Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

İKRARIN TANIMI VE TÜRLERİ

Sözleşme, Alım Satım, Bağış, Kefalet, Vekalet, Tazminat Davaları, Kusur Sorumluluğu, Sebepsiz Zenginleşme, Haksız Fiil, Faiz, Temerrüt Faizi, Gecikme Faizi, Zamanaşımı...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23646
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

İKRARIN TANIMI VE TÜRLERİ

Mesaj gönderen teoman »

İkrarın tanımı ve türleri nelerdir?


HMK 188. maddesi uyarınca tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar et­tikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan dönülemez. Sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrar tarafları bağlamaz.

İkrar, birir tarafın ileri sürdüğü vakıanın (olayın veya olgunun) doğru­luğunun karşı tarafça beyan edilmesini ifade etmektedir.

Öğretideki tanımlamalara göre, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir da­vada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir.

Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. İkrardan söz edile­bilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.

Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır.

Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahke­me dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Mahkeme dışı ikrar, yazılı veya sözlü olarak yapılabilir. Hakim, mahkeme dışı ikrarı doğrulayacak delil ve emare varsa buna dayanarak karar verebilir (HUMK.236/IV). Eş söyleyişle, ikrarın mahkeme dışında yapılması halinde ikrar başka delil ve emare ile kanıtlanması halinde taktiri delil niteliğini kazanır. Hal böyle olunca mahkemece, davaya konu peşinata iliş­kin taraf delilleri sorulmalı, hasıl olacak sonuca göre davacının talebi ile bağlı kalına­rak bir karar verilmelidir.


Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, İkincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur.


İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsul) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir.


:arrow: Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhan­gi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıt­lanmasına gerek kalmaz.

:arrow: Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sür­düğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfı­nın) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; Davalı davacıdan 1000 TL aldı­ğını ikrar eder,fakat bu parayı ödünç olarak değil,hibe olarak aldığını bildirmesi halin­de olduğu gibi vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden,davacı iddiasını,yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.


:arrow: Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütü­nüyle ikrar edilmekle birlikte, ikrara bu vakıadan çıkan hukuki sonucu hükümden dü­şüren ve bu ikrar edilen vakıanın doğumu ile ilgili bulunmayan başka bir vakıa ekleye­rek, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hü­kümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ik­rar olarak ikiye ayrılır. Bağlantılı bileşik ikrarda,ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır.İkrara eklenen vakıa, ikrar olunan vakıanın doğal bir sonucudur.Bağlantısız bileşik ikrarda ise, ikrar edenin ikrarına ekle­diği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur.Yani, ikrara eklenen ikinci vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur.


Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar tür­lerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.

Kanun koyucu, ikrarın geri alınabilmesini maddi hatanın varlığı ile sınırlandırmış ve böylelikle ikrardan geri dönülme­sini sıkı bir şarta bağlamıştır. Maddi bir hatadan kaynaklanmadıkça ikrardan geri dönülemez.


Sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrar tarafları bağlamaz. Bunun nedeni tarafların sulh görüşmelerini rahatlıkla ve samimi ola­rak yapabilmelerine ve sulhun amacına ulaşabilmesine imkan tanınmasıdır. Bu nedenle kanunda açıkça istisna tanınmıştır.

İkrar, davayı kabule benzemektedir. Ancak ikrarın her iki tarafça yapılması mümkün olduğu halde, davayı kabul sadece davalı tarafından yapılabilir. İkrarın konusu vakıalar olduğu halde, kabulün konusunu neticei talep (istem sonucu) oluşturur; vekilin ikrarda bulunabil­mesi için vekaletnamesinde özel bir yetkinin bulunması gerekmediği halde, davayı kabul edebilmesi için vekaletnamede vekile özel yetkinin verilmiş olması gerekir.hukukitavsiyele


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23646
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: İKRARIN TANIMI VE TÜRLERİ

Mesaj gönderen teoman »

T.C
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO: 2012/13-264
KARAR NO: 2012/700
KARAR TARİHİ:10.10.2012

>Vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda vasıflı ikrardan söz edilir ve bu ikrar bölünemez. Böylece vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa değil, vakıayı ileri süren tarafa aittir.





"Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Niksar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 30.10.2009 gün ve 2008/57 E- 2009/353 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 27.12.2010 gün ve 2010/9317-2010/18075 Sayılı ilamı ile;

(... Davacı A____ Ö____, davalılara 22.6.2007 tarihinde 10.000 TL borç gönderdiğini, davalıların bu borçlarına karşılık çek keşide edip tarafına verdiklerini, çekin karşılıksız çıktığını, alacağının ödenmemesi sebebiyle başlattığı icra takibine haksız itiraz ettiklerini, davacı, birleşen dosyayla işçisi N____ A____ vasıtasıyla davalı A____ B____'ye 18.500 TL borç gönderdiğini, bu alacağının da ödenmediğinden icra takibi başlattığını ileri sürerek her iki takibe yapılan haksız itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalı A____ B____, davacıyla aralarında ticari ilişki bulunmadığını, davaya konu paraların PTT kanalıyla kendisine gönderildiğini, davacının talimatıyla paraları dava dışı D____ Ş____ isimli şahsa verdiğini savunmuştur. Davalı T____ B____, paranın ne için A____ B____'ye gönderildiğini bilmediğini, dava dışı D____ Ş____ ve C____ G____'nin kendisine getirdikleri ve davacıya vermesini istediklerini, kendisinin de çeki yanlışlıkla ciro ederek davacıya verdiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz etmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı T____ B____'nin tüm, davalı A____ B____'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-) Davacı, eldeki davada davalıya PTT havalesiyle ödünç para gönderdiğini iddia etmiş, davalı ise davacının isteğiyle gönderilen paranın dava dışı D____ Ş____'ye verdiğini savunmak suretiyle gerekçeli inkarda bulunmuştur. PTT havale makbuzunda paranın ödünç olarak gönderildiğine dair bir kayıt da yoktur. Hemen belirtmek gerekir ki, havale bir ödeme vasıtası olup var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Davalı, karz ilişkisini inkar ettiğine göre karz ilişkisinin varlığını davacının kanıtlaması gerekir. Miktar itibarıyla tanık da dinlenemez. Mahkemece davacının delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HGK'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Asıl ve birleşen dava, genel haciz yoluyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, "davacı A____ Ö____, davaya konu paraları davalılardan T____ B____'ye borç olarak onun beyanı doğrultusunda oğlu olan diğer davalı A____ B____ adına PTT aracılığıyla gönderdiği, PTT dekontu ve PTT Niksar Şubesinin yazılarıyla dekontlarda yazılı miktarların davalılardan A____ B____'ye ödendiği, davalılardan A____ B____ duruşmadaki beyanında her ne kadar davacıya borcu olmadığını, davaya konu paraların davacı tarafından D____ Ş____ isimli şahsa verilmek üzere kendisi adına gönderildiği, kendisinin de paraları D____ Ş____ isimli şahsa verdiğini beyan etmiş ise de davalının bu şekildeki beyanı doğrultusunda artık ispat külfetinin davalı tarafa geçtiği, davalı A____ B____'nin davaya konu paraları borç olarak almadığı, D____ Ş____ isimli şahsa verilmek üzere aldığı şeklindeki iddiasını ise ispat edemediği" gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün davalılar vekili tarafından temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarda bir (1) numaralı bentte yazılı sebeplerle davalılardan T____ B____'nin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, diğer davalı A____ B____'nin sair temyiz itirazlarının reddi ile iki (2) numaralı bentte gösterilen sebeplerle davalı A____ B____ yararına bozulmuş; davalı A____ B____ vekilinin karar düzeltme istemi ise, Özel dairece reddedilmiştir. Davalı T____ B____'nin tüm temyiz itirazları Özel Daire'ce reddedilmekle, asıl davada bu davalı yönüyle hüküm kesinleşmiştir.

Mahkemece, "davalı gönderilen paranın hukuki niteliğini (ödünç olarak gönderildiğini) inkar etmediği ancak paranın gerçekte kendisine değil, D____ Ş____'ye gönderildiğini iddia ettiğini, o halde gönderilen havalenin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolundaki yasal karinenin somut olayla örtüşmediği" gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davalı A____ B____ yönüyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davalı A____ B____ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Öncelikle belirtmelidir ki, davacı yanın asıl davada 10.000 TL, birleşen davada ise 18.500 TL olmak üzere toplam 28.500 TL miktarında bir bedeli -herhangi bir açıklama olmaksızın-havale yoluyla ödediği, bu miktarın davalı A____ B____ tarafından alındığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Şu durumda, bozma ve direnme kararlarının içerik ve kapsamları itibariyle, HGK'nun önüne gelen uyuşmazlık; asıl ve birleşen davada davalı A____ B____'nin savunmasının, usul hukuku bakımından mevsuf ikrar (gerekçeli inkar) mı, yoksa bağlantısız bileşik ikrar mı olduğu; buna bağlı olarak, kanıtlama yükünün hangi tarafa ait bulunduğu noktasında toplanmaktadır.

Bu noktada "ikrar" kavramı hakkında şu açıklamaların yapılmasında yarar vardır:

1086 Sayılı HUMK'nun 236. maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.

Öğretideki tanımlamalara göre ise ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine dair olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için, Bkz: Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6.Baskı Cilt:2, Ankara 2001, sayfa:2037 ve devamı; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1-2, 3. Bası, Formül Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa:549 ve devamı; Prof. Dr. Necip Bilge, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3.Baskı, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. Süha Tanrıver, Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).

İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.

Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır.

Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir.

Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.

Vasıflı ikrarda (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; davalı, davacıdan 1000 TL aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil, hibe olarak aldığını bildirmesi halinde olduğu gibi. Vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.

Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.

Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.

Nitekim aynı ilkeler, HGK'nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158; 28.4.2010 gün ve E:2010/14-222, K:2010/234 Sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:

Davacının, gönderilme nedeni belirtilmeyen her üç havaleyi de, borç olarak verilmek üzere davalı A____ B____'ye gönderdiğine dair iddiası davalıca kabul edilmemiş, tersine, bu paraların, davacının isteğiyle dava dışı D____ Ş____'ye verildiği savunulmuştur. Böylece davalı A____ B____, davaya konu paraların kendisine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar etmiş, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen sebeple (borç olarak alınması) değil, başka bir sebeple (davacının isteğiyle dava dışı D____ Ş____'ye verilmesi amacıyla) gönderildiklerini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirmiştir.

Davalı A____ B____'nin ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi karşısında, somut olayda, basit (adi) veya bileşik ikrarın söz konusu olamayacağı çok açıktır. Zira, her ikisinin de temel koşulu, ileri sürülen maddi vakıanın ve onun hukuki vasfının birlikte kabul edilmiş olmasıdır. Bu nedenle, yerel mahkeme kararındaki, davalı A____ B____'ın savunmasının değerlendirilmesinde belirtilen gerekçe ve kabulde isabet görülmemiştir.

Vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukuki vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiği ve vasıflı ikrarın bölünemeyeceği yukarda açıklanmıştır.

O halde, somut olayda davalı A____ B____'nin savunması, vasıflı ikrar (gerekçeli inkar) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Buna göre, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalı A____ B____'ye) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.

Bu durumda, davacı, davaya konu paraların borç olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür; buna bağlı olarak, davalı A____ B____'nin ödünç ilişkisini kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır.

Öte yandan, 818 Sayılı BK'nun 457 ve ardından gelen maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi), bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. (Havale kavramı hakkında geniş bilgi için B.K.: Prof. Dr. Arif. B. Kocaman. Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001; H.G.K.'nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158 Sayılı ilamı).

Somut olayda, havaleci durumundaki davacı A____ Ö____, değinilen yasal karine karşısında, davalı A____ B____'a yaptığı davaya konu havalelerin, bir borcun ödenmesinden başka bir amaca yönelik bulunduğunu kanıtlama yükümü altındadır. Başka bir ifadeyle, havale kavramından hareketle yapılacak değerlendirmeye göre de, somut olayda kanıtlama yükümlülüğü davacıya aittir.

Açıklanan bu gerekçe de gözetilerek, HGK'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu sebeple direnme kararı bozulmalıdır.

KARAR : Davalı A____ B____ vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30. maddesiyle 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı HUMK'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istenmesi halinde temyiz peşin harcının iadesine, 1086 Sayılı HUMK.nun 440/III- (1.)maddesi uyarınca asıl davaya konu alacağın değeri dikkate alındığında miktar itibariyle karar düzeltme yolu kapalı, birleşen davaya konu alacağın değeri bakımından ise miktar itibariyle karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.10.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi."
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 23646
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: İKRARIN TANIMI VE TÜRLERİ

Mesaj gönderen teoman »

HMK’da İSPAT ve DELİLLER BAKIMINDAN GETİRİLEN YENİLİKLER

http://web.e-baro.web.tr/uploads/25/6.pdf
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj