Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları İCRA MEMURUNUN İŞLEMİNİ ŞİKAYETTE, MAHKEME KENDİLİĞİNDEN ARAŞTIRMASI GEREKİR

İCRA MEMURUNUN İŞLEMİNİ ŞİKAYETTE, MAHKEME KENDİLİĞİNDEN ARAŞTIRMASI GEREKİR


teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 20156


T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO.2018/470
KARAR NO.2018/1130
KARAR TARİHİ.23.05.2018
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi



>İCRA MEMURUNUN MUAMELESİNİ ŞİKAYET- ŞİKAYET KONUSU YASAYA AYKIRI BİR HACİZ İŞLEMİ YAPILIP YAPILMADIĞINA
İLİŞKİN OLUP İCRA MEMURUNUN YASANIN AMİR HÜKMÜNE AYKIRI İŞLEM YAPMADIĞINI MAHKEMENİN KENDİLİĞİNDEN ARAŞTIRMASI GEREKİR.




Taraflar arasındaki “haczedilmezlik” şikâyeti nedeniyle yapılan yargılama sonunda Ankara 11. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikayetin reddine dair verilen 04.02.2014 gün ve 2012/1229 E., 2014/88 K. sayılı karar şikayetçi-borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.06.2014 gün ve 2014/14791 E., 2014/16896 K. sayılı kararı ile:

“…Borçlu, Ankara 8. İcra Müdürlüğü’nün 2007/11491 Esas (yeni Esas 2012/14069) ve Ankara 10. İcra Müdürlüğü’nün 2007/9335 sayılı dosyalarından emekli maaşına konulan haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece Ankara 8. İcra Müdürlüğü dosyasında davacı borçlunun emekli maaşına haciz konulması için yazılmış müzekkereye rastlanmadığı ve borçlu tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle Ankara 8. İcra Müdürlüğü’nün 2007/11491 sayılı dosyası ile ilgili şikayetin bu nedenle reddine, yine Ankara 10. İcra Müdürlüğü dosyası ile ilgili şikayeti inceleme görevinin mahkemenin görev alanına girmediği gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Şikayet konusu edilen Ankara 8. İcra Müdürlüğü’nün 2012/14069 Esas (eski Esas 2007/11491) sayılı dosyasının incelenmesinde, borçlunun emekli maaşı üzerine haciz konulması için ilgili kuruma müzekkere yazıldığı ve bu müzekkereye Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kırıkkale İl Müdürlüğünce 16.05.2008 tarihinde verilen cevapta, haczin sıraya konulduğunun bildirildiği görülmüştür.
O halde mahkemece, Ankara 8. İcra Müdürlüğü’nün 2012/14069 Esas (eski Esas 2007/11491) sayılı dosyası ile ilgili işin esası incelenerek borçlunun emekli maaşında haciz bulunup bulunmadığı Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Öte yandan mahkemenin Ankara 10. İcra Müdürlüğü’nün 2007/9335 sayılı takip dosyasını iş bölümü nedeniyle tefrik ederek ilgili mahkemeye göndermesi gerekirken, mahkemenin görev alanı kapsamında olmadığı gerekçesiyle bu dosya ile ilgili şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi de doğru bulunmamıştır…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Şikâyet, emekli maaşının haczine ilişkin icra memuru işleminin kaldırılması istemine ilişkindir.

Şikâyetçi (borçlu) vekili, karşı tarafça Ankara 8. İcra Dairesi ile Ankara 10. İcra Dairesinde yürütülen icra takipleri sırasında borçlu müvekkilinin almakta olduğu emekli maaşı üzerine haciz işlemi uygulandığını, yapılan hacizlerin 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, haciz işlemlerinin kaldırılması isteminde bulunmuştur.
Karşı taraf (acaklı) vekili, şikâyetin reddine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, Ankara 8. İcra Dairesinin 2012/14069 sayılı takip dosyasında borçlunun emekli maaşına haciz konulması için bir karar ve yazıya rastlanılmadığı, şikâyette bulunan tarafın da duruşmaya gelmediği ve davasını ispat etmekten kaçındığı, istemin şikâyet olması nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine, Ankara 10. İcra Dairesinin 2007/9335 sayılı takip dosyasında ise inceleme görevinin mahkemeye ait olmayıp, ortada usulüne uygun yapılmış bir şikâyetin bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.

Şikâyetçi vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, şikâyetin tam anlamıyla dava olduğu söylenemez ise de, niteliğine aykırı düşmediği sürece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin şikâyette de uygulanacağı, HMK’nın 24, 25 ve 26. maddeleri uyarınca da hâkimin, tarafların getirdiği delillerle bağlı olduğu, kendiliğinden delil toplayamayacağı, bu nedenle şikâyette bulunan tarafın Sosyal Güvenlik Kurumundan getirtilmesini istemediği bir delili mahkemenin kendiliğinden isteyemeyeceği, öte yandan iki ayrı icra dosyası için tek harç yatırılarak ve tek dilekçe ile şikâyette bulunulduğu, oysa ki her bir dosyanın farklı mahkemenin iş bölümüne girdiği, bozma kararında iş bölümü nedeniyle tefrik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, dava ön şartı olan harç yatırılmadığından, baştan itibaren usulüne uygun olarak yapılmış bir şikâyetin bulunmadığı, böyle olunca da tefrik kararı verilemeyeceği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir


Direnme kararını şikâyette bulunan vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: Ankara 8. İcra Dairesinin 2012/14069 sayılı takip dosyasındaki şikâyet bakımından borçlunun emekli maaşının haczedilip haczedilmediği hususunda mahkemece yapılan incelemenin yeterli olup olmadığı, emekli maaşı üzerine haciz konulup konulmadığının mahkemece Sosyal Güvenlik Kurumundan sorulmasının taraflarca getirilme ilkesine aykırı olup olmadığı, ayrıca şikâyette bulunan tarafından mahkemeler veznesine tek harç yatırılmak suretiyle iki ayrı icra dosyası için şikâyette bulunulduğu gözetildiğinde, Ankara 10. İcra Dairesinin 2007/9335 sayılı dosyası için baştan itibaren harcı yatırılarak yapılmış bir şikâyetin bulunup bulunmadığı, varılacak sonuca göre bu dosya hakkındaki şikâyetin iş bölümü nedeniyle tefrik edilip ilgili mahkemeye gönderilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.


Öncelikle belirtilmelidir ki, borçlunun, haczedilen bir malın haczi kabil olmadığını ileri sürmesi hâlinde, icra memurunun kendiliğinden haczi kaldırma yetkisi bulunmadığından, haczedilmezlik şikâyetiyle icra mahkemesine başvurması gerekir.

2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 16. maddesi; ” Kanunun hâllini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra ve iflâs dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.
Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir.” hükmünü taşımaktadır.

Görüleceği üzere şikâyetin konusu icra (ve iflas) memurlarının yaptıkları işlemlerdir. Kural olarak sadece icra (ve iflas) dairelerinin işlemlerine karşı şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulabilir.

İcra (ve iflas) memurunun yaptığı işlem kanuna aykırı ya da kanunda memura bırakılan konulardaki takdir yetkisinin olaya uygun kullanılmamış veya haklı bir sebep olmaksızın yapılması gereken işlem hiç ya da süresi içinde yapılmayıp sürüncemede bırakılmış ise bu işlemde hukuki yararı bulunan kişi şikâyet makamı olan icra mahkemesine başvurarak, yapılan işlemin denetlenmesini isteyebilir.
Şikâyetin hukuki niteliği bakımından bir dava olmayıp, icra ve iflâs hukukunda düzenlenmiş kendine özgü bir kanun yolu olduğu gerek doktrin gerekse yargısal kararlarda kabul edilmektedir (Kuru B.: İcra ve İflâs Hukuku, İkinci Baskı, 2013, s.103, yine HGK’nın 05.04.2017 gün ve 2017/12-1141 E., 2017/641 K.).

Teknik anlamda bir dava olmadığından, icra takibinin tarafları olan alacaklı ve borçlu dışında şikâyet konusu işlemin iptali yada düzeltilmesinde hukuken korunmaya değer yararı bulunan üçüncü kişiler de bu yola başvurabilirler.

Şikâyet bir dava olmadığından, şikâyet talebinde karşı tarafın hiç gösterilmemiş olması ya da yanlış gösterilmiş olması, şikâyetin reddini gerektirmez. Az yukarıda değinildiği gibi şikâyet, icra (ve iflas ) dairesinin bir işlemine karşıdır. Bu anlamda şikâyet, icra (ve iflas) dairesinin işlemine karşı öngörülmüş olsa da icra (ve iflas) dairesine karşı kabul edilen bir kanun yolu değildir.

Uygulamada, şikâyetin pasif tarafı olarak, işlemle ilgisi olan kişi olduğundan icra takibinin diğer tarafı gösterilmektedir.
İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır (İİK. m.18/1). Şikâyet bir dava olmadığı hâlde, incelenmesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) düzenlenmiş basit yargılama usulüne göre (HMK. m. 316- 322) yapılır. Basit yargılama usulünde dava bir dilekçe ile açıldığı hâlde şikâyet, icra mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılabileceği gibi sözlü olarak şikâyet beyanının icra mahkemesinde tutanağa geçirilmesi ile de yapılabilir. Cevaplar da dilekçeyle olabileceği gibi sözlü de olabilir.

Kanunda ayrıca bir düzenleme bulunmayan hâllerde icra mahkemesi şikâyetin niteliğine göre duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını taktir eder. İcra mahkemesi duruşma yapılmasını uygun gördüğü taktirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir (İİK. m. 18/3). İki taraf gelmezse dahi HMK’nın 150. maddesi uyarınca şikâyet dosyası işlemden kaldırılmaz.

İcra mahkemesi, şikâyete konu işlemin tümünü inceleyerek gereken kararı vermek yetkisine sahiptir.

Diğer taraftan, HMK’nın 24. maddesinde düzenlenen tasarruf ilkesi, hâkimin iki taraftan birinin istemi olmaksızın kendiliğinden bir davaya bakamayacağını ve karara bağlayamayacağını ifade etmektedir. Şikâyet, kişisel yararların korunmasına hizmet ettiğinden ve kural olarak kamu yararı söz konusu olmadığından, ileri sürülmesi açısından tasarruf ilkesi geçerlidir. Diğer bir anlatımla, icra mahkemesinin şikâyeti inceleyebilmesi için kendisine bir talepte bulunulması gerekir. Ancak şikâyet konusu yapılmış bir işlemin dayandığı vakıaların aydınlatılması ve deliller açısından taraflarca hazırlanma ilkesi geçerli değildir. Kendiliğinden araştırma ilkesi gereğince, icra mahkemesi şikâyeti incelerken tarafların ileri sürdüğü deliller yanında kendisi de ileri sürülen vakıaların açıklığa kavuşması için tanık dinleyebilir, bilirkişiye başvurabilir, gerektiğinde keşfe karar verebilir. Yine, şikâyet dilekçesinde belirtilmemiş olsa bile şikâyete konu işlemlerle ilgili olanları kendiliğinden çağırıp dinleyebilir.

Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde, Ankara 8. İcra Dairesinin 2012/14069 esas (eski 2007/11491esas) sayılı takip dosyasında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesine aykırı olarak borçlunun emekli maaşı üzerine konulan haczin kaldırılması istenilmiştir.

5510 sayılı Kanun’un 93/1. maddesine göre; bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması hâlinde, icra müdürü tarafından reddedilir.

Şikâyetin konusu bu düzenlemeye aykırı bir haciz işlemi yapılıp yapılmadığına ilişkin olup, icra memurunun yasanın amir hükmüne aykırı bir işlem yapıp yapmadığını mahkemenin kendiliğinden araştırarak aydınlatması gerekmektedir. İcra takip dosyasında borçlunun emekli maaşı üzerine haciz konulması için ilgili kuruma 10.04.2008 tarihinde müzekkere yazılmış, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kırıkkale İl Müdürlüğünce 16.05.2008 tarihinde verilen cevapta haczin sıraya konulduğu bildirilmiştir. Bu durumda, belirtilen müzekkereler uyarınca borçlunun emekli maaşı üzerine haciz konulup konulmadığının Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak açıklığa kavuşturulması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan icra teşkilatının temel organı, icra işlerinde birinci derecede görevli olan icra dairesidir. Hangi takip yolu olursa olsun, takip icra dairesine başvuru ile başlar. Her adliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur. Nüfus ve iş yoğunluğu dikkate alınarak o yerde birden fazla icra dairesi kurulabilir. İcra daireleri, icra mahkemesi hâkiminin daimi gözetimi ve denetimi altında ise de icra mahkemesine bağlı bir organ değildir. Bu nedenle icra daireleri mevzuat tarafından kendisine verilmiş olan yetkileri icra mahkemesine danışmadan doğrudan doğruya kullanırlar.

İcra mahkemeleri ise, icra ve iflas işleri için kurulmuş özel mahkemelerdir.

İcra (ve iflas) dairelerinin işlemlerinin şikâyet veya itiraz yoluyla incelenmesi ve kanunla kendisine verilen diğer icra işlerine bakmak üzere icra dairesinin üstünde icra mahkemesi kurulmuştur.

İİK’nın 4. maddesine göre, icra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikâyetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hâkimi yahut kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hâkim tarafından yapılır. İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca icra mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda icra mahkemesi daireleri numaralandırılır. İcra mahkemesinin birden fazla dairesi bulunan yerlerde iş dağılımı ve buna ilişkin esaslar, Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenir. Her icra mahkemesi hâkimi, kendisine Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflas dairelerinin muamelelerine yönelik şikâyetleri ve itirazları inceler, bu dairelerin gözetim ve denetimlerini yapar, idari işlerine bakar.

Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, gerek icra daireleri arasında ve gerekse icra mahkemesi ile icra daireleri arasında görev değil, iş bölümü ilişkisi söz konusudur.

Öte yandan 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 1. maddesinde, anılan kanuna göre alınacak harçlar arasında yargı harçları da sayılmıştır.
Yargı harcı, Devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır (YİBK’nun 16.12.1983 gün ve 1983/5 E., 1983/6 K. sayılı kararı). Yargı harcına tabi işlemler, mahkeme harçları ile icra ve iflas harçlarıdır. Mahkeme harçları da başvurma harcı, celse harcı ve karar ve ilam harçlarından oluşmaktadır.

Harçlar Kanununun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanun’a bağlı (1) sayılı Tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı belirtilmiştir.

Harçlar Kanunu’na ekli 1 sayılı Tarifenin A-I/1 uyarınca, şikâyet yoluyla icra mahkemesine yapılan başvuruda da maktu başvurma harcı ile maktu karar ve ilam harcı alınır.

Davanın açılmasına esas teşkil eden harç, başvurma harcı ile peşin karar ve ilam harcıdır. Bunlardan başvurma harcı, salt davanın açılması ile ilgili olduğundan Harçlar Kanunu’nun “maktu harçlarda ödeme zamanı” başlıklı 27. maddesi uyarınca ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenmesi gerekir. Bunun yanında peşin karar ve ilam harcının sonradan tamamlanması mümkündür.

Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe takip eden işlemler yapılamaz. Bu durumda dava başvurma harcının noksan olması hâlinde tamamlanması mümkün ise de harcın hiç alınmamış olması durumunda açılmış bir davadan söz edilemez.

Somut olayda, mahkemeler veznesine tek harç (başvurma ve peşin karar ve ilam harcı) yatırılmak suretiyle iki ayrı icra dosyası için şikâyette bulunulmuş ise de, bu harcın hangi icra dosyası için yatırıldığı belirgin olmadığından, harcın hiç yatırılmadığından söz edilemez. Bu nedenle, iş bölümü uyarınca dosya tefrik edilip Ankara 10. İcra Dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesine gönderildiği takdirde harcın tamamlanması mümkündür.

Bu durumda, mahkemece açıklanan nedenlerle Ankara 10. İcra Dairesinin 2007/9335 sayılı takip dosyası ile ilgili şikâyet bakımından tefrik kararı verilerek, dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi isabetli değildir.

O hâlde, yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerekir.



SONUÇ: Şikâyetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.05.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM


  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları