Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları İŞÇİLİK ALACAKLARI, HAFTA TATİLİ ALACAĞININ NASIL İSPATLANACAĞI

İŞÇİLİK ALACAKLARI, HAFTA TATİLİ ALACAĞININ NASIL İSPATLANACAĞI


admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28185



YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2015/22-1634
KARAR NO : 2018/22

İŞÇİLİK ALACAKLARI,
HAFTA TATİLİ ALACAĞININ NASIL İSPATLANACAĞI,
HAFTA TATİLİ ALACAĞININ İSPATI BAKIMINDAN MAHKEMECE KEŞİF YAPILMASININ GEREKİP GEREKMEDİĞİ,


Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Gaziantep 3. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 03.05.2012 gün ve 2010/48 E., 2012/194 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 14.03.2013 gün ve 2012/15862 E., 2013/5244 K. sayılı kararı ile:

(...Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının, davalı işyerinde 19.09.2002 tarihinden 03.02.2009 tarihine kadar kesintisiz çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haklı sebebe dayanmaksızın feshedildiğini, işçinin hafta sonlarında çalıştırıldığı halde karşılığının ödenmediğini belirterek müvekkilinin ihbar ve kıdem tazminatı ile hafta tatil ücreti alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin mazeretsiz devamsızlığı sebebiyle haklı olarak feshedildiğini, hafta sonu tatillerinde işyerinde çalışma yapılmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, feshe dayanak olarak gösterilen tutanakların içeriğinin davalı tanıkları tarafından doğrulandığı, bu durumun aksinin davacı tarafından ispatlanamadığı, iş sözleşmesinin devamsızlık sebebiyle haklı olarak feshedildiği değerlendirilerek ihbar ve kıdem tazminatı istekleri reddedilmiş; davalı delilleri arasında dosyaya sunulan kart okuma belgelerinin sadece 2009 yılı Mart ve Şubat aylarına ait olduğu, başka bir belge ibraz edilmediği gibi bu belgelerin bir kısmının okunaklı olmadığı, Mart 2009 tarihli belgede tatil yapıldığı iddia edilen 7. günde giriş saati gösterilmediği halde çakış saatinin gösterildiği belgelerin yeterli olmadığı, davacı tanık beyanlarının hafta sonu çalışması yapıldığını doğruladığı gerekçesiyle bilirkişi tarafından hesaplanan miktardan 1/3 oranında indirim yapılarak hafta tatili ücreti hüküm altına alınmıştır.

Temyiz:

Kararı davalı temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Davacı işçinin hafta tatili ücretine hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 46. maddesinde, işçinin tatil gününden önce aynı Kanun'un 63. maddesine göre belirlenmiş olan iş günlerinde çalışmış olması şartıyla, yedi günlük zaman dilimi içinde yirmi dört saat dinlenme hakkının bulunduğu belirtilmiş, işçinin hafta tatili gününde çalışma karşılığı olmaksızın bir günlük ücrete hak kazanacağı da 46. maddenin ikinci fıkrasında hüküm altına alınmıştır.

Hafta tatili izni kesintisiz en az yirmi dört saattir. Bunun altında bir süre haftalık izin verilmesi durumunda, usulüne uygun şekilde hafta tatili izni kullandığından söz edilemez. Hafta tatili bölünerek kullandırılamaz. Buna göre hafta tatilinin yirmi dört saatten az olarak kullandırılması halinde hafta tatili hiç kullandırılmamış sayılır.

2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'un 3. maddesine göre, hafta tatili Pazar günüdür. Bu genel kural mutlak nitelikte olmayıp, hafta tatili izninin Pazar günü dışında da kullandırılması mümkündür.

Hafta tatili gününde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan hafta tatili ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde, işçi hafta tatilinde çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir.

Hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. Hafta tatili çalışmalarının yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkân dâhilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

Somut olayda, işveren tarafından sunulan puantaj kayıtları sadece iki ayla sınırlı olup net şekilde okunamaması ve yeterli bulunmaması sebebiyle mahkemece dikkate alınmaması dosya içeriğine uygundur. Söz konusu alacağın tanık beyanlarına göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları arasında çelişki bulunmaktadır. Davacı tanıkları üçlü vardiya sistemi uygulandığını ve her pazar çalışma yapıldığını beyan ederken, davacı tanıkları işyerinin pazar günleri kapalı olduğunu söylemiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tüm hizmet süresi için alacak hesaplaması gerçekleştirilmiştir bir kimsenin bu kadar uzun süre haftanın her günü çalışması düşünülemez. İşyerinde üçlü vardiya sistemi ile çalışma yapıldığı her iki tarafın da kabulündedir. İşyeri pazar günü çalışıyor olsa da bu durum davacının hafta tatili kullanmadığı anlamına gelmez. Mahkemece bilirkişi marifetiyle keşif gerçekleştirilmeli, işyerindeki çalışma düzeni araştırılmalı, postaların dönüşümü, bu arada işçiye hafta tatili kullandırılıp kullandırılmadığı netleştirilmeli, diğer delillerle birlikte bir sonuca varılmalıdır. Yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI


Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki bilgi ve belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili müvekkilinin iş sözleşmesinin haklı sebep olmaksızın feshedildiğini, iş yerinde üç vardiya halinde günlük toplam çalışma süresi 8 saat olacak şekilde çalışıldığını, davalının çalışanlarını normal mesai saatleri haricinde pazar günlerinde de fazla çalıştırdığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile hafta tatili alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili davacının 04.02.2009 tarihinde rapor aldığını, 11.02.2009 tarihinde işbaşı yapması gerekirken rahatsız olduğu gerekçesiyle vardiya amirinden ücretsiz izin alarak 11.02.2009 tarihinden 31.03.2009 tarihine kadar işe gelmediğini, yine 01.04.2009 tarihinde işbaşı yapması gerekirken işe gelmediğini, 02.04.2009 ve 03.04.2009 tarihinde işe gelmemesi nedeni ile iş sözleşmesinin yasaya uygun olarak feshedildiğini, iş yerinde dava dilekçesinde belirtildiği gibi vardiyalı çalışma şeklinde günlük çalışma süresinin sekiz saat olduğunu, bu nedenle de iş yerinde hafta sonu çalışmasının söz konusu olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece fesih yazısının incelenmesinde devamsızlık nedeninin gösterildiği, feshe dayanak olarak da devamsızlık tutanaklarının dosyaya ibraz edildiği, davalı tanıklarının devamsızlığı ve fesih nedenini doğruladığı, davacı tarafça bunun aksinin ispatlanamadığı, davacının iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle haklı olarak feshedildiğinin kabulü gerektiği, bu durumda davacının kıdem ve ihbar tazminatlarını talep edemeyeceği, davalı tarafça her ne kadar hafta sonu çalışması yapılmadığı savunulmuş ise de, sadece 2009 yılı Mart ve Şubat aylarına ait kart okuma belgesinin ibraz edildiği, başka bir belge ibraz edilmediği gibi ibraz edilen belgelerin bir kısmının okunaklı olmadığı, 2009 yılı Mart ayına ait belgede tatil yapıldığı iddia edilen 7. günde giriş saati gösterilmediği halde çıkış saatinin gösterildiği, belgelerin yeterli olmadığı, davacı tanık beyanlarının hafta sonu çalışması yapıldığını doğruladığı, davacı tarafça her ne kadar 750,00 TL ücretle çalıştığı iddia edilmiş ise de ücret bordrolarının imzalı olduğu ve bunun aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı anlaşılmakla asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamaya göre hafta tatili alacağından 1/3 oranında indirim yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.

Mahkemece dosyada uyuşmazlığın hafta tatilinde çalışma yapılıp yapılmadığı noktasında toplandığı, hafta tatilinde çalışıldığının davacı tanık beyanları ile sabit olduğu, kaldı ki davalı tanıklarının kart okuma sistemi bulunduğunu belirttikleri, kart okuma sisteminin bulunmasına rağmen davalı tarafça bu sistem kayıtlarının ibraz edilmediği, davalı tarafça sadece 2009 yılı Şubat ve Mart aylarına ait kart okuma belgelerinin ibraz edildiği, ibraz edilen bu iki belgenin okunaklı olmadığı, 2009 yılı Mart ayına ait belgede tatil yapıldığı iddia edilen 7. günde giriş saati gösterilmediği halde çıkış saatinin gösterildiği, belgenin hükme esas teşkil etmeyeceği, her ne kadar keşif yapılması gerektiği nedenleri ile karar bozulmuş ise de, davalı tarafça delil olarak keşif talebinin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalı tarafın keşif talebinde bulunmadığı somut olayda hafta tatili alacağının ispatı bakımından mahkemece keşif yapılmasının gerekip gerekmediği ve dosya kapsamında mevcut delillere göre anılan alacağın ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce bozma kararının son paragrafında geçen “Davacı tanıkları üçlü vardiya sistemi uygulandığını ve her pazar çalışma yapıldığını beyan ederken, davacı tanıkları iş yerinin pazar günleri kapalı olduğunu söylemiştir.” cümlesinin virgülden sonraki kısmındaki “davacı” ibaresinin “davalı” olarak yazılmasının maddi hataya dayalı olduğunun anlaşılmasına göre belirtilen şekilde düzeltilmesi gerektiği kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu'nda hafta tatili alacağının ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle hafta tatili alacağının ispatı genel hükümlere tabidir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesine göre “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını ve hafta tatili ile genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, kural olarak, fazla çalışma yaptığı gün ve saatleri ispat etmek zorundadır. Fiili bir olgu söz konusu olduğundan, kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir; bu bağlamda tanık da dinletebilir (HGK’nın 27.04.2016 gün 2014/22-886 E., 2016/550 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.) .

Hafta tatillerinde çalışıldığının ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle iş yerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. İş yerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun konuya ilişkin ve “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194’üncü maddesi uyarınca;

“(1)Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.

(2)Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.”

Ancak iki hâli birbirinden ayırt etmek gerekmektedir:

a)Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda, hâkim davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da duruşma bitinceye kadar delil gösterebilirler. Dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hâkimin de görevli olmasına, kendiliğinden araştırma ilkesi denir. Bu ilke kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.

b)Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim delillere kendiliğinden başvuramaz.

Dava malzemesinin taraflarca getirilme ilkesi, dava malzemelerinin mahkemeye kimin tarafından getirileceğiyle ilgili bir ilkedir. Buna göre, hâkim kendiliğinden, taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, hükmüne esas alamaz. Mahkeme sadece tarafların getirdiği vakıalara göre talep sonucunu inceleyip karar verir.

Taraflarca getirilme ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25’inci maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir:

“(1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

(2) Kanunda belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.”

Bu ilkenin bir sonucu olarak mahkeme, sadece taraflarca ileri sürülen vakıaları inceleyebilir. Buna kural olarak deliller de dahildir (m. 25/2).

Fakat hâkim bilirkişi ve keşif delillerine kendiliğinden de başvurabilir (m. 266 ve m. 288). Hâkim isticvaba da kendiliğinden karar verebilir (m. 169/1). Bundan başka hâkim, davanın her safhasında iki tarafın iddiaları sınırı içinde olmak üzere tarafları dinleyebilir ve gerekli olan delillerin gösterilmesini ve verilmesini emredebilir (m. 31) (Kuru, B. / Arslan, R. / Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2011, 22. Baskı, s.377, 378).

Belirtilmelidir ki, hâkim, olayın aydınlatılması için tarafların delil ikamesini isteyebilir ancak tarafa belli bir delili hatırlatamaz.

Mahkemenin hüküm vermesi için kendisine yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi ise de, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkân vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur.

Taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır (Pekcanıtez, H./ Atalay, O. / Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11.Bası, s. 248 vd).

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31’inci maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.”

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, age, s. 248 vd).

Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31’inci maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.

Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; hafta tatili alacağı yönünden ispat yükü üzerinde olan davacı, tanık deliline dayanmış ve mahkemece de davacı tanık beyanları doğrultusunda sonuca gidilmiştir. Bununla birlikte, davalı yalnızca iki aya ait olan ve net okunamayan davacı tanıklarına ait puantaj kayıtlarını dosyaya sunmuş, ancak hem mahkeme hem de Özel Daire anılan kayıtların dikkate alınamayacağını kabul etmiştir.

Diğer taraftan, bozma kararında iş yerinde keşif yapılması gerektiği belirtilmiş ise de, davalı delil listesinde keşif deliline dayanmadığı gibi yargılamada da bu yönde talepte bulunmamış ve temyiz dilekçesinde de bu hususa değinmemiştir. Bu nedenle, bozma kararında belirtilen söz konusu hususlar taraflarca getirilme ve tasarruf ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 gün ve 2013/22-2384 E.-2015/1510 K. ile 06.12.2017gün ve 2015/22-1315 E.-2017/1542 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Gelinen noktada, hafta tatili alacağı yönünden tanık beyanlarına göre sonuca varılmalıdır. Davacı tanıkları, pazar günü çalışma olduğunu ve başka bir gün izinli sayılmadıklarını belirtmişlerdir. Davalı tanıklarından Nihat, iş yerine giriş çıkışların kartlı sisteme göre olduğunu, tanık Abidin, davacının pazar günü çalışmadığını, iş yerinin pazar günü kapalı olduğunu beyan etmiş; diğer tanık Mehmet ise hafta tatili konusunda beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece davacı tanıklarının beyanlarına itibarla hafta tatili alacağının hüküm altına alınması yerindedir. Ancak davacı tanıklarından Selahattin, 2006 yılının 6. ayından 2009 yılının 7. ayına kadar iş yerinde çalıştığını, diğer davacı tanığı Mustafa ise 2007 yılının 9. ayından 2009 yılının 5. ayına kadar iş yerinde çalıştığını beyan etmiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davacının çalışma süresi olan 21.09.2002-03.02.2009 tarihleri ile arasındaki dönem için anılan alacak hesaplanmıştır.

Şu hâlde, tanıkların kendi çalışma dönemine ilişkin düzeni bildiklerinden hareketle, davacı tanıklarının çalışma dönemi ile sınırlı olmak üzere hafta tatili alacağı hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır.

Açıklanan nedenlerle, direnme kararı yukarıda belirtilen bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.

S O N U Ç
: 1- Özel Daire bozma kararının son paragrafında geçen “Davacı tanıkları üçlü vardiya sistemi uygulandığını ve her pazar çalışma yapıldığını beyan ederken, davacı tanıkları iş yerinin pazar günleri kapalı olduğunu söylemiştir.” cümlesinin virgülden sonraki “davacı” ibaresinin “davalı” olarak düzeltilerek maddi hatanın bu şekilde giderilmesine,

2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.01.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.


  • POPULER KONULAR

Dön Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları