Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları Hukuk Bölümü BİR TAŞINMAZDA HEM FİİLİ HEMDE HUKUKİ EL ATMA VARSA ÇÖZÜM YERİ ADLİ YARGI

BİR TAŞINMAZDA HEM FİİLİ HEMDE HUKUKİ EL ATMA VARSA ÇÖZÜM YERİ ADLİ YARGI


antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


Bir Taşınmazda Hem Fiili Hemde Hukuki El Atma Varsa Çözüm Yeri Adli Yargı Yeri


UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI
Esas No : 2016 / 160
Karar No : 2016 / 207
Merci : Hukuk Bölümü
Uyuşmazlık Türü : Görev Uyu
şmazlığı
Karar Tarihi : 11.04.2016
ÖZÜ : DAVACIYA AİT 50 METREKARELİK TAŞINMAZIN İMAR PLANINDA 'DEVLET DEMİR YOLU ALANI' OLARAK BELİRLENMESİNE RAĞMEN KAMULAŞTIRILMAMASI SEBEBİYLE, MÜLKİYET HAKLARINDAN MAHRUM KALINDIĞINDAN BAHİSLE, FİİLİ EL ATMANIN SÖZ KONUSU OLDUĞU 2 METREKARELİK KISMI DIŞINDAKİ 48 METREKARELİK KISMI İÇİN BELİRLENEN MİKTARIN FAİZİYLE BİRLİKTE TAZMİNİ İSTEMİYLE AÇILAN DAVANIN; FİİLİ EL ATMANIN MEVCUT OLDUĞU KISIM YÖNÜNDEN TEFRİK EDİLEN DAVADA, İŞİN ESASINA İLİŞKİN KARAR VERİLMEDİĞİ GÖZETİLEREK; ADLİ YARGI YERİNDE GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİ


RESMİ GAZETE SAYFA 63-67

http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx ... 160508.htm


antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


Kararın gerekçe kısmı aşağıda paylaşılmıştır.
Eklentiler
uyusmazlık.jpg
uyusmazlık.jpg (211.85 KiB) 4545 kere görüntülendi

antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


Saygıdeğer arkadaşlar,

Belediye 2009 yılında onaylanarak kesinleşmiş 1/5000 ölçekli planda taşınmazın büyük bir kısımını yeşilalan ilan etmiş ve bugüne kadar herhangi bir kamulaştırma yapmamış olup, aynı zamanda taşınmazdan fiili olarak yol geçirmiştir. Bu yol ise planda bulunmamaktadır.

10 yıldan fazla süredir belediye tarafından hukuken el atılan kısım ile planda olmayan ama fiilen asfalt döküp yol haline getirilen kısacası fiilen el atılan her iki konuyla ilgili görevli Mahkeme hangisidir ?

Teşekkürler.

Admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28839



Merhaba, konunuzla ilgili ayrıntılı çalışmalara aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.

Diğer taraftan paylaşmış olduğunuz Uyuşmazlık Mahkemesi kararı son derece doğru ve isabetli bir karar olmuştur. Zira aynı parsele ilişkin hem hukuki hem fiili el atma varsa ayrı ayrı yargı kollarında dava açmak yerine fiili el atma ile görevli Asliye Hukuk Mahkemesinin davaya bakıp sonuçlandırması usul ekonomisi ve adil yargılanma ilkeleri açısından doğru olacaktır.

Saygılarımla

http://www.sedatkartal.av.tr/kamulastir ... alari.html

http://www.yapi.com.tr/uzman-gorusu/kam ... 43782.html
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


Sayın admin,

Değerli paylaşımlar için teşekkür ederim.
Av. Sedat Kartal'ın makalesinde şu dikkatimi çekti.

Hukuki El Atma:

1) 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihleri arası: 10. fıkrada düzenlenmiştir. İdari yargı görevlidir.

2) 4/11/1983 tarihi sonrası: Herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Bu itibarla, eğer hukuki el atma 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihleri arasında ise idari yargıda dava açılabilir. Zaten fıkranın giriş cümlesi de “Vuku bulduğu tarih itibarı ile bu maddenin kapsamında olan” şeklinde ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, 4/11/1983 sonrası hukuki el atmalarda adli yargı kendini görevli görmeye devam etmelidir.



Ayrıca yukarıda paylaştığım Uyuşmazlık Mahkemesinin, Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına dair verilen karar sonrasında Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın karar aşamasında olduğu bilgisi elime ulaşmıştır.

Hakim Uyuşmazlık Mahkemesi kararında da geçtiği üzere hem hukuki hemde fiili el atmadan dolayı Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davada taşınmazı bir bütün olarak değerlendirerek hukuki el atılan kısım ve fiili el atılan kısım yönünden bedele karar vermesi yönündeymiş.

Tüm bu doğrultuda bir taşınmazda hem fiili hemde hukuki koyma varsa dava yeri Adli Yargı olup, Adli Yargıda taşınmazın el atılan hukuki ve fiili kısımları için bir bütün değerleme yaparak bedele hükmetmesi yönündedir.

antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2016 / 160
KARAR NO : 2016 / 207
KARAR TR : 11.4.2016


ÖZET: Davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın; fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği gözetilerek; ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.



Davacı : H.K.
Vekili : Av.A.Y.
Davalılar : 1- İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.C.M.Ç.
2- T.C.Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. Ü.C.


O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, İzmir, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mah, 25 L 111 a pafta, 32423 ada ve 18 nolu parselde kayıtlı ve 50,00 m2 alanlı arsa vasıflı taşınmazın maliki olduğunu; parsele, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin, kamulaştırma mevzuatına uyulmadan, ilgili belediyece ve diğer davalı idare tarafından yol ve kilit parke taş döşenip kaldırım yapılmak suretiyle fiilen el konulduğunu; taşınmazın kamulaştırılıp bedelinin ödenmesi için davalı idarelere başvurulduğunu; bu tarihe kadar davalı Belediyenin bir cevap vermediğini; Devlet Demiryollarının ise 03.08.2012 tarihinde “Taşınmazın, İmar planında Demiryolu alanında kaldığından planlama çalışmalarının devam ettiğini, ödenek takibini müteakip kamulaştırma işleminin yapılacağı” yönünde bir cevap verdiğini; taşınmazın, 19.09.1985 tarihli 1/1000 ölçekli imar planında da aynı şekilde demiryolu gövdesinde kaldığını, bu süre içerisinde bu planda bir değişiklik yapılmadığını; yerinde yaptıkları ölçüm ve incelemelerde, yol ve kaldırım yapılmak suretiyle parsele fiili olarak kısmen de olsa bir müdahale ve el atmanın söz konusu olduğunu; Yargıtay 5.H.D.nin 2011/967-5754 sayılı kararının da bu yönde bulunduğunu, kaldı ki Yargıtayın artık kısmi el atmada dahi tüm bedele hükmedilmesi gerektiğine karar verdiğini; taşınmazın, konumu, mevkii ve özellikleri gereği çok değerli olduğunu; yapılan yol, taş ve parke döşeme işlemlerinden ve ödenmesi gereken bedelden hangi idarenin ve davalının sorumlu bulunduğu taraflarınca tespit edilemediğinden keşifle ve bilirkişilerce sorumlu olacak davalının ve idarenin belirlenmesinin gerektiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava ve ıslah hakları saklı kalmak koşulu ile, dava konusu taşınmaza kamulaşmasız ve bedeli ödenmeksizin, davalılar tarafından yol yapılmak, kilit parke taş döşenmek ve kaldırım yapılmak suretiyle; fiilî el koyma nedeniyle, şimdilik 75.000.00 (yetmişbeşbinlira) nin dava tarihinden itibaren, ıslah edilecek bedelin de ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi İle birlikte tahsili istemiyle 10.9.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekili, 19.4.2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile, davalarını 114.900,00TL olarak ıslah etmiştir.
KARŞIYAKA 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetine yer verdikten sonra; “ Uyuşmazlık, imar uygulamasından doğan kamulaştırmasız elatma istemine ilişkindir.
11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. maddesi 10. fıkrasında da “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Bu nedenle; davacının mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, dava konusu taşınmazın, genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planıyla kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından kaynaklandığının kabulü ile idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden dava dilekçesinin hukuken el atmaya ilişkin kısmının görev yönünden reddine, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre,
Dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince, 20.11.2014 gün ve E:2014/8178, K:2014/16637 sayı ile onanan karar kesinleşmiştir.

Mahkemece, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilmesi üzerine dava Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2014/2 sayılı esasına kaydedilmiş; Mahkememizce, anılan dosyada karar verilip verilmediği sorularak, karar verilmiş ise kesinleşmiş bir örneği istenilmiş; Mahkemece, verilen kararın kesinleşme durumunu da gösteren bir örneği gönderilmiştir.
Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 27.5.2014 gün ve E:2014/2, K:2014/230 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetlerine yer verdikten sonra; “Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atmadan doğan tazminat istemine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu, taraf dilekçeleri dikkate alındığında hukuken el atılan kısım yönünden görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan 2 metrekarelik bölüm yönünden el atan kurumun Karşıyaka Belediyesi Başkanlığı olduğu anlaşıldığından aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre:

1-Davanın husumetten REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince 19/11/2015 tarih ve E:2015/18459, K:2015/16874 sayı ile onanan ve karar düzeltme yoluna başvurulmayan hüküm kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu defa; müvekkiline ait 50 m2 alanlı taşınmazın 2 m2’sine fiilen el konulduğunu, Mahkemenin, 2 m2.lik kısma ilişkin talep ve dosyayı tefrik ettiğini, Mahkemelerinin bedeli 50m2- 2m2= 48 m2 üzerinden belirleyeceğini, “hukuki el koyma” diye tanımlayabilecekleri yönünden Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/418-2013/667 sayı ile görevsizlik kararı verdiğini, bu kararın kesinleştiğini ve süresi içerisinde de bu davanın açıldığını; görevsizlik kararı verilen ve tefrik edilen davalardaki bilgiler dikkate alındığında; arsanın değerinin (2 m2.sine fiilen el konulduğu ve ayrı bir davanın ve talebin konusu edildiğinden) 50-2= 48m2 x 4,000,00 TL. / m2 den 192.000,00 TL. olduğunu ifade ederek; İzmir ili Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mahallesinde kain ve tapuda 32423 ada 18 nolu parselinde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaza, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin el konulduğundan, mülkiyet ve tasarruf hakkı uzun süre engellendiğinden ve taşınmazın imar planında tamamı Devlet Demiryolları Sahasında kaldığından ve 13. Maddeye tabi olduğundan, arsanın, bedeli olan 192.000,00 TL.nin ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, ancak kararın kesinleşmesinden itibaren ise 4709 sayılı yasa ile değişik Anayasanın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle 16.2.2015 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 4.İDARE MAHKEMESİ: 3.2.2016 gün ve E:2015/247 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra, “Dosyanın incelenmesinden; İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmadığından bahisle, davacı tarafından Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığının tespit edilmesi sonrasında verilen 24.12.2013 tarih ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı karar ile taşınmazın bu kısmı tefrik edilerek, geri kalan 48 metrekarelik kısmı için davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya ait taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının fiilen kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması ve bir taşınmaza fiili bir el atma olduğu takdirde taşınmazın bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın, Karşıya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/418 esas sayılı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine…” karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.4.2016 günlü toplantısında:

l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, Yasa’nın 14. maddesine göre olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunun ileri sürülebilmesi için davanın “tarafları, konusu ve sebebinin aynı” olması koşulunun öngörülmüş bulunması karşısında, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde, taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı yönünden görev uyuşmazlığının doğduğu; idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden; İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının cevap dilekçesine göre, dava konusu taşınmazın, İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları inşaat sınırı dışında kaldığı; Aliağa-Menderes arasındaki mevcut demir yolu hattının geliştirilmesi amacı ile hazırlanan İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi kapsamında inşaatına başlanılan 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları (Karşıyaka Alaybey İstasyonu ile Bostanlı Deresi arası) inşaatı uygulama alanı içinde kalan taşınmazların, anılan Belediyenin 5 yıllık imar programına ek olarak alındığı; ancak, daha sonra imar planında DDY alanı olarak taranmış olan kesimde imar programı revizyonu yapıldığı ve bu kesimde kalan taşınmazların, İzmir Banliyö Sistemi Geliştirme Projesi kapsamında gerekmediğinden, 12.03.2007 tarih, 01.185 sayılı Belediye Meclis kararı ile imar programından çıkarıldığı, Belediyelerinin yetki ve görev ajanında olmayan ve TCDD yolları alanında kalan dava konusu parselde herhangi bir faaliyette bulunulmadığı ve fiilen el konulmadığı, bu nedenle de davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuş; Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 8.4.2012 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda ise; “Dosyadaki Belgeler:
Tapu Kaydı: Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün yazısı ekindeki tapu kaydı ve taşınmaz bilgilerine göre dava konusu Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi, 32423 ada, 18 parselin alanı 50 m2 ve ana taşınmaz niteliği 1 katlı ev olduğu, tamamı Hatice Kıyak'a ait olduğu belirtilmiştir.
Dava Konusu Taşınmazın Yeri: Dava konusu İzmir ili, Karşıyaka İlçesi Şemikler, Mahallesi 32423 ada, 18 parsel sayılı taşınmaz 1671 Sokak No:252 nolu binanın bitişinde ve batısındaki, boş arsadır. 1671 Sokakta yolun kenarına yapılan kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmı parselin sınırları içerisinde kalmaktadır Bu kısım krokide kırmızı boyalı olarak gösterilmiştir.
İmar Durumu: Parselin tamamı İmar planında Devlet Demiryolları Sahasında kalmakta olup, imar Kanununun 13.maddesi hükmüne tabi…” olduğunun belirtildiği görülmüş; Adli yargı yerince, fiilen el atılan kısım için dosya ayrılmış; taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı için görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan kısım için ise, el atan kurumun davalılar arasında bulunmadığı düşüncesiyle, davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, dava konusu İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlendiği; kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmının parselin sınırları içerisinde kaldığı; fiilen al atıldığı görülen bu kısım için ayrı dava dosyasında yargılama yapılmasına karşın; Mahkemece taşınmazın bu kısmı yönünden, işin esasına ilişkin bir hüküm kurulmadığı, fiilen el atılan kısım yönünden ihtilafın halen devam ettiği ve çözüme kavuşturulmadığı gözetildiğinde; bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Öte yandan; her ne kadar, dava konusu parselin fiilen el atılan kısmı ile, hukuken el atıldığı iddia edilen kısmı için adli ve idari yargı yerlerinde, ayrı ayrı yargılama yapıldığı görülmekte ise de; bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiği; dolayısıyla, taşınmaza fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği de dikkate alındığında; fiilen el atılan kısım yönünden ayrı, el atılmayan kısım yönünden ayrı yargılama yapılmasında, yargılamanın salahiyeti ve usul ekonomisi yönünden fayda bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 4.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.4.2016 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


T.C YARGITAY
5.Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 2595
Karar: 2016 / 17138
Karar Tarihi: 06.12.2016

ÖZET: 04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi harca hükmedilmesi gerektiğinden, Hükmün düzeltilerek onanması gerekir.(2709 S. K. m. 2, 35) (2942 S. K. Geç. m. 6)


Dava ve Karar: Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasının kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca DÜZELTİLEREK ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 05.11.2015 gün ve 2015/8689 Esas - 2015/19684 Karar sayılı ilama karşı davalı ... ile davalı ... vekillerince verilen dilekçeler ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkin davanın kısmen kabulüne dair mahkemece verilen karar Dairemizce düzeltilerek onanmış, bu karara karşı taraf vekillerince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre, davalı idare vekillerinin ve davacılar vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme istekleri HUMK'un 440.maddesinde yazılı nedenlere uymadığından yerinde görülmemekle birlikte;

13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile;

6487 sayılı Yasanın 21. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on üçüncü fıkrası "09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihlerini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği" gerekçesiyle Anayasanın 2 ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Bu durumda; 04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi harç ve nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, davacılar vekillerinin karar düzeltme isteminin kabulüne, 05.11.2015 gün 2015/8689 Esas -2015/19684 karar sayılı düzeltilerek onama ilamının kaldırılmasına karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine:

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece davalı ... yönünden davanın idari yargıda görülmesi gerektiğinden bahisle görev yönünden reddine diğer davalılar ... ile ... yönünden kısmen kabulüne karar verilmiş hüküm, davalı ... ile ... vekillerince temyiz edilmiştir.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelere göre dava konusu taşınmazın imar planında Orta Öğretim Tesis alanında kalan ve fiilen el atılmayan bölümü yönünden görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya uygundur. Taşınmazın temyize konu diğer kısımları yönünden ise;

Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesinde ve fen bilirkişi raporuna göre A ile gösterilen 131,73 m² 'lik bölümünün bedelinin davalılardan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında tahsiline, C ile gösterilen 93,35 m²'lik bölümünün genel yol olduğu ve davacılar ile davalı ... arasındaki protokolün ise sadece otopark ve pazar yeri olarak kullanmaya yönelik olduğu anlaşılmakla kroki de C ile gösterilen kısım bedelinin de davalı ... Başkanlığın'dan tahsiline karar verilmesinde, bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile;

6487 sayılı Yasanın 21. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on üçüncü fıkrası "09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihlerini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği" gerekçesiyle Anayasanın 2 ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Bu durumda; 04.11.1983 tarihinden sonraki döneme ilişkin el atmalarda nispi harca hükmedilmesi gerektiğinden,

Gerekçeli kararın;

1-Harca ilişkin 2. bendinin 5. fıkrasının, 3. bendinin harca ilişkin 7. fıkrasının çıkartılmasına, yerlerine (Toplam kabul üzerinden alınması gereken 8.773,88 TL harçtan peşin alınan 195,11 TL. harcın mahsubu ile bakiye 8.578,77 TL harcın davalılar ... ile Avcılar Belediye Başkanlığından tahsili ile Hazineye gelir kaydına, mahsup edilen harcın bu davalı idarelerden alınarak davacı tarafa verilmesine),

2-Birleştirilen 2013/7 Esas sayılı dosyası için kurulan hükmün 3.bendinden vekalet ücreti ile ilgili paragrafının tümü ile çıkartılmasına, yerine (Davanın kabul edilen kısmı için 8253-TL nispi vekalet ücretinin davalı ... Başkanlığından alınarak davacılara verilmesine, davanın reddedilen kısmı yönünden ise 13.520,00-TL nispi vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı ... Başkanlığına verilmesine),

Cümlelerinin yazılmasına,

Hükmün böylece DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istenildiğinde ödeyenlere ayrı ayrı iadesine ve temyize başvurma harçlarının Hazineye irad kaydedilmesine, 06.12.2016 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)




T.C YARGITAY
5.Hukuk Dairesi
Esas: 2016 / 10166
Karar: 2016 / 17435
Karar Tarihi: 12.12.2016

ÖZET: 04.11.1983 tarihinden önceki döneme ilişkin el atmalarda maktu harca hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru olmadığı gibi kabule göre de fazla nisbi harca hükmedilmesi doğru değildir.(2709 S. K. m. 2, 35) (2942 S. K. Geç. m. 6)


Dava ve Karar: Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmazın pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalı idare vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

Mahkemece, uyulan bozma kararı gereğince inceleme ve işlem yapılarak hüküm kurulmuş; karar, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan inceleme sonucunda davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

1-Tescil kararı verilen pilon yeri bedelinin tahsiline karar verilmediği gibi, davacıların paydaş oldukları gözetilmeksizin tam paya göre bedele hükmedilerek tescil kararı verilmesi,

2-Taşınmazın infazı zorlaştıracak şekilde hüküm fıkrasında açıkça gösterilmemesi,

3-Taraflar yararına 1.500,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,

4-13.03.2015 gün ve 29294 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 13.11.2014 gün ve 2013/95-2014/176 sayılı kararı ile;

6487 sayılı Yasanın 21. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun başlığı ile birlikte değiştirilen geçici 6. maddesinin on üçüncü fıkrası ''09.10.1956 ile 04.11.1983 tarihlerini kapsayan dönemde oluşan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla getirilen ve malikler aleyhine bir takım hükümler içeren bu istisnai düzenlemenin 04.11.1983 tarihinden sonraki dönem içinde uygulanmasının hukuk güvenliğini zedeleyeceği'' gerekçesiyle Anayasanın 2 ve 35. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Bu durumda 04.11.1983 tarihinden önceki döneme ilişkin el atmalarda maktu harca hükmedilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru olmadığı gibi kabule göre de fazla nisbi harca hükmedilmesi,

Doğru değil ise de; bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,

Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının;

a) 1. bendinde yeralan (1289,47) rakamlarının çıkartılmasına, yerine (656,98) rakamlarının yazılmasına,

b) 2. bendinde yeralan (hakkının) kelimesinden sonra gelmek üzere (davacıların payları oranında) ibaresinin eklenmesine,

c) 1. bendinin başına gelmek üzere (Dava konusu Bingöl ili, Solhan ilçesi, Dilektepe köyü 472 (yeni 101/93) parsel sayılı taşınmazda)ibaresinin eklenmesine,

d) Vekalet ücretine ilişkin 6. ve 7. bendinde yeralan (1.289,47) rakamlarının çıkartılmasına, yerlerine ayrı ayrı (1.500,00) rakamlarının yazılmasına,

e) Harca ilişkin 5. bendinin çıkartılmasına, (Alınması gereken 29,20 TL karar ilam harcından davacı tarafından yatırılmış olan peşin ve ıslah harcı toplamı olan 350,80 TL harçtan mahsubu ile 321,60 TL harcın istemi halinde davacılara iadesine, davacı tarafından yatırılmış olan 29,20 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine)

f) Yargılama giderine ilişkin ilişkin 4. bendinin çıkartılmasına, yerine (Davacılar tarafından yapılan Bozmadan önce; 16 adet tebligat gideri 114,00 TL, posta gideri 6,15 TL, keşif harcı 129,20TL, ve bilirkişi ücreti 630,00 TL ,

Bozmadan sonra 5 tebligat gideri 57,00 TL, posta gideri 25,00 TL'den oluşan toplam 961,35 TL yargılama giderinin 56,14 TL'si davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 905,21 TL'sinin ise davacı üzerine bırakılmasına,) paragrafının yazılmasına,

Hükmün böylece düzeltilerek onanmasına, peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 12.12.2016 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


antipersonel yazdı:
T.C.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ
HUKUK BÖLÜMÜ
ESAS NO : 2016 / 160
KARAR NO : 2016 / 207
KARAR TR : 11.4.2016
ÖZET: Davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davanın; fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği gözetilerek; ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : H.K.
Vekili : Av.A.Y.
Davalılar : 1- İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı
Vekili : Av.C.M.Ç.
2- T.C.Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili : Av. Ü.C.

O L A Y : Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, İzmir, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mah, 25 L 111 a pafta, 32423 ada ve 18 nolu parselde kayıtlı ve 50,00 m2 alanlı arsa vasıflı taşınmazın maliki olduğunu; parsele, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin, kamulaştırma mevzuatına uyulmadan, ilgili belediyece ve diğer davalı idare tarafından yol ve kilit parke taş döşenip kaldırım yapılmak suretiyle fiilen el konulduğunu; taşınmazın kamulaştırılıp bedelinin ödenmesi için davalı idarelere başvurulduğunu; bu tarihe kadar davalı Belediyenin bir cevap vermediğini; Devlet Demiryollarının ise 03.08.2012 tarihinde “Taşınmazın, İmar planında Demiryolu alanında kaldığından planlama çalışmalarının devam ettiğini, ödenek takibini müteakip kamulaştırma işleminin yapılacağı” yönünde bir cevap verdiğini; taşınmazın, 19.09.1985 tarihli 1/1000 ölçekli imar planında da aynı şekilde demiryolu gövdesinde kaldığını, bu süre içerisinde bu planda bir değişiklik yapılmadığını; yerinde yaptıkları ölçüm ve incelemelerde, yol ve kaldırım yapılmak suretiyle parsele fiili olarak kısmen de olsa bir müdahale ve el atmanın söz konusu olduğunu; Yargıtay 5.H.D.nin 2011/967-5754 sayılı kararının da bu yönde bulunduğunu, kaldı ki Yargıtayın artık kısmi el atmada dahi tüm bedele hükmedilmesi gerektiğine karar verdiğini; taşınmazın, konumu, mevkii ve özellikleri gereği çok değerli olduğunu; yapılan yol, taş ve parke döşeme işlemlerinden ve ödenmesi gereken bedelden hangi idarenin ve davalının sorumlu bulunduğu taraflarınca tespit edilemediğinden keşifle ve bilirkişilerce sorumlu olacak davalının ve idarenin belirlenmesinin gerektiğini ifade ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava ve ıslah hakları saklı kalmak koşulu ile, dava konusu taşınmaza kamulaşmasız ve bedeli ödenmeksizin, davalılar tarafından yol yapılmak, kilit parke taş döşenmek ve kaldırım yapılmak suretiyle; fiilî el koyma nedeniyle, şimdilik 75.000.00 (yetmişbeşbinlira) nin dava tarihinden itibaren, ıslah edilecek bedelin de ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi İle birlikte tahsili istemiyle 10.9.2012 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı vekili, 19.4.2013 tarihinde kayda giren dilekçe ile, davalarını 114.900,00TL olarak ıslah etmiştir.
KARŞIYAKA 1.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ: 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetine yer verdikten sonra; “ Uyuşmazlık, imar uygulamasından doğan kamulaştırmasız elatma istemine ilişkindir.
11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Yasa ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun değiştirilen Geçici 6. maddesi 10. fıkrasında da “Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar hakkında, 03/05/1985 tarihli ve 3194 sayılı imar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm davalara uygulanır.” hükmü getirilmiştir.
Bu nedenle; davacının mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, dava konusu taşınmazın, genel ve düzenleyici bir işlem olan imar planıyla kamu hizmetine özgülenmesinden ve bu planda öngörülen kamulaştırma işlemlerinin zamanında yapılmamasından kaynaklandığının kabulü ile idari işlem ve eylemden doğan zarara ilişkin davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden dava dilekçesinin hukuken el atmaya ilişkin kısmının görev yönünden reddine, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre,
Dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince, 20.11.2014 gün ve E:2014/8178, K:2014/16637 sayı ile onanan karar kesinleşmiştir.
Mahkemece, fiilen el atma yönünden davanın tefrikine karar verilmesi üzerine dava Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2014/2 sayılı esasına kaydedilmiş; Mahkememizce, anılan dosyada karar verilip verilmediği sorularak, karar verilmiş ise kesinleşmiş bir örneği istenilmiş; Mahkemece, verilen kararın kesinleşme durumunu da gösteren bir örneği gönderilmiştir.
Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesi: 27.5.2014 gün ve E:2014/2, K:2014/230 sayı ile, dava dilekçesi ve davalı idarelerin cevap dilekçelerinin özetlerine yer verdikten sonra; “Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atmadan doğan tazminat istemine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporu, taraf dilekçeleri dikkate alındığında hukuken el atılan kısım yönünden görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan 2 metrekarelik bölüm yönünden el atan kurumun Karşıyaka Belediyesi Başkanlığı olduğu anlaşıldığından aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve Hakimin taktirine göre:
1-Davanın husumetten REDDİNE…” karar vermiş; temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 18.Hukuk Dairesince 19/11/2015 tarih ve E:2015/18459, K:2015/16874 sayı ile onanan ve karar düzeltme yoluna başvurulmayan hüküm kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu defa; müvekkiline ait 50 m2 alanlı taşınmazın 2 m2’sine fiilen el konulduğunu, Mahkemenin, 2 m2.lik kısma ilişkin talep ve dosyayı tefrik ettiğini, Mahkemelerinin bedeli 50m2- 2m2= 48 m2 üzerinden belirleyeceğini, “hukuki el koyma” diye tanımlayabilecekleri yönünden Karşıyaka Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/418-2013/667 sayı ile görevsizlik kararı verdiğini, bu kararın kesinleştiğini ve süresi içerisinde de bu davanın açıldığını; görevsizlik kararı verilen ve tefrik edilen davalardaki bilgiler dikkate alındığında; arsanın değerinin (2 m2.sine fiilen el konulduğu ve ayrı bir davanın ve talebin konusu edildiğinden) 50-2= 48m2 x 4,000,00 TL. / m2 den 192.000,00 TL. olduğunu ifade ederek; İzmir ili Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı mahallesinde kain ve tapuda 32423 ada 18 nolu parselinde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaza, kamulaştırmasız ve bedeli ödenmeksizin el konulduğundan, mülkiyet ve tasarruf hakkı uzun süre engellendiğinden ve taşınmazın imar planında tamamı Devlet Demiryolları Sahasında kaldığından ve 13. Maddeye tabi olduğundan, arsanın, bedeli olan 192.000,00 TL.nin ilk dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, ancak kararın kesinleşmesinden itibaren ise 4709 sayılı yasa ile değişik Anayasanın 46/son maddesi uyarınca kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizi ile birlikte davalılardan tahsili istemiyle 16.2.2015 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 4.İDARE MAHKEMESİ: 3.2.2016 gün ve E:2015/247 sayı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un "Yargı Merciilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 19. maddesi hükmüne yer verdikten sonra, “Dosyanın incelenmesinden; İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı davacıya ait 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmadığından bahisle, davacı tarafından Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığının tespit edilmesi sonrasında verilen 24.12.2013 tarih ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı karar ile taşınmazın bu kısmı tefrik edilerek, geri kalan 48 metrekarelik kısmı için davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıya ait taşınmazın 2 metrekarelik kısmının ilgili belediyece parke taşı döşenmek suretiyle fiilen yol olarak kullanıldığı görülmektedir.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının fiilen kaldırım yapılmak suretiyle kamulaştırmasız el atılması ve bir taşınmaza fiili bir el atma olduğu takdirde taşınmazın bütünü açısından el atmadan söz edilebileceğinden, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiğinden, el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın, Karşıya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:2012/418 esas sayılı dosyası da temin edilmek suretiyle Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve dosyanın incelenmesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine…” karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Nuri NECİPOĞLU’nun Başkanlığında, Üyeler: Ali ÇOLAK, Yusuf Ziyaattin CENİK, Alaittin Ali ÖĞÜŞ, Süleyman Hilmi AYDIN, Mehmet AKBULUT ve Yüksel DOĞAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.4.2016 günlü toplantısında:
l-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre başvuruda bulunulmuş olduğu, Yasa’nın 14. maddesine göre olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunun ileri sürülebilmesi için davanın “tarafları, konusu ve sebebinin aynı” olması koşulunun öngörülmüş bulunması karşısında, adli ve idari yargı yerleri arasında her iki yargı yerinde, taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı yönünden görev uyuşmazlığının doğduğu; idari yargı dosyasının Mahkemece, ekinde adli yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Uğurtan ALTUN ile Danıştay Savcısı Yakup BAL’ın davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlenmesine rağmen kamulaştırılmaması sebebiyle, mülkiyet haklarından mahrum kalındığından bahisle, fiili el atmanın söz konusu olduğu 2 metrekarelik kısmı dışındaki 48 metrekarelik kısmı için belirlenen miktarın faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava dosyalarının incelenmesinden; İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığının cevap dilekçesine göre, dava konusu taşınmazın, İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları inşaat sınırı dışında kaldığı; Aliağa-Menderes arasındaki mevcut demir yolu hattının geliştirilmesi amacı ile hazırlanan İzmir Banliyö Sisteminin Geliştirilmesi Projesi kapsamında inşaatına başlanılan 2. Etap Karşıyaka Tüneli ve İstasyonları (Karşıyaka Alaybey İstasyonu ile Bostanlı Deresi arası) inşaatı uygulama alanı içinde kalan taşınmazların, anılan Belediyenin 5 yıllık imar programına ek olarak alındığı; ancak, daha sonra imar planında DDY alanı olarak taranmış olan kesimde imar programı revizyonu yapıldığı ve bu kesimde kalan taşınmazların, İzmir Banliyö Sistemi Geliştirme Projesi kapsamında gerekmediğinden, 12.03.2007 tarih, 01.185 sayılı Belediye Meclis kararı ile imar programından çıkarıldığı, Belediyelerinin yetki ve görev ajanında olmayan ve TCDD yolları alanında kalan dava konusu parselde herhangi bir faaliyette bulunulmadığı ve fiilen el konulmadığı, bu nedenle de davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuş; Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 8.4.2012 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda ise; “Dosyadaki Belgeler:
Tapu Kaydı: Karşıyaka Tapu Müdürlüğünün yazısı ekindeki tapu kaydı ve taşınmaz bilgilerine göre dava konusu Karşıyaka İlçesi, Şemikler mahallesi, 32423 ada, 18 parselin alanı 50 m2 ve ana taşınmaz niteliği 1 katlı ev olduğu, tamamı Hatice Kıyak'a ait olduğu belirtilmiştir.
Dava Konusu Taşınmazın Yeri: Dava konusu İzmir ili, Karşıyaka İlçesi Şemikler, Mahallesi 32423 ada, 18 parsel sayılı taşınmaz 1671 Sokak No:252 nolu binanın bitişinde ve batısındaki, boş arsadır. 1671 Sokakta yolun kenarına yapılan kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmı parselin sınırları içerisinde kalmaktadır Bu kısım krokide kırmızı boyalı olarak gösterilmiştir.
İmar Durumu: Parselin tamamı İmar planında Devlet Demiryolları Sahasında kalmakta olup, imar Kanununun 13.maddesi hükmüne tabi…” olduğunun belirtildiği görülmüş; Adli yargı yerince, fiilen el atılan kısım için dosya ayrılmış; taşınmazın fiilen el atılmayan kısmı için görevsizlik kararı verildiği, fiilen el atılan kısım için ise, el atan kurumun davalılar arasında bulunmadığı düşüncesiyle, davanın husumetten reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
Belediyelerin 3194 sayılı imar Kanunu 8. maddesi ve 18. maddesinin verdiği yetki ile arazi ve arsalar üzerinde imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması, arazi ve arsa düzenlemesi gibi faaliyetleri kapsamında yaptıkları imar planlarından kaynaklanan işlemlerin tek yanlı ve kamu gücüne dayanan irade açıklamaları ile tesis edilen genel ve düzenleyici işlemler olduğu bu yönü ile de idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Buna karşılık, Belediyece, Kamulaştırma Kanunu’nda öngörülen usul ve yöntemlere uygun idari nitelikte uygulama işlemleri yapılmaksızın, dava konusu taşınmaza/taşınmazlara fiilen el atılması halinde, idarenin bu eyleminin kamulaştırmasız el atma niteliğini taşıdığı açıktır.
Öte yandan, İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Nitekim, yukarıda belirtilen genel kabul doğrultusundaki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 11.2.1959 günlü, E:1958/17, K:1959/15 sayılı kararının III. bölümünde, “İstimlaksiz el atma halinde amme teşekkülü İstimlak Kanunu’na uygun hareket etmeden ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Ve bu bakımdan dava Medeni Kanun hükümlerine giren mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır. Ve bu bakımdan adliye mahkemesinin vazifesi içindedir.” görüşüne yer verilmiştir.
Bu bağlamda, dava konusu İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, Dedebaşı Mahallesinde ve tapunun 32423 ada, 18 parselinde kayıtlı 50 metrekarelik taşınmazın imar planında 'Devlet Demir Yolu Alanı' olarak belirlendiği; kaldırım olarak düzenlenen kilit parke taşlarının 2.00 m2'lik kısmının parselin sınırları içerisinde kaldığı; fiilen al atıldığı görülen bu kısım için ayrı dava dosyasında yargılama yapılmasına karşın; Mahkemece taşınmazın bu kısmı yönünden, işin esasına ilişkin bir hüküm kurulmadığı, fiilen el atılan kısım yönünden ihtilafın halen devam ettiği ve çözüme kavuşturulmadığı gözetildiğinde; bu taşınmaz bakımından el atmadan doğan zararın tazminine yönelik olan davanın, haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümü adli yargı yerinin görevine girmektedir.
Öte yandan; her ne kadar, dava konusu parselin fiilen el atılan kısmı ile, hukuken el atıldığı iddia edilen kısmı için adli ve idari yargı yerlerinde, ayrı ayrı yargılama yapıldığı görülmekte ise de; bir parsele fiili bir el atma olduğu takdirde parselin bütünü açısından el atmadan söz edilebileceği, başka bir ifadeyle taşınmazın bir bütün olarak düşünülmesi ve el atmanın varlığı halinde taşınmazın tamamı açısından el atmanın varlığı kabul edilerek buna göre değerlendirilmesi gerektiği; dolayısıyla, taşınmaza fiili el atmanın mevcut olduğu kısım yönünden tefrik edilen davada, işin esasına ilişkin karar verilmediği de dikkate alındığında; fiilen el atılan kısım yönünden ayrı, el atılmayan kısım yönünden ayrı yargılama yapılmasında, yargılamanın salahiyeti ve usul ekonomisi yönünden fayda bulunmadığı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 4.İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile, Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

S O N U Ç : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4.İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.12.2013 gün ve E:2012/418, K:2013/667 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.4.2016 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.



Yukarıdaki dava Karşıyaka 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/321 esas sırasına kaydedilmiş ve yakın zamanda karara çıkmıştır. Kararda davacıların lehine karar verilmiş ve taşınmazın hukuken el atılan 48 m2 alanı ile fiilen el atılan 2 m2 alanı Uyuşmazlık Mahkemesinin yukarıda paylaştığınız kararı doğrultusunda bir bütün olarak ele alınmış ve taşınmazın tamamı açısından bedele hükmedilmiştir. Ayrıca dosyanın vekili ile yaptığım görüşmelerde son çıkan 6745 Sayılı Yasa ile hiçbir alakasının olmadığını, bir taşınmazda fiili el atma var ise hukuki el atılan kısmı da tıpkı fiilen el atılmış sayılarak dosyanın sonuçlandırılması gerektiği bilgisi verilmiştir.

Saygılarımla.


antipersonel Kıdemli (**) Üye

Mesajlar: 244


* Anayasa Mahkemesi, imar planı kapsamında kamulaştırılması öngörülen, üzerinde kısıtlama bulunan yerlerle ilgili işlemlere karşı dava açılması için gerekli 5 yıllık sürenin, bu düzenlemeyi içeren kanun hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlamasını öngören düzenlemeyi iptal etti.

* Kararda iptal hükmü "İmar Uygulaması Sonucu Taşınmazın Kamu Hizmetine Tahsis Edilmesi Suretiyle Getirilen Kısıtlamaların Kanun’un Yürürlüğe Girdiği Tarihten İtibaren Yeniden Başlamasına Yol Açan İtiraz Konusu Kuralla Mülkiyet Hakkına Yapılan Müdahale Orantılı Değildir” şeklinde gerekçelendirilmiştir.

* Mezkûr Karar’a aşağıda yer verilmiştir;

ANAYASA MAHKEMESİ

Esas Sayısı: 2016/196

Karar Sayısı: 2018/34

Karar Tarihi: 28.03.2018

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR:

A. Ankara 2. İdare Mahkemesi (E.2016/196)

B. Adana 3. İdare Mahkemesi (E.2017/41)

İTİRAZLARIN KONUSU: 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen geçici 11. maddenin Anayasa’nın 2., 5., 9., 35. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talepleridir.

OLAY: Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ayrılmakla birlikte henüz kamulaştırılmamış olan taşınmazların malikleri tarafından açılan tam yargı davalarında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.

I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ

A. İptali İstenen Kanun Hükmü

Kanun’un itiraz konusu geçici 11. maddesi şöyledir:

“Geçici Madde 11- Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.

Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü, bu madde kapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkında da uygulanır. ”

B. İlgili Görülen Kanun Hükümleri

Kanun’un ilgili görülen ek 1. maddesi ile geçici 6. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Ek Madde 1- Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere “ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabilir.



Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılacak dava ve takiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on birinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu madde hükümleri, kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında ise geçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birinci fıkra hükümleri uygulanır.

…”

“Geçici Madde 6-....

Uzlaşma; idareye ait taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak tanınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı kullandırılması suretiyle veya bunların mümkün olmaması hâlinde nakdi bedel üzerinden yapılabilir.



Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu olarak belirlenir.



Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde, ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkânları ile alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem yapılabilir.



Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez. ”

II. İLK İNCELEME

A. E.2016/196 Sayılı Başvuru Yönünden

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 14/12/2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B. E.2017/41 Sayılı Başvuru Yönünden

2. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOGLU, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Haşan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1/3/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. BİRLEŞTİRME KARARI

3. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na, 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen geçici 11. maddenin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2017/41 sayılı davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2016/196 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2016/196 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 1/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV. ESASIN İNCELENMESİ

4. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör M. Emin ŞAHİNER tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un Geçici 11. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi

1. Anlam ve Kapsam

5. Yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun gerçekleşmesini sağlamayı amaçlayan 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu, arazi ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri için yeterli yerlerin ayrılması konusunda hükümler içermektedir. İmar hukuku düzenlemelerinin temel amacı; düzgün yapılaşmanın gerçekleşmesini sağlamanın yanı sıra belde halkının çalışma, dinlenme, ulaşım, sağlık, sosyal, kültürel ve güvenlik gibi ihtiyaçlarına çözüm bulmaktır. Bu doğrultuda 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasında, belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüz ölçümlerinden yeteri kadar sahanın, taşınmazların önceki yüz ölçümlerinin yüzde kırkını geçmemek kaydıyla düzenleme ortaklık payı olarak düşülebileceği hüküm altına alınmıştır.

6. Öte yandan anılan Kanun’un 18. maddesinin dördüncü fıkrasında, düzenleme ortaklık paylarının toplamının umumi hizmetler için ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde eksik kalan miktarın belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanacağı hüküm altına alınmıştır. Düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan umumi hizmetler 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesinin üçüncü fıkrasında; Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlan, yol, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi yerler olarak sayılmıştır.

7. 3194 sayılı Kanun’da öngörülen imar planlarının hazırlanması ve yürürlüğe konulması hukuki, mali ve teknik sebeplerden dolayı belirli bir süre gerektirmektedir. Bu sebeple 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında; belediyelerin, imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde bu planı tatbik etmek üzere beş yıllık imar programını hazırlamaları öngörülmüştür. Anılan fıkrada, düzenleme kapsamında bulunan kamu hizmetine tahsis edilmiş olan yerlerin ilgili kamu kuruluşlarınca beş yıl içinde kamulaştırılacağı ve bu amaçla gerekli ödeneğin kuruluşların yıllık bütçelerine konulacağı hüküm altına alınmıştır.

8. 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde, beş yıllık sürenin uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren başlayacağı düzenlenmiştir. Bu maddeyle idareye, bu süre içinde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazları kamulaştırma veya mülkiyet hakkının kullanılmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı değişikliği yapma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu süre içinde belirtilen işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri tarafından idareye başvuru işlemleri ve uzlaştırma süreci tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırılmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceği belirtilmiştir.

9. Kanun’un itiraz konusu geçici 11. maddesinde ise ek 1. maddenin birinci fıkrası kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar bakımından söz konusu beş yıllık sürenin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Bu beş yıllık sürenin dolması, imar yoluyla el atma işlemlerine karşı idari yargıda dava açılabilmesi için bir ön koşul olarak düzenlenmiştir.

10. İtiraz konusu kural, bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihten önceki kısıtlılık sürelerinin dikkate alınmaması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla bu düzenleme, zaten kısıtlılığı devam eden taşınmazlar yönünden Kanun’un ek 1. maddesiyle maliklere tanınan idareye başvuru ve idari yargıda dava açma hakkının kullanılabilmesi için geçmesi gereken beş yıllık süreyi yeniden başlatmaktadır.

2. İtirazların Gerekçeleri

11. Başvuru kararlarında özetle, hukuki el atmalara ilişkin olan ve somut olaylarda uygulanacak hüküm niteliğinde bulunan itiraza konu kuralın derdest olan davaların esası hakkında karar verilmesini engelleyici bir düzenleme olduğu, mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlamaların daha uzun sürmesine yol açtığı, kuralla yargı yetkisinin kullanılmasında genel hukuk ilkelerine uygun olmayan sınırlamalar getirildiği, bu sebeple ilgili kuralın mülkiyet hakkını, hak arama hürriyetini ve hukuk devleti ilkesini zedelediği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 9., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

13. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

14. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin; mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder.

15. İmar planları onaylanarak idare ve bireyler açısından hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının onaylanmasından sonra özellikle imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve programlarına uygun davranma, her türlü yapı için ilgili idareden izin alma ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa etme yükümlülüğü ilgililer açısından doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması henüz bir kamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet hakkını ortadan kaldırmamakla birlikte malikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamu hizmet alanı olarak ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşai faaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi bu durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazların imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın belirsiz veya uzun süreli olması durumunda da mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur.

16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

17. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

18. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. İmar planlarıyla arazi ve arsa düzenlemesi sırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasının kamu yararı amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.

19. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin gerekli olmasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez.

20. Düzenli ve planlı bir kentleşmenin sağlanabilmesi amacına yönelik olarak arsa ve arazi düzenlemesi yapılmasının ve bu kapsamda kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamu hizmetine ayrılmasının itiraz konusu kural bakımından elverişsiz bir araç olduğu söylenemez. Diğer yandan düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi, planlama yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yetkili kamu otoritelerince planlama yapılırken toplum olarak bir arada yaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçların belirlenmesi ve karşılanması hedeflenmektedir. Sosyal birer varlık olarak aynı yerleşim yerinde ve bir arada yaşayan bireylerin bu ihtiyaçlarının giderilmesi, özel mülkiyette bulunmayan kamusal birtakım alanların varlığını gerekli hâle getirmektedir. Bu amaçla kamuya ait gayrimenkullerden bedelsiz devredilen veya yüzde kırk oranında bedelsiz alınan düzenleme ortaklık payı ya da kamu ortaklık payı ayrılması ve bunun yanında belirtilen alanların eksik kalması durumunda kamu hizmetleri için duyulan taşınmaz ihtiyacının kamulaştırma yoluyla giderilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kamu yararı amacıyla imar uygulamasında taşınmazların kamu hizmeti alanlarına ayrılması suretiyle itiraz konusu kural kapsamında mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

21. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı da incelenmelidir. Bu bağlamda imar uygulamalarında kamulaştırma yapılmadan da ilgili kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi için kişilerin ve kamunun taşınmazlarının bedelsiz olarak devrine ilişkin hükümlerin varlığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla öncelikle kanun koyucu tarafından belirlenen araçları dikkate alarak kamu hizmeti alanına ayrılan yerlerin belirleneceği ancak bu alanların yeterli olmaması durumunda ise bazı taşınmazların temininin kamulaştırma yoluyla sağlanabileceği anlaşılmaktadır. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir.

22. Diğer taraftan imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla kanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasını öngörmüştür. Mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin söz konusu müdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu takdir yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının getirilmemesi de malike aşırı bir külfet yüklenmesine sebep olacaktır.

23. İtiraz konusu kuralda, imar uygulamasıyla getirilen kısıtlılık yönünden öngörülen beş yıllık sürenin maddenin yürürlük tarihinden itibaren yeniden başlaması hüküm altına alınmaktadır. Başka bir ifadeyle mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi ve yararlanabilmesi kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veya söz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesi için geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlaması söz konusu olmaktadır. Kanun koyucu bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafi etmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme ise getirmemiştir. Üstelik bu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğan zararların tazminine yönelik bir düzenleme mevcut olmadığı gibi itiraz konusu kural, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkate alınmamasına yol açmaktadır. Bu durum ise malike aşırı bir külfet yüklemekte ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.

24. Dolayısıyla imar uygulaması sonucu taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi suretiyle getirilen kısıtlamaların Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden başlamasına yol açan itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahale orantılı değildir.

25. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Kural iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 9. ve 36. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

B. Kanun’un Geçici 11. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi

1. İtirazların Gerekçeleri

26. Başvuru kararlarında, geçici 11. maddenin birinci fıkrası için belirtilen aynı gerekçelerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5., 9., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

27. İtiraz konusu geçici 11. maddenin ikinci fıkrasında, bu Kanun’un ek 1. maddesinin üçüncü fıkrası hükmünün bu madde kapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkında da uygulanacağı öngörülmüştür.

28. 2942 sayılı Kanun’un geçici 11. maddesinin birinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle itiraz konusu ikinci fıkranın uygulanma olanağı kalmamıştır. Bu nedenle itiraz konusu kural 6216 sayılı Kanun‘un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilmiş ve Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılmasına gerek görülmemiştir.

V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ

29. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında başvurunun; kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup bu madde veya hükümlerin iptalinin kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün diğer bazı hükümlerinin veya tamamının uygulanamaması sonucunu doğurması hâlinde keyfiyeti gerekçesinde belirtilmek şartıyla uygulanma olanağı kalmayan kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün söz konusu öteki hükümlerinin veya tümünün iptaline Anayasa Mahkemesince karar verilebileceği öngörülmektedir.

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na, 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen geçici 11. maddenin, birinci fıkrasının iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan ikinci fıkrasının da 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.

VI. HÜKÜM

4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na, 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle eklenen geçici 11. maddenin;

A. Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

B. Birinci fıkrasının iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan ikinci fıkrasının da 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,

28/3/2018 tarihînde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

www.anayasa.gov.tr


Dön Hukuk Bölümü