Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları NOTERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU, MADDİ TAZMİNAT, ARAÇ ÜZERİNDEKİ REHİN ŞERHİNİN KAL..

NOTERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU, MADDİ TAZMİNAT, ARAÇ ÜZERİNDEKİ REHİN ŞERHİNİN KAL..


teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 19776


T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2017/3-994
KKARAR NO: 2018/1048
KARAR TARİHİ: 9.5.2018

>>NOTERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU--MADDİ TAZMİNAT DAVASI--İLLİYET BAĞI--MÜTESELSİL SORUMLULUK

1512/m.33,162
6098/m.61,163


ÖZET : Dava, noterlerin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Davalının yapması gereken işlemi kanuna uygun şekilde yaptığından ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemez. Rehin şerhi de davalının yaptığı işleme güvenen ilgili emniyet birimlerince kaldırılmış, aracın dava dışı kişilere satılması sebebiyle de davacının alacağı teminatsız kalmış ve zararlı sonuç ortaya çıkmıştır. Görüleceği üzere davalı noterin ihmali ile zarar arasında uygun illiyet bağı vardır. Bilindiği üzere, üçüncü kişinin eylemi illiyet bağını kesecek yoğunlukta değil de diğer sebeplerle birlikte zararlı sonucu doğurabilecek nitelikte ise birlikte ( ortak ) illiyet söz konusu olur. Ortak illiyette zararlı sonuç birden çok kişinin kusurlu davranışıyla ortaya çıkar. Bu durumda, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca birlikte zarara sebebiyet veren ya da aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı birlikte sorumlu olan kişiler hakkında müteselsil sorumluluğa dair hükümler uygulanır. Müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir ( TBK. m. 163/1 ). Ayrıca davalı noterin sorumluluğu, haksız eylemin asıl faili olduğu ve haklarında kamu davası açıldığı belirtilen üçüncü kişilerin ve bu kişilerden biri olduğu anlaşılan rehin borçlusunun ödeme aczine, haklarında takip ya da dava açılmasına bağlı değildir. Müteselsil sorumluluk sebebiyle zararın tazmininin davalıdan istenmesine engel bir durum yoktur. O hâlde, davacının uğradığı zararın belirlenmesi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Cihanbeyli Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 09.05.2013 gün ve 2012/142 E., 2013/236 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.01.2014 gün ve 2013/15728 E., 2014/83 K. sayılı kararı ile:

"...Davada, davacı şirket adına kayıtlı .... plakalı 2004 model Renault marka çekici cinsi aracın dava dışı ... isimli şahsa Bucak Noterliği'nin araç satış sözleşmesi ile satıldığı ve aracın trafik kayıtlarına davacı şirket lehine ödenmeyen kısım 57.000,00-TL. bedel ile rehin şerhi işlendiği, borçlu ... ve kendisini rehin alacaklısı olarak tanıtan.... isimli kişilerin Cihanbeyli Noterliği'ne müracaat ederek ayni bir hak olan rehin şerhinin kaldırılması için gerekli olan ibraname düzenlettirdikleri, davalı noterin satım ve rehin sözleşmesini düzenleyen Bucak Noterliği'nden teyit almadan, gerçek rehin alacaklısının kim olduğunu araştırmadan 57.000,00-TL. bedelli rehin şerhinin kaldırılmasını sağlayacak belgeyi düzenleyerek görevi gereği gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin beyana dayalı olarak işlem yaptığı, davalı noterin ağır hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek, 57.000,00-TL. maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile tahsili istenilmiştir.

Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, davalı Noterliğe ait 26.03.2012 tarih ve 1689 Sayılı İbraname üzerinde yapılan incelemede söz konusu ibranamede davalı noterin sadece kimlik tespiti yaptığı, buna dayalı olarak araç üzerindeki ipoteği ise trafik tescil kurumunun kaldırdığı, ayrıca davalı noterin söz konusu ipoteğin alacaklısını araştırma hak ve yükümlülüğü bulunduğuna dair hiçbir hukuki dayanağın bulunmadığı, bu durumda davalı noterin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gibi davacının alacağını genel yollardan tahsili imkânı bulunduğu için de sırf ipoteğin kaldırılmasından dolayı somut bir zararı bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı, 1512 Sayılı Noterlik Kanununun 33. maddesi hükmüne göre Noterlik görevini vekaleten yürüten kişidir. Aynı Kanun'un 151 vd. maddelerinde noter vekillerinin görevlerini yerine getirmeleri sırasında veya görevleri sebebiyle işlenen suçlarla ilgili olarak Ceza Yasasının uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılacakları belirtilmiştir.

