Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mülkiyet, Menkul, Gayrimenkul, Kat Karşılığı İnşaat, Ayni Hak, Tapu Sicili, Tapu İptali, Tescil, Kadastro, Orman, Zilyetlik, İrtifak, İpotek, Rehin, Muvazaa, Hazine, Ecri Misil, Satış Vaadi...
Cevapla
Hsdemir
Site Üyesi
Mesajlar: 3
Kayıt: 31 Eki 2018 08:57

Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen Hsdemir » 31 Eki 2018 09:08

Sevgili meslektaşlarım yeni başlamış bir stajyer olarak araştırıp sunmam ve dilekçesini hazırlamam için bir dosya elime geçti.
Müvekkilimiz ve eşi görme engelli.
2014 yılında bir ev alıyorlar ücretin bir kısmını elden peşin bir kısmını da banka aracılığı ile taksitle eski malikin hesabına yatırıyorlar. Dekontlarda arsa bedeli taksidi olarak açıklama girilmiş.
Bankaya parayı yatıran müvekkilimizin engeli sebebiyle yeğeni. 3. Şahıs adına olduğunu da belirtiyor yatırırken.
Taşınmazın maliki tapuyu vermek istemiyor, geçiştiriyor. 1 sene sonra ise yakın akrabası olan bir kişiye satışını yapıyor. Evin yeni maliki ise bizim müvekkilimize ihtar çekerek. Satışı aldığı tarihten itibaren eski malik ile kurulmuş sözlü kira sözleşmesi uyarınca bir kira bedeli istiyor ve taşınmazın tahliyesini talep ediyor.
Ortada bir kiracı kiraya veren durumu aslında yok.
Evin satışını üzerine alan kişi müvekkilimizin yan binasında oturuyor.
Sizce nasıl bir yol izlemeliyim dilekçemde hangi noktalara değinmeliyim?



Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen Admin » 31 Eki 2018 09:52

Hsdemir yazdı:Sevgili meslektaşlarım yeni başlamış bir stajyer olarak araştırıp sunmam ve dilekçesini hazırlamam için bir dosya elime geçti.
Müvekkilimiz ve eşi görme engelli.
2014 yılında bir ev alıyorlar ücretin bir kısmını elden peşin bir kısmını da banka aracılığı ile taksitle eski malikin hesabına yatırıyorlar. Dekontlarda arsa bedeli taksidi olarak açıklama girilmiş.
Bankaya parayı yatıran müvekkilimizin engeli sebebiyle yeğeni. 3. Şahıs adına olduğunu da belirtiyor yatırırken.
Taşınmazın maliki tapuyu vermek istemiyor, geçiştiriyor. 1 sene sonra ise yakın akrabası olan bir kişiye satışını yapıyor. Evin yeni maliki ise bizim müvekkilimize ihtar çekerek. Satışı aldığı tarihten itibaren eski malik ile kurulmuş sözlü kira sözleşmesi uyarınca bir kira bedeli istiyor ve taşınmazın tahliyesini talep ediyor.
Ortada bir kiracı kiraya veren durumu aslında yok.
Evin satışını üzerine alan kişi müvekkilimizin yan binasında oturuyor.
Sizce nasıl bir yol izlemeliyim dilekçemde hangi noktalara değinmeliyim?
Merhaba,

Yazılı delilin bulunmadığı durumlarda 1086 sayılı HUMK.nun 292. maddesinde ve 6100 sayılı HMK.nun 200. maddesinde öngörüldüğü şekilde yazılı delil başlangıcı sayılacak bir durumun (banka dekontu, taraflar arasındaki yazışmalar, mektuplar vs. gibi) mevcudiyeti halinde buna değer verilmesi ve iddianın her türlü delille (tanık, yemin, bilirkişi vs.) ispat edilebilir hale geleceği gerek yargısal uygulamalarda gerek öğretide kabul edilmiştir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Hsdemir
Site Üyesi
Mesajlar: 3
Kayıt: 31 Eki 2018 08:57

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen Hsdemir » 02 Kas 2018 07:59

admin yazdı:
Merhaba,

Yazılı delilin bulunmadığı durumlarda 1086 sayılı HUMK.nun 292. maddesinde ve 6100 sayılı HMK.nun 200. maddesinde öngörüldüğü şekilde yazılı delil başlangıcı sayılacak bir durumun (banka dekontu, taraflar arasındaki yazışmalar, mektuplar vs. gibi) mevcudiyeti halinde buna değer verilmesi ve iddianın her türlü delille (tanık, yemin, bilirkişi vs.) ispat edilebilir hale geleceği gerek yargısal uygulamalarda gerek öğretide kabul edilmiştir.
Ayrıca buna benzer birkaç karar paylaşabilirseniz çok sevinirim

teşekkür ederim yanıtınız için

Hsdemir
Site Üyesi
Mesajlar: 3
Kayıt: 31 Eki 2018 08:57

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen Hsdemir » 02 Kas 2018 16:46

araştırdığım Yargıtay kararlarına ve içtihatı birleştirme kararına göre satış resmi şekle aykırı yapıldığı için, geçersiz harici satışa dayalı olarak tapu iptali ve tescili davası açılamıyor. sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre müvekkilimizin ödediğini kanıtladığı ücreti karşı taraftan bilirkişilerin hesaplamalarına göre günümüze uyarlanan rakamı isteyebiliyoruz.
çoğu kararda kısmen kabul kısmen red kararı var. bunlarda da tapu iptal ve tescil talebi reddediliyor. ödenen ücretin iadesi sağlanılıyor.
kaçırdığım bi nokta var mıdır acaba ?
hiçbir şekilde taşınmazı elimizde tutma şansımız yok mudur?
müvekkilimizin 15 yıldır malik sıfatıyla zilliyetlik durumu var.

imsel
Kıdemli ** Üye
Mesajlar: 160
Kayıt: 27 May 2016 19:32

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen imsel » 03 Kas 2018 00:23

TAPULU TAŞINMAZLARIN SATIŞI RESMİ SENETLE YAPILABİLİR.BU ŞEKİL ŞARTIDIR.BU DURUMDA TESCİLE ZORLAMA DAVSI AÇAMaZSINIZ.3.sahıs tapuya güven ilkesine göre evin sahibi olmuştur.ihtardan itibaren ecrimisil isteyebilir.burda kira.siz artık ya kiracısınız ya da işgalci.bu durumda müvekkiliniz ancak elindeki belgelerle önceki ödediği miktarı ilk malikten isteyebilir.evden bir hak iddiasında bulunamaz kanaatindeyim.

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22573
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen teoman » 03 Kas 2018 08:19

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2010/630
KARAR NO:2010/3036
KARAR TARİHİ07.06.2010


Abdullah ile Adnan ve Gülseren aralarındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair (Büyükçekmece Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi)'nden verilen 07.10.2009 gün ve 491/1117 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı, 2003 yılında davalılardan harici satış suretiyle satın aldığı 1637 ada 3 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı B Blok 6 kat 23 nolu bağımsız bölümün davalı Adnan üzerindeki tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline, bunun mümkün olmaması halinde bu yerin dava tarihindeki değerinin davalılardan alınarak kendisine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılara dava dilekçesi ve duruşma günü Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen yargılama oturumlarına katılmamışlar ve cevap vermemişlerdir.

Mahkemece, davalı Gülseren'e yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı Adnan'a yönelik davanın alacağa ilişkin olarak kabulüne ve 22.000,00 TL'nin bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, harici satışa dayalı tapu iptali ve tescil; olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir. Dosya arasında bulunan tarihsiz harici satış sözleşmesi, davacı ile davalı Adnan arasında düzenlenmiştir. Belirtilen sözleşmede imzası bulunmayan davalı Gülseren; dava konusu taşınmazın tapu kayıt maliki değildir. Bu bakımdan mahkemece davalı Gülseren yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik görülmemiştir.

Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre; dava konusu 1637 ada 3 parsel sayılı taşınmaz, davanın dayanağını oluşturan satışın yapıldığı iddia olunan tarihte, davalı Adnan adına kayıtlı bulunmaktadır. Kanunun açıkça izin verdiği haller dışında (TMK'nın 713/2, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesine göre) kural olarak tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın tapu dışı satışı TMK'nın 706, Borçlar Kanunu'nun 213, Tapu Kanunu'nun 26, Noterlik Kanunu'nun 60/3 ve 89. maddeleri hükümleri karşısında resmi şekilde ya-pılmadıkça hukuki sonuç doğurmazlar. Böyle bir satış taşınmazı tapu dışı satın ve devralan kişiye herhangi bir hak bahşetmez. Mahkemece, davalı Adnan bakımından bu gerekçe ile tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümünün ONANMASINA,

Ancak, davacı, haricen davalılar tarafından kendisine satılıp tapuda ferağından kaçınılan taşınmazın bedelini istemiştir. 10.07.1940 tarih ve 1939/2 E., 1940/77 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, harici satışın hüküm ifade etmemesi halinde taraflar, satışın kanıtlanması durumunda verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca isteyebilirler. Taşınmazın güncel karşılığı'talep edilemez (07.06.1939 tarih ve 1936/31 E., 1939/47 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin malvarlığından diğerinin malvarlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır ve bu ilke; haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından istifade ederek kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirme yükümlülüğü altında bulunduğunu ifade eder. Davacı tarafından 2003 yılında davalı Adnan'a dava konusu taşınmazın satış bedeli karşılığı 22.000,00 TL'nin ödendiği hususuna davalı tarafından açıkça karşı konulmadığı gibi, dinlenen davacı tanıklarının beyanları ve dosya arasında yer alan satış senedi ile bu husus sabit bulunmaktadır. Davacı dava dilekçesinde, taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespit edilerek davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Az yukarıda açıklanan ilkeler karşısında taşınmazın güncel karşılığı istenemez. Davacının ödediği bedelin ödeme tarihinden itibaren çeşitli eko-nomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, döviz kurları, altın, memur maaşı ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri unsurların ortalamaları alınmak suretiyle dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkeleri gereğince saptanması gerekir. Bu nedenle, dosyanın konusunda uzman mali müşavir veya muhasebeci, bankacı ve hukukçudan oluşan üç kişiden kurulu bilirkişi heyetine tevdi edilerek davalı Adnan'a harici satış nedeniyle ödenen bedelin uyarlama kuralları gereğince hesaplanması, denetime açık ve gerçek durumu yansıtır rapor alınması, ondan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, satış bedelinin tahsiline karar verilmiş bulunması doğru olmamıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, harici satış bedeline yönelik temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı hükmün belirtilen nedenden ötürü HUMK'nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 07.06.2010 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.







T.C
YARGITAY
3.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014 / 14053
KARAR NO: 2014 / 12755
KARAR TARİHİ: 30.09.2014


ÖZET: Mahkemece, bozmaya uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Zira, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacıların taşınmaz için ödedikleri paranın, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca (ifanın imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı alım gücüne) güncellemesi yapılırken, en önemli ekonomik etkenlerden faiz getirisi ortalamaya katılmamıştır. Bundan ayrı, hesaplamada (eski TL) ve (yeni TL) birbirine karıştırılmış, sözleşme tarihinde döviz kuru …TL (eski … TL) olarak esas alındığı halde dayanağı belgelendirilmemiştir. Yetersiz ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. (4721 S. K. m. 705) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)

Dava: Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar: Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların murisi olan M. D.'ın, davalılarla davacıların ortak murisinden davalılara intikal eden taşınmaz hisselerini haricen 1962 ve 1963 tarihli satış senetleriyle satın aldığını, satıma konu taşınmazların tüm satış bedellerinin davalılara ödenmiş olmasına rağmen tapuda devrin gerçekleştirilmediğini ve davacılar tarafından açılan tapu iptal davasının da reddine karar verildiğini ileri sürerek, davalı tarafa ödenen paranın günümüze uyarlanması neticesinde şimdilik 15.000 TL'nin davalı E.'den, 15.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte diğer davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davaya konu taşınmazın satışına dair yapılan senetlerin geçersiz olduğunu, davacılar tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilip bu kararın kesinleşmesi sebebiyle kesin hüküm oluşturduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, denkleştirici adalet ilkesi gereğince, satış senedinde gösterilen ve davalılara ödenen bedellerin dava tarihi itibariyle ulaşacağı değerin tespiti hususunda alınan bilirkişi raporu doğrultusunda. 2.340,54 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Melek ve Nazire'den, 3.483,61 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı E. K.'dan tahsiline karar verilmiş; hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine; Dairemizin, 2012/18269 Esas - 2012/22862 Karar sayılı ilamı ile:

"... 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,

davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine Konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına dair sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (T.M.K. 705, B.K. 213, Tapu K. 26 ve Noterlik K.60 maddeleri).

O nedenle: geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz... Dosya kapsamından; davalılardan E.'nin, ortak muristen kendisine intikal eden 23/40 hissesini 7.8.1963 tarihli senetle davacıların ortak murisi M.'ya 600.000.000 TL bedelle sattığı, tarafların ortak murisi D. D.'dan kızı F.a'ya intikal eden hissenin de, F.'nın ölümünden sonra eşi H. İ. tarafından kendisine asaleten çocuklarına velayeten 24.12.1962 tarihli senetle davacıların ortak murisi M.'ya 400,000.000 TL bedelle satıldığı ve satış bedellerinin ödendiği, davacılar tarafından davalılar aleyhine 24.10.2003 tarihinde tapu iptal ve tescil davası açıldığı, mahkemece davanın reddine karar verildiği ve kararın 28.11.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Taraflar arasındaki sözleşme mahkemenin de kabulünde olduğu gibi geçersiz olup, davacı ödediği bedelin akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı değeri isteme hakkına sahiptir. Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarih olan 28.11.2007 tarihi akdin ifasının imkansız hale geldiği tarih olup davacılar ödedikleri bedelin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca 28.11.2007 tarihindeki ulaştığı değeri isteme hakkına sahiptir.


Bu durumda; mahkemece yapılacak iş; davacı tarafından ödenen satış bedelinin, ödeme tarihinden itibaren ifanın imkansız hale geldiği tarihe (tapu iptal ve tescil davasının kesinleşme tarihi) kadar ki çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Mahkemece: açıklanan hususlar gözardı edilerek yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir, gerekçesiyle...", mahkemenin kararı bozulmuştur.

Mahkemece; bozmaya uyularak, yeniden yapılan yargılama sonucunda; bilirkişi raporu doğrultusunda, davacıların davasının kısmen kabulü ile, 602,70 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar M. G. ve N. Ç.'den alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine; 869,75 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı E. K.'dan alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Zira, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacıların taşınmaz için ödedikleri paranın, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca (ifanın imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı alım gücüne) güncellemesi yapılırken, en önemli ekonomik etkenlerden faiz getirisi ortalamaya katılmamıştır. Bundan ayrı, hesaplamada (eski TL) ve (yeni TL) birbirine karıştırılmış, sözleşme tarihinde döviz kuru 9 TL (eski 9.000.000 TL) olarak esas alındığı halde dayanağı belgelendirilmemiştir. Yetersiz ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014 / 15352
KARAR NO: 2014 / 17508
KARAR TARİHİ: 29.09.2014


ÖZET: Davacının bedel isteği bulunmadığı gibi ayrıca geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazın belirlenecek değeri ile mütemmim cüzü niteliğinde olan üzerindeki evin bedelini de talep edemeyeceğinden mahkemece davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de bedele yönelik hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle doğru görülmüştür. Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacının dava dilekçesindeki talepleri bağımsız ve ayrı talepler olmayıp terditli taleplerdir. Bu nedenle, davacının tek davasının olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde dava değeri …-TL olarak gösterilmiş, bu değere itiraz edilmemiştir. Bu durumda, dava dilekçesinde yazılı olan ve itiraza uğramayan bu değer üzerinden bir kez vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki kez vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.(4721 S. K. m. 706) (6098 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60, 89) (6100 S. K. m. 26) (YİBK 10.07.1940 T. 1939/2 E. 1940/77 K.) (YİBK 07.06.1939 T. 1936/31 E. 1939/47 K.)

Dava: R. S. ve S. I. ve M. D. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.12.2012 gün ve 84/571 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, dava konusu 552 parsel sayılı taşınmaz tapuda davalılardan S. adına kayıtlı iken diğer davalı M. tarafından 31.07.1997 tarihinde haricen düzenlenen senetle bu taşınmazın 150 m2'lik bölümünün satın ve devralındığını, aynı gün ise vekil edeni ile davalı M. arasında düzenlenen harici senetle bu taşınmazın vekil edenine 1000 TL bedelle satılıp devredildiğini açıklayarak taşınmazın 150 m2'lik kısmının tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline, bu talebin kabul edilmemesi ya da davalı S.’in tapuda malik olmaması halinde ise 552 parseldeki 150 m2'lik hissenin arsa değeri ile üzerindeki evin değerinin tespiti ile bu miktarın dava tarihinden itibaren faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı S., dava konusu taşınmazla ilgili resmi bir satışın söz konusu olmadığını, kaldı ki, tapulu taşınmazların haricen satışının da geçerli bulunmadığını, ancak bedel ödenmiş ise yasal süre içerisinde bedelinin istenebileceğini, somut olayda ise 10 yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş bulunduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı S. aleyhine açılan harici satış bedelinin tahsiline ilişkin davanın pasif husumetten, tapu iptal ve tescile ilişkin davanın ise esastan reddine, diğer davalı M. aleyhine açılan aynı talepli davaların da esastan reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu 552 parsel sayılı taşınmaz dosya arasında yer alan tapu kaydına göre 1991 yılında ifraz edilmek suretiyle 1396 ve 1397 parsellere giderek davada yer almayan üçüncü kişiler adına tescil edilmiştir. Diğer bir deyişle harici satışın yapıldığı 31.07.1997 tarihinde taşınmaz tapulu bir yer olup davalılar adına kayıtlı değildir.

Dava konusu taşınmaz haricen satışa konu edildiği 31.07.1997 tarihinde tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Tapuda kayıtlı taşınmazların harici satışı TMK'nun 706, 6098 sayılı TBK'nun 237, 818 sayılı BK'nun 213, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir hak bahşetmez. TMK'nun 706. Maddesinde öngörülen resmi şekil bir ispat şartı olmayıp bir geçerlilik şekil şartıdır. Bu husus 6098 sayılı TBK'nun 237. maddesinde Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için resmi şekilde düzenlenmesi şarttır.” şeklinde açıklanmıştır. Bu sebeple resmi memur önünde yapılmayan harici satış senetlerine değer verilemez ve buna dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunulamaz. Davanın her iki davalı yönünden bu sebeple reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün tapu iptal ve tescile ilişkin bölümünün ONANMASINA,

Davacı vekilinin terditli talebi yönünden temyiz itirazlarına gelince, davacı vekili dava dilekçesinde ve yargılama sırasında alınan beyanlarında açıkça dava konusu 552 parsel sayılı taşınmazdaki 150 m2 kısmına ilişkin hissenin arsa değeri ile üzerindeki evin değerinin tespit edilerek, bu değerin dava tarihinden itibaren faizine hükmedilmesini istemiştir. Kural olarak, 10.07.1940 tarih ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına göre harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. Ne var ki mahkemece davacının isteğinin, sözleşme ile satışa konu taşınmaz için verilen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince tazmini isteği olarak kabul edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Oysa gerek yargılama sırasında gerekse temyiz dilekçesinde davacı, sözleşmede kararlaştırılan bedel isteğinin bulunmadığını açıkça bildirmiştir. Hakim tarafların talebi ile bağlı olup talepten fazlaya veya başka bir şeye hükmedemez (HMK.26.md). Davacı ile davalı M. D. arasında düzenlenen 31.07.1997 tarihli sözleşme içeriğine göre 552 parselde M.’e ait payı olan 150 m2 yüzölçümlü arsa üzerinde bulunan evin 1Milyar TL bedelle satılarak bedelin alındığı yazılmıştır. Ne var ki davacının bedel isteği bulunmadığı gibi ayrıca geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazın belirlenecek değeri ile mütemmim cüzü niteliğinde olan üzerindeki evin bedelini de talep edemeyeceğinden mahkemece davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçe ile reddine karar verilmiş olması D. değil ise de bedele yönelik hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle D. görülmüştür.

Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacının dava dilekçesindeki talepleri bağımsız ve ayrı talepler olmayıp terditli taleplerdir. Bu nedenle, davacının tek davasının olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde dava değeri 8.500-TL olarak gösterilmiş, bu değere itiraz edilmemiştir. Bu durumda, dava dilekçesinde yazılı olan ve itiraza uğramayan bu değer üzerinden bir kez vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki kez vekalet ücretine hükmedilmesi D. olmamıştır.


SONUÇ: Davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı olan hükmün vekalet ücretine ilişkin bölümlerinin 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılan 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 72,00 TL'nin davacıya istek halinde iadesine 29.09.2014 tarihinde oy birliği ile, karar verildi.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22573
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen teoman » 03 Kas 2018 08:20

T.C
YARGITAY
8. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2010/630
KARAR NO:2010/3036
KARAR TARİHİ07.06.2010


Abdullah ile Adnan ve Gülseren aralarındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair (Büyükçekmece Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi)'nden verilen 07.10.2009 gün ve 491/1117 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı, 2003 yılında davalılardan harici satış suretiyle satın aldığı 1637 ada 3 parsel sayılı taşınmazda kayıtlı B Blok 6 kat 23 nolu bağımsız bölümün davalı Adnan üzerindeki tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline, bunun mümkün olmaması halinde bu yerin dava tarihindeki değerinin davalılardan alınarak kendisine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılara dava dilekçesi ve duruşma günü Tebligat Yasası hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen yargılama oturumlarına katılmamışlar ve cevap vermemişlerdir.

Mahkemece, davalı Gülseren'e yönelik davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı Adnan'a yönelik davanın alacağa ilişkin olarak kabulüne ve 22.000,00 TL'nin bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine yönelik hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, harici satışa dayalı tapu iptali ve tescil; olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir. Dosya arasında bulunan tarihsiz harici satış sözleşmesi, davacı ile davalı Adnan arasında düzenlenmiştir. Belirtilen sözleşmede imzası bulunmayan davalı Gülseren; dava konusu taşınmazın tapu kayıt maliki değildir. Bu bakımdan mahkemece davalı Gülseren yönünden husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik görülmemiştir.

Dosya arasında bulunan kayıt ve belgelere göre; dava konusu 1637 ada 3 parsel sayılı taşınmaz, davanın dayanağını oluşturan satışın yapıldığı iddia olunan tarihte, davalı Adnan adına kayıtlı bulunmaktadır. Kanunun açıkça izin verdiği haller dışında (TMK'nın 713/2, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesine göre) kural olarak tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın tapu dışı satışı TMK'nın 706, Borçlar Kanunu'nun 213, Tapu Kanunu'nun 26, Noterlik Kanunu'nun 60/3 ve 89. maddeleri hükümleri karşısında resmi şekilde ya-pılmadıkça hukuki sonuç doğurmazlar. Böyle bir satış taşınmazı tapu dışı satın ve devralan kişiye herhangi bir hak bahşetmez. Mahkemece, davalı Adnan bakımından bu gerekçe ile tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin tapu iptal ve tescil davasının reddine yönelik temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu bölümünün ONANMASINA,

Ancak, davacı, haricen davalılar tarafından kendisine satılıp tapuda ferağından kaçınılan taşınmazın bedelini istemiştir. 10.07.1940 tarih ve 1939/2 E., 1940/77 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre, harici satışın hüküm ifade etmemesi halinde taraflar, satışın kanıtlanması durumunda verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca isteyebilirler. Taşınmazın güncel karşılığı'talep edilemez (07.06.1939 tarih ve 1936/31 E., 1939/47 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin malvarlığından diğerinin malvarlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır ve bu ilke; haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından istifade ederek kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirme yükümlülüğü altında bulunduğunu ifade eder. Davacı tarafından 2003 yılında davalı Adnan'a dava konusu taşınmazın satış bedeli karşılığı 22.000,00 TL'nin ödendiği hususuna davalı tarafından açıkça karşı konulmadığı gibi, dinlenen davacı tanıklarının beyanları ve dosya arasında yer alan satış senedi ile bu husus sabit bulunmaktadır. Davacı dava dilekçesinde, taşınmazın dava tarihindeki değerinin tespit edilerek davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Az yukarıda açıklanan ilkeler karşısında taşınmazın güncel karşılığı istenemez. Davacının ödediği bedelin ödeme tarihinden itibaren çeşitli eko-nomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, döviz kurları, altın, memur maaşı ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri unsurların ortalamaları alınmak suretiyle dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün denkleştirici adalet ilkeleri gereğince saptanması gerekir. Bu nedenle, dosyanın konusunda uzman mali müşavir veya muhasebeci, bankacı ve hukukçudan oluşan üç kişiden kurulu bilirkişi heyetine tevdi edilerek davalı Adnan'a harici satış nedeniyle ödenen bedelin uyarlama kuralları gereğince hesaplanması, denetime açık ve gerçek durumu yansıtır rapor alınması, ondan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, satış bedelinin tahsiline karar verilmiş bulunması doğru olmamıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, harici satış bedeline yönelik temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, eksik incelemeye dayalı usul ve kanuna aykırı hükmün belirtilen nedenden ötürü HUMK'nın 428. maddesi uyarınca (BOZULMASINA), 07.06.2010 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.







T.C
YARGITAY
3.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014 / 14053
KARAR NO: 2014 / 12755
KARAR TARİHİ: 30.09.2014


ÖZET: Mahkemece, bozmaya uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Zira, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacıların taşınmaz için ödedikleri paranın, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca (ifanın imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı alım gücüne) güncellemesi yapılırken, en önemli ekonomik etkenlerden faiz getirisi ortalamaya katılmamıştır. Bundan ayrı, hesaplamada (eski TL) ve (yeni TL) birbirine karıştırılmış, sözleşme tarihinde döviz kuru …TL (eski … TL) olarak esas alındığı halde dayanağı belgelendirilmemiştir. Yetersiz ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. (4721 S. K. m. 705) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)

Dava: Taraflar arasında görülen alacak davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar: Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların murisi olan M. D.'ın, davalılarla davacıların ortak murisinden davalılara intikal eden taşınmaz hisselerini haricen 1962 ve 1963 tarihli satış senetleriyle satın aldığını, satıma konu taşınmazların tüm satış bedellerinin davalılara ödenmiş olmasına rağmen tapuda devrin gerçekleştirilmediğini ve davacılar tarafından açılan tapu iptal davasının da reddine karar verildiğini ileri sürerek, davalı tarafa ödenen paranın günümüze uyarlanması neticesinde şimdilik 15.000 TL'nin davalı E.'den, 15.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte diğer davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar, davaya konu taşınmazın satışına dair yapılan senetlerin geçersiz olduğunu, davacılar tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilip bu kararın kesinleşmesi sebebiyle kesin hüküm oluşturduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.

Mahkemece, denkleştirici adalet ilkesi gereğince, satış senedinde gösterilen ve davalılara ödenen bedellerin dava tarihi itibariyle ulaşacağı değerin tespiti hususunda alınan bilirkişi raporu doğrultusunda. 2.340,54 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Melek ve Nazire'den, 3.483,61 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı E. K.'dan tahsiline karar verilmiş; hükmün taraf vekillerince temyizi üzerine; Dairemizin, 2012/18269 Esas - 2012/22862 Karar sayılı ilamı ile:

"... 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,

davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine Konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına dair sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (T.M.K. 705, B.K. 213, Tapu K. 26 ve Noterlik K.60 maddeleri).

O nedenle: geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz... Dosya kapsamından; davalılardan E.'nin, ortak muristen kendisine intikal eden 23/40 hissesini 7.8.1963 tarihli senetle davacıların ortak murisi M.'ya 600.000.000 TL bedelle sattığı, tarafların ortak murisi D. D.'dan kızı F.a'ya intikal eden hissenin de, F.'nın ölümünden sonra eşi H. İ. tarafından kendisine asaleten çocuklarına velayeten 24.12.1962 tarihli senetle davacıların ortak murisi M.'ya 400,000.000 TL bedelle satıldığı ve satış bedellerinin ödendiği, davacılar tarafından davalılar aleyhine 24.10.2003 tarihinde tapu iptal ve tescil davası açıldığı, mahkemece davanın reddine karar verildiği ve kararın 28.11.2007 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Taraflar arasındaki sözleşme mahkemenin de kabulünde olduğu gibi geçersiz olup, davacı ödediği bedelin akdin ifasının imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı değeri isteme hakkına sahiptir. Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kesinleştiği tarih olan 28.11.2007 tarihi akdin ifasının imkansız hale geldiği tarih olup davacılar ödedikleri bedelin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca 28.11.2007 tarihindeki ulaştığı değeri isteme hakkına sahiptir.


Bu durumda; mahkemece yapılacak iş; davacı tarafından ödenen satış bedelinin, ödeme tarihinden itibaren ifanın imkansız hale geldiği tarihe (tapu iptal ve tescil davasının kesinleşme tarihi) kadar ki çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Mahkemece: açıklanan hususlar gözardı edilerek yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir, gerekçesiyle...", mahkemenin kararı bozulmuştur.

Mahkemece; bozmaya uyularak, yeniden yapılan yargılama sonucunda; bilirkişi raporu doğrultusunda, davacıların davasının kısmen kabulü ile, 602,70 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar M. G. ve N. Ç.'den alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine; 869,75 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı E. K.'dan alınarak davacılara ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Zira, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacıların taşınmaz için ödedikleri paranın, denkleştirici adalet ilkesi uyarınca (ifanın imkansız hale geldiği tarihteki ulaştığı alım gücüne) güncellemesi yapılırken, en önemli ekonomik etkenlerden faiz getirisi ortalamaya katılmamıştır. Bundan ayrı, hesaplamada (eski TL) ve (yeni TL) birbirine karıştırılmış, sözleşme tarihinde döviz kuru 9 TL (eski 9.000.000 TL) olarak esas alındığı halde dayanağı belgelendirilmemiştir. Yetersiz ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.



T.C
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2014 / 15352
KARAR NO: 2014 / 17508
KARAR TARİHİ: 29.09.2014


ÖZET: Davacının bedel isteği bulunmadığı gibi ayrıca geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazın belirlenecek değeri ile mütemmim cüzü niteliğinde olan üzerindeki evin bedelini de talep edemeyeceğinden mahkemece davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçe ile reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de bedele yönelik hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle doğru görülmüştür. Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacının dava dilekçesindeki talepleri bağımsız ve ayrı talepler olmayıp terditli taleplerdir. Bu nedenle, davacının tek davasının olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde dava değeri …-TL olarak gösterilmiş, bu değere itiraz edilmemiştir. Bu durumda, dava dilekçesinde yazılı olan ve itiraza uğramayan bu değer üzerinden bir kez vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki kez vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.(4721 S. K. m. 706) (6098 S. K. m. 237) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60, 89) (6100 S. K. m. 26) (YİBK 10.07.1940 T. 1939/2 E. 1940/77 K.) (YİBK 07.06.1939 T. 1936/31 E. 1939/47 K.)

Dava: R. S. ve S. I. ve M. D. aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.12.2012 gün ve 84/571 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, dava konusu 552 parsel sayılı taşınmaz tapuda davalılardan S. adına kayıtlı iken diğer davalı M. tarafından 31.07.1997 tarihinde haricen düzenlenen senetle bu taşınmazın 150 m2'lik bölümünün satın ve devralındığını, aynı gün ise vekil edeni ile davalı M. arasında düzenlenen harici senetle bu taşınmazın vekil edenine 1000 TL bedelle satılıp devredildiğini açıklayarak taşınmazın 150 m2'lik kısmının tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline, bu talebin kabul edilmemesi ya da davalı S.’in tapuda malik olmaması halinde ise 552 parseldeki 150 m2'lik hissenin arsa değeri ile üzerindeki evin değerinin tespiti ile bu miktarın dava tarihinden itibaren faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı S., dava konusu taşınmazla ilgili resmi bir satışın söz konusu olmadığını, kaldı ki, tapulu taşınmazların haricen satışının da geçerli bulunmadığını, ancak bedel ödenmiş ise yasal süre içerisinde bedelinin istenebileceğini, somut olayda ise 10 yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş bulunduğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davalı S. aleyhine açılan harici satış bedelinin tahsiline ilişkin davanın pasif husumetten, tapu iptal ve tescile ilişkin davanın ise esastan reddine, diğer davalı M. aleyhine açılan aynı talepli davaların da esastan reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu 552 parsel sayılı taşınmaz dosya arasında yer alan tapu kaydına göre 1991 yılında ifraz edilmek suretiyle 1396 ve 1397 parsellere giderek davada yer almayan üçüncü kişiler adına tescil edilmiştir. Diğer bir deyişle harici satışın yapıldığı 31.07.1997 tarihinde taşınmaz tapulu bir yer olup davalılar adına kayıtlı değildir.

Dava konusu taşınmaz haricen satışa konu edildiği 31.07.1997 tarihinde tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Tapuda kayıtlı taşınmazların harici satışı TMK'nun 706, 6098 sayılı TBK'nun 237, 818 sayılı BK'nun 213, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir hak bahşetmez. TMK'nun 706. Maddesinde öngörülen resmi şekil bir ispat şartı olmayıp bir geçerlilik şekil şartıdır. Bu husus 6098 sayılı TBK'nun 237. maddesinde Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için resmi şekilde düzenlenmesi şarttır.” şeklinde açıklanmıştır. Bu sebeple resmi memur önünde yapılmayan harici satış senetlerine değer verilemez ve buna dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunulamaz. Davanın her iki davalı yönünden bu sebeple reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün tapu iptal ve tescile ilişkin bölümünün ONANMASINA,

Davacı vekilinin terditli talebi yönünden temyiz itirazlarına gelince, davacı vekili dava dilekçesinde ve yargılama sırasında alınan beyanlarında açıkça dava konusu 552 parsel sayılı taşınmazdaki 150 m2 kısmına ilişkin hissenin arsa değeri ile üzerindeki evin değerinin tespit edilerek, bu değerin dava tarihinden itibaren faizine hükmedilmesini istemiştir. Kural olarak, 10.07.1940 tarih ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme ve 07.06.1939 tarih, 1936/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına göre harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. Ne var ki mahkemece davacının isteğinin, sözleşme ile satışa konu taşınmaz için verilen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince tazmini isteği olarak kabul edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Oysa gerek yargılama sırasında gerekse temyiz dilekçesinde davacı, sözleşmede kararlaştırılan bedel isteğinin bulunmadığını açıkça bildirmiştir. Hakim tarafların talebi ile bağlı olup talepten fazlaya veya başka bir şeye hükmedemez (HMK.26.md). Davacı ile davalı M. D. arasında düzenlenen 31.07.1997 tarihli sözleşme içeriğine göre 552 parselde M.’e ait payı olan 150 m2 yüzölçümlü arsa üzerinde bulunan evin 1Milyar TL bedelle satılarak bedelin alındığı yazılmıştır. Ne var ki davacının bedel isteği bulunmadığı gibi ayrıca geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazın belirlenecek değeri ile mütemmim cüzü niteliğinde olan üzerindeki evin bedelini de talep edemeyeceğinden mahkemece davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken değişik gerekçe ile reddine karar verilmiş olması D. değil ise de bedele yönelik hüküm redde ilişkin olup sonucu itibariyle D. görülmüştür.

Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacının dava dilekçesindeki talepleri bağımsız ve ayrı talepler olmayıp terditli taleplerdir. Bu nedenle, davacının tek davasının olduğu kabul edilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde dava değeri 8.500-TL olarak gösterilmiş, bu değere itiraz edilmemiştir. Bu durumda, dava dilekçesinde yazılı olan ve itiraza uğramayan bu değer üzerinden bir kez vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken iki kez vekalet ücretine hükmedilmesi D. olmamıştır.


SONUÇ: Davacı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile usul ve kanuna aykırı olan hükmün vekalet ücretine ilişkin bölümlerinin 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılan 25,20 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 72,00 TL'nin davacıya istek halinde iadesine 29.09.2014 tarihinde oy birliği ile, karar verildi.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22573
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen teoman » 03 Kas 2018 08:30

T.C.
YARGITAY
16.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2015/20772
KARAR NO: 2016/7160
KARAR TARİHİ: 29.06.2016


>>TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI – TAPULU TAŞINMAZIN HARİCEN SATIŞI – TAŞINMAZIN TAPU YOLUYLA DEVRİNİN İMKANSIZ HALE GELDİĞİ TARİH İTİBARİYLE HESAPLANACAK RAYİÇ BEDELE GÖRE HÜKÜM KURULMASI GEREĞİ – HÜKMÜN BOZULDUĞU

ÖZET: Tarafların murisleri arasında yapıldığı tarihte tapu kaydı bulunmayan taşınmazın devrine yönelik geçerli satış sözleşmesinde satıştan sonra satıcı … adına oluşan tapunun satıcı açısından taşınmazın tapu yoluyla devrinin imkansız hale geldiği 26 Nisan 1966 tarihi itibariyle hesaplanacak rayiç bedele göre hüküm kurulması gerekirken davanın nitelendirilmesinde ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek hüküm kurulması isabetsiz olup, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

(4721 S. K. m. 706) (6098 S. K. m. 237) (2644 S. K. m. 26) (1512 S. K. m. 60)

Dava: Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için belli edilen gün ve saatte temyiz eden …, vs. vekili Avukat … ve … ile aleyhine temyiz istenilen …, vs. vekili Avukat … geldiler. Gelenlerin yüzüne karşı duruşmaya başlandı. Tarafların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. Süresi içinde inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu. Gereği görüşüldü:

Karar: Kadastro sonucunda … Köyü çalışma alanında bulunan 218 parsel sayılı 6.600,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz önce … adına 1959 yılında tespit ve 1966 yılında hükmen tescil edilmiş, aynı yıl hibe nedeniyle kayden eşi … adına tescil edilmiş, adı geçenin ölümüyle mirasçıları olan davalılar adına 2007 yılında intikal görmüş, eldeki davanın açılmasından sonra satış nedeniyle dava dışı … ve akabinde yine satış nedeniyle … adına kaydolunmuştur. Davacılar … ve arkadaşları kadastro tespitinden sonra ancak kesinleşmesinden önce 1962 yılında murisleri … tarafından harici senetle taşınmazın tespit maliki …’dan satın alındığını, satış tarihinden bu yana zilyetliğinin murisleri ve murislerinin ölümüyle de kendilerinde bulunduğunu, davalıların tapuyu devretmeye yanaşmadıklarını öne sürerek davalılar adına bulunan tapu kaydının iptali ile miras payları oranında kendi adlarına tescili olmadığı taktirde taşınmazın güncel değeri üzerinden bedelinin ve satış sözleşmesinde geçen 500,00 TL cezai şartın güncel değerinin taraflarına ödenmesi istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda davacıların tazminat talebi yönüyle davalarının kabulüne; 204.600,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

SONUÇ: Mahkemece tapulu taşınmazın haricen satışının hukuken geçerli olmadığı, ancak haricen satışa dayalı olarak taşınmazın 20 yıldan daha fazla bir süredir davacı tarafça kullanılmasının tapunun hukuken kıymetini yitireceği davacıların zilyetliğinin malik sıfatıyla olduğu gerekçe gösterilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmadığı gibi varılan sonuç ve davanın nitelendirilmesi dahi dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Tapuda kayıtlı taşınmazın satışına ilişkin yazılı sözleşmelerin resmi biçimde yapılmamasından dolayı hukuken geçerli olmadığı (TMK. md.706, TBK md.237, Tapu kanunu md.26 ve Noterlik kanunun md.60) tartışmasızdır. Bu nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmayacağından taraflara verdiklerini haksız iktisap kurallarına göre isteyebilirler. Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların devri hakkında yasada öngörülmüş bir şekil şartı bulunmayıp, tarafların anlaşması ve bu anlaşma sonucunda taşınmazın zilyetliğin satın alana devredilmesi yeterlidir. Zilyetliğinin devredilmesinden sonra taşınmaz hakkında tapu kaydının oluşması öncesinden yapılan sözleşmenin geçerliğini etkilemez. Davacıların murisi ile davalıların murisi arasında yapılan satış sözleşmesinin geçerli bir sözleşme olup olmadığına gelince; davacılar tespitten sonra ve kesinleşme tarihinden önce, diğer bir anlatımla henüz tapu kaydı oluşmayan taşınmaz hakkında tespit maliki tarafından yapılan 18.02.1962 tarihli satışa ve satış tarihinden itibaren kendilerinde bulunan zilyetliğe dayalı olarak eldeki davayı açmışlardır. Dosya kapsamından taşınmazın zilyetliğinin dava tarihine kadar davacı tarafta olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle satış ve zilyetliğin davacıların murisine devrinden sonra davalıların murisi … adına tapu kaydının oluşması tarafların murisleri arasında yapılan sözleşmenin geçerliliğini etkilemez, zilyetliğin satın alan tarafta bulunduğu sürece zamanaşımı süresi de işlemeyeceğinden mahkemenin sözleşmenin geçersiz olduğuna dair kabulü ile davalı tarafın bu yöne ilişen temyiz itirazları yerinde değildir. Diğer bir hususta geçerli sözleşmeye dayalı olarak açılan davada tapu iptal ve tescilin mümkün olmaması halinde talep edilen bedelin hangi tarihte ve hangi değere göre hesaplanması noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında yapılan sözleşmede satıcı … dava tarihi itibariyle taşınmazın kayden maliki değildir. Bu nedenle artık satıcının maliki olmadığı taşınmazı tapu yoluyla devretmesinin ifasının imkansız hale gelmesi dolayı davacıların tapu iptali ve adlarına tescilini isteyemeyecekleri açıktır. Mahkemece de taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinin davacı tarafa ödenmesi yönünde hüküm kurulması ve davacıların hükme ilişkin temyizinin bulunmaması karşısında temyiz incelemesinin konusunu mahkemece takdir edilen bedelinin hukuka uygun olup olmadığı oluşturmaktadır. O halde öncelikle ifanın ne zaman imkansız hale geldiğinin saptanması gerekir. Çekişmeli taşınmazın satıcı … adına 20 Nisan 1966 tarihinde hükmen tescil edilmiş ve 6 gün sonra 26 Nisan 1966 tarihinde hibe nedeniyle eşi ……’na kayden devrolunmuştur. Başka bir deyişle satıcı … açısından tapu yoluyla taşınmazını başka bir kişiye devretmesi nedeniyle 26 Nisan 1966 tarihi itibariyle davacı tarafa devri imkansız hale gelmiştir. …’nun 2004 yılında ölümüyle 2007 yılında davalı mirasçılarına kayden intikal görmesi, … ile …’nun mirasçılarının aynı kişiler olması bu sonucu değiştirmez. Kaldı ki; davacıların …’nun taşınmazı hibe nedeniyle eşi …’na devretmesinin muvazaalı olduğuna dair bir iddiaları olmadığı gibi bu muvazaa iddiasına dayalı olarak süresi içinde açılmış bir dava da bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; tarafların murisleri arasında yapıldığı tarihte tapu kaydı bulunmayan taşınmazın devrine yönelik geçerli satış sözleşmesinde satıştan sonra satıcı … adına oluşan tapunun satıcı açısından taşınmazın tapu yoluyla devrinin imkansız hale geldiği 26 Nisan 1966 tarihi itibariyle hesaplanacak rayiç bedele göre hüküm kurulması gerekirken davanın nitelendirilmesinde ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenlerle kabulü ile usul ve yasaya aykırı hükmün BOZULMASINA, Yargıtay duruşması için belirlenen 1.350.00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak, duruşmada kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz eden davalılara iadesine, 29.06.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22573
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen teoman » 03 Kas 2018 09:14

Hsdemir yazdı:Sevgili meslektaşlarım yeni başlamış bir stajyer olarak araştırıp sunmam ve dilekçesini hazırlamam için bir dosya elime geçti.
Müvekkilimiz ve eşi görme engelli.
2014 yılında bir ev alıyorlar ücretin bir kısmını elden peşin bir kısmını da banka aracılığı ile taksitle eski malikin hesabına yatırıyorlar. Dekontlarda arsa bedeli taksidi olarak açıklama girilmiş.
Bankaya parayı yatıran müvekkilimizin engeli sebebiyle yeğeni. 3. Şahıs adına olduğunu da belirtiyor yatırırken.
Taşınmazın maliki tapuyu vermek istemiyor, geçiştiriyor. 1 sene sonra ise yakın akrabası olan bir kişiye satışını yapıyor. Evin yeni maliki ise bizim müvekkilimize ihtar çekerek. Satışı aldığı tarihten itibaren eski malik ile kurulmuş sözlü kira sözleşmesi uyarınca bir kira bedeli istiyor ve taşınmazın tahliyesini talep ediyor.
Ortada bir kiracı kiraya veren durumu aslında yok.
Evin satışını üzerine alan kişi müvekkilimizin yan binasında oturuyor.
Sizce nasıl bir yol izlemeliyim dilekçemde hangi noktalara değinmeliyim?

Hsdemir yazdı:araştırdığım Yargıtay kararlarına ve içtihatı birleştirme kararına göre satış resmi şekle aykırı yapıldığı için, geçersiz harici satışa dayalı olarak tapu iptali ve tescili davası açılamıyor. sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre müvekkilimizin ödediğini kanıtladığı ücreti karşı taraftan bilirkişilerin hesaplamalarına göre günümüze uyarlanan rakamı isteyebiliyoruz.
çoğu kararda kısmen kabul kısmen red kararı var. bunlarda da tapu iptal ve tescil talebi reddediliyor. ödenen ücretin iadesi sağlanılıyor.
kaçırdığım bi nokta var mıdır acaba ?
hiçbir şekilde taşınmazı elimizde tutma şansımız yok mudur?
müvekkilimizin 15 yıldır malik sıfatıyla zilliyetlik durumu var.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22573
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

Re: Ücreti ödenen taşınmazın tapusunun verilmemesi

Mesaj gönderen teoman » 03 Kas 2018 09:21

T.C.
YARGITAY
8.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2014/7278
KARAR NO.2014/9449
KARAR TARİHİ.13.05.2014
MAHKEMESİ: Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 10/05/2011
NUMARASI: 2011/85-2011/232


M.. K.. ile İ.. B.. aralarındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının kısmen reddine, kısmen kabulüne dair Çubuk Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 10.05.2011 gün ve 85/232 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, dava dilekçesinde 1963 yılında Orta İlçesinden, Çubuk İlçesine geldiğini, tarla niteliğinde bulunan taşınmazı 1963 yılının değeriyle 16.000 TL'ye satın aldığını ortak aldıkları tarlanın imar gördüğünü, yol geçirilmesi nedeniyle 4 parçaya bölündüğünü, ikişer parsel olarak paylaştıklarını, imar sonucunda davalının payına düşen 2 parselin davalı tarafından kendisine satıldığını, 800.000 TL bedel ödediğini, acil paraya ihtiyacı olduğundan o tarihte 550.000 TL'sini peşin ödediğini, 250.000 TL borcu kaldığını, parsellerden birisinin tapusunun ödemeyi yapınca aldığını, dava konusu Y. Mahallesi, 12688 ada 2 parselin tapusunu da kalan bakiyeyi ödeyince alması gerektiğini, bakiye borcun 150.000 TL'sini 1963 yılında babasına ödemiş olduğunu, halen davalıya 1963 yılından kalan bakiye 100.000 TL'si kaldığını, 1963 yılından beri davalıdan satın aldığı dava konusu parseli kullandığını, üzerine ağaçlar diktiğini, odunluk ve kömürlüğü bulunduğunu, davalı İbrahim tarafından kendisine karşı müdahalenin önlenmesi davası açıldığını, daha sonra açılmamış sayılmasına karar verildiğini açıklayarak, 1963 yılından kalan bakiye 100 TL paranın güncellenmesi yapılarak karşı tarafa ödenmesi ve ödemeden sonra 2688 ada 2 sayılı parselin tapu kaydının iptaliyle adına tapuya kayıt ve tesciline, bu mümkün değil ise 1963 yılında dava konusu taşınmazlar için anlaşma sonucu 800.00 TL'sinin parsellerden birinin tapusunun alınması nedeniyle alınmayan tapu için kalan bakiyenin hesap edilerek denkleştirici adalet ilkesi gereğince bu günkü alım gücüne ulaştırılarak istirdatına, dava konusu taşınmaz üzerine dikilen ve yetiştirilen ağaçların bedelleri ile odunluk ve kömürlüğün bedellerinin kendisine ödenmesine karar verilmesini istemiştir.


Dava dilekçesi davalı İ.. B..'ın eşine tebliğ edilmesine karşın yargılama oturumlarına katılmamış, cevapta vermemiştir.
Mahkemece, tapu iptali ve tescil davasının reddine, davacının taşınmazın bedeline ilişkin isteğinin kabulü ile 32,18 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine hüküm davalı İ.. B.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapulu taşınmazın haricen satın alınması nedeniyle tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde geçersiz sözleşmeye dayalı bedelin tahsili isteğine ilişkindir.


Yerel mahkemece 24.11.2009 tarih ve 2009/115 Esas, 2009/644 Karar sayılı kararıyla tapu iptali ve tescil davasının reddine, 32,18 TL taşınmaz bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesi ve hükmün davalı İbrahim vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 23.11.2010 tarih ve 2010/2744 Esas, 2010/5584 Karar sayılı ilamı ile 10.04.1992 tarih ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Anayasa'nın 141.maddesi gerekçe gösterilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli kararın farklı olduğu (kısa kararda 47.963 TL, gerekçeli kararda ise 32,18 TL yönünden karar verilmiştir) gerekçesiyle usulden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.


Davacı vekili, 24.03.2011 tarihli ıslah dilekçesiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL üzerinden dava açıldığını ancak yapılan bilirkişi incelemesi ile taşınmazlar üzerinde bulunan ağaçların bedelini 700 TL vekil edeninin ödediği paranın bugüne kadar uyarlanması halinde ederinin 31.318 TL olduğunu, buna göre toplam alacağın 32,18 TL olduğunu açıklayarak ıslah harcını da yatırmak suretiyle söz konusu miktarın işlemiş ve işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı vekili ise 28.03.2011 tarihli süresi içinde verilen cevap dilekçesiyle ıslah dilekçesinin 24.03.2011 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini, zamanaşımı itirazının olduğunu, bu nedenle ıslahı kabul etmediklerini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.


Mahkemece 22.03.2011 tarihli yargılama oturumunda bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Kural olarak, bozmadan sonra ıslah yapılamaz. Ancak mahkemece uyulan bozma ilamı usule ililşkin ise, bu takdirde bozmadan sonra ıslah yapılması mümkündür. Bu bakımdan esasa ilişkin bir bozma söz konusu değil ise, 04.02.1948 tarih ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uygulama alanı bulamaz. Doktrinde ağırlıklı görüş de; usuli bozmadan sonra ISLAHIN mümkün olduğu yönündedir. ( 8. HD 23.12.2013 tarih ve 2013/15414 Esas 2013/19691 Karar)


Mahkemece ilk kararla tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmiş olup, bu hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmediğinden bu yön davacı bakımından kesinleşmiş bulunmaktadır. Mahkeme'nin yeniden tapu iptali ve tescil davasının reddine karar verilmesi kesinleşen ve açıklanan durum karşısında hukuken bir değer taşımaz ve yok hükmünde sayılmalıdır.


Dava konusu 5039 ada 2 sayılı parselin esası tapulamanın 13 ada 9 sayılı parseli olup, 1963 yılında taşınmaz tapulu olduğu halde taraflar arasında sözlü alım satıma konu yapılmış, bu konuda tapuda resmi şekilde yapılmış bir intikal olmadığı gibi, adi yazılı bir sözleşme de söz konusu değildir. Tapulu taşınmazların alım ve satımları TMK'nun 706, TBK'nun 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26, Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89.maddeleri gereğince resmi şekilde yapılmadığı sürece hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve alıcısına herhangi bir hak bahşetmez. Bu bakımdan tapu iptali ve tescil davasının olumlu sonuçlanması zaten mümkün değildir. Kaldı ki tapu iptali ve tescile ilişkin ret kararı davacı tarafça temyiz edilmediğinden az önce açıklandığı gibi kesinleşmiş ve kesin hüküm halini almıştır.


10.07.1940 tarih ve 1939/2 Esas, 1940/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre " haricen yapılan taşınmaz ve mal satışından dönüldüğünde, satış bedelini geri vermeyen taraf taşınmaz malın kendisine verilmesi için karşı tarafı zorlayamaz. Verdiği bedel kendisine geri verilmeyen taraf parası geri verilinceye kadar yararlandığı ürünleri ödemek ve ecrimisil vermekte hükümlü tutulamaz," yine 07.06.1939 tarih, 196/31 Esas, 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre de" taşınmazın haricen satışına ve satışının vaadine ilişkin işlemler kanunen muteber bulunmamış ise de, satıcının bu işle görevli memur önünde ferağın icrasını ve aksi taktirde almış olduğu bedelin geri verileceğini taahhüt etmiş ve alıcıyla aralarında kararlaştırılmış bulunan bedeli bu şartla alıcıya vereceğini taahhüt etmiş ise bu gibi uyuşmazlıklar, Borçlar Kanunu'nun 125.maddesine göre 10 yıllık zamanaşımına bağlıdır.


Zamanaşımı süresinin başlangıcı ferağ'dan cayma ve imtina tarihidir" denilmektedir. Bu durum karşısında somut olayda zamanaşımının başlangıcı davanın açıldığı tarih olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu durum karşısında söz konusu davada zamanaşımı olgusunun gerçekleşmediği ve 10 yıllık sürenin henüz dolmadığı açıktır. Davalı İbrahim tarafından davacıya karşı 03.08.2009 tarihinde men'i müdahale davasının açıldığı tarihte göz önünde tutulduğunda yine Borçlar Kanunu'nun 125 (TMK. m. 146.) maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresi de dolmamıştır. Bu bakımdan davalı tarafın zamanaşımına yönelik itirazı yerinde görülmemektedir. Her ne kadar kural olarak bozmadan sonra ıslah yapılamaz denilmekte ise de, Dairenin 23.11.2010 tarihli bozma ilamı esasa ilişkin olmayıp usul yönünden bir bozma olduğundan bu tür bozmalardan sonra ıslahın yapılmasına engel bir durum söz konusu olamaz.


Bundan ayrı davacı dava dilekçesinin dava değeri bölümünde ; " 10.000 TL kıymet taktirinden sonra değerin fazla çıkması halinde harç ikmali yapılacaktır " ibaresi ile davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu anlamı çıkmakta olup, bu ibarenin bu şekilde yorumlanması ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunun kabulü gerekir.


Davacı ve vekili uyarlanmaya esas alınacak parasal miktar konusunda çelişkili beyanlarda bulunduğu dosya kapsamıyla sabittir. Davacı dava dilekçesinde oldukça karışık rakamlar vermiş olup, kesin uyarlamaya esas alınacak bir rakamı ortaya koyamadığı ve dilekçenin bu yönüyle iyi kaleme alınmadığı anlaşılmaktadır. Bundan ayrı davacı 20.10.2009 tarihli yargılama oturumunda, "...ben parsel numaralarını hatırlayamadığını toplam 1.600 TL ödediğini, 800 TL'nin kendisine, 800 TL'nin de davalıya düştüğünü, davalıya 100 TL borcu kaldığını" bildirmiş, sonra 12.11.2009 tarihli yargılama oturumunda ise davalıyla 4 adet parseli 1.600 TL'ye aldıklarını 8.000 TL kendisi, 8.000 TL'nin davalı tarafından ödendiğini, fakat onun paraya ihtiyacı olunca onun yerlerini de üç ay sonra satın aldığını 7.900 TL ödediğini, bu parselden 100 TL borcu kaldığını, olayın 1963 yılında geçtiğini" açıklamıştır.


Çubuk Sulh Hukuk Mahkemesi'nin dava dosyası içinde bulunan ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilen 31.07.2009 tarih ve 2008/712 Esas, 2009/602 Karar sayılı dava dosyasında bu davada davalı durumunda bulunan (eldeki davada davacı) M.. K.. 03.11.2008 tarihli yargılama oturumundaki beyanıyla 30.12.2008 tarihli cevap dilekçesinde yazılı bedelle ilgili açıklamalarında birbirleriyle çelişkili olduğu saptanmıştır. Ancak men'i müdahale davasının davacısı İbrahim Korkmaz Çubuk Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2008/12 Esas sayılı dava dosyasının 24.10.2008 tarihli yargılama oturumu tutanağına geçen beyanında; " dava dilekçesini tekrar ettiğini, dava konusu parselin 1963 yılında 3.000 TL'ye satın alındığını, 2-3 sene sonra 2.400 TL'ye davalıya sattığını, 1.200 TL'sini aldığını, M.. K..'ün 1.200 TL'yi de vermediğini, tapu maliki olduğunu, vergisini de kendisinin ödediğini, tüm ihtarlara rağmen davalı M.. K..'ün kalan parayı ödemediğini bildirmiş" eldeki dosyada davalı İbrahim vekili, 07.03.2011 tarihli dilekçesinde 1.200 TL'nin verildiğinin doğru olduğunu ancak 500 TL paranın vekil edeni tarafından tapusunu M.. K..'e verdiği taşınmaza ilişkin olduğunu, dava konusu yapılan taşınmazlarla ilgisi bulunmadığını bildirmiş, temyiz dilekçesinde ise sadece 1.200 TL verildiğini açıklamış, 500 TL'dan da söz etmemiştir.


Davalı vekilinin diğer yönlere ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.


Saptanan ve oldukça karmaşık olan bedelle ilgili bu somut olgular karşısında men'i müdahale davasında davacı sıfatıyla beyanı alınan İ.. B..'ın 2.400 TL bedeli kabul etmesi ve davacı M.. K..'ün de az önce açıklanan bedel yönündeki çelişkili beyanları nedeniyle 2.400 TL'ye satıldığı anlaşılan taşınmaz bedelinin paranın verildiği ve ilk tapu kaydının davacı M.. K..'e devredildiği 04.05.1964 alım satım tarihi esas alınmak suretiyle bu tarihten itibaren TEFE-TÜFE ENDEKSLERİ, ALTIN, DÖVİZ, ENFLASYON ENDEKSLERİ ile MEMUR VE İŞÇİ ÜCRETLERİNDEKİ ARTIŞLAR gözetilmek suretiyle ve denkleştirici adalet ilkeleri de gözetilerek uyarlaması yapılarak davanın açıldığı 18.02.2009 tarihine kadar ulaştığı değerin konunun uzmanı bir Mali Müşavir kişiye dosya tevdii edilmek suretiyle saptanması, kendisinden gerekçeli ve denetime açık rapor alınması, ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken konunun uzman olmayan inşaat mühendisine uyarlamak yapılmak suretiyle sonuca gidilmesi doğru değildir.


Davalı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 476,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 13.05.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Cevapla