Forum ana sayfa İÇTİHAT PAYLAŞIM FORUMLARI Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Türkçe'ye Çevrilen Kararlar YOUTUBE SİTESİNE ERİŞİMİN ENGELLENMESİ, AİHS 10. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ

YOUTUBE SİTESİNE ERİŞİMİN ENGELLENMESİ, AİHS 10. MADDENİN İHLAL EDİLDİĞİ


admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28195



AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE

(Başvuru No. 48226/10 ve 14027/11)

KARAR

STRAZBURG

1 Aralık 2015


İşbu karar Sözleşme’nin 44 §2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

© T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayri resmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası
Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından
yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması
koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan
Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.

CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI

Cengiz ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Ksenija Turković,
Robert Spano,
Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde
toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20 Ekim 2015
tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan
tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan iki davanın (No. 48226/10 et
14027/11) temelinde, üç Türk vatandaşının, Serkan Cengiz, Yaman Akdeniz
ve Kerem Altıparmak’ın (“başvuranlar”) 20 Temmuz 2010 (Cengiz) ve 27
Aralık 2010 (Akdeniz ve Altınparmak) tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi
uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlardan Akdeniz ve Altıparmak, Mahkeme önünde Ankara
Barosuna bağlı Avukat A. Altıparmak tarafından temsil edilmişlerdir. Türk
Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, bilhassa verilen
tedbir kararı neticesinde Youtube isimli internet sitesine erişimin mümkün
olmamasından yakınmaktadırlar. Başvuran Cengiz ayrıca Sözleşme’nin 6.
maddesi kapsamında, ihtilaf konusu tedbirinin bir mahkeme tarafından
denetlenmesi amacıyla etkili bir hukuk yolundan yararlanmadığından
şikâyet etmektedir.
4. Başvurular 16 Nisan 2014 tarihinde Hükümet’e bildirilmiştir.

USUL
I. DAVANIN KOŞULLARI


5. Serkan Cengiz 1974 doğumlu olup, İzmir’de ikamet etmektedir. İzmir
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim görevlisi olup, ifade özgürlüğü
alanında uzman ve hukukçudur.
Yaman Akdeniz 1968, Kerem Altıparmak 1973 doğumludur. Akdeniz,
Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde profesördür. Altıparmak ise Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğretim üyesi olup, aynı
üniversitenin İnsan Hakları Merkezi başkanıdır.
A. YouTube’a erişimin engellenmesi kararı
6. YouTube (http://www.youtube.com), kullanıcıların video
gönderebildikleri, izleyebildikleri ve paylaşabildikleri, video barındıran
başlıca web sitesidir. Video dosyaları sadece YouTube hesabı olan kişiler
tarafından yayımlayabilmesine rağmen, YouTube sitesinde ya da
kanallarındaki videoların büyük kısmı, tüm internet kullanıcıları tarafından
görülebilmektedir. Bu platform 76’dan fazla ülkede bulunmaktadır. Her ay
bir milyardan fazla kullanıcı bu platformu ziyaret etmekte ve altı milyar
saatten uzun süre video seyretmektedirler.
7. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 5 Mayıs 2008 tarihli kararıyla, 5651
sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve İşlenen
Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un (Bundan böyle metinde
“5651 sayılı Kanun” olarak anılacaktır.) 8. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi
ile 2, 3 ve 9. fıkralarına dayanarak, http://www.youtube.com isimli sitesine
ve bu siteye erişimi sağlayan IP 208.65.153.238-208.65.153.251 adreslerine
erişimin engellenmesine karar vermiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi
bilhassa, söz konusu sitede yer alan on sayfanın (on adet video dosyası)
içeriği nedeniyle 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında
Kanun’u ihlal ettiği kanaatine varmıştır.
8. Cengiz, 21 Mayıs 2010 tarihinde, haber ve görüş alma ve verme
özgürlüğü hakkına dayanarak 5 Mayıs 2008 tarihli erişimin engellenmesi
kararına karşı itirazda bulunmuş ve söz konusu tedbirin kaldırılmasını talep
etmiştir.
9. Akdeniz ve Altıparmak da, YouTube kullanıcısı sıfatıyla, 31 Mayıs
2010 tarihinde, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5 Mayıs 2008 tarihli
erişimin engellenmesi kararına itiraz etmişlerdir. YouTube’a erişimde kamu
yararı bulunduğunu ve söz konusu engellemenin haber ve görüş alma ve
verme özgürlüğü haklarının özüne ciddi zarar verdiğini ileri sürerek söz
konusu tedbirin kaldırılmasını talep etmişlerdir. Ayrıca, 5 Mayıs 2008 tarihli
kararla ilgili on sayfadan altısının daha önce kaldırıldığını; diğer dört
sayfaya ise artık Türkiye’den erişilemediğini ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle,
başvuranlara göre, erişim engelleme tedbirinin amacı ortadan kalkmıştı ve
bu tedbir internet kullanıcılarının haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü
hakkına orantısız bir kısıtlama teşkil etmekteydi.
10. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 9 Haziran 2010 tarihinde, bilhassa
ihtilaf konusu engellemenin mevzuatın gereklerine uygun olduğu kanaatiyle
başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Türkiye’den videolara
erişilememesi sorunuyla ilgili olarak ise, söz konusu videoların web
sitesinin veritabanından çıkarılmayıp yayınına devam edilerek Türkiye’de
erişiminin engellendiğini ancak dünyadaki internet kullanıcıları tarafından
erişilebilir olduğunu belirtmiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi yapılan
inceleme neticesinde, soruşturma aşamasında taraf olmayan başvuranların
bu tür kararlara itiraz etme haklarının bulunmadığı kanaatine varmıştır.
Mahkeme son olarak, söz konusu erişimin engellemesi kararına karşı
yapılan bir itirazı daha önce 4 Haziran 2008 tarihinde reddettiğini
belirtmiştir.
11. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi 2 Temmuz 2010 tarihinde, Ankara
Sulh Ceza Mahkemesinin 9 Haziran 2010 tarihli kararını, usul kurallarına
uygun olmasını ve mahkemeye tanınan takdir yetkisinden kaynaklanmasını
göz önünde bulundurarak onaylamıştır.
B. Müteakip kararlar
12. Sulh Ceza Mahkemesi 17 Haziran 2010 tarihinde YouTube ile ilgili
ek bir karar vermiştir. Kararında, http://www.youtube.com internet sitesine
ve ihtilaf konusu siteye ait diğer kırk dört IP adresine erişimin
engellenmesine karar vermiştir.
13. Akdeniz ve Altıparmak 23 Haziran 2010 tarihinde, 17 Haziran 2010
tarihli ek karara itiraz etmişlerdir.
14. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 1 Temmuz 2010 tarihinde, iki
başvuran, YouTube’un temsilcileri ve İnternet Teknolojileri Derneği’nin
temsilcileri tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Türkiye’den videolara
erişilememesi sorunuyla ilgili olarak ise, söz konusu videoların web
sitesinin veritabanından çıkarılmayıp yayınına devam edilerek sadece
Türkiye’de erişiminin engellendiğini ancak dünyadaki internet kullanıcıları
tarafından erişilebilir olduğunu yinelemiştir. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi
ayrıca, başvuranların davaya taraf olmamaları nedeniyle bu tür kararlara
itiraz etme haklarının bulunmadığı kanaatine varmıştır. Söz konusu sitenin
kanuna aykırı olarak yayına devam ettiği kanısına vararak, ihtilaf konusu
engellemenin mevzuatın gereklerine uygun olduğunu eklemiştir. Son olarak,
somut olayda uygulanan kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu
iddiasını ciddi bulmamıştır.
15. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi 2 Temmuz 2010 tarihinde, yukarıda
anılan kararla (11. paragraf), Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’nin 1 Temmuz
2010 tarihli kararını da onaylamıştır.
C. Taraflarca sunulan bilgiler
16. Hükümet, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (Bundan böyle
metinde “TİB” olarak anılacaktır.) YouTube isimli siteye erişimin
engellenmesi kararından önce ve sonra, bilhassa çocukların cinsel istismarı
ve Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret başta olmak üzere 5651 sayılı
Kanun’a aykırı olan içerikler barındırması nedeniyle 23 Kasım 2007 ve 1
Temmuz 2009 tarihleri arasında, 1.785 adet şikâyet başvurusu yapıldığını
belirtmektedir.
17. Hükümet aynı zamanda, 5 Mayıs 2008 tarihli ilgili sitenin erişime
engellenmesi kararından önce, hukuka aykırı içerikler yer aldığı
gerekçesiyle, YouTube’a erişimin engellenmesine yönelik daha önce 34 adet
ulusal mahkeme kararı bulunduğunu belirtmektedir. Bu kararlar akabinde,
TİB, “uyar ve kaldır” yöntemi gereğince YouTube’un Türkiye’deki yasal
temsilcisi ile irtibata geçmiştir. Yine Hükümet’e göre, 5 Mayıs 2008 tarihli
karardan, Atatürk’e yönelik karalayıcı içerikler yayımlayan on adet web
adresi bulunduğu anlaşılmaktadır. Hükümet, bunlardan altı tanesine erişimin
engellendiğini; ancak diğer dört tanesinin hem Türkiye’den hem de yurt
dışından erişilebilir durumda olduğunu eklemektedir. Bununla birlikte
Hükümet’e göre, TİB, YouTube’a bahse konu içeriklerin kaldırılmasına dair
kararını bildirmiş; ancak YouTube, söz konusu içerikleri kaldırmamıştır.
Türkiye’deki erişim sağlayıcılar üzerinden URL filtreleme sistemi olmaması
nedeniyle, TİB tarafından, YouTube sitesinin tamamına erişimin
engellenmesinden başka çözüm kalmamıştır.
6 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
18. Başvuranlar, 5 Mayıs 2008 tarihli kararın ardından, YouTube’a
erişimin Türkiye’de TİB tarafından 30 Ekim 2010 tarihine kadar
engellendiğini belirtmektedir. Başvuranlar, söz konusu videoların telif hakkı
sahibi olduğunu iddia eden bir şirketin başvurusu üzerine YouTube’a erişim
engelinin 30 Ekim 2010 tarihinde yetkili savcılık tarafından kaldırıldığını
eklemektedirler. Yine başvuranlara göre, 1 Kasım 2010 tarihinden itibaren,
YouTube söz konusu videoların telif haklarını ihlal etmediği kanaatine
vararak yayımlamaya karar vermiştir. Öte yandan, Akdeniz ve Altıparmak,
yaptıkları araştırmalar neticesinde, Ocak 2015’te, 5 Mayıs 2008 tarihli
karara konu olan on video dosyasından dördünün (1, 2, 7 ve 8 numaralı
videolar) halen YouTube üzerinden erişilebilir olduğunu tespit etmişlerdir.
Bu bağlamda, Akdeniz ve Altıparmak, 2 ve 7 numaralı video dosyalarında
Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret olarak yorumlanabilecek herhangi bir
içerik bulunmadığını ve dolayısıyla bunların 5651 sayılı Kanun’un 8.
maddesi kapsamına girmediklerini belirtmektedirler. Bilhassa, on dört
saniye süren 2 numaralı video dosyasında yanmakta olan bir Türk bayrağı
gösterilmekteydi. 7 numaralı video dosyası ise kırk dokuz saniye sürmekte
ve eski bir Türk Genelkurmay Başkanı gösterilmekteydi. Yalnız 1 ve 8
numaralı video dosyaları hakaret edici olarak değerlendirilebilirdi; ancak
bunların içeriğinin yasaya aykırı olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla
herhangi bir hukuk işlemi yapılmamıştır.

II. İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUK KURALLARI VE
UYGULAMASI

A. Ulusal Hukuk

19. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan ulusal ve
uluslararası hukuk kuralları ve uygulaması için, Mahkeme, Ahmet
Yıldırım/Türkiye (No. 3111/10, §§ 15-37, AİHM 2012) kararına atıfta
bulunmaktadır.
20. 4 Mayıs 2007 tarihli 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan
Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele
Edilmesi Hakkında Kanun’un olayların meydana geldiği dönemde somut
olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
8. Madde – Erişimin engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi
“1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda
yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir:
a) (…) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1) İntihara yönlendirme (madde 84),
2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra),
3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190),
4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194),
5) Müstehcenlik (madde 226),
6) Fuhuş (madde 227),
7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),
suçları.
b) 25.7.1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda
yer alan suçlar. (…)
2) Erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma
evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Soruşturma evresinde, gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine
karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde
hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Bu süre
içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal
kaldırılır. Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesine ilişkin karara
4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz
edilebilir.
3) Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erişimin
engellenmesi kararının birer örneği, gereği yapılmak üzere Başkanlığa
[Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı] gönderilir.
4) İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan yayınların içerik veya yer
sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde (…) erişimin engellenmesi kararı re’sen
Başkanlık tarafından verilir. Bu karar, erişim sağlayıcısına bildirilerek gereğinin
yerine getirilmesi istenir.
5) Erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi
anından itibaren yirmi dört saat içinde yerine getirilir.
(...)
7) Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde,
erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (...)
8 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
8) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, erişimin engellenmesi
kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (…)
9) (…) hukuka aykırı içeriğin yayından çıkarılması halinde; erişimin engellenmesi
kararı (…) kaldırılır.”
21. Hükümet, 5651 sayılı Kanun’da yakın zaman önce iki önemli
değişiklik yapıldığını belirtmektedir. Bu değişikliklerle, öngörülen hapis
cezaları kaldırılmış; bu cezalar para cezalarına dönüştürülmüş ve kişilik
hakkı ihlallerinin etkin olarak önlenmesi öngörülmüştür. Hükümet, yapılan
değişiklikle, erişimin engellemesi tedbirinin belirli bir süre ile sınırlı olarak
verilmesine imkân tanındığını açıklamaktadır.
22. Hükümet bilhassa, 27 Mart 2015 tarihinde kabul edilen 6639 sayılı
Kanunla, 5651 sayılı Kanun’a 8/A maddesinin eklendiğini belirtmektedir.
Bu yeni maddeyle, Başbakanın ya da bir Bakanlığın bu yöndeki talebi
üzerine, bu tür bir içeriğe sahip yayının web sayfasından kaldırılması
ve/veya erişimin engellenmesi kararı vermesi için TİB’e yetki verilmiştir.
Ayrıca ilk kez kesin olarak, bir internet sitesinin tümüne yönelik olarak
erişimin engellenmesi kararı verilebilmesine izin verilmiştir. Esasen, işbu
maddenin 3. fıkrası aşağıdaki gibidir:
“Bu madde kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin
gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin
engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin
engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin
önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin
engellenmesi kararı verilebilir.”
23. Hükümet, yurt dışı kaynaklı internet siteleri için URL filtreleme
teknolojisinin Türkiye’de mevcut olmadığını ve konuyla ilgili mevzuatın,
öncelikli olarak bir internet sitesinin tamamen kapatılmasını giderecek olan
“uyar ve kaldır” (notice and take down) yöntemine dayandığını
belirtmektedir. Hükümet, bu yöntemin uygulanmasının daha önce sakıncalı
içerikleri çıkarmaya imkân verdiğini ileri sürmektedir. Böylelikle
günümüzde yurt dışı kaynaklı internet sitelerinde 60.000 adet meşru
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 9
olmayan içerik kaldırılmıştır. Bu hedefe ulaşmak amacıyla, bilhassa İnternet
üzerinde yayımlanan dosyaların içeriğiyle ilgili olarak vatandaşların
şikâyetlerinin toplandığı bir Bilgi İhbar Merkezi kurulmuştur. Bu yolla,
vatandaşlar söz konusu merkeze, YouTube üzerinde yayımlanan dosyalarla
ilgili çok sayıda şikâyette bulunmuşlardır.
B. 5816 sayılı Kanun
24. 25 Temmuz 1951 tarihli 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar
Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
1. Madde
“Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip
eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası
verilir.
Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail
gibi cezalandırılır.”
2. Madde
“Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu
olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse
hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.
Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu
suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.”
C. Anayasal İçtihat
1. “Twitter.com” Kararı
25. Türk mahkemeleri tarafından davacıların kişilik haklarını ve özel
hayatlarını ihlal eden içerikler yer alan twitter.com sitesiyle (kullanıcının
İnternet üzerinden IM ya da SMS yoluyla ücretsiz olarak kısa mesaj
göndermesine imkân tanıyan mikroblog sitesi) ilgili verilen çok sayıda
10 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
kararın ardından, TİB, Mart 2014’te söz konusu siteye erişimin
engellenmesine karar vermiştir. Ankara İdare Mahkemesi 25 Mart 2014
tarihli kararıyla, TİB’in erişim engelleme kararıyla ilgili olarak yürütmenin
durdurulmasına karar vermiştir.
Bu arada, 24 ve 25 Mart 2014 tarihlerinde aralarında Akdeniz ve
Altıparmak’ın da bulunduğu üç kişi erişimin engellenmesi kararına itiraz
etmek amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
Anayasa Mahkemesi 2 Nisan 2014 tarihli kararla (2014/3986), TİB
tarafından verilen twitter.com isimli siteye erişimin engellenmesi kararının,
haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Kararında, bilhassa sosyal medyada haber ve düşüncelerin vaktinden sonra
paylaşılması nedeniyle bunların kısa süre içinde güncelliğini yitirip etki ve
değerini kaybetme riski bulunduğunu ve bundan dolayı bahse konu sitenin
aktif kullanıcıları olan başvuranların söz konusu erişim engelinin ivedilikle
kaldırılması bakımından menfaatleri bulunduğunu belirtmiştir. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nin Ahmet Yıldırım (yukarıda anılan) kararına atıfta
bulunarak, ihtilaf konusu tedbirin yasal dayanağı bulunmadığı sonucuna
varmıştır.
2. “YouTube” Kararı
26. TİB 27 Mart 2014 tarihinde, bilhassa Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi
tarafından verilen kararın ardından YouTube’a erişimin engellenmesine
karar vermiştir. Ankara İdare Mahkemesi 2 Mayıs 2014 tarihli kararıyla,
yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Bunun akabinde, YouTube
LLC, başvuranlar Altıparmak ve Akdeniz ile diğer altı kişi Anayasaya
Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi 29
Mayıs 2014 tarihli kararla, erişimin engellenmesi kararını iptal etmiştir.
Kararında, davanın esasıyla ilgili kararını açıklamadan önce, davacıların
mağdur sıfatlarıyla ilgili kararını açıklamıştır. Anayasa Mahkemesi
kararında aşağı ifadelere yer vermiştir:
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 11
“27. (...)Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak ve M.F. çeşitli üniversitelerde öğretim
üyesi olarak çalışmaktadırlar. Bu başvurucular, insan hakları ve ceza hukuku alanında
bilimsel çalışmalar yaptıklarını, bu çalışmalarını youtube.com isimli internet sitesinde
yer alan hesapları üzerinden paylaştıklarını, aynı zamanda çalışma alanları ile ilgili
Bileşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi metin ve görsellerine site üzerinden
ulaştıklarını ifade etmişlerdir. (…) Başvurucu E.E. ise anılan sitede [YouTube]
üyeliğinin bulunduğunu, sitede kendisine göre düzenlediği profili ile istediği kanalları
ve paylaşım yapan kişileri düzenli olarak takip ettiği sivil toplum kuruluşları ve
mesleki kuruluşların bulunduğunu belirtmiştir. (…)
28. Bu açıklamalar ışığında, başvurucuların youtube.com isimli internet sitesinin
tümüyle erişime engellenmesine ilişkin idari işlemden doğrudan etkilendikleri
anlaşılmaktadır. (…)”
Anayasa Mahkemesi, davanın esasıyla ilgili olarak, Ahmet Yıldırım
kararına (yukarıda anılan) atıfta bulunarak, ihtilaf konusu tedbirin bilhassa
bir internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi yetkisi
vermediğini ifade ettiği 5651 sayılı Kanun bakımından yasal dayanağı
bulunmadığı kararına varmıştır. Kararında şu ifadeler yer almaktadır:
“52. İnternet modern demokrasilerde başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak
ve özgürlüklerin kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip
bulunmaktadır. Sosyal medya, medya içeriğini oluşturmak, yayınlamak ve
yorumlamak şeklinde bireysel katılıma imkân veren şeffaf (…) bir platform şeklindeki
medya kanalıdır. İnternetin sağladığı sosyal medya zemini kişilerin bilgi ve
düşüncelerini açıklama, karşılıklı paylaşma ve yaymaları için vazgeçilmez niteliktedir.
Bu nedenle sadece düşünceyi açıklamanın değil, aynı zamanda bilginin elde edilmesi
açısından günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri haline gelen sosyal medya
araçları konusunda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda devletin ve idari
makamların çok hassas davranmaları gerektiği açıktır.”
D. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi
27. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, Medeni ve Siyasi
Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 19. maddesiyle ilgili 102.
oturumunda (11-29 Temmuz 2011) kabul edilen 34 sayılı genel görüşlerinde
şu ifadelere yer vermiştir:
“43. Web sitelerinin, blogların veya internet temelli, elektronik veya diğer bilgi
yaygınlaştırma sistemlerinin, ayrıca örneğin internet hizmet sunucuları veya arama
motorları gibi bu tür iletişimi destekleyen sistemlerin işleyişine getirilecek herhangi
bir kısıtlama, ancak [Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin,
ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına getirilebilecek kısıtlamaları düzenleyen 19.
maddesinin] 3’üncü paragrafa uygun gerekçelerle kabul edilebilir. İzin verilebilir
kısıtlamalar genellikle içeriğe özgü olmalıdır; belirli sitelerin ve sistemlerin işleyişine
getirilecek genel yasaklar paragraf 3’le bağdaşmaz. Ayrıca, bir siteye veya
12 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
enformasyon yaygınlaştırma sistemine yalnızca hükümete veya hükümetin temsil
ettiği siyasal sisteme yönelik eleştirel tutum alabileceği ve bu yönde yayınlar
yapabileceği gerekçesiyle yasak getirilmesi de 3’üncü paragrafla bağdaşmaz.”

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA


28. Mahkeme, başvurulardaki olay ve olgular ile hukuki sorunların
benzerliğini dikkate alarak, İçtüzüğün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca
başvuruları birleştirmeye ve tek kararda birlikte incelemeye karar
vermektedir.

II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA

29. Başvuranlar, ulusal mahkemeler tarafından verilen tedbir kararı
sonucunda YouTube’a erişimin mümkün olmamasından şikâyet
etmektedirler. Başvuranlar, bu tedbir kararının Sözleşme’nin 10. maddesiyle
güvence altına alınan haber ve fikir alma ve verme özgürlüğü haklarına
müdahale oluşturduğu görüşündedirler. İşbu maddenin somut olayla ilgili
bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi
olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş
alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (…)
2.Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla
öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya
kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin
önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli
bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence
altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya
yaptırımlara tabi tutulabilir.”
30. Hükümet, başvuranların iddiasına karşı çıkmaktadır.
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 13
A. Kabul edilebilirlik hakkında
31. Hükümet, başvuranların şikâyetinin Sözleşme hükümleriyle konu
bakımından (ratione materiae) uyumlu olmadığı kanısındadır. Bilhassa
Tanrıkulu ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No.
40150/98, 40153/98 ve 40160/98, 6 Kasım 2001) ve Akdeniz/Türkiye
((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 20877/10, 11 Mart 2014)
kararlarına atıfta bulunarak, başvuranların, müdahale oluşturduğu iddia
edilen olaylardan doğrudan etkilenmiş olarak değerlendirilemeyeceklerini
ileri sürmektedir.
32. Hükümet aynı zamanda, başvuranların YouTube’a erişimin
engellenmesi kararından iki yıl sonra Mahkeme’ye başvuruda
bulunduklarını belirtmektedir. Hükümet’e göre, başvuranlar bu tedbirler
nedeniyle mağdur olduklarını düşünselerdi, söz konusu tedbire itiraz etmek
için bu kadar uzun süre beklemeleri gerekmezdi.
33. Başvuranlar, bu iddiaya karşı çıkmaktadırlar.
34. Mahkeme, Hükümet’in başvuranların mağdur sıfatı taşımadıklarına
dair ilk itirazının, başvuranların haber ve görüş alma ve verme özgürlüğünü
kullanma hakkına bir müdahale teşkil edip etmediğinin incelenmesi ile ilgili
ve dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin esasına
sıkı sıkıya bağlı sorunlar ortaya çıkardığını değerlendirmektedir. Mahkeme
bu nedenle, işbu itirazın esas ile birlikte incelenmesine karar vermektedir
(bk. aynı anlamda, Dink/Türkiye, No. 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09
ve 7124/09, § 100, 14 Eylül 2010 ve Altuğ Taner Akçam/Türkiye,
No. 27520/07, § 51, 25 Ekim 2011).
35. Öte yandan Mahkeme söz konusu şikâyetin Sözleşmenin 35.
maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit
etmekte ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeli bulunmayan işbu şikâyetin
kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
14 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
B. Esas hakkında
1. Tarafların İddiaları
a) Başvuranlar
36. Üç başvuran, YouTube’a erişimin engellenmesinin haber ve görüş
alma ve verme özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğunu ileri
sürmektedirler. Ahmet Yıldırım/Türkiye (No. 3111/10, AİHM 2012)
kararının yanı sıra Anayasa Mahkemesi’nin iki kararına (yukarıda 25-26.
paragraflar) atıfta bulunarak, 5651 sayılı Kanun’un bir internet sitesinin
tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi yetkisi vermediğini de
belirtmektedir. Bundan dolayı, başvuranlara göre, yapılan müdahale
“kanunla öngörülmüş” olarak değerlendirilemez. Öte yandan, ilgililer,
YouTube’a erişimin engellenmesi tedbirinin temelinde yer alan yasaya
aykırı içerikle herhangi bir ilgileri olmamasına rağmen, söz konusu tedbirin
yani YouTube sitesinde yayımlanan çok sayıda videoya erişiminin mümkün
olmayışının kendi açılarından doğurduğu sonucun izlenen amaçlara nazaran
orantısız olduğu kanısındadırlar. Başvuranlar ayrıca, yargılamanın
YouTube’a erişimin engellenmesiyle sonuçlanması nedeniyle adil ve tarafsız
olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadırlar.
37. Hukuk Fakültesinde öğretim görevlisi, ifade özgürlüğü alanında
çalışan hukukçu ve uzman olduğunu ileri süren Cengiz, uluslararası
kuruluşların YouTube yoluyla çok sayıda görsel materyal yayımlandıklarını
ve bu materyalleri çalışmalarında düzenli olarak kullandığını belirtmektedir.
Öte yandan, YouTube hesabı olan aktif bir kullanıcı olarak, YouTube
aracılığıyla, dokümanlar, analizler ya da eğlenceli vakit geçirmeye yarayan
yayınlar gibi çok sayıda bilgi kaynağına erişebildiğini belirtmektedir.
Başvuran, bu sitenin tümüne erişimin engellenmesi nedeniyle, üç yıldan
uzun bir süre boyunca YouTube hesabına erişememiştir.
38. Altıparmak ve Akdeniz, kişilerin haber ve görüş alma ve verme
özgürlüğü haklarını kullanmaları için başlıca araçlardan biri haline gelen
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 15
internetin önemine vurgu yapmakta ve ihtilaf konusu tedbirden doğrudan
etkilendiklerini ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, YouTube’da yalnızca
sanat ve müzik eserleri yayımlanmadığını; ancak aynı zamanda siyasi
konuşmaların yanı sıra siyasi ve sosyal faaliyetler açısından da oldukça
popüler ve çok geniş çaplı bir platform olduğunu belirtmektedirler.
Bilhassa, medyanın göz ardı ettiği ya da baskıcı hükümetler tarafından
yasaklanan siyasi içerikler genellikle YouTube yoluyla gün yüzüne
çıkarılmaktadır; bu durum beklenmedik boyutlarda “vatandaş gazeteciliği”
nin doğmasına olanak sağlamıştır. Bu çerçevede, özelikleri, erişilebilirlik
düzeyi ve bilhassa potansiyel etkisinin yanı sıra herhangi bir muadili
bulunmaması dikkate alındığında, bu platform tektir.
39. Başvuranlar ayrıca, davalarının Akdeniz davasından (yukarıda anılan
karar) farklılık gösterdiğini belirtmektedirler. Akdeniz kararında,
başvuranlara göre, müzik eserleri yayımlanan sitelere, söz konusu sitelerin
telif haklarıyla ilgili mevzuata riayet etmedikleri gerekçesiyle erişimin
engellenmesiyle ilgilidir. Başvuranlar daha sonra Mahkeme’nin, bir bireyin
sadece “ticari” ifadelerinde değil, ancak bu bireyin kamu yararını
ilgilendiren ihtilaf konusu bir olayda yer aldığında Sözleşmeci Devletlere
verilen takdir yetkisinin genişliğinin azaltılması gerektiğini belirttiğini iddia
etmektedirler (bk. mutatis mutandis, Ashby Donald ve diğerleri/Fransa, No.
36769/08, § 39, 10 Ocak 2013). Başvuranlar ayrıca, Khurshid Mustafa ve
Tarzibachi/İsveç (No. 23883/06, § 44, 16 Aralık 2008), kararında söz
konusu olduğu üzere, ilgili hakkın, kendileri için özel bir önem arz ettiğini
ileri sürmektedirler.
40. Bilhassa, Akdeniz, Hukuk Fakültesi profesörü ve ifade özgürlüğü
alanında uzman olarak, internet hukuku ile ilgili çok sayıda siyasi
müdahaleyi YouTube üzerinden indirdiğini belirtmektedir. Altıparmak da
hukuk profesörü ve Ankara Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi Başkanı
olduğunu ve YouTube yoluyla çok sayıda video dosyasına erişebildiğini
belirtmektedir. Ayrıca, söz konusu İnsan Hakları Merkezi tarafından
16 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
düzenlenen birçok konferans da bu site aracılığıyla yayımlanmıştır. Bunun
yanı sıra, merkez ya da bizzat kendisi tarafından yayımlanan kayıtların ya
da söyleşilerin yer aldığı dosyalar üçüncü şahıslarca indirilmiştir. İki
başvuran, YouTube sitesini yalnızca akademik konularda ya da genel
menfaatle ilgili konularda bilgi almak amacıyla kullanmadıklarını, fakat
aynı zamanda YouTube sitesindeki hesapları sayesinde, bu siteyi bilgi
iletmek amacıyla da kullandıklarını belirtmektedirler. Dolayısıyla burada,
hem bilgi alma hem de verme özgürlüğü söz konusudur.
41. Öte yandan, Akdeniz ve Altıparmak, ulusal mahkemelerin
YouTube’a erişimi engelleme kararını verme şekillerine itiraz etmekte ve
bunun, belli bir site ile ilgili uygulanmasına karar verilen erişimin
engellenmesi tedbirinin genel engelleme yöntemi olarak kullanılması
engellemeye yönelik her türlü güvenceden yoksun bir prosedürden
kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Bu bağlamda, uygulamada, bir internet
sitesine erişimin engellenmesi tedbirinin yalnızca son çare olarak
öngörülmediğini, bu nedenle, 21.000’i 2014 yılında olmak üzere, 60.000’i
aşkın internet sitesinin erişime engellendiğini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, 2014 yılında, twitter.com ve youtube.com’a daha hafif
herhangi bir tedbir öngörülmeden, yasaya aykırı şekilde erişimin
engellenmesine karar verildiğini eklemektedirler. Başvuranlar, her iki
durumda da, Anayasa Mahkemesi’nin erişimin engellenmesi kararlarını
bilgi ve görüş alma ve verme özgürlüğü hakkının kullanımında ciddi bir
müdahale olarak değerlendirdikten sonra, bu kararların, Anayasa’nın söz
konusu hakkı güvence altına alan 26. maddesine aykırı olduğuna karar
verdiğini belirtmektedirler.
b) Hükümet
42. Hükümet, başvuranların iddialarına karşı çıkmaktadır. Başvuranların
şikâyetlerinin Sözleşme ile konu bakımından (ratione materiae) uyumlu
olmadığına dair iddiasını yinelemektedir. Hükümet’e göre, ilgililer,
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 17
müdahale teşkil ettiği iddia edilen olaylardan doğrudan etkilenmiş olarak
değerlendirilemezler. Her halükarda, Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin
10. maddesinin ihlal edildiğine dair iddialarını desteklemedikleri
kanısındadır.
43. Mahkeme bununla birlikte, Sözleşme’nin 10. maddesi anlamında
müdahalede bulunulduğu kanaatine varmış olsa da, Hükümet, söz konusu
müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan
meşru amaçları sağlamaya yönelik olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet,
uygulanan tedbirinin, 10. madde anlamında “gerekli” olup olmadığının
tespit edilmesi sorunuyla ilgili olarak, bunun çatışan menfaatler arasında
adil bir denge kurduğu kanaatinedir. Ayrıca, kararları veren ilgili iki
mahkemenin kararlarını eksiksiz ve ayrıntılı bir şekilde gerekçelendirmesi
nedeniyle yargılamanın her aşaması adildi. Bu nedenle, takdir yetkisini de
dikkate alındığında, iddia edilen müdahale izlenen meşru amaçla orantılıydı
ve “demokratik bir toplumda gerekliydi”.
44. Bilhassa, Hükümet, 5651 sayılı Kanun’un 2. maddesindeki internet
aktörlerinin, Avrupa Birliği normlarıyla uyumlu şekilde tanımlandığını ve
bu aktörlere ilişkin yükümlülüklerin ve yaptırımların kanunda açık şekilde
düzenlediğini belirtmektedir. Türkiye, bu hukuki metinleri kabul etmenin
gerekliliğini karşılayarak, ulusal ve uluslararası hukuk normlarına uygun
olarak temel hak ve özgürlüklere ilişkin sınırlamaların yasalarla
düzenlenmesinde uygun gelişmeler kaydetmiştir. Bu bağlamda, bir web
sitesinin erişime kapatılması, sakıncalı içeriklerin yayımlanmasıyla
mücadele kapsamında başvurulan ilk değil ancak en son çare olarak
öngörülmüştür.
45. Hükümet ayrıca, 5651 sayılı Kanun’da “uyar ve kaldır” yöntemine
göre erişimin engellenmesi kararına neden olabilecek suç türlerinin yer
aldığını belirtmektedir. Bu yöntem, bilhassa bir sitenin tümünün erişime
engellenmesinin doğurabileceği sakıncaları önlemeyi amaçlamaktadır. Öte
18 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
yandan, sakıncalı içeriklere sahip yurt içi ya da yurt dışı kaynaklı siteler, bu
yöntem uygulanarak elimine edilmiştir.
46. Hükümet son olarak, yakın zaman önce 5651 sayılı Kanun’da önemli
değişiklikler yapıldığını belirtmektedir. Bununla birlikte, yurt dışı kaynaklı
siteler için URL filtreleme teknolojisinin Türkiye’de mevcut olmadığını
belirtmektedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
a) Bir müdahalenin varlığı hakkında
47. Mahkeme, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi’nin 5 Mayıs 2008 tarihli
kararıyla, 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi ile 2, 3
ve 9. fıkraları uyarınca, bu sitedeki on adet video dosyasının içeriğinin 5816
sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’u ihlal ettiği
gerekçesiyle YouTube’a erişimin engellendiğini kaydetmektedir. Öncelikle,
Cengiz 21 Mayıs 2010, daha sonra ise Altıparmak ve Akdeniz 31 Mayıs
2010 tarihinde erişimin engellenmesi kararına karşı itirazda bulunmuşlar ve
söz konusu tedbirin kaldırılmasını talep etmişlerdir. İtiraz başvurularında,
haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü haklarının korunmasını talep
etmişlerdir.
48. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 9 Haziran 2010 tarihinde,
başvuranların davada taraf olmadıklarını ve bu nedenle bu tür kararlara
itiraz etme haklarının bulunmadığını belirterek itirazlarını reddetmiştir. Bu
karara varırken, bilhassa, ihtilaf konusu tedbirin konuyla ilgili mevzuatın
gereklerine uygun olduğunu değerlendirmiştir. Öte yandan, Ankara Sulh
Ceza Mahkemesi, 17 Haziran 2010 tarihinde ek bir karar vermiştir.
Başvuranlar bu karara itiraz etmek için yaptıkları girişimlerden sonuç
alamamışlardır.
49. Mahkeme, Sözleşme’nin halk davası (actio popularis) açma imkânı
vermediğini, ancak kişinin, bireysel başvuruda bulunabilmesi için,
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 19
Sözleşmeci Devlete yüklenebilir bir eylem ya da ihmal sonucu
Sözleşme’nin ihlal edilmesi nedeniyle doğrudan ya da dolaylı olarak
mağdur olduğunu makul bir şekilde ifade etmesini gerektirdiğini
hatırlatmaktadır. Mahkeme, Tanrıkulu ve diğerleri davasında (yukarıda
anılan karar), yayın yasağı tedbiri uygulanan bir günlük gazetenin
okuyucularının mağdur sıfatını kabul etmemiştir. Aynı şekilde, Akdeniz
davasında (yukarıda anılan karar), Mahkeme, -Türkiye’de müzik yayını
yapmak üzere ayrılan iki sitenin diğer kullanıcılarında olduğu gibiAkdeniz’in,
erişimin engellenmesi tedbirinin dolaylı etkilerine maruz
kalması, ilgilinin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında “mağdur” sıfatı
taşıdığının kabul edilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır
(yukarıda anılan karar, § 24). Bu değerlendirmeler dikkate alındığında, bir
başvuranın, bir internet sitesine erişimin engellenmesi tedbiri nedeniyle
mağdur olduğunu iddia edip edememesi dolayısıyla her davanın koşullarının
değerlendirilmesine bağlıdır; bilhassa başvuranın internet sitesini kullanma
şekline ve benzer tedbirin kendisi üzerinde doğurabileceği sonuçlarının
ağırlığına bağlıdır. Aynı zamanda, internetin günümüzde bireyler tarafından
haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü haklarını kullanmalarında başlıca
araçlardan biri haline geldiğini de göz önünde bulundurmak gerekmektedir:
İnternette, siyasi sorunlar ya da kamu menfaati ile ilgili çalışmalara ve
tartışmalara katılmaya yönelik temel araçlar bulunmaktadır (yukarıda anılan
Ahmet Yıldırım kararı, § 54).
50. Mahkeme somut olayda, bilhassa söz konusu sitenin önemli
özelliklerinin yanı sıra ihtilaf konusu engellenmenin ilgililerin akademik
çalışmaları üzerindeki etkilerinin altını çizerek, başvuranların aktif YouTube
kullanıcıları olarak başvuruda bulunduklarını tespit etmektedir. Başvuranlar
bilhassa, YouTube hesaplarını kullanarak, bu platformu yalnızca mesleki
alanlarına ilişkin videolara ulaşmak amacıyla değil fakat aynı zamanda, bu
tür dosyaları indirerek ve paylaşarak aktif bir şekilde kullandıklarını
belirtmektedirler. Öte yandan, Altıparmak ve Akdeniz, akademik
20 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
faaliyetleriyle ilgili görüntüler yayımladıklarını belirtmişlerdir. Bu hususla
ilgili olarak, işbu davanın daha ziyade, kendi web sitesi yoluyla akademik
çalışmalarını ve değişik alanlardaki görüşlerini yayımlandığını ifade eden
Yıldırım’ın davasıyla (yukarıda anılan Ahmet Yıldırım kararı, § 51)
benzerlik göstermekte olup, web sitelerinin basit kullanıcısı olarak dava
açan Akdeniz’in (yukarıda anılan karar) davasıyla benzerlik
göstermemektedir.
51. Bunun yanı sıra, mevcut dava yukarıda anılan Akdeniz kararından bir
başka yönden de farklılık göstermektedir. Akdeniz kararında, Mahkeme
bilhassa, ilgilinin, telif haklarını korumaya ilişkin kuralları ihlal etmeksizin
ve herhangi bir güçlük yaşamadan birçok yöntemle çok sayıda müzik
eserine erişebilmesini dikkate almıştır (yukarıda anılan karar, § 25). Oysa
YouTube’da yalnızca sanat ve müzik eserleri yayımlanmamaktadır;
YouTube aynı zamanda siyasi tartışmaların yanı sıra siyasi ve sosyal
çalışmalar açısından da oldukça popüler ve çok geniş çaplı bir platformdur.
YouTube yoluyla yayımlanan dosyalarda diğerlerinin yanı sıra herkes için
özel bir ilgi arz edebilecek bilgiler de yer almaktadır (bk. mutatis mutandis,
yukarıda anılan Mustafa ve Tarzibachi kararı, § 44). Esasen, ihtilaf konusu
tedbir, başvuranlar için spesifik bilgiler içeren bir siteyi erişilmez kılmıştır
ve söz konusu spesifik bilgilere başka yöntemlerle kolayca
erişilememektedir. Bu site aynı zamanda, ilgililer açısından önemli bir
iletişim kaynağını teşkil etmektedir.
52. Öte yandan Mahkeme, internet sitelerinin ifade özgürlüğünün
kullanılmasında konusunda arz ettiği önemle ilgili olarak, “internet
sitelerinin, erişilebilirlikleri ve çok sayıda veriyi saklamak ve yaymak
konusundaki yeterlilikleri sayesinde, halkın güncel haberlere erişimine ve
daha genel olarak haberlerin iletilmesinin kolaylaşmasına büyük oranda
hizmet ettiklerini” hatırlatmaktadır (Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık
(no. 1 ve 2), No. 3002/03 ve 23676/03, § 27, AİHM 2009). Kullanıcıların
internet üzerinden kendilerini anlatma/ifade etme imkânı, ifade
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 21
özgürlüğünün kullanılması bakımından emsalsiz bir araçtır (Delfi
AS/Estonya [BD], No. 64569/09, § 110, AİHM 2015). Bu bağlamda,
Mahkeme, YouTube’un video barındıran bir web sitesi olduğunu,
kullanıcıların YouTube üzerinden video gönderebildiklerini,
seyredebildiklerini ve paylaşabildikleri ve bunun haber ve görüş alma ve
verme özgürlüğünün kullanılmasında önemli bir araç olduğu hususundan
şüphe duyulmadığını gözlemlemektedir. Bilhassa, başvuranların haklı olarak
belirttikleri üzere, geleneksel medya tarafından göz ardı edilen siyasi
içerikler, YouTube yoluyla genellikle gün yüzüne çıkarılmaktadır; bu durum
vatandaş gazeteciliğinin doğmasına olanak sağlamıştır. Mahkeme bu
çerçevede, özelikleri, erişilebilirlik düzeyi ve bilhassa potansiyel etkisinin
yanı sıra başvuranlar için, herhangi bir muadili bulunmaması dikkate
alındığında, bu platformun tek olduğunu kabul etmektedir.
53. Üstelik Mahkeme, mevcut başvurular yapıldıktan sonra, Anayasa
Mahkemesi’nin twitter.com ve youtube.com gibi internet sitelerinin aktif
kullanıcılarının mağdur sıfatını incelediğini gözlemlemektedir. Bilhassa,
YouTube’a erişimin engellenmesi yönündeki idari kararla ilgili dava
kapsamında, YouTube’un aralarında Akdeniz ve Altıparmak’ın da
bulunduğu aktif kullanıcılarının mağdur sıfatı taşıdığını kabul etmiştir. Bu
sonuca varırken, öncelikle YouTube hesabına sahip davacıların bu siteyi
aktif olarak kullanmalarını göz önünde bulundurmuştur. Bu iki başvuranla
ilgili olarak, aynı zamanda, ilgililerin farklı üniversitelerde eğitim
verdiklerini, insan hakları alanında çalışmalar yürüttüklerini, söz konusu site
aracılığıyla yayımlanan çeşitli görsel materyallere ulaştıklarını ve YouTube
hesapları yoluyla çalışmalarını paylaştıklarını da dikkate almıştır (yukarıda
25-26. paragraflar).
Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu başvuranların mağdur
sıfatlarıyla ilgili vardığı sonuçlara katılmaktadır. Öte yandan, Mahkeme,
aynı zamanda aktif bir YouTube kullanıcısı olan Cengiz’in durumunun söz
22 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
konusu iki başvuranın durumundan pek de farklılık göstermediğini
gözlemlemektedir.
54. Sonuç olarak, Mahkeme, başvuranların internet ile ilgili kanun
kapsamında YouTube’a yönelik alınan tedbirin dolaylı olarak kendilerini
etkilemesinden şikâyet ettiklerini gözlemlemektedir. İlgililer, YouTube’un
sahip olduğu özellikler nedeniyle, erişimin engellenmesi tedbirinin
kendilerini haber ve görüş alma ve verme özgürlüğü haklarını
kullanmalarında önemli bir araçtan yoksun kaldıklarını belirtmektedirler.
55. Yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında ve mağdur sıfatını kabul etme
kriterlerinin esnek şekilde uygulanması gerekliliği dikkate alındığında,
Mahkeme, davanın özel koşullarında, tedbir olarak verilen YouTube’a
erişimin engellenmesi kararıyla doğrudan başvuranların hedef alınmamış
olmalarına rağmen, söz konusu tedbirin, haber ve görüş alma ve verme
haklarını etkilediğini yasal olarak ileri sürebileceklerini kabul etmektedir.
Bu nedenle Mahkeme, Hükümet’in mağdur sıfatıyla ilgili ilk itirazını
reddetmektedir.
56. Öte yandan, Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesiyle “herkesin”
haber ve görüş alma ve verme özgürlüğünü güvence altına alındığını ve bu
özgürlüğün kullanılmasında ne aranılan amacın niteliğine ne de kişilerin
rollerine –gerçek ya da tüzel– göre ayrım gözetilmediğini hatırlatmaktadır.
10. madde yalnızca bilgilerin içeriğiyle ilgili olmayıp aynı zamanda bu
bilgileri yayınlama araçlarıyla da ilgilidir; zira bunlara getirilen her türlü
sınırlama haber alma ve verme hakkını etkilemektedir. Nitekim Mahkeme,
Sözleşme’nin 10. maddesinin yalnızca haber verme hakkını değil, fakat aynı
zamanda halkın haber alma hakkını da güvence altına aldığını tekrar ifade
etmektedir (yukarıda anılan Ahmet Yıldırım kararı, § 50).
57. Somut olayda, dosyada yer alan unsurlardan, Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 5 Mayıs 2008 tarihli kararı gereğince uygulanan tedbir
nedeniyle, başvuranların uzun bir süre boyunca YouTube’a erişmelerinin
mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Başvuranlar aktif YouTube kullanıcıları
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 23
olarak, dolayısıyla yasal olarak söz konusu tedbirin haber ve görüş alma ve
verme hakkını etkilediğini ileri sürebilirlerdi. Mahkeme, yasal dayanağı her
ne olursa olsun, benzer tedbirin internetin erişebilirliğini etkileyecek etkiye
sahip olduğu ve bu nedenle 10. madde bağlamında davalı Devlet’e
sorumluluk yüklediği kanaatine varmaktadır (idem, § 53). Bundan dolayı,
söz konusu tedbir, 10. maddeyle güvence altına alınan hakların
kullanılmasında “kamu makamlarının müdahalesi” olarak incelenmektedir.
58. Benzer müdahale, “kanunla öngörülmüş” olmaması, 10. maddenin 2.
fıkrasında yer alan meşru amaçlardan biri veya birkaçı ile
gerekçelendirilmemesi ve bu amaçlara ulaşmak için müdahalenin
“demokratik bir toplumda gerekli” olmaması halinde 10. maddeyi ihlal
etmektedir.
b) Müdahalenin haklı olduğu hakkında
59. Mahkeme öncelikle, 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan “kanunla
öngörülme” ifadesinin sadece söz konusu tedbirin iç hukukta yasal bir
temelinin olmasını emretmediğini, aynı zamanda söz konusu kanunun
niteliğini de hedeflediğini hatırlatmaktadır: Nitekim söz konusu kanun,
yargının süjelerinin erişimine açık olmalı ve etkileri bakımından
öngörülebilir olmalıdır (bk. diğer birçok karar arasında, yukarıda anılan
Dink kararı, § 114). Mahkeme’nin yerleşik içtihadına göre, bir kanun
uygulanacağı her kişinin bu yasa uyarınca davranışlarını düzenlemesine
imkân verecek açıklıkta yazılması halinde “öngörülebilir” kabul
edilmektedir (bk. diğer birçok karar arasında, RTBF/Belçika, No. 50084/06,
§ 103, AİHM 2011 ve yukarıda anılan Altuğ Taner Akçam kararı, § 87).
60. Somut olayda, Mahkeme, ilgili siteye yasal prosedürle erişimin
engellenmesinin 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasına
dayandığını yani yasal bir dayanağı olduğunu gözlemlemektedir. Söz
konusu maddenin aynı zamanda erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gereklerini
karşılayıp karşılamadığı sorusuna, başvuranlar karşılamadığı şeklinde yanıt
24 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
verilmesi gerektiği kanaatindedirler; bu madde başvuranlara göre aşırı
derecede belirsizdir.
61. Mahkeme, Ahmet Yıldırım (yukarıda anılan; bk. özellikle, §§ 61-62)
davasında, müdahalenin “kanunla öngörülüp öngörülmediği” sorununu
incelediğini ve bunun kanunla öngörülmediği sonucuna vardığını
hatırlatmaktadır. Mahkeme bilhassa, 5651 sayılı Kanun’un, barındırdığı web
sayfalarından birinin içeriği nedeniyle bir internet sitesinin tümüne yönelik
olarak erişimin engellenmesi yetkisi vermediği kanaatine varmaktadır.
Esasen, söz konusu Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrası gereğince, içeriğinde
Kanun’da belirtilen suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi
bulunması halinde, yalnızca belli bir yayına erişimin engellenmesine karar
verilebilmektedir. Öte yandan, Mahkeme’nin vardığı bu sonuç, Anayasa
Mahkemesi tarafından, Ahmet Yıldırım (yukarıda anılan) kararının
açıklanmasından sonra verdiği iki kararında dikkate alınmıştır (yukarıda 25-
26 paragraflar).
62. Bu bağlamda, Mahkeme bilhassa bu tür ön kısıtlamaların, ilk bakışta
(a priori) Sözleşme hükümleriyle uyumsuz olmadığının altını çizmektedir.
Bununla birlikte, ön kısıtlamalar, muhtemel kötüye kullanma durumlarına
karşı sunulan hukuki kontrol güvencesi konusunda etkili olmalı ve yasağın
sınırlandırılması hususunda bilhassa katı olan yasal bir çerçevede
getirilmelidir Bu bağlamda, hâkim tarafından hukuki güvence ile çatışan
çıkarlar arasında denge esas alınarak ve uzlaşma sağlanması amaçlanarak
alınan bu tür tedbirlerin denetimi, haber ve görüş alma veya verme
özgürlüğüne ilişkin sınırlamaların uygulanması konusunda özel ve kesin
kuralları belirleyen bir çerçeve bulunmadan öngörülemez.
63. Oysa somut olayda, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, YouTube’a
erişimin tamamen engellenmesine karar verdiğinde, bu mahkemeye böyle
bir yetki veren herhangi bir yasal hüküm bulunmadığını göz önünde
bulundurmak gerekmektedir.
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 25
64. Esasen, Hükümet’in görüşlerinden ve Türk yetkililerin
uygulamasından, yurt dışı kaynaklı siteler için Türkiye’de URL filtreleme
teknolojisinin mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, uygulamada,
idari bir organ yani TİB, belli bir içerikle ilgili olarak verilen adli kararların
icrası amacıyla söz konusu sitenin tamamına erişimin engellenmesine karar
vermiştir. Ancak –Mahkeme daha önce Ahmet Yıldırım kararında (yukarıda
anılan, § 66)- özellikle internet üzerinde bulunan bilgilerin büyük bir
kısmının erişime engellenmesine neden olan benzer tedbir kararları
nedeniyle internet kullanıcılarının haklarının ciddi ölçüde etkilenebileceği
ve önemli dolaylı etkilere sahip olabileceği hususlarını yetkililerin dikkate
almaları gerektiği belirtmiştir.
65. Mahkeme, bu değerlendirmeler ve somut olaya uygulanan söz
konusu mevzuatın incelenmesi ışığında, 5651 sayılı Kanunun 8. maddesinde
öngörülen müdahalenin, Sözleşme’nin gerektirdiği yasallık koşulunu
karşılamadığı ve bu maddenin, başvuranların demokratik bir toplumda
hukukun üstünlüğünün gerektirdiği ölçüde yeterli bir koruma imkânına
sahip olmalarına imkân vermediği sonucuna varmaktadır. Öte yandan, söz
konusu maddenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğu
görülmektedir; zira bu madde bağlamında tanınan haklar, “ülke sınırları
gözetilmeksizin” korunmaktadır (idem, § 67).
66. Bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
67. Mahkeme, varılan bu sonucu dikkate alarak, somut olayda
Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının diğer gereklerine riayet edilip
edilmediğini denetlemenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.

III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA

68. Cengiz, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, ihtilaf konusu
tedbirin bir mahkeme tarafından denetlenmesi ve yetkililerin olası
26 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
suiistimallerinin cezalandırılması amacıyla başvuru yolundan
yararlanamadığından şikâyet etmektedir.
69. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki
tespitini dikkate alarak (yukarıda belirtilen 65. paragraf), mevcut davada söz
konusu olan temel hukuki sorunları incelediği kanısındadır. Davanın olay ve
olgularının tamamı göz önünde alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 6.
maddesi bağlamındaki şikâyetin ne kabul edilebilirliği ne de esası hakkında
ayrı olarak karar vermeye gerek olmadığı kanısındadır (bk. aynı anlamda,
yukarıda anılan Ahmet Yıldırım kararı, § 72).

IV. SÖZLEŞME’NİN 41 VE 46. MADDELERİNİN UYGULANMASI
HAKKINDA

70. Başvuru dilekçelerinde, Akdeniz ve Altıparmak’ın her biri manevi
zarar için 1.000 avro; masraf ve giderler için de 1.000 avro talep
etmektedirler. Cengiz, ihlal tespitinin tek başına adil tazmin teşkil edeceği
kanaatiyle bu bağlamda herhangi bir talepte bulunmamıştır.
Öte yandan, Sözleşme’nin 46. maddesi bağlamında, başvuranlar
Mahkeme’den, davalı Hükümete, söz konusu duruma son verilmesi
amacıyla hangi genel tedbirlerin alınabilineceğini bildirmesini talep
etmektedirler.
71. Hükümet, başvuranlara herhangi bir ödeme yapılmasına karşı
çıkmaktadır. Buna ek olarak, ihlal tespitinin tek başına adil tazmin teşkil
ettiği görüşündedir.
72. Mahkeme, Akdeniz ve Altıparmak’ın adil tazmin bağlamındaki
taleplerini yalnızca başvuru dilekçesinde ifade ettiklerini kaydetmektedir.
Dolayısıyla ilgililer, ne Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesinin 2 ve 3.
fıkralarına ne de Mahkeme’nin “başvuru dilekçesinde belirtilmiş olmasına
rağmen yargılamanın uygun aşamasında tekrar sunulmamış olan veya
verilen sürenin dışında sunulmuş olan talepleri reddetmesinin” öngörüldüğü
Adil Tazmin Taleplerinin Sunulmasına İlişkin Pratik Yönerge’nin 5.
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 27
paragrafına riayet etmişlerdir. Dolayısıyla, adil tazmin talebi reddedilmelidir
(bk. diğerleri arasında, Anđelković/Sırbistan, No. 1401/08, § 33, 9 Nisan
2013).
73. Yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında ve başvuran Cengiz’in,
Sözleşme’nin 41. maddesi bakımından durumu dikkate alındığında
Mahkeme, Cengiz’in maruz kalmış olabileceği tüm manevi zarar için ihlal
tespitinin tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatine varmaktadır.
74. Başvuranların Sözleşme’nin 46. maddesi bağlamındaki talebiyle
ilgili olarak, Mahkeme, bilhassa ulusal mahkemeler tarafından
uygulanmasına karar verilen YouTube’a erişimin engellenmesi tedbirinin
yasal dayanağı olmaması ve mevzuatın olayların meydana geldiği dönemde
yürürlükte olan halinin, başvuranlara demokratik bir toplumda hukukun
üstünlüğünün gerektirdiği ölçüde yeterli bir koruma imkânına sahip
olmalarına imkân vermemesi nedeniyle Sözleşme’nin ihlal edildiği
sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda 62. paragraf). Bu sonuçtan,
başvuranların hakkının ihlalinin yapısal bir sorundan kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
75. Mahkeme, mevcut dava açıldıktan sonra 5651 sayılı Kanun’da
değişiklik yapıldığını gözlemlemektedir. 8/A maddesinin 3. fıkrası
gereğince, bir internet sitesinin tamamına erişimin engellenmesine bundan
böyle bu maddede sıralanan koşulları karşılaması halinde karar
verilebilecektir (yukarıda 22. paragraf). Mahkeme bu bağlamda, taraflar
görüşlerinde yapılan söz konusu değişikliklerle ilgili açıklamalarda
bulunmuş olsalar bile, bu değişikliklerin Sulh Ceza Mahkemesinin herhangi
bir yasal dayanak olmaksızın YouTube’a erişimin engellenmesine karar
vermesinden sonra uygulamaya konulduğu kanısındadır. Bu konuda,
Mahkeme, olayların meydana geldiği sırada veya günümüzde Türkiye’de
mevcut olduğu üzere internet sitelerine erişimin engellenmesinin hukuki
dayanaklarının Sözleşme ile uyumluluğu hususunda soyut olarak (in
abstracto) karar vermekle görevli olmadığını hatırlatmaktadır. Mahkeme,
28 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI
buna karşılık, başvuranların Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına
alınan ifade özgürlüğü hakkına söz konusu hükümlerin uygulanmasının
etkisini somut olarak (in concreto) değerlendirmelidir. Dolayısıyla
Mahkeme, söz konusu hükümlerin uygulanmasının başvuranlar bakımından
10. maddenin ihlaline yol açıp açmadığını araştırmalıdır (bk.
Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 60, AİHM 1999-II). Yukarıda
belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, somut olayın koşullarında,
Sözleşme’nin 46. maddesi bağlamında başvuranların birleştirme kararı
verilmesine yönelik talepleri hakkında karar vermenin gerekli olmadığı
sonucuna varmaktadır.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilir
olduğuna;
3. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği ve
esası hakkında ayrı olarak karar vermeye gerek olmadığına;
5. İhlal tespitinin tek başına, başvuran Serkan Cengiz tarafından maruz
kalınan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
6. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI 29
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77.
maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 1 Aralık 2015 tarihinde tebliğ
edilmiştir.
Stanley Naismith Paul Lemmens
Yazı İşleri Müdürü Başkan
İşbu karar ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve Mahkeme
İçtüzüğünün 74. maddesinin 2. fıkrasına uyarınca yazılan, Yargıç
Lemmens’in ayrık oy görüşü yer almaktadır.
P.L.
S.H.N.

30 CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI – AYRIK GÖRÜŞ
YARGIÇ LEMMENS’İN MUTABAKAT ŞERHİ

1. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönünde çoğunlukla birlikte
oy kullandım. Ancak bu sonucun farklı bir muhakemeye dayanmasını
yeğlerdim.
Erişimin engellenmesi tedbirinin yasal dayanağı
2. YouTube’a erişimin engellenmesinin, başvuranların haber ve görüş alma
ve verme hakkını kullanmalarına bir müdahale teşkil ettiğinin tespit
edilmesinin akabinde –ki bu tespite yürekten katılıyorum- çoğunluk söz
konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında
“kanunla öngörülmediği” sonucuna varmıştır.
Bununla birlikte, çoğunluğu bu sonuca götürecek kesin gerekçeyi anlamakta
bir takım zorluklar yaşıyorum. Söz konusu müdahalenin hiçbir yasal
dayanağı bulunmamakta mıydı? Ya da uygulanmasına karar verilen tedbir,
yasal dayanağın sınırlarını aşmış mıydı (kararın 61 ve 63. paragrafları)? Ya
da tedbirin dayanağını oluşturan yasal hüküm yeterince açık/belli değil
miydi (bk. başvuranların iddiası, kararın 60. paragrafı)? Ya da bu yasal
dayanak, yetkili makama çok geniş bir yetki vermekte miydi (kararın 62 ve
65. paragrafları)?
3. Bana kalırsa, internet sitelerine erişimin engellenmesine imkân veren
yasal bir dayanak bulunmaktaydı; bu yasal dayanak 4 Mayıs 2007 tarihli
5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi ile aynı maddenin
2. fıkrasıydı. Bu maddede, internet ortamından yapılan yayınlara erişimin
engellenmesine hâkim tarafından karar verilebileceği bildirilmektedir. Bu
madde, somut olayda Ankara Sulh Ceza Mahkemesi tarafından
uygulanmasına karar verilen tedbirin dayanağını oluşturmakta ve
dolayısıyla iç hukukta ihtilaf konusu tedbirinin dayanağını teşkil
etmekteydi1
.
1Somut olayda, Anayasa Mahkemesi’nin 2 Nisan 2014 ve 29 Mayıs 2014 tarihli kararlarını
(kararın 25 ve 26. paragrafları) verdiği davalardakilere benzer bir durumda
CENGİZ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE KARARI – AYRIK GÖRÜŞ 31
Söz konusu tedbirin yukarıda anılan hükümle uyumlu olup olmadığının
tespit edilmesi sorunuyla ilgili olarak, iç hukuku yorumlama ve uygulama
görevinin öncelikle ulusal makamlara ve özellikle mahkemelere düştüğünü
hatırlatmak uygun olacaktır (bk. diğer birçok karar arasından, Delfi
AS/Estonya [BD], No. 64569/09, § 127, AİHM 2015 ve
Pentikäinen/Finlandiya [BD], No. 11882/10, § 85, 20 Ekim 2015). Oysa
şimdi, Anayasa Mahkemesi’nin 29 Mayıs 2014 tarihli kararından yukarıda
anılan maddenin, bir sitenin tamamına erişimin engellenmesine açıkça, izin
vermediği; ancak yalnızca bir sitedeki belirli içeriklere erişimin
engellenmesine izin verdiği sonucuna varılmaktadır (Kanun’un 8.
maddesinin 1. fıkrası, ilk cümlesi). Söz konusu müdahalenin, yasal dayanak
oluşturması gereken hükme geçerli şekilde dayanamayacağı sonucuna
varılmaktadır. Bu nedenden ötürü, tedbirin kanunla öngörülmediği sonucuna
varılması gerektiği kanısındayım.
Bu sonuç, bana göre, Mahkeme’yi kanunun öngörülebilirliğini ya da ifade
özgürlüğüne yönelik keyfi müdahalelere karşı sunduğu korumayı
incelemekten muaf tutmaktaydı.
Erişimin engellenmesi tedbirinin neticesi ve gerekliliği
4. İhtilaf konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında
yer alan yasal koşulu karşılamadığı sonucuna vardıktan sonra, çoğunluk, bu
paragrafın diğer gereklerine riayet edilip edilmediğini denetlemenin gerekli
olmadığını kanaatine varmıştır (kararın 67. paragrafı).
İlke olarak, bu tür bir yaklaşım haklı görülmektedir. Bununla birlikte,
mevcut davanın koşullarında, kaçırılmış bir fırsat söz konusu olduğunu
bulunmamaktayız. Söz konusu olayda, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), hâkim
tarafından bu boyutlarda bir tedbir uygulanmasına karar verilmeksizin bir sitenin tamamına
erişim engellenmiştir. Öte yandan Ahmet Yıldırım/Türkiye (No. 3111/10, AİHM 2012)
kararında, TİB’in talebi üzerine mahkeme, Google Sites isimli internet sitesine erişimin
tamamen engellenmesine karar vermiştir. Somut olayda, mahkeme bizzat kendi inisiyatifini
kullanarak YouTube isimli sitenin tamamına erişimin engellenmesine karar vermiş; TBİ ise
erişimin engellenmesi işlemini zorunlu olarak uygulanmıştır.
düşünmekteyim.
Esasen, Mahkeme’nin karar verirken dayandığı yasal hükme, yani 5651
sayılı Kanun’un 8. maddesine, zaman içinde, ne yazık ki bir internet
sitesinin tamamına erişimi engelleyebilmeyi açıkça öngören yeni bir madde
(8/A maddesi) eklenmiştir (kararın 22. paragrafı). Dolayısıyla, mevcut karar,
suçlanan tedbirin yasal dayanağıyla ilgili olması nedeniyle büyük oranda
geçmişe ait bir durumla ilgilidir. Bu koşullarda, bana göre, ihtilaf konusu
müdahalenin kanunla öngörülmemiş olmasından bağımsız olarak, bu
tedbirin meşru bir amaç izleyip izlemediğinin ve bilhassa etkileri
bakımından, bu amaçla orantılı olup olmadığının incelenmesi beklenilirdi
(bk. benzer bir yaklaşım için, Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], No.
26828/06, § 350, AİHM 2012 (özetler)).
Kuşkusuz, Mahkeme, yeni 8/A maddesine dai soyut olarak (in abstracto)
karar vermek zorunda değildir (kararın 75. paragrafı). Bununla birlikte,
Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin amacı ve gerekliliğini, en azından
obiter dictum olarak incelemiş olsaydı, verdiği karar, Türk makamlarını ve
vatandaşlarını 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesindeki uygulamalarda olduğu
üzere yeni 8/A maddesindeki uygulamaları da karşılaması gereken ilkeler
hakkında aydınlatabilirdi.

İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

kararemre Site Üyesi

Mesajlar: 6


Bilgiler çok yararlı olmuş. Emeğinize sağlık teşekkürler. Her birini not aldım.



  • POPULER KONULAR

Dön Türkçe'ye Çevrilen Kararlar