Noterlik Yasası'nın 162. maddesi gereğince noterler, yaptıkları işlemlerden doğan zararlardan dolayı kusursuz sorumludurlar. Tüm kusursuz sorumluluk hallerinde olduğu üzere, zarar gören davacı, davalı noterin kusurunu kanıtlamak zorunda değildir. Bu bağlamda zarar gören davacı yalnızca zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağını kanıtlamak zorundadır.

Davaya konu ibraname Noterlik Yasası 90 ve onu izleyen maddeleri uyarınca noter tarafından onaylama şeklinde düzenlenmiştir. Bu belge, HUMK.nun 295/1. ( HMK.'nu 204. ) maddesi anlamında tasdik edilen imzalar yönünden resmi senet niteliğini haiz bulunmaktadır.

Yine, Noterlik Yasası'nın 72.maddesi gereğince noter, iş yaptıracak kişilerin kimlik ve adresleri ile gerçek isteklerini tamamen öğrenmekle yükümlüdür. Ayrıcı, vaki işlemler üçüncü kişilerin malvarlığında bazı sonuçlar doğuracak ise bunların hukukunu korumalı ve sebepsiz olarak zarar görmelerine izin vermemelidir. Noterin kusuru yüzünden beklenilen hukuki sonuç sağlanmadığı takdirde, Noterin sorumluluğu benimsenir.

Somut olayda, 2004 model V... şasi ve 8... motor numaralı çekiciye Cihanbeyli Noterliği tarafından Bucak Noterliğinin 22.03.2012 tarih ve 4344 Sayılı sözleşmesine istinaden 26/03/2012 tarih ve 1689 yevmiye sayılı ibraname düzenlendiği ve bu ibraname ile de araç üzerindeki rehin şerhinin Ankara Trafik Tescil Müdürlüğünce kaldırıldığı ancak rehin alacaklısının gerçekte davacı ... Motorlu Araçlar Pet. Ür.Nak.Ltd. Şti. olduğu halde ibranamenin araç ile bir ilgisi bulunmayan.... tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. Araç, sicil kaydı üzerinde bulunan rehin şerhinin kaldırılması üzerine 28.03.2012 tarihinde satılmış olup, bu sebeple de tekrar rehin şerhinin araç kaydı üzerine işlenmesi olanağı kalmamıştır.

O halde mahkemece, davalı noterin ibraname düzenlendiği sırada kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermediği gözetilerek ve kamu hizmeti yapan noterin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi onun sorumluluğunu gerektirdiğinden, rehin şerhinin kalkması ve aracın satışı işlemi sebebiyle davacının uğradığı maddi kayıpların belirlenmesi ve davalı noter tarafından tazminine karar verilmesi gerekirken, itibar edilmeyen gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir…"

Gerekçesi ile oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, noterlerin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili şirket adına kayıtlı .... plâkalı aracın dava dışı ... isimli şahsa Bucak Noterliğince düzenlenen 22.03.2012 tarihli sözleşmesiyle satılıp, trafik kaydına şirket lehine 57.000,00-TL bedelli rehin şerhi işlendiğini, ancak satış tarihinden dört gün sonra ... ile birlikte kendisini rehin alacaklısı olarak tanıtan.... isimli kişinin Cihanbeyli Noterliğine giderek rehin şerhinin kaldırılması için ibraname düzenlettirdiklerini, rehin şerhi kaldırılan aracın da 28.03.2012 tarihinde M. K. isimli bir şahsa, ardından da bir şirkete satıldığını, ibranameyi düzenleyen davalı notere iğfal kabiliyeti bulunan herhangi bir belgenin sunulmadığını, noterin satım ve rehin sözleşmesini düzenleyen Bucak Noterliğinden teyit almadan ve gerçek rehin alacaklısının kim olduğunu araştırmadan rehin şerhinin kaldırılmasını sağlayacak belgeyi düzenlediğini, kusursuz sorumluluğu bulunan noterin görevinin gereği olan dikkat ve özeni göstermeden beyana dayalı olarak işlem yaptığını, araç iyi niyetli üçüncü kişiler eline geçmiş olabileceğinden geri alma imkânının da kalmadığını ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 57.000,00-TL maddi tazminatın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın ... veya Adalet Bakanlığı aleyhine açılması gerektiğini, müvekkili tarafından yapılan işlemin onaylama işlemi olduğunu, bu işlemin Noterlik Kanunu'nun 82/3 ve 90. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, noter tarafından yapılan onay işleminin, onaylanan imzanın ilgili kişiye ait oluşunu belgelendirme niteliğini taşıdığını, hukuki işlemin içeriğini kapsamadığını, bu işlemlerde imza ve tarihin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu, davacının dayandığı ibranamenin de noter tarafından resen düzenlenen bir belge olmayıp, sadece tarafların imzasının onaylandığını, bu sebeple müvekkilinin gerçek rehin alacaklısını araştırma zorunluluğunun bulunmadığını, yapması gereken tek şeyin imza atan kişi ve ibraz ettiği resimli kimliği kontrol etmekten ibaret olduğunu, davalının hiç bir kusurunun bulunmadığını, kusurun rehin şerhini kaldıran trafik müdürlüğüne ait olduğunu, kendi sisteminde araç sahibini, rehin sözleşmesini ve rehin borçlusunu gören yerin orası olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İhbar olunan ... vekili davanın reddine karar verilmesini istemiş, Anadolu Anonim Türk Sigorta A.Ş. vekili ise noterlerin hukuki mali sorumluluk sigortasının müvekkili şirket tarafından yapıldığını, somut olayda noterin kastı ve kusuru bulunmadığını, kusur ve zarar kesinleşir ise poliçe limitleri dahilinde bir itirazlarının bulunmadığını belirtmiştir.

Mahkemece, ibranamede davalı noterin sadece kimlik tespiti yaptığı, buna dayalı olarak araç üzerindeki ipoteğin trafik müdürlüğünce kaldırıldığı, davalı noterin ipotek alacaklısını araştırma yükümlülüğünün olduğuna dair hukuki bir dayanağın bulunmadığı, bu durumda noterin sorumlu tutulamayacağı, bu gerekçe bir an için doğru olmasa bile ipoteğin kaldırılmasının ipotek alacaklısını başlı başına zarara uğratan bir işlem olmadığı, zira davacının ipoteğe başvurmadan da alacağını tahsil edebileceği, sırf ipoteğin kaldırılmasından dolayı davacı tarafından ispatlanmış bir somut zararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur.

Yerel mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek ve gelecekte doğup doğmayacağı belli olmayan bir zarar için dava açılamayacağı belirtilmek suretiyle ilk hükümde direnilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda noter vekilinin tek taraflı ibra beyanında bulunan kişinin gerçekten rehin alacaklısı olup olmadığını araştırma görevinin bulunup bulunmadığı, ayrıca sırf rehnin kaldırılmış olmasının rehin alacaklısını zarara uğratıp uğratmayacağı, rehinle temin edilen alacağını rehin borçlusundan alamadığı yönünde bir iddiası bulunmayan davacının doğrudan noterin sorumluluğuna başvurup vuramayacağı, burada varılacak sonuca göre davalı noter vekilinin sorumluluk koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.

İşin esasına geçilmeden önce konuyu düzenleyen mevzuatın irdelenmesinde yarar vardır.

Hukukumuzda noterlik kurumu 1512 Sayılı Noterlik Kanunu ile düzenlenmiştir. Kanunun 1. maddesine göre noterlik bir kamu hizmeti olup, noterler, hukuki güvenliği sağlamak ve anlaşmazlıkları önlemek için işlemleri belgelendirirler.

Hukuki güvenliği sağlamak amacıyla çeşitli belge ve işlemlere resmiyet kazandırmakla görevli kılınan noterlerin, yaptıkları işlemler sebebiyle bizzat işlemin tarafı olan kişiler zarar görebileceği gibi işlemin tarafı olmayan üçüncü kişiler de zarar görebilir. Bu sebeple noterlerin yaptıkları işlemler dolayısıyla meydana gelecek zararlardan ötürü sorumlu tutulmaları bir zorunluluk olarak kendini göstermiş, kanun koyucu da bu sorumluluğun belirlenmesi açısından genel hükümler ile yetinmeyip Noterlik Kanunu içerisinde özel bir hükme yer vermiştir.

Noterlik Kanununun "Noterlerin hukuki sorumlulukları" başlıklı 162. maddesinin birinci fıkrasına göre "Stajiyer, katip ve katip adayları tarafından yapılmış olsa bile noterler, bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar."

Görüleceği üzere noterlerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen maddede, sorumluluğun bir şartı olarak kusurdan söz edilmemiştir. Bu sebeple noterlerin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Buradaki sorumluluğun 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66. ( mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 55. ) maddesindeki sorumluluğun ağırlaştırılmış şekli olduğu Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün ve 2013/4-335 E., 2013/1654 K. ve 27.05.2015 gün ve 2013/3-2329 E., 2015/1444 K. sayılı kararlarında vurgulanmıştır.

Noterliğin bir kamu hizmeti olduğunu belirten kural, aynı zamanda noterin görev ve yetkilerini de düzenlemektedir. Bu derece önemli görev ve işlevleri sebebiyle sorumluluklarının da buna paralel biçimde düzenlenmesi gerekmiştir. Bundan dolayı noterin yapacağı işler son derece sıkı kural ve şekil şartlarına bağlanmıştır. Öte yandan; bir güven kurumu olan ve yaptıkları işlerde uzman olan noter, devlet adına bir takım kamusal yetkileri de kullanmak suretiyle; belgeleri ve beyanları resmileştiren ve aksinin kanıtlanmasını güçleştiren hatta neredeyse imkânsız hâle getiren, hukuki sonuçlar doğuracak belgelerin düzenlenmesi yetkisiyle donatılmıştır. Noterlik Kanunu'nun 82. ve İcra İflas Kanunu'nun 38. maddeleri gereğince; noterlerin düzenlemiş oldukları belgelere ispat gücü ve icra edilebilirlik açısından, özel ve ayrıcalıklı bir konum verilmiştir. Bu kadar önemli bir işin yapılmasıyla yetkili kılınan noterlerin sorumluluklarının da düzenlemeye paralel olması gerekir. Noterlerin uzmanlığına inanan ve güvenen iş sahipleri, yapılan iş ve işlemlerin tam ve sağlıklı olduğu konusunda kuşku duymamalıdırlar. Bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar doğmuşsa noterin bundan sorumlu olması doğaldır ( Tanrıver Süha, Noterlik Hukukuna İlişkin İncelemeler, 1993-2011, s. 53, 61, 82,85 ).

Noterlik bir güven kurumudur. Buna paralel olarak noterlerin, ağır bir sorumluluğa tabi tutulması, kendilerine yüklenen işlerin önemi ve yanlış yapılmasından dolayı büyük zararların doğması tehlikesinin bulunması ve noterlik işlemlerinin sağlamlığı hususunda iş sahiplerine garanti verme gerekliliği düşüncesine dayanmaktadır.

Doktrinde; noterlerin hukukî sorumluluğunun, nitelik itibarıyla ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu olduğu ifade edilmektedir ( Tanrıver Süha, a.g.e.1993-2011, s.79 ).

Noterlik Kanunu'nun 162. maddesinde noterin kendi yaptığı işten ve çalışanının yaptığı işten dolayı sorumluluğu düzenlenmiş ve aynı hukuki rejime tabi kılınmıştır. Bu sorumluluk adam çalıştıranın sorumluluğuna benzemez. Zira adam çalıştıranın sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirme imkânı sağlanmış iken, bu sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmamıştır. Bu yönü itibariyle ağırlaştırılmış özen yükümlülüğünün ihlâlinden kaynaklanan sorumluluk olduğu sonucuna varılmaktadır. Noter gerekli özeni gösterdiğini iddia ederek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Ancak gerekli özeni göstermiş olsa bile, zararın doğmasına engel olamayacağını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Noterin bir kamu hizmeti ifa ettiği de dikkate alınarak sorumluluğun belirlenmesinde normal bir insanın göstereceği özenli davranış değil, aynı işi üstlenen noterlik mesleğinde çalışan bir kişinin göstermesi gereken objektif davranış esas alınacaktır. Buradaki tazminat yükümlülüğü; sorumlu kişinin somut olaydaki bireysel davranışından daha çok onun toplum ve ekonomi içindeki durumu ile kanunun ona yüklediği ihtimam ve özen görevine bağlanmaktadır. Böylece toplum içinde bazı iş ve meslekler ile bazı gruplara ve kategorilere daha ağır bir sorumluluk yükletilmektedir.

Noterlik Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca noterin hukuki sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için ortada; noterin veya noter çalışanının görevleriyle ilgili bir eyleminin bulunması ve bu eylemden dolayı bir zararın doğması, bu zararla birlikte eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir. Bu şartlardan birisinin gerçekleşmemesi hâlinde noterin hukuki sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.

Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda kusursuz sorumlu olan kişi zarardan sorumlu tutulmayacaktır. Teoride ve uygulamada kabul edildiği üzere mücbir sebep, zarar görenin tam veya üçüncü kişinin ağır kusuru ile illiyet bağı kesilir, bu üç olgudan birinin bulunması hâlinde kusursuz sorumlu kimse de sorumluluktan kurtulur. Noterlerin yaptığı işlemler bakımından söz konusu işlemin gereği gibi yani özen yükümlülüğüne uygun şekilde yerine getirmiş olsaydı zarar oluşmayacaktı denilebiliyorsa noter sorumlu olacaktır ( Hukuk Genel Kurulu, 27.05.2015 gün ve 2013/3-2329 E., 2015/1444 K. ).

Diğer taraftan, Noterlik Kanununda yer alan ve noterlerin genel olarak yapacakları işler ( NK. m. 60 ) ile özel olarak yapacakları işler ( NK. m.61-70 ) için iki çeşit düzenleme şekli öngörülmüştür. Bunlar düzenleme şeklindeki noter senetleri ve onaylama şeklindeki noter senetleridir.

Düzenleme şeklindeki noter senetleri, bizzat noter tarafından tutanak tanzim etmek suretiyle yapılır. Noterlik Kanununun 84. maddesi uyarınca bu tutanağın; noterin adı ve soyadı ile noterliğin ismini, işlemin yapıldığı yer ve tarihi, ilgilinin ve varsa tercüman, tanık ve bilirkişinin kimlik ve adresleri ile ayrıca ilgilinin vergi kimlik numarasını, ilgilinin hakiki arzusu hakkındaki beyanını ve işleme katılanların imzaları ile noterin imza ve mührünü taşıması gereklidir. Bu şekilde düzenlenen iş kâğıdının aslı noterlik dairesinde saklanır ve örneği ilgilisine verilir.

Düzenleme şeklinde yapılan noter senetlerinde ilgilinin beyanında bir belgeye dayanması hâli de Kanunu'nun 88. maddesinde "tutanağa eklenecek belgelerin hükmü" başlığı altında düzenlenmiş ve maddenin birinci cümlesinde; ilgili beyanında bir belgeye dayanır ve bu tutanağa bağlanırsa, o belge tutanağın ayrılmaz bir parçası sayılır denilmiştir.

Noterlerce düzenleme şeklinde belgelendirilen işlemler resmî sayılır ( NK. m. 82 ). İçerik ve şekil bakımından sahteliği sabit oluncaya kadar kesin delil teşkil eder ( HMK. m.204/1 ).

Onaylama şeklindeki noter senetleri ise noterlik dairesi dışında düzenlenen işlemlerdeki imzaların onaylanması yoluyla yapılır ( Özbek, M.S.; Noter Senetlerinde Sahtelik, 2. Baskı, Ankara 2013, s.64 ). Hukuki işlemlerin altındaki imzanın onaylanması, imzayı atan şahsa ait olduğunun bir şerhle belgelendirilmesi ile yapılır ( NK. m. 90 ). İmzanın noter önünde atılması mümkün olduğu gibi dışarıda atılıp, ilgilisince kendisine ait olduğunun noter önünde kabul edilmesiyle de mümkündür.

Noter tarafından yapılan imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde bulunup, hukuki işlemlerin içindekileri kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerlidir ( NK. m. 82/3 ).

Tüm bu yasal düzenlemeler kapsamında somut olaya gelindiğinde; davacı şirket adına kayıtlı olan .... plâka sayılı aracın dava dışı ... isimli şahsa satılıp, trafik kaydına Bucak Noterliğinin 22.03.2012 gün ve 4344 yevmiye numaralı "Borç ve Rehin Sözleşmesi" başlıklı işlemiyle şirket lehine 57.000,00-TL bedelli rehin şerhi işlendiği, aradan dört gün geçtikten sonra rehin borçlusu ... ile birlikte kendisini rehin alacaklısı olarak tanıtan.... isimli kişinin davalı noter vekilinin işlem yaptığı Cihanbeyli Noterliğine giderek 26.03.2012 gün ve 01689 yevmiye numaralı ibranameyi düzenlettikleri, bu ibraname ile araç üzerindeki rehin şerhinin Ankara Trafik Tescil Müdürlüğünce kaldırıldığı, rehin şerhi kaldırılan aracın da 28.03.2012 tarihinde dava dışı M. K. isimli bir şahsa, ardından da başka bir şirkete satıldığı tartışmasızdır.

Uyuşmazlık, rehin şerhinin kaldırılmasına esas teşkil eden ibranamenin düzenlenmesi sırasında davalı noter vekilinin az yukarda ayrıntılı şekilde anlatılan özen yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirip getirmediği noktasında toplanmaktadır. Bu hususun belirlenmesinde yapılan işlemin onaylama şeklinde mi yoksa düzenleme şeklinde mi yapıldığı hususu da önem taşımaktadır. Keza, onaylama işlemi onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme dışında hukuki işlemlerin içindekileri kapsamayacağından, noterin belgelendirdiği kısım sadece imza ve tarihten ibarettir. Ancak, söz konusu belgenin düzenleme şeklinde yapılması ve ilgilinin beyanında bir belgeye dayanması hâlinde ise Noterlik Kanunu'nun 88. maddesi gereğince o belge, tutanağın ayrılmaz bir parçası sayılacağından tutanağa eklenmek üzere ibrazı gerekir.

Her ne kadar Özel Daire bozma kararında somut olaydaki ibranamenin bir onaylama işlemi olduğu belirtilmiş ise de, anılan belge noterlik dairesinde içeriği tutanak altına alınmak suretiyle düzenleme şeklinde yapılmıştır. İbrada bulunan ilgili.... da beyanında açık bir şekilde Bucak Noterliğinin 22.03.2012 gün ve 4344 yevmiye numaralı işlemine dayanmıştır. Tutanak içeriğinde bu belgeye dayanılmasına karşın Bucak Noterliğinin 22.03.2012 gün ve 4344 yevmiye numaralı işleminin ibrazı istenmemiş ve ibranameye eklenmemiştir. Oysa ki, Noterlik Kanunu'nun 88. maddesi uyarınca dayanak belge istenmiş olsaydı başkaca bir araştırmaya gerek kalmaksızın daha ilk bakışta gerçek rehin alacaklısının.... değil de; davacı ... Motorlu Araçlar Petrol Ürünleri Nakliye Taahhüt ve Sanayi Limited Şirketi olduğu anlaşılacaktır. Bu durumda, davalının yapması gereken işlemi kanuna uygun şekilde yaptığından ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemez. Rehin şerhi de davalının yaptığı işleme güvenen ilgili emniyet birimlerince kaldırılmış, aracın dava dışı kişilere satılması sebebiyle de davacının alacağı teminatsız kalmış ve zararlı sonuç ortaya çıkmıştır. Görüleceği üzere davalı noterin ihmali ile zarar arasında uygun illiyet bağı vardır.

Bu noktada araç üzerindeki rehin şerhi idarenin işlemiyle kaldırıldığından, kendi sisteminde gerçek rehin alacaklısını görme imkânı bulunan idarenin gerekli denetimi yapmadan rehin şerhini kaldırmış olması sebebiyle noterin kusurlu eylemi ile zararlı sonuç arasındaki illiyet bağının kesilip kesilmediği hususu da tartışılmış ve noterliğin bir güven kurumu olması yanında yaptıkları işlerde uzman olmaları, belge ve beyanları yaptıkları işlemlerle resmileştirmeleri sebebiyle düzenledikleri belgeye duyulan güvenin fazla olduğu, somut olayda da idari birimlerin ihmalinde bu güvenin etkili olduğu, dolayısıyla idarenin kusurunun illiyet bağını kesecek ağırlıkta olmadığı kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.

Bilindiği üzere, üçüncü kişinin eylemi illiyet bağını kesecek yoğunlukta değil de diğer sebeplerle birlikte zararlı sonucu doğurabilecek nitelikte ise birlikte ( ortak ) illiyet söz konusu olur. Ortak illiyette zararlı sonuç birden çok kişinin kusurlu davranışıyla ortaya çıkar. Bu durumda, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca birlikte zarara sebebiyet veren ya da aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı birlikte sorumlu olan kişiler hakkında müteselsil sorumluluğa dair hükümler uygulanır. Müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir ( TBK. m. 163/1 ). Ayrıca davalı noterin sorumluluğu, haksız eylemin asıl faili olduğu ve haklarında kamu davası açıldığı belirtilen üçüncü kişilerin ve bu kişilerden biri olduğu anlaşılan rehin borçlusunun ödeme aczine, haklarında takip ya da dava açılmasına bağlı değildir. Müteselsil sorumluluk sebebiyle zararın tazmininin davalıdan istenmesine engel bir durum yoktur.

O hâlde, davacının uğradığı zararın belirlenmesi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı noter tarafından düzenlenen ibranamede rehin alacaklısının.... isimli kişi olduğu, "Borç ve İbra Sözleşmesi"ndeki gerçek rehin alacaklısının ise İ... Limited Şirketi olduğu, bu durumda gerçek rehin alacaklısı tarafından yapılmayan ibranın ve bu işlemi düzenleyen belgenin hukuken bir sonuç doğurmasının mümkün olmadığı gibi anılan belgenin iğfal kabiliyetinin de bulunmadığı, bu sebeple noterin yaptığı işlem ile doğan zarar arasında bir illiyet bağından söz edilemeyeceği, bir an için böyle bir sebep sonuç ilişkisinin varlığı kabul edilse bile rehin şerhini kaldıran idarenin gerekli incelemeyi yapması hâlinde gerçek rehin alacaklısını çok kolay bir şekilde tespit edebileceği hâlde inceleme yapmadan şerhi terkin ettiğinden ağır kusurunun bulunduğu ve illiyet bağının kesildiği, illiyet bağının kesilmesi hâlinde ise noterin sorumluluğuna gitme imkânının bulunmadığı, yerel mahkemenin davanın reddine dair direnme bu gerekçe ile doğru olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de yukarda açıklanan sebeplerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca yerel mahkeme direnme kararının yukarda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY

Davalı noter tarafından düzenlenen İbraname'de ibra eden....'dır. Borç ve Rehin Sözleşmesi'nde ise rehin alacaklısı İ... Ltd. Şti.'dir. Bu durum karşısında rehin alacaklısının isminin bulunmadığı ibra belgesi sonuç doğurucu nitelikte değildir. Bunun yanında davalı tarafından düzenlenen belgenin iğfal kabiliyeti de bulunmadığından, zararla davalının eylemi arasında illiyet bağının varlığını kabul etme olanağı yoktur. Bir an için illiyet bağının varlığı kabul edilse dahi, idare üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirip, gerekli incelemeyi yapmadığından ağır kusurlu olup, bu ağır kusur illiyet bağını keseceğinden davanın reddi kararı sonucu itibarıyla doğru olup, hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM


  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları



cron