 YTL bedelli çeklerin tanık ... emrine düzenlendiği,

1535651 seri numaralı 01.12.2007 keşide tarihli 12.000 YTL, 2403720 seri numaralı 27.08.2008 keşide tarihli 3750 YTL, 2403721 seri numaralı 27.10.2008 keşide tarihli 5450 YTL, 4562054 seri numaralı 17.02.2009 keşide tarihli 6730 YTL bedelli çeklerin katılan ... emrine düzenlendiği,

Halk Bankası Afyonkarahisar Şubesinin 02.03.2011 tarihli yazısına göre; yukarıda belirtilen çeklerinin tümünün müşteri isteği ile iptal edildiği,

Sanık ...'in borçlusu sanık ...'in alacaklısı olduğu 20.000 TL bedelli 13.12.2009 düzenleme tarihli iki adet senet aslının Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanetinin 2010/332 sırasına kaydedildiği,

Katılan ... ile tanık ... tarafından cep telefonuna kaydedilen konuşma içeriklerine ilişkin 17.05.2010 tarihli bilirkişi raporunun olay tarihine ilişkin kısmının;

" ...

Ferhat: İyi akşamlar Kemalettin amca, ben...,

Ferhat : İyiyim siz nasılsınız, teşekkür ederim, iyisiniz değil mi? Kemalettin amca, iyi onlarda annemlerde iyi valla uğraşıyoruz ne yapalım, çok şükür uğraşıyoruz, Kemalettin amca teşekkür ederim. Allah iyilik versin, hayırlı olsun yine İl Başkanlığınız, şimdi bir sıkıntım var da bir arkadaşla bir iş yaptık ta ... bey yanımda da,

...

Ferhat: Bir sıkıntımız varda, bir arkadaşla ortaklık yaptık, oradan bir sıkıntımız varda, ... nasıl anlatayım ... bey bizden senetler istedi de burada siz kefil olsanız bana,

Ferhat: Sima olarak, laf olarak yani, yapısal olarak yani, bir sıkıntımız var da,

Ferhat: Kemalettin amca biz bir arkadaşla bir iş yaptık ortaklık yaptık, ... diye birisi, ya biz işten kâr etmeyi beklerken işten zarar ettik, yani olabilir de maalesef öyle olmuyormuş, arkadaş öyle dedi. Biz de ... abi,

Ferhat: Ee faturaları dökücez zarar ettiğimizi ispatlıcez, ... Ağabeygil de şey dediler, işte ee biz de dediler, bu arkadaşların her h'âlde ... abigile borcu varmış bir miktar. O yüzden ... Ağabeyinize dediler siz fatura taleplerinize kimse cezası onlarla çekersiniz dediler de neyse, yok estağfurullah Kemalettin amca siz tamam gelirken uğrayayım yarın bir gün ya da ne zaman müsaitsen, tamam oldu görüşürüz Kemalettin amca

...: Tamam,

Ferhat: Telefonla olmaz yüz yüze görüşelim diyor,

...: Şu arkadeşe bak..., senin evrakın kime çıkıcak, haklı olan çıkarsa evrakını buradan alsın, bu kadar garanti, söz ağızdan çıkar bak evrakını buradan alsın, buradan al okey mi?

... : Sen bi haklı çıkarsan tamam bitti, ondan sonra senle oturur çay kahve içeriz, senle otururuz beraber hâllederiz, ama burada haklı olduğunu ispatla oldu mu,

...: Mümkünü bu Kemalettin abiyi duydun,

Ferhat: Senetler 20-20 fazla değil mi? 10-10 bari yazalım bari,

...: Yav senetler sizde olacak kardeşim zaten, ya duyamıyon mu...,

Ahmet: Ya ben onları dinlemiyom,

...: Ya duyamıyorsanız kulağınızı mı çekeyim?

Ahmet: Ya benim,

...: T.C. Nonu yaz kardeşim, yeni çıkan kanunda T.C. No şart, sen de yaz T.C. Nonu bitirin bu işi, ben senin mekâna gelicem, borç ağızdan çıktımı biter,

...: Yaz yirmişer yaz, açık mı yazdın sende açık yaz, yaz kardeşim yaz yirmi yaz bizde şey olmaz evrakın gelicek sana, haklı olduğun davandaki evrakın şenindir. Sen de T.C. nonu yaz, Ahmet ...’nin evrakını sen al tamam bu kadar basit, ben sana ver diyene kadar kimseye vermiyorsun,

...: Şöyle yazıyorum usta bak,

...: Yaz fark etmez kendin her şeyini doldur, T.C. nonuzu yazınız, adımı yazmam yeterli mi?

...

...: Sen de gel... sen de incele evrakları kardeşim haklı tarafını bul tamam mı, sen de faturalarını evraklarını alda gelirsin bunları otururuz,

...: Bak ben sana söyleyeyim, evrakları getirir bana haklı çıkar 370 milyar çıkar bana, 60 milyar çıkar malzeme çıkar abi tamam borç senin borcun benim değil deyim sana, bu i... yine hesabını soracam,

..." şeklinde olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Katılan ... savcılıkta; tanık ... ile inşaat malzemesi satan ortak iş yerlerinin olduğunu, arkadaşı olan sanık ... ile bir kez birlikte inşaat taahüt işi yaptıklarını, ancak sanık ... ile resmi bir ortaklığının bulunmadığını, bu ortaklıktan dolayı sanık ... ile aralarında herhangi bir alacak verecek meselesinin olmadığını, sanıklar ... ve ...'ı daha önceden tanımadığını, sanık ...'ın sanıklar ... ve...'e borcunun olduğunu öğrendiğini, 10 gün kadar önce iş yerinde bulunmadığı sırada sanıklar ... ve...'in yanlarında birkaç adamıyla birlikte iş yerine geldiklerini öğrendiğini, bu hadiseden 2 gün sonra ise sanık ...'in tanık ...'yi arayarak "Sizin orada ... diye birisi varmış." dediğini, kendisinin kime borcunun olduğunu öğrenmediğini, sadece görüşmelerin devamında sanık ...'in tanık ...'ye "Urfa'dan misafirlerim var, bu misafirlerimin birisinden alacağı var bu birisinin de ...'tan alacakları var o nedenle ben o gün aslında ...'u kaldırmak üzere gelmiştim, fakat sen tanıdık çıkınca dükkândan ayrıldık, sonra görüşelim." dediğini öğrendiğini, bir sonraki gün sanık ...'in saat 16.00 sıralarında dükkâna geldiğini, tanık ... ve sanık ... ile birlikte konuşmaya başladıklarını, bu görüşme sırasında sanık ...'in daha önceki konuşmalarını tekrar ettiğini, yine kime borcunun olduğunu öğrenemediğini, sanık ...'e sorduklarını fakat bu şahsın kim olduğunu bilmediğini ve tanımadığını kendilerine söylediğini, 21.12.2009 tarihinde tanık ...'yi arayan sanık ...'in alacaklı olduğunu iddia eden şahsın geleceğini söyleyerek "Gelin bir görüşelim." dediğini, bunun üzerine tanık ... ve tanık ... ile birlikte sanık ...'in Belediye çarşısının ikinci katında bulunan iş yerine gittiklerini, çay ocağı gibi bir yerde sanık ..., ilk kez gördüğü sanık ... ve yanlarında da daha önceden tanımadığı 2-3 kişinin daha bulunduğunu, yanlarına gidip oturduklarını, bu sırada sanık ...'in yanında bulunan şahıslara "Şu adamı alıp gelin." dediğini, kısa bir süre sonra kendisiyle bir kez inşaat taahhüt işi yaptığı arkadaşı sanık ...'ı getirdiklerini, sanık ...'ın kendilerini görür görmez "Bu işten bu kadar mı para kazanılır?" diye sorduğunu, kendilerinin de "Kâr zarar ortaktır." dediklerini, bu sırada sanık ...'in kendilerine sanık ...'dan alacağı olduğunu bu alacağı ya kendilerinin ya da...'ın ödemesi gerektiğini, yoksa bu işi kanla temizleyeceğini söylediğini, sanık ...'ın birlikte yaptıkları işten daha fazla para kazanması gerektiğini düşünerek kendisinden alacaklı olduğu fikrine kapıldığını, bu durumu da borcunun olduğu sanık ...'e bu şekilde anlattığını anladığını, sanık ...'in "Bu işi kan temizler." dedikten sonra bir bıçağı yere atıp "Kim ayakta kalırsa ben hesabı ondan sorarım." şeklinde sözler söylediğini, tanık ...'nin ...'e "Bu işler böyle olmaz, yasal yolu neyse o şekilde yapalım zaten...'ın bizden alacağı yok aksine borcu var." dediğini, bu sözden sonra sanıklar ... ve...'in senetleri önlerine koyarak "O zaman senet verin." diyerek cevap verdiklerini, böyle bir borcu olmadığı için senetleri imzalamayacağını belirttiğini, sanık ...'in yan taraftan çağırdığı üç kişinin ellerindeki bıçakla tepesine dikildiklerini, sanık ...'in bu adamlara "Kesin len şunun kulağını.", tanık ...'ye de "Seni öldürtürüm, cesedini bile bulamazlar." dediğini, önüne koydukları dört tane senedi boş hâliyle imzalamayacağını söylemesi üzerine sanık ...'in "O zaman dört tane yirmi milyar olarak senetleri imzala." demesi üzerine boş senetleri kendi el yazısıyla doldurarak imzalamak zorunda kaldığını, senetlerin üzerinde T.C. kimlik numarası, senet miktarları, imzası ve isminin bulunduğunu, diğer kısımlarının ise boş olduğunu, bu şekilde senetleri aldıktan sonra kendilerini bıraktıklarını, daha sonra bu olayın şoku nedeniyle sanıklardan korktukları için polise gidemediklerini, iyi niyetli olarak bu olayı sanık ... vasıtasıyla çözmeye uğraştıklarını fakat anlaşmaya yanaşmadığını, bu nedenle Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmaya karar verdiklerini, daha sonra her üç sanığın da döveceğiz, öldüreceğiz, çocuklarına zarar vereceğiz şeklinde haber gönderdiklerini, sanıklar ... ve...'in yanına bir kaç adam bularak tahsilatçılık yaptıklarını öğrendiğini, sanıklardan şikâyetçi olduğunu,

Duruşmada benzer anlatımlarına ek olarak; sanık ...’ın belirttiği ihaleye birlikte hazırlanıp teklif vermelerinin söz konusu olmadığını, tanık ... ile beraber ihaleye girerken sanık ...'ın ortağı tanık ...'nun gelip "İhaleye ortak girelim." dediğini, kendisinin de kabul etiğini ve ihale yerine gittiklerini, sanık ...'ın ortada olmadığını, sanık ... ile tanık Burak'ın ortak iş yaptıklarını, kendilerinin de onlara yardımcı olduklarını, kazandıkları bu ihaleye sanık ... ve tanık Burak'ı gayri resmi ortak olarak aldıklarını, iş yaparken sanık ... ve tanık Burak'ın kendilerine para vermediklerini, ufak tefek 3-5 bin lira borç alıp hemen ödediklerini, sanık ...'ın bahsettiği çeklerin bankalarda teminat olarak kullanılan çekler olduğunu, bu çekleri zaman zaman onların kendilerine zaman zaman da kendilerinin onlara verdiklerini, bu işi yaparken sanık ... ve tanık Burak'ın işe hiç uğramadıklarını, sanık ...’ın belirttiği gibi atmış milyar liranın ...’de yapılan iş için verilmediğini, sanık ...'ın bu işten dolayı kendilerinden 40-50 bin lira para istediğini, olay günü sanıklar ... ve... ile konuşurken sanık ... ile birlikte içeriye iki kişinin daha girdiğini ve kapının kilitlendiğini, gelenlerden birinin kapıda diğerinin ise kendisinin başında durduğunu, kapının arka tarafında beş on kişi beklediğinden dışarı çıkmalarının mümkün olmadığını, senetleri imzaladıktan sonra sanık ...'in "...’in kefili benim, ...’nin kefili de ..., senin kefilin kim?" dediğini, bir partinin il başkanı olan tanık ...’ı arayıp "Kemalettin abi benden senet istiyorlar, bana kefil olur musun? ... istiyor senedi." dediğini, tanık ...'ın "Ben kefil olamam." diyerek telefonu kapattığını, sonra tanık Kemalettin'in yanına giderek olayları kendisine anlattığını, tanık Kemalettin'in birisini arayarak "... ile...’te benim yeğenimin emanetleri varmış onu bana getirsin." dediğini, 10 dakika geçmeden sanıklar ... ve...'in partinin il başkanlığına gelerek tanık Kemalettin ile görüşüp ayrıldıklarını, tanık Kemalettin'in kendisine "Ferhat bu işi güzellikle hallet, bu işten her türlü pislik gelir." dediğini, olay sırasında tanık ...'nin cep telefonu ile konuşmaları kaydettiğini, sanık ...'ın sunduğu listedeki çeklerin teminat çekleri olduğunu, tanık ... adına düzenlenen çeklerin ise sanık ...'ın tanık ...'den aldığı malzemeler için verildiğini, kendi işleriyle ilgisinin olmadığını, kendilerinin de sanık ...'a zaman zaman teminat amaçlı çekler verdiklerini, dosyaya sunulan hesap kitap dökümü ile belgeyi kendisinin düzenlemediğini ve kendisine ait olmadığını,

Tanık ... kollukta; katılan ... ile ortak olduklarını, 21.12.2009 tarihinden bir hafta kadar önce iş yerinde tek başına bulunduğu sırada sanık ...'in iş yerine gelip biraz gezindiğini, ardından daha önceden tanıdığı sanık ...'in de içeri girdiğini, bir malzeme alıp gittiklerini, bir gün sonra sanık ...'in kendisine telefon ederek Urfa'dan gelen misafirlerinin Afyon'dan birisinden alacaklarının bulunduğunu, bu Afyon'lu kişinin de katılan ...'tan alacağının olduğunu, konuyu tam bilmediğini söylediğini, kendisinin de "Ferhat’ın borcu varsa benim de borcumdur, çünkü birlikte çalışıyoruz." diyerek cevap verdiğini, bu görüşmeden sonra katılan ...’ı aradığında böyle bir borcun olmadığını öğrendiğini, birkaç gün sonra saat 16.00 sıralarında sanık ... ve ismini bilmediği bir şahsın birlikte iş yerine geldiklerini, sanık ...'e olayı sorduğunda tam içeriğini bilmediğini, alacaklı olan şahsı da tanımadığını, hatıra binaen aracı olduğunu söylediğini, bir süre eskilerden muhabbet ettikten sonra ayrıldığını, 21.12.2009 tarihinde saat 18.00 sıralarında sanık ...'in kendisine telefon açarak "Büroma gelir misiniz, görüşebilir miyiz?" dediğini, eski tanıdığı olduğu için güvenerek yanına katılan ... ve tanık ...'i de alarak Belediye çarşısı ikinci katında bulunan büroya gittiklerini, orada sanıklar... ve ... ile ismini bilmediği birkaç kişinin oturduğunu, ilk başta kendilerine çay ikram ettiklerini, "Borcumuz kime?" diye sorunca "Gelince görürsünüz." diye cevap verdiklerini, ardından sanık ...'in karşısındaki şahsa "Şunu alın gelin." dediğini, on beş dakika geçtikten sonra içeriye giren sanık ...'ın katılan ...’a tehditler savurup hesap sormaya başladığını, arkasından sanık ...'in "Bu işi kan temizler, bu işte benim suçum ne, ben bu faturayı birisine keseceğim." dediğini, sonra kendisinin sanık ...'a "... bu olayların böyle bir ortamda mı konuşulması gerekirdi?" deyince tanık ...'i yan odaya aldıklarını, sanık ...'in sürekli kendisi ve katılan ...'ı tehdit ettiğini, daha sonra yere bir bıçak atarak "Burada bugün birinin kanı akacak." dediğini, dışarıdan iki adamla senet getirtip kapıyı kilitlettiğini, sanık ...'in içeri giren iri yapılı, sol elinde dövme olan şahsa katılan ...’ı göstererek "Kes ulan şunun kulağını." demesi üzerine şahsın bıçağı yerden alarak katılan ...’a yöneldiğini, kendisinin "Bu işleri kanun yoluyla halledelim." demesine karşın sanıklar... ve ...'in baskı kurarak katılan ...’a 20.000 TL'lik dört adet senet imzalattıklarını, sanık ...'ın, katılan ...’ın sahtekâr olduğunu ve katılan ...’tan alacağı olduğunu söyleyip "Sen nasıl mühendissin, sen nasıl hesap yapıyorsun bu kadar paramı kazanılır?" diye sorduğunu, sanık ...'e de dönerek "... abi bana ne ceza kesersen kes ben razıyım öderim ama ben bu i..den hesabını soracağım." dediğini,

Duruşmada önceki anlatımına ek olarak; ...'deki inşaat işini ortağı olan katılan ... ile birlikte aldıklarını, sanık ... ve tanık ...'nun "Bizde bu işe ortak olalım." dediklerini, ihaleye beraber girip aldıklarını, ancak tanık Burak ve sanık ...'ın herhangi bir para vermeyip işe bakmadıklarını, bu işten aldıkları hak edişlerden onlara herhangi bir hisse vermediklerini, ancak ara sıra birbirlerine para verip aldıklarını, katılan ... ile çek alışverişleri olduğunu, kendisine herhangi bir şey verilmediğini, bu çeklerin de bankaya verilen teminat çekleri olduğunu, çekler karşılığında kredi alındığını, sanık ...'ın "Benim sizden ...’deki işten dolayı alacağım var, hesapları dökün." dediğini, hesabı döktüklerinde ortaya zarar çıktığını, sanık ...'ın "Ben zararı kabul edemem, siz kâr edeceğinizi söylediniz, bana bu işten dolayı hissemi vereceksiniz, siz bu işten 200 bin lira para kazandınız." dediğini, olay günü sanık ...'ın odadan içeri girdiğinde görürsünüz gibisinden kafasını salladığını, ortalığın gerginleştiğini, sonra sanık ...'in hesap kitap yapmaya başladığını, katılan ...'ın, akrabası olan parti il başkanını aradığını, kendisinin de o anda konuşulanları kayda aldığını, kapı kilitlendiği için kendisinin de orada zorla tutulduğunu, çıkmalarının mümkün olmadığını,

Tanık ... kollukta; tanık ...'ye ait iş yerinde çalıştığını, katılan ...'ın da arkadaşı olduğunu, 23.01.2009 tarihinde sanık ...'in ismini bilmediği bir şahısla birlikte iş yerine geldiğini, sanık ...'in telefonla kendisini arayan şahsa ...’a kesinlikle bir racon kesilmeyeceğini, tanık ...'nin arkadaşı olduğunu söylediğini, birkaç gün sonra sanık ...'in tanık ...'yi çağırdığını, kendisi, katılan ... ve tanık ... ile birlikte belirtilen adrese gittiklerini, orada sanıklar... ve ... ile soy ismini bilmediği Yıldırım Beyazıt isimli şahsın olduğunu, misafir gibi ağırlandıklarını, daha sonra sanık ...'in birisini telefonla arayarak "Senin o adamı alda gel." dediğini. yaklaşık yarım saat sonra sanık ...'ın içeri girdiğini, tanık ...'nin bu konuların kendi aralarında çözülebileceğini söylemesi üzerine sanık ...'in kendisi ile Yıldırım Beyazıt'ı yan odaya gönderdiğini, yan tarafta bulunduğu için içeride yaşananlara tam vakıf olamadığını, bağırış sesleri duyulduğunu ve senet olayından bahsedildiğini, oradan ayrılırken tanık...'ın kendisine dört adet 20.000 TL'lik senet imzalattıklarını söylediğini, iş yeri olarak sanık ...’a herhangi bir borçlarının olmadığını aksine sanık ...'ın Toktaş Ticarete borcunun bulunduğunu,

Duruşmada önceki anlatımına ek olarak; katılan ... ve tanık ...’nin, sanık ... ile ...’deki işte ortak olduklarını bilmediğini, sanık ... ve tanık Burak'ın "Biz de ortak olalım." demeleri üzerine katılan ... ile tanık ...'nin bunu kabul ettiğini, iş alındıktan sonra öğrendiğini, olay günü kendisi yan odaya alındığında 5-6 kişinin kendisinin bulunduğu odada, 5-6 kişinin ise yukarıda olmak üzere toplam 12 kişinin olduğunu, katılan ... ile birlikte savcılığa müracaat etmeye gittiklerinde sanık ...’ı arayıp "Böyle olmasın." dediğini, umursamaz bir tavır sergileyen sanık ...'ın "Ben bu aşamadan sonra tükürdüğümü yalamam, aslanlar gibi gider yatarım." dediğini,

Tanık Muhammet Tukul; Belediye Çarşısında temizlik ve bekçilik yaptığını, sanık ...'in aynı çarşıda bilgisayar tamir işleri yaptığını, gelen giden müşteri ve arkadaşlarının eksik olmadığını, sanık ...'in söylemiş olduğu şahısları tanımadığını ve olayı görmediğini,

Tanık ... duruşmada; sanıklardan... ve ...'i tanıdığını, katılan ...'ın amcasının kızının oğlu olduğunu, olay tarihinde katılan ...'ın kendisine telefon açarak bir yerde sohbet ettiklerini, sohbet sırasında adının geçtiğini, sohbet ettiği kişileri tanıyıp tanımadığını sorduğunu, "Kimmiş?" diye sorması üzerine telefonu tanık ...'in aldığını, sanık ... ile normal şekilde konuştuklarını, aralarında mesele olduğunu ve katılan ...'a kefil olup olmayacağını kendisine sorduğunu, kimseye kefil olmayacağını söylediğini, daha sonra katılan ...'ın yakınları ile birlikte bürosuna geldiğini, katılanın biraz hareketli ve telaşlı birisi olduğunu, fazla ilgilenmediğini, katılan ...'ın kendisinden zorla senet alındığı veya tehdit edildiği konusunda bir şey söylemediğini, sanıklar ... ve...'in zaman zaman bürosuna gelip gittiklerini, onlarla da bu olayla ilgili bir şey konuşmadıklarını, konuşulduysa da hatırlamadığını,

Tanık ... duruşmada; sanık ... ile yaklaşık 2 yıl süre ile inşaat üzerine ortak iş yaptığını, ... Kasabası'nda yapılan düğün salonu ve arıtma tesisi işinde de katılan ... ve tanık ... ile ortaklıkları olduğunu, işi birlikte yaptıklarını, bu iş için sanık ...'a yaklaşık 15.000 Lira para verdiğini ancak daha sonra bitimine doğru işten ayrıldığını, bu işten alacağının olması gerektiğini ancak olmadığını söylediklerini, sanık ... ile katılanın hesabı kendi aralarında gördüklerinden herhangi bir alacağı var mı yok mu bilmediğini,

Tanık ... duruşmada; olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, bilgisayarını akşam 21.00 - 22.00 sıralarında tamire götürdüğünü, sanık ...'in dükkânının kalabalık olduğunu, bilgisayarı kapıdan verip yarım saat dışarıda beklediğini, işi bitince bilgisayarı alıp gittiğini,

Tanık ... duruşmada; Afyonkarahisar Barosuna bağlı avukat olduğunu önceden tanıdığı sanık ...'in bir gün bürosuna gelerek sanık ...'ın borçlu kendisinin alacaklı olduğu iki tane 20.000 liralık senet gösterip icraya kaymasını istediğini, kendisinin de icraya koyması için vekâletname ve masraf vermesi gerektiğini söylediğini, sanık ...'in de "O zaman senetler sende dura koysun, ben masrafları ve vekâleti getireyim." dediğini, kısa bir süre sonra savcılıktan ifadeye çağrılınca senetleri teslim etiğini, katılan ...'ın borçlu olduğu herhangi bir senedin kendisine verilmediğini,

Tanık ... duruşmada; inşaatlarda sıva ve alçı işleri yaptığını, hatırladığı kadarıyla 2008 yılında ... Kasabası'nda yapılan düğün salonu inşaatında iç sıva ve alçı işlerini yaptığını, o sıralarda katılan ...'ın inşaatın müteahhidi olduğunu bildiğini, ancak sanık ...'ın da ara sıra gelip inşaata baktığını, ayrıca demir aksam işleri yapan sanık ...'ın söz konusu inşaatın da demir aksam ve korkuluk işlerini yaptığını, ... düğün salonundaki işini bitirdikten bir süre sonra katılan ... ve sanık ...'ın birlikte yanına geldiklerini, katılan ...'ın, sanık ...'ın çarşıda bürosunun olduğunu ve büro içi alçı işlerinin yapılması gerektiğini söyleyerek kendisine iş teklif ettiğini, kabul ederek yaptığını, kendisine bu işin karşılığı olarak alacağını katılan ...'ın ödediğini, katılan ... ile sanık ... arasında ortaklık olduğunu birlikte çalıştığı diğer işçilerden duyduğunu,

Tanık ... duruşmada; katılan ... ile tanık ...’nin ortak olduklarını ve tanık ... ile de sanık ...’ın arkadaş olduklarını bildiğini, ...’de yapılan düğün salonunun sahne işini tanık ... ile katılan ...’tan aldığını, sanık ...'ın bu işe ortak olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığını, sanık ...’ın bir defa inşaata geldiğini hatırladığını,

Beyan etmişlerdir.

Sanık ... kolluk ve savcılılıkta; CNS İnşaat isimli firmanın sahibi olduğunu, 2007 yılından beri tanıdığı katılan ... ile ortak ticari işler yaptıklarını, tanık ... ile 2003 yılında tanıştıklarını, katılan ..., tanıklar ... ve Burak ile kendisinin sürekli ortak inşaat işi yaptıklarını, inşaat mühendisi oldukları için her seferinde resmi olarak katılan ... ve tanık Burak'ın müracaat ettiklerini, tahmini olarak 2008 yılının Mart ayında yine dört ortak olarak ... Belediyesi'nin düğün salonu ve Üniversite ihalelerine girdiklerini, ... Belediyesi ihalesine katılan ...'ın, Üniversite ihalesine ise tanık Burak'ın resmi olarak başvurduğunu, sadece ... Belediyesi'nin ihalesini aldıklarını, bu ihaleye yaklaşık 200.000 TL kâr hesaplayarak girdiklerini, fakat işin başlangıç süresinde malzeme fiyatlarının düşmesi ve işin toplam bedelinin artış göstermesinden dolayı kârlarının bu miktarın üzerinde olması gerekirken katılan ... ve tanık ...'nin zarar ettiklerini belirttiklerini, zarar varsa hesap detaylarını ve faturaları getirmelerini istediğini, bunlar yaşanırken de ticari faaliyetlerinin devam etmesinden ve alacaklarının aksamasından dolayı sanık ...'den yaklaşık 450 adet çeyrek altını borç aldığını, bu borcu ... ihalesinden kazanacağı parayla ödeyeceğini taahhüt ettiğini, katılan ... ve tanık ...'nin ... Belediyesi işinden zarar ettiklerini iddia edip hesap detaylarını getirmediklerini, ayrıca telefonlarına çıkmayarak kendisini oyalamaya başladıklarını, sanık ... altınlarını isteyince "Abi alacaklarımı getirmediler, hesaplaşmaya çalışıyorum." dediğini, sanık ...'in "..., beni altınlarımı getireceğim diye oyalamıyorsun değil mi?" diye sorduğunu, "Abi bu arkadaşları tanıyorsan sende görüşebilirsin, ben yalan söylemiyorum." diyerek cevap verdiğini, olay günü sanık ...'in kendisini arayarak çağırması üzerine gittiği iş yerinde tanık ..., katılan ..., tanık ... ve sanık ...'in oturup çay içtiklerini, içeriye girince sanık ...'in "İşte geldi..., hesabınız neyse halledin, ...'ın bana borcu var ben bu paramı almak zorundayım." dediğini, tanık ...'nin de "...'ın borcu bizi ilgilendirmez." diyerek cevap verdiğini, bunun üzerine sanık ... "Siz ... işini ortak yapmadınız mı?" diye sorunca, "Evet" dediklerini, sanık ...'in de sinirlenerek "Alacağını alamayan, borcunu ödeyemez, ben anlamam arkadaş sizin yüzünüzden ben mağdur oluyorum, hesabınız neyse görün, benim borcumu ödeyin." dediğini, bu sırada ortamın gerildiğini ve birbirlerine bağırmaya başladıklarını, kendisini katılan ...'a "Sen ne biçim mühendissin, bir işte bu kadar hesap hatası mı olur?" diye sorunca hiçbir cevap vermediğini, hakkını sonuna kadar arayacağını söylemesi üzerine tanık ... ve katılan ...'ın ihaleye beş dakika kala kendisini ortak yaptıkları ve bir hak iddia etmemesi gerektiği şeklinde cevap verdiklerini, daha sonra sanık ...'in kendisine dönerek "Paramı öde, vallahi keserim kulaklarını." şeklinde ifadesinin olduğunu, "Tamam abi, borcum borç ne gerekiyorsa yapayım." diyerek cevap verdiğini, sanık ...'in kendisinden senet istemesi üzerine 20.000 TL'lik iki adet senet verdiğini, sanık ...'in katılan ... ve tanık ...'den de kefil istemesi üzerine katılan ...'ın bir partinin il başkanını arayarak "Bana kefil olur musun?" diye sorduğunu ve telefonu sanık ...'e verdiğini, ardından iki gün sonra görüşmek için randevulaştıklarını, sözleşilen gün için katılan ... ve tanık ...'nin hesap detaylarını ve faturaları getirmek için taahhütte bulunduklarını, sanık ...'in "Faturaları ve hesapları getirin ben hakem olayım, hesaplarınızı görün, eğer gerçekten bu işten zarar etmişseniz ben muhatabım olarak...’ı bilirim ama işten kâr edilmişse ben alacağımı sizden isterim." dediğini, bu konuşmaların ardından çay içtiklerini, katılan ... ve tanık ...'den kendisini dolandırmaya çalıştıkları için şikâyetçi olduğunu,

Duruşmada ek olarak; tanık ... ve sanık ... ile siyasi konulardan tanıştıklarını, ... Belediyesi ihalesine kendisi ve tanık Burak'ın birlikte 60.000 lira civarında nakit para ve 17 adet 100.000 lira civarında teminat çeki verdiklerini, ancak kendilerine dönüşünün olmadığını, iş devam ederken kendisine 30.000 lira civarında para ödendiğini, 2008 yılı sonunda bitirip teslim etmeyi hedefledikleri işin uzadığını, bu işten yaklaşık 300.000 lira civarında kâr edildiğini tahmin ettiğini, kendi hissesine de 150.000 lira düştüğünü ancak bunu ödemeyip A4 kağıdına kaba taslak bir şeyler yazarak hesap çıkardıklarını ve bu işten zarar ettiklerini söylediklerini, ihaleye resmi ortaklığının bulunmadığını, siyasi yönü nedeniyle ortak olduğunu,

Sanık ... kolluk ve savcılıkta; bir önceki dönem belediye başkanının koruması olduğunu, bu görevi yaparken sanık ... ile tanıştığını, dost olduklarını, 2009 yılının Ağustos ayında yapacağı sünnet düğününden önce sanık ...'dan yaklaşık 6.000 TL borç aldığını, düğün için takılan altınlarla sanık ...'a olan borcunu öderken sanık ...'ın durumunun iyi olmadığını söyleyerek kendisininden borç istemesi üzerine 450 adet çeyrek altını borç verdiğini, ancak iki ay kadar geçmesine rağmen sanık ...'ın borcunu ödemediğini, sanık ... ile belediyede birlikte çalıştıkları dönemden dost olduklarını, olay günü sanık ...'ın daha önceden iş ortaklığı yaptığı bir şahıstan alacağı olduğunu bu alacağını aldıktan sonra borcunu ödeyeceğini söylediğini, sanık ...'ın alacaklı olduğu katılan ... ve tanık ...'yi tanıyan sanık ...'in bu alacağında sanık ...'a yardımcı olabileceğini söylemesi üzerine 21.12.2009 tarihinde telefonla tanık ...'yi arayarak iş yerine davet ettiğini, katılan ve tanık ...'nin iş yerine geldiklerinde sanık ... ile aralarında tartışma yaşandığını, onlara kendisiyle ilgili bir konunun olmadığını, ancak sanık ...'a verdiği borcun ödenmesini gerektiğini söylediğini, bunun üzerine sanık ...'ın kendisine "Sana borcum borç hatta sana iki adet 20.000 TL'lik senet vereyim." diyerek cebinden çıkarttığı senetleri imzaladığını, bir süre muhabbet ettikten sonra şahısları uğurladığını, oradan ayrılırken belediye çarşısının bekçisi tanık Muhammet'in de kendilerini gördüğünü, aradan beş ay kadar geçmesine rağmen sanık ...'ın hâlâ borcunu ödemediğini, kendi adına yazılmış senetleri avukatı olan tanık Nurettin Demir’e teslim edip işleme koymamasını söylediğini, katılan ... ve diğer şahısları kesinlikle bıçakla tehdit etmediğini, kimseye zorla senet imzalatmadığını, atılı suçu kabul etmediğini,

Duruşmada ek olarak; sanık ...'ı 2002 yılından beri tanıdığını, akrabaları ve çevresi oldukça geniş olduğundan düğünde çok altın takıldığını, sanık ...'a 450 tane çeyrek altın borç verdiğini, ödeme zamanında kendisinin ona olan 6.000 lira borcu mahsup edeceklerini, sanık ...'a çeyrek altın verirken ondan herhangi bir senet almadığını, zira kendisi de sanık ...'dan borç aldığında onun da senet istemediğini,

Sanık ... kollukta; katılan ...'ı önceden tanımadığını, tanık ...'nin ise çocukluk arkadaşı ve uzaktan akrabası olduğunu, iki ay kadar önce katılan ... ile tanık ...'nin kendisinin işletmekte olduğu çay ocağına gelerek çay içtiklerini, biraz muhabbet ettiklerini, ancak aralarında herhangi bir alacak verecek meselesi olmadığını, o günden sonra kesinlikle onları görmediğini, suçlamaları kabul etmediğini,

Savcılıkta; katılan ... ile tanık ...'nin kendi çay ocağında çay içtikten sonra sanık ...'in dükkânına geçtiklerini, daha sonra onlara çay götürürken sanık ...'ın sanık ...'e altın borcu olduğunu duyduğunu, sanık ...'ı borcu karşılığında sanık ...'e senet verirken gördüğünü, sanık ...'in katılan ... ve tanık ...'ye "Aranızda anlaşın ve benim paramı getirin." dediğini duyduğunu, suçlamayı kabul etmediğini,

Duruşmada ek olarak; sanık ... ile sanık ...'ın kendisine ait çay ocağında borçla ilgili konuşmalar yapınca tanık ...'yi tanıdığını belirtip onu telefonla aradığını, tanık ...'nin, ...’a herhangi bir borçlarının olmadığını söylediğini, olay günü tanık ..., katılan ... ile bir kişinin birlikte gelerek sanık ... ile konuştuklarını, daha sonra sanık ...'in sanık ...’ı çağırdığını, senet imzalatma olayı görmediğini, suçlamayı kabul etmediğini,

Savunmuşlardır.

Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

1- Sanık ... hakkında TCK'nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik düzenlemesinin uygulanması bakımından eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı;

TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;

"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,

f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.

(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.

Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.

Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir.

Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018 Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.

Haksız tahrik ise TCK’nın 29. maddesinde; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenmek suretiyle, kişiye haksız fiilin etkisi altında işlediği suçtan ötürü verilecek cezadan belli bir oranda indirim yapılması öngörülmüştür.

TCK'nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:

a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı,

b) Bu fiil haksız olmalı,

c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,

d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,

e) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız tahrikin doğurduğu öfke veya elemin, ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.

Bu aşamada bir borcun ödenmemesi veya hukuki alacağın hak sahibine verilmemesi nedeniyle işlenen hürriyetten yoksun kılma suçlarında haksız tahrik hükmünün nasıl değerlendirilmesi gerektiği ayrıca irdelenmelidir. Salt borcu ödeyememenin haksız tahrik oluşturan bir fiil olarak kabulü mümkün değildir. Ancak ödeme gücü bulunduğu hâlde sırf kendi menfaati yahut alacaklıyı zor durumda bırakmak için borcun keyfi ve kasti biçimde ödenmemesi, alacaklıdan mal kaçırılması, gerçeğe aykırı beyan veya vaadlerde bulunulması, alacaklının sürekli oyalanması, muvazalı davranışlarla borçtan kurtulmaya çalışılması gibi davranışlar haksız tahriki oluşturan fiil olarak değerlendirilebilecektir. Nitekim Ceza Kurulunca 19.01.2016 tarih ve 203-2 sayı ile ve 04.07.2017 tarih ve 656-360 sayı ile verilen kararlarda da bu yönde değerlendirme yapıldığı görülmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılan ... ile tanık ...'nin inşaat malzemesi sattıkları ortak iş yerlerinin bulunduğu, aynı zamanda müteahhitlik yaptıkları, olay tarihinden yaklaşık bir hafta önce sanıklar ... ve...'in katılan ... ve tanık ...'nin iş yerine giderek bir malzeme alıp çıktıkları, bu esnada iş yerinde sadece tanık ...'nin bulunduğu, bir süre sonra sanık ...'in daha önceden tanışıklıkları bulunan tanık ...'yi telefonla arayarak Urfa'lı şahısların bir kişiden alacağı olduğunu, katılan ...'ın da bu kişiye borcunun bulunduğunu, o gün aslında katılan ...'ı bulmak için geldiklerini ancak kendisini görünce vazgeçtiğini söylediği, tanık ...'nin de katılanla ortak iş yaptıklarını, onun borcunun aynı zamanda kendisinin de borcu olacağını, ancak böyle bir borçlarının bulunmadığını belirttiği, sanık ...'in tüm görüşmelerde Urfa'lı şahısların ve katılandan alacaklı olan kişinin kim olduğunu söylemediği, olay tarihinde sanık ...'in tanık ...'yi arayarak bu alacak meselesini görüşmek için bürolarına gelmelerini istediği, tanıklar ... ve ... ile katılan ...'ın sanık ...'in Belediye Çarşısında bulunan bürosuna gittikleri, büroda sanıklar... ve ... ile birlikte birkaç şahsın bulunduğu, önce çay içtikleri, daha sonra katılan ve tanık ...'nin kime borçlu olduklarını sordukları, bunun üzerine sanık ...'in sanık ...'ı çağırttığı, yaklaşık on beş dakika sonra gelen sanık ...'ın ... Belediyesi düğün salonu ihalesine ortak girdiklerini iddia edip katılan ...'a "Bu işten bu kadar mı para kazanılır?" diye sorduğu, katılanın da "Kâr zarar ortaktır." diyerek cevap verdiği, sanık ...'ın ortak oldukları düğün salonu ihalesinden katılan ve tanık ...'nin kâr etmelerine rağmen kendisine zarar ettiklerini söyleyip para vermediklerini iddia ettiği, bu esnada tanık ...'in yan tarafta bulunan odaya gönderildiği, ardından sanık ...'dan alacağı olduğunu iddia eden sanık ...'in "Bu işi kan temizler." diyerek yere bıçak atıp "Kim ayakta kalırsa ben hesabı ondan sorarım." şeklinde sözler söylediği, daha sonra katılan ...'ın önüne senet koyarak "Bunları imzala" dediği, katılanın borcu olmadığı için senetleri imzalamayacağını belirtmesi üzerine sanık ...'in dışarıda bulunan üç adamını içeri çağırdığı ve adamlarına katılanı kast ederek "Kesin şunun kulağını." dediği, içeri giren şahısların odanın kapısını kilitledikleri ve bir süre katılanın başında bekledikleri, daha sonra sanık ...'in katılandan kefil bulmasını istediği, katılanın da tanık Kemalettin'i aradığı, sanıkların bir süre sonra katılanı serbest bıraktıkları, sanıkların katılanı hürriyetinden yoksun kılma suçunun oluşması için hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince alıkoydukları anlaşılan olayda;

Sanık ... ile katılan arasında söz konusu ihaleye ilişkin yasaların öngördüğü yöntemlere uygun olarak kurulmuş bir ortaklık bulunmaması, aralarında gayri resmi bir ortaklık bulunduğuna karine olabilecek herhangi bir protokol, ticari defter ve hesap kaydı veya benzeri bir belgenin olmaması, bu kadar yüksek bedelli ortaklık ilişkisinin hiçbir belgeye dayandırılmadan kurulmasının hayatın olağan akışına uygun düşmemesi, sanık ...'ın katılandan alacaklı olduğunun somut bilgi ve belgelerle ortaya konulamaması ve sanık ...'ın varlığını iddia ettiği alacağını tahsil için yasal yollara başvurmadan doğrudan söz konusu ihaleyle ilgileri bulunmayan sanıklar ... ve...'ten yardım istemesi ve resmi olmadığı ifade edilen ortaklık ilişkisinin ticari defter ve hesap kayıtları ile ortaya çıkarılmasının mümkün olmaması, ayrıca aşamalarda bu yönde kayıt olduğunun ileri sürülmemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde katılanın, aralarında resmi bir ortaklık bulunmayan, alacağını geçerli hiçbir kanıtla ortaya koyamayan sanık ...'a ödeme yapmaması haksız tahrike konu bir fiil olamayacağından, taraflara ait ticari defter ve banka hesaplarının araştırılmaması hususunun haksız tahrik hükmünün uygulanması yönünden sonuca etkili olmadığı, bu bağlamda haksız tahrik hükmünün uygulanma koşulları yönünden eksik araştırma bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla birinci uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

2- Tüm sanıklar hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasının gerekip gerekmediği;

Öğreti ve uygulamada; "Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarına etkin pişmanlık" denilmektedir.

Türk Ceza Kanunu'nun kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmayı gerektirir bir haksızlık çıkmakta ve kusurluluğu kaldıran bir sebebin bulunmaması halinde, fail hakkında bir ceza ya da güvenlik tedbirine hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması veyahut bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar "suçun unsurları dışında kalan hâller" başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara "objektif cezalandırılabilme şartları" bulunmaması gerekenlere ise "şahsi cezasızlık sebepleri" ya da "cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler" denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 8. Baskı, s. 351.). Bu yönüyle etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır.

İşledikleri suç nedeniyle şahısların cezalandırılması kural olmakla birlikte, bir kısım şartların gerçekleşmesi durumunda kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden veya mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içerisinde işlenmekte olup, buna suç yolu ya da "iter criminis" denilmektedir. Bu süreçte fail, önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda, suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin gerçekleşmesi de aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 36. maddesindeki "gönüllü vazgeçme" düzenlemesi ile failin suç yolundan dönerek, suçun tamamlanmasını veyahut da neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler ile de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır.

TCK'da etkin pişmanlık tüm suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir müessese olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini "etkin pişmanlık" başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK'nın 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293.) bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde gerçekleştirmiştir. (TCK'nın 184/5, 230/5, 245/5, 275/2, 275/3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2.) Bu hükümlerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörülmüş, bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir.

Etkin pişmanlık, kanunun etkin pişmanlığa imkân tanıdığı her suç tipinde, o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanununda Etkin Pişmanlık, Oniki Levha Yayınları, İstanbul 2013, s. 22.). Ancak bu durum, etkin pişmanlık hükümleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu'ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelenip öğreti ile yerleşik yargısal kararlardaki görüşler birlikte değerlendirildiğinde etkin pişmanlığın unsurlarının;

1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması,

2- Suçun tamamlanmış olması,

3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi,

4- Failin bu davranışın iradi olması,

Şeklinde belirlenmesi mümkündür.

Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir hüküm bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. Bir suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemiş ise "kanunilik ilkesi" uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz. Örneğin TCK'nın 168. maddesinde mal malvarlığına yönelik bazı suçlar bakımından etkin pişmanlık düzenlemesi öngörüldüğü hâlde suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu maddede sayılmadığından, bu suç açısından anılan maddenin uygulanması mümkün değildir.

Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez ancak şartları var ise "gönüllü vazgeçme" gündeme gelebilir.

Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörüldüğü biçimde, pişmanlığını gösteren aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin kanuni düzenlemeler incelendiğinde; "Suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme," "Mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma," "Mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme," "Diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri mercine haber verme," "Örgütü dağıtma ya da verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama, "İftiradan dönme," "Gerçeği söyleme" gibi çeşitli şekillerde failden işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini kanunun aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Nitekim kanun koyucu tarafından da etkin pişmanlığın adlandırılmasında sergilenmesi gereken davranışın bu özellikleri gözetilerek "etkin" kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırılmalı hukukta da müessesenin isimlendirilmesinde benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; Alman, Fransız, İspanyol, İngiliz Hukukunda adlandırma sırasıyla; "Tätige Reue," "Repentir actif," "Arrepentimiento activo eficaz," "Active Repentance" şeklinde yapılmıştır. Ancak aktif davranış, "Bizzat fail tarafından bir davranışta bulunmasının zorunlu olduğu" şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir.

Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da gerekmektedir. Bu şart, etkin pişmanlığın sübjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın var olduğunun kabulü için, tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak gerçekleştirmelidir. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasına tercih edilen ikinci kelime "pişmanlık" olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırılmalı hukukta örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere "tövbe" kelimesi ile bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin veyahut cezadan bir indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişilerin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışlarının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup, iç dünyasına bakılarak gerçekten samimi olup olmadığı aranmayacaktır. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunda etkin pişmanlığa ilişkin 192. maddesiyle ilgili görüşmelerde, bu kanunun hazırlanmasında görevli akademisyenlerden Adem Sözüer; "Gönüllü vazgeçme veya etkin pişmanlıkta, kişinin iç dünyasında gerçekten nedamet duyup duymadığına bakmıyoruz sadece; yani gönüllü vazgeçme ve etkin pişmanlıkta suç politikası gereğince kişinin suç yolundan kendi iradesiyle dönüp dönmemesine bakıyoruz. O yüzden, kendi iç dünyasında gerçekten pişmanlık duyup duymadığına ilişkin konular, aslında ne gönüllü vazgeçmeyi, suça teşebbüsü ne de buradaki etkin pişmanlığı belirleyici unsuru değildir." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. (Tutanaklarla Türk Ceza Kanunu, Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Ankara 2005, s. 697.)

Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel şartlar dışında kanun koyucu, ilgili suç tipinde özel olarak etkin pişmanlığın belirli bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmesi veya başka bazı ön şartların varlığını da aramış olabilir.

Örneğin Türk Ceza Kanunu'nun kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına ilişkin 110. maddesinde etkin pişmanlığın soruşturmaya başlanmadan önce ve mağdurun şahsına bir zarar dokunmaksızın gerçekleşmiş olması aranmıştır. Bu hâllerde etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, zaman şartının yanında diğer şartların da gerçekleşmiş olması gerekir.

TCK'nın "etkin pişmanlık" başlığını taşıyan ve uyuşmazlık konusunu ilgilendiren 110. maddesinde de; "yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir" biçiminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçları bakımından cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak "etkin pişmanlık" düzenlemesi getirilmiştir. Madde gerekçesinde de; "Etkin pişmanlık için suç tamamlandıktan sonra mağdurun güvenli yerde serbest bırakılması gerekir. Bunun kendiliğinden, yani herhangi bir zorlama bulunmadan gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca, etkin pişmanlığın, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce gerçekleşmesi gerekir. Soruşturma makamlarının işe el koymasından sonra serbest bırakma hâlinde, etkin pişmanlık hükmünden yararlanılamayacaktır." açıklamalarına yer verilmiştir.


Anılan düzenlemeye göre, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişinin, bu suç nedeniyle soruşturma başlamadan önce mağduru şahsına zarar vermeksizin kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakması hâlinde hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanacaktır.

Buna göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:

1- Suç tamamlanmalıdır. Suç tamamlanmadan, başka bir ifadeyle icra hareketleri devam ederken failin mağduru serbest bırakması durumunda etkin pişmanlık değil gönüllü vazgeçme söz konusu olacaktır.

2- Fail, mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakmalıdır.

Soruşturmanın başlamasından sonra failin mağduru serbest bırakmasının ceza sorumluluğu üzerinde bir etkisi bulunmayacaktır. Dolayısıyla mağdurun olay yetkili merciler tarafından öğrenildikten sonra serbest bırakılması durumunda, kanunun aradığı diğer bütün şartlar gerçekleşse bile etkin pişmanlık hükümleri uygulanamayacak, ancak bu husus takdiri indirim nedeni olarak kabul edilebilecektir.

3- Fail, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, kendiliğinden serbest bırakmalıdır.

4- Mağdur fail tarafından serbest bırakılmalıdır. Mağdurun sanığın elinden kaçması veya olayı haber alan kolluk görevlileri veya başkaları tarafından bulunduğu yerden alınması hâlinde bu hüküm uygulanamayacaktır. Ayrıca failin mağduru "Halkın içine çıkabilecek bir hâlde" serbest bırakması gerekir. Örneğin çıplak vaziyette bırakma, kanunun aradığı anlamda serbest bırakma olarak kabul edilemeyecektir.

5- Fail mağduru zarar görmeyeceği ve istediği yere rahatlıkla ulaşabileceği güvenli bir mahalde serbest bırakmalıdır. Mağdurun gece vakti, yerleşim yerlerine uzak ıssız bir yerde veya ormanda serbest bırakması durumunda bu hüküm uygulanamayacaktır.

6- Failin mağdurun şahsına bir zarar vermemiş olması gerekir.

Somut olayda sanıkların katılanı, şahsına zarar verkmeksizin soruşturma başlamadan önce güvenli bir yerde serbest bırakmaları karşısında, haklarında etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, "kendiliğinden serbest bırakma" şartı üzerinde durulmalıdır.

Failin, mağduru herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, gerçek bir pişmanlık sonucu kendiliğinden serbest bırakması yeterli olup failin mağduru hangi nedenlerle bıraktığının önemi yoktur. Önemli olan herhangi bir dış zorlama bulunmaksızın mağdurun özgür iradeyle serbest bırakılmasıdır. Bu bağlamda failin amacına ulaşması nedeniyle mağduru serbest bırakması hâlinde de diğer koşulların gerçekleşmesi durumunda fail hakkında etkin pişmanlık hükmü uygulanabilecektir. Zira Kanun'un 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlık düzenlemesinin amacı hürriyetinden yoksun bırakılan mağdurun şahsına zarar verilmeden serbest bırakılmasını sağlamaktır. Anılan maddede yer alan tüm koşulların bulunması hâlinde failin pişmanlık göstererek mağduru serbest bıraktığı kabul edilmeli, failin serbest bırakma saiki veya amacına ulaşıp ulaşmadığı bir koşul olarak değerlendirilmemelidir. Esasen ne madde metninde ne de gerekçede failin amacına ulaşması hâlinde etkin pişmanlığın uygulanamayacağına ilişkin bir ibare bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Birinci uyuşmazlık konusunda ayrıntılarıyla belirtildiği şekilde gerçekleşen olayda; sanıkların hile ve tehditle hürriyetinden yoksun kıldıkları katılanı, haklarında soruşturma başlamadan önce kendiliklerinden serbest bırakmaları, katılanın bırakıldığı Belediye Çarşısının insanların bulunduğu güvenli bir yer olması, katılanın şahsına zarar vermemeleri ve manevi veya ekonomik zararların TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen zarar kapsamında bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma şartlarının gerçekleştiği kabul edilmelidir.



Bu itibarla ikinci uyuşmazlık konusu bakımından haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.



Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyeleri ... ve ...

"Dosya kapsamına göre sanık ...'ın, katılan ve ortağı tanık ...'nin ihalesini aldıkları düğün salonu yapım işinin resmi olmayan ortağı olduğunu, işin yapılmasından sonra kâr elde edildiği hâlde payının verilmediğini ileri sürdüğü, olay günü aralarında anlaşan sanıkların anılan sorunu konuşma bahanesiyle katılan ve ortağını sanık ...'e ait büroya çağırdıkları, görüşme sırasında kapıyı kilitleyip kimliği tespit edilemeyen başka kişilerin de katılımı ile bıçakla tehditte bulunup dört adet senet imzalattıktan sonra serbest bıraktıkları, katılanın dört gün sonra şikâyeti üzerine sanıklar hakkında soruşturma başladığı, bu şekilde sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde senet yağmalamak için katılanı hileyle iş yerine çağırıp, ardından cebir ve şiddet kullanarak bir süre orada kalmaya mecbur etmek suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işledikleri sabittir. Zorla senet imzalattıktan sonra katılanı serbest bırakan sanıklar hakkında TCK'nın ll0. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu Ceza Genel Kurulu tarafından değerlendirilmiş, sayın çoğunluk tarafından uygulanmasının isabetli olacağı sonucuna varılmış olup, kanaatimizce sanıklar hakkında anılan etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Şöyle ki;

Bir suçun işlenmesinden sonra failin, herhangi bir dış etken bulunmaksızın kendi hür iradesiyle, meydana gelen neticeyi ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmasına etkin pişmanlık denmektedir. Etkin pişmanlık, cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. TCK'da yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin içeriklerine bakıldığında, bunlara yer verilmesinin amacının, suç tamamlandıktan sonra faillerin hatasının farkına vararak nedamet duyup neden oldukları haksızlığın neticelerini gidermeye teşvik etmek olduğu görülmektedir.

Etkin pişmanlık her suçta uygulanan bir kurum olmayıp, yasada gösterilen bazı suç tipleri bakımından istisnai olarak uygulanabilmektedir. Kanun koyucu bazı suçlar bakımından etkin pişmanlığı bağımsız bir madde hâlinde (örneğin TCK'nın 110 ve 168. maddeleri), bazı suçlar için ise suçun yer aldığı madde içinde düzenlemiş (örneğin TCK'nın 184/5 ve 245/5. maddeleri), yine bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle cezanın tamamen ortadan kaldırılması öngörüldüğü hâlde bir kısmında cezanın belli oranda indirilmesini kabul etmiştir. Öngörüldüğü suçun yapısına ve özellikle oluşturduğu haksızlığa göre etkin pişmanlığın koşulları değişmektedir.

Suç tiplerine göre etkin pişmanlığın ayrı ve özel koşulları bulunmakla birlikte, tümünde uygulanabilmesi için 'kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, suçun tamamlanmış olması, failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının gerçekleşmesi ve failin bu davranışının iradi olması,' gerekmektedir. Uyuşmazlık bakımından önemli ve üzerinde durulması gereken koşul failin davranışının iradi olması ve pişmanlığa dayanmasıdır, bu etkin pişmanlığın sübjektif şartıdır. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için failin meydana getirdiği haksızlığı ortadan kaldırması yeterli değildir. Suç sonrası mağdurun uğradığı zararı gidermeyi, engellemeyi veya düzeltmeyi pişmanlık duyarak, iradi ve gönüllü olarak gerçekleştirmesi zorunludur. Kanun koyucu aksi düşüncede olsaydı 'pişmanlık' kavramını tercih etmezdi. Pişmanlık TDK sözlüğünde 'Yaptığı bir işin veya davranışın olumsuz sonucunu görerek üzülme, nadim olma' şeklinde tanımlanmaktadır.

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna özgü etkin pişmanlık TCK'nın 110. maddesinde müstakil olarak düzenlenmiştir. Bu suçta etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki için yukarıda değinilen genel koşullar dışında maddede gösterilen özel şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu madde, 'yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.' hükmünü içermektedir. Madde içeriğine göre kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için 'suçun tamamlanmış olması, failin mağduru suç nedeniyle hakkında soruşturmaya başlanmadan evvel serbest bırakması, mağdurun herhangi bir baskı veya zorlama olmaksızın, gerçek bir pişmanlık sonucu kendiliğinden özgürlüğüne kavuşturulması, serbest bırakmanın failin davranışıyla gerçekleşmesi, mağdurun zarar görmeyeceği ve istediği yere ulaşabileceği güvenli bir yere bırakılması, son olarak da mağdurun şahsına bir zarar verilmemiş olması' gerekmektedir.



Somut olayda mağdurun serbest bırakıldığı yerin belediye çarşısı olması nedeniyle güvenli olduğu, suçun tamamlanmasından sonra sanıklar tarafından mağdurun serbest bırakıldığı, dosya kapsamına nazaran tehdide maruz kalmakla birlikte bedensel olarak zarar görmediği ve soruşturmanın serbest bırakmadan sonra başladığı tartışmasızdır. Somut olayda tartışmalı olan sanıkların mağduru gerçek bir pişmanlık sonucu, iradi ve gönüllü olarak bırakıp bırakmadıkları konusudur. TCK'nın 1l0. maddesinin metin kısmında pişmanlık kavramına yer verilmemiştir. Ancak etkin pişmanlık kurumunun yapısı, yasada yer verilmesinin nedeni ve madde başlığı birlikte değerlendirildiğinde, bu hükmün uygulanması için gerçek bir pişmanlık sonucu mağdurun serbest bırakılması şarttır. Madde metni, başlığından bağımsız ele alınamaz. Çünkü başlık hükmün amacını ortaya koyar ve metne dahildir, bu nedenle uygulanma koşulları belirlenirken birlikte ele alınıp değerlendirilmesi zorunludur. Failin, mağduru belirli bir maksatla kaçırıp amacına ulaştıktan sonra serbest bırakması hâlinde, serbest bırakma duyulan pişmanlığın sonucu değil, amaca ulaşıldığı için gerçekleşmektedir. Bu durumda gerçek bir pişmanlık söz konusu olmadığı için etkin pişmanlık hükümleri uygulanamaz. Diğer bir ifade ile fail yaptığı davranışın olumsuz sonucunu görüp üzülmüş, nadim olmuş değildir. Bu suçta amacını gerçekleştiren faillerin mağdurun özgürlüğünü daha fazla sınırlandırmaları kendileri için yakalanma ve ayrıca elde ettikleri yararı kaybetme riski taşıdığından, amaçlarının gerçekleşmesinden sonra yakalanma korkusu da serbest bırakmada etken olmaktadır. Etkin pişmanlığın koşullarını belirlerken kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun yapısının da nazara alınması gerekir. Örneğin faillerin bir bankaya girip müşteri ve çalışanları rehin almak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemeleri, devamında soygunu gerçekleştirdikten sonra mağdurları serbest bırakmaları hâlinde gerçek bir pişmanlık yoktur. Faillerin amacı gerçekleşmiştir, suçla elde ettikleri menfaati korumak ve yakalanmamak için serbest bırakma söz konusu olmaktadır. Gerçek bir pişmanlık aramadan, failin amacının gerçekleşmesinden sonra dahi mağdurun serbest bırakılması yeterli görülür ise örnekteki olayda da TCK'nın 1l0. maddesinin uygulanması gerekir. Bu yasa koyucunun amacına, etkin pişmanlığın tanımına ve yapısına açıkça aykırıdır. Ayrıca suçu işlemedeki amacını gerçekleştirdikten sonra, bundan elde ettiği yararı korumak ve takipten kurtulmak için mağduru serbest bırakan faillere bu hükmün uygulanması, suçu özendiren bir yaklaşımdır. Bu şekildeki hatalı değerlendirme yasaya aykırı şekilde pişman olana da olmayana da ceza indirimi yapılmasını gerektirir.


Yukarıda açıklanan nedenlerle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemekteki amaçlarını gerçekleştirdikten sonra, gerçek bir pişmanlık duymadan elde ettikleri çıkarı korumak ve yakalanmamak için mağduru serbest bırakan sanıkların etkin pişmanlıktan yararlandırılmasının TCK'nın 110. maddesinin açık hükmüne, etkin pişmanlık kurumunun yapısına ve amacına aykırı olduğu, bunun suçu özendireceği, gerçekte pişmanlık duyarak suçun yarattığı olumsuz durumu düzeltmek isteyen failler ile suçtan elde ettiği menfaati koruyana aynı ceza indiriminin yapılması sonucunu doğuracağı" görüşüyle,

Diğer dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; TCK'nın 110. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının bulunmadığı düşüncesiyle,

Karşı oy kullanmışlardır.




SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının,

1) Birinci uyuşmalık konusu bakımından REDDİNE,

2) İkinci uyuşmazlık konusu bakımından KABULÜNE,

3) Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine ilişkin Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 27.10.2015 tarihli ve 8574-9834 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

4) Afyonkarahisar 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.09.2011 tarihli ve 143-143 sayılı sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar hakkında TCK'nın 110. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

5) Dosyanın, Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 03.03.2020 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy birliği, ikinci uyuşmazlık bakımından ise oy çokluğuyla karar verildi.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj