POLİSLERİN KÖTÜ MUAMELESİNE MARUZ KALMA, DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN DÜŞÜRÜLEMEYECEĞİ

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28934
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

POLİSLERİN KÖTÜ MUAMELESİNE MARUZ KALMA, DAVANIN ZAMANAŞIMINDAN DÜŞÜRÜLEMEYECEĞİ

Mesaj gönderen Admin » 01 Oca 2019 01:13

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

VATANDAŞ / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 37869/08)

KARAR

STRAZBURG

15 Mayıs 2018


İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

Vatandaş/Türkiye davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar
Paul Lemmens,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (« İkinci Bölüm ») Daire olarak toplanarak, 3 Nisan 2018 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (37869/08 No.lu) davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Mehmet Uğraş Vatandaş’ın ("başvuran") 26 Temmuz 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.

2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı olan Avukat K. Sürek tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

3. Başvuran, yakalanması sırasında darp edilmesinden şikâyet etmekte ve kötü muamele iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını iddia etmektedir.

4. Kötü muamele ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmaması hakkında şikâyetler, 10 Eylül 2015 tarihinde, Hükümete iletilmiştir. Başvurunun geriye kalan kısmının, Mahkeme İçtüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.

OLAY

I. DAVANIN KOŞULLARI


5. Başvuran, 1979 doğumludur ve İstanbul’da ikâmet etmektedir.

6. Başvuran, 6 Nisan 2002 tarihinde, çevik kuvvet polisleri tarafından İstanbul’da bir gösteri sırasında yakalanmıştır. Başvuran, karakola sevk edilmekle görevli olan Beyoğlu ilçesinin polis memurlarına teslim edilmiştir.

7. Başvuranın, aynı gün devlet hastanesinde düzenlenen sağlık raporuna göre, sağ dirseğinde ödem bulunmaktadır. Başvuran, söz konusu hastanenin ortopedi bölümüne sevk edilmiştir. Doktor, başvuranı muayene ederken gerçekleştirilen radyoloji işlemlerini dikkate alarak, sol dirsekte eklem içi kırık meydana geldiği sonucuna varmıştır. Yukarıda belirtilen iki raporda, muayenelerin hangi tarihte yapıldığı ifade edilmemektedir.

8. Başvuran, gece serbest bırakılmıştır.

9. Başvuran, 8 Nisan 2002 tarihinde, kendi isteğiyle İstanbul’da bulunan Taksim Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’ne gitmiştir. Başvuranın dirseğinde kırık olduğu onaylanmıştır - (ulna olcecrâne) -. Başvurana, 16 Nisan ve 16 Aralık 2002 tarihlerinde, cerrahi müdahaleler yapılmıştır. Başvuran, hastanede bu müdahalelerin her biri için bir gün kalmıştır.

10. Başvuran, avukatı aracılığıyla, 7 Nisan 2003 tarihinde, şikâyette bulunmuştur. Başvuran, tesadüfen gösteri alanında bulunduğu sırada polisler tarafından coplarla darp edildiğini belirtmiştir. Başvuran, polislerden birinin, kendisi yere düştüğünde dirseğini kasıtlı olarak ezdiğini iddia etmiştir. Başvuran, suçladığı polis memurunun hangi kategoriye ait olduğunu dile getirmemiştir.

11. Başvuran, 8 Nisan 2003 tarihinde, polis tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, bu nedenle çevik kuvvete bağlı üniformalı polis memurlarının kendisini darp ettiğini ancak kask kullandıkları için yüzlerini tespit edemediğini ve söz konusu polis memurlarının dışında diğer polisler tarafından Beyoğlu Polis Karakolu’na sevk edildiğini iddia etmiştir.

12. Beyoğlu Cumhuriyet savcısı (“savcı”), Beyoğlu Polis Karakolu’nda görev yapan beş polis memurunu sorgulamıştır. İlgililer, yalnızca başvuranı karakola sevk etmekle ve gözaltına almakla görevli olduklarını ifade etmişlerdir.

13. Ayrıca savcı, 25 günlük iş göremezlik raporu gerektirdiği belirtilen başvuranın yarasına ilişkin raporlar hakkında adli tıp kurumu tarafından 22 Temmuz 2003 tarihinde düzenlenen bir görüş almıştır.

14. Savcı, 16 Ekim 2003 tarihinde, kötü muamele suçundan yukarıda belirtilen beş polis memuru hakkında ceza davası açmıştır.

15. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Aralık 2003 tarihinde, şikâyetini yineleyen başvuranı dinlemiştir. Ayrıca başvuran, çevik kuvvete bağlı olan polisler tarafından coplarla darp edildiğini belirtmiş ve kendisini karakola götüren polislerle aynı polisler olmadığı kanaatine varmıştır. Bu duruşma sırasında, başvuranın müdahil olma talebi kabul edilmiştir.

16. Asliye Ceza Mahkemesi, 22 Ocak 2004 tarihinde, sanıkları dinlemiştir. Sanıklar, haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir. Sanıklar, kendilerinin başvuranı yakalayan çevik kuvvet ekibine bağlı polislerden olmadıklarını belirtmişler ve yalnızca başvuranı polis karakoluna sevk etmekle sorumlu olduklarını yinelemişlerdir.

17. Başvuranın avukatı, yukarıda belirtilen iki duruşmada hazır bulunmuştur.

18. Ayrıca, 24 Şubat, 23 Mart ve 22 Nisan 2004 tarihlerinde, duruşmalar düzenlenmiştir. Gerek başvuran gerekse temsilcisi bu duruşmalara katılmamışlardır.

19. Asliye Ceza Mahkemesi, 22 Nisan 2004 tarihli bir kararla, ihtilaf konusu olayların bu kişiler tarafından yerine getirildiğini gösteren delillerin bulunmadığı ve söz konusu çevik kuvvet polislerinin kimliklerinin tespit edilmediği kanaatine vararak, polis memurlarının beraat etmelerine - karar vermiştir.

20. Başvuran bu karardan ancak 11 Temmuz 2008 tarihinde bilgisinin olduğunu iddia ederek, avukatı aracılığıyla aynı gün temyiz talebinde bulunmuştur. Söz konusu karar, başvurana 25 Temmuz 2008 tarihinde resmi olarak tebliğ edilmiştir.

21. Yargıtay, 14 Haziran 2011 tarihli bir kararla, olayların cezai alanda zamanaşımına uğradığı sonucuna vararak, davanın düşmesine karar vermiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK

22. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 242. maddesinin 1. fıkrasına göre, katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilmektedir. 291. maddenin 2. fıkrasına göre, hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden itibaren başlamaktadır.

HUKUKÎ DEĞERLENDİRME

I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİDİĞİ İDDİASI HAKKINDA


23. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, dirseğinde kırık meydana gelmesine neden olan yakalanması sırasında kötü muamelelere maruz kalmasından şikâyet etmektedir. Ayrıca Sözleşme’nin 13. maddesi altında, başvuran ceza yargılamasının zamanaşımı nedeniyle düşmesinden ötürü, polisler hakkında yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından şikayet etmektedir.

-

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında Karar

24. Hükümet, başvuranın ilk derece mahkemesinde polis memurlarının beraat etmeleriyle, bu konuda yapılan temyiz arasında dört yıla aşkın bir süre boyunca hareketsiz kaldığını ileri sürmektedir. Hükümet, Bayram ve Yıldırım/Türkiye ((kk.), No. 38587/97, AİHM 2002‑III), ve Bulut ve Yavuz/Türkiye ((kk.) No. 73065/01, 28 Mayıs 2002) kararlarına atıfta bulunarak, başvuranın altı aylık süre kuralına riayet etmediği ve şikâyetlerini ileri sürmekle ilgili olarak, özen göstermediği gerekçeleriyle, Mahkeme’yi başvuruyu kabul edilemez olarak ilan etmeye davet etmektedir. olduğuna karar vermesi için davet etmektedir.

25. Başvuran, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından müdahil bir taraf olarak usulüne uygun şekilde çağırıldığını/davet edildiğini iddia etmekte ve bu yargılamaya ilişkin her türlü hukuki işlemin bu konuda İçtüzük uyarınca kendisine tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmektedir.

26. Mahkeme, polislerin ihmal nedeniyle suçlanması riskiyle ilgili olarak, soruşturmanın ilerleyiş veya durgun halinden haberdar olmaları için gerekli önlemleri almaları gerektiğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen kararlar Bayram ve Yıldırım, Bulut ve Yavuz ve Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90 ve diğer 8 başvuru, § 158, AİHM 2009). Nitekim, potansiyel başvuranlar ceza soruşturmasının ilerleyiş durumunu özenli bir şekilde incelemelidirler. Bir başvuran, hiçbir etkin soruşturmanın yürütülmeyeceği yani davalı devletin Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getiremeyeceğinin açıkça anlaşılmasından itibaren hareket etmelidir (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, §§ 262-263, AİHM 2014 (özetler)). Mahkeme, bir soruşturmanın etkinliğinin olmaması veya soruşturmanın yokluğu hakkında kendi önünde şikâyette bulunmak isteyen kişilerin, şikâyetlerini ileri sürmek için gereksiz yere bu şikâyetlerini geciktirmemeleri gerektiği kanaatine varmıştır. Önemli bir süre sonra, soruşturmanın yürütülmesinde ciddi gecikmeler ve kesintiler kaydedilmesi halinde, ilgililerin etkili bir soruşturma yürütülmediğini ve yürütülmeyeceğini dikkate etmeleri gereken bir süreç meydana gelmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme şikâyetler ve bilgi talepleri veya soruşturma tedbirlerinin yapıldığı gerçek bir imkân veya ipucu hakkında ilgililer ile yetkililer arasında gerçek bir temas olduğu sürece, başvuranlar tarafından olası aşırı gecikme sorusunun genel olarak sorulmadığına karar vermiştir (aynı atıf, §§ 266-269). Halbuki, somut olayda başvuran ulusal makamların gerçek şiddetin faillerinin kimliklerinin tespit edilmesine ve soruşturulmasına doğru yöneldiklerini meşru olarak inanabilirdi zira bu iddialar ilgilinin karakola sevk edilmesinden sorumlu olan polis memurlarının ifadeleriyle uyuşmaktadır.

27. Ayrıca, Mahkeme başvuranın temyiz talebinin, 22 Nisan 2004 tarihli Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı ile 11 Temmuz 2008 tarihinde yapılan temyiz talebi arasında önemli bir sürenin geçmesine rağmen, kabul edilebilir olduğuna karar verildiğini tespit etmektedir. Bu durum, muhtemelen ulusal mevzuatta – yalnızca 25 Temmuz 2008 tarihinde gerçekleşen - kararın müdahil tarafa tebliğ edilmesinin öngörülmesi konusundan kaynaklanmaktadır. Öte yandan, Hükümet başvuranın söz konusu karardan, ilgili tarafından açıklanan karardan bilgi edinme tarihi olan 11 Temmuz 2008 tarihinden önce bilgi edindiğini dile getirmemiştir. (bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında), El-Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, § 147). Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın şikâyetini takip etme çerçevesinde kendisine herhangi bir ihmal atfedilemez zira yargılamanın karar aşamasında olduğu şeklinde değerlendirilmektedir (bk. a contrario (aksi ile kanıt), yukarıda belirtilen kararlar Bayram ve Yıldırım, Bulut ve Yavuz). Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını reddetmektedir.

28. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

B. Esas Hakkında

29. Başvuran, kötü muameleye maruz kalmaktan şikâyet etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını değerlendirmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.

30. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemekte ve başvurana uygulanan şiddetin yasadışı bir gösteriye son verilmesi için gerekli ve orantılı olduğunu değerlendirmektedir.

31. Mahkeme, bu şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiğini değerlendirmektedir. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:

“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

32. Mahkeme, bu konuda genel ilkeler için (yukarıda belirtilen, §§ 182-185 ve 195-198) El-Masri, (yukarıda belirtilen, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) Mocanu ve diğerleri ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.

33. Mahkeme, kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yükümlülüğünün sonuçtan ziyade araç yükümlülüğü olduğunu daha önce belirtmiştir. Genellikle, soruşturma olayların ortaya çıkmasına ve iddiaların doğru olması halinde sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına neden olacak nitelikte olmalıdır (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 98, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996-VI, Mikheïev/Rusya, No. 77617/01, § 107, 26 Ocak 2006, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006‑XII (özetler) ve Mehmet Fidan/Türkiye, No. 64969/10, §§ 46-49, 16 Aralık 2014).

34. Ayrıca, Mahkeme bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması veya daha genel şekilde emniyet güçleriyle karşı karşıya gelmesi halinde, başvuranın davranışı nedeniyle mutlak gerekli olmayan, kendisine karşı fiziksel şiddetin uygulanmasının, insanın haysiyetine zarar verdiğini ve ilke olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkı ihlal ettiğini hatırlatmaktadır (Salin ve Karşin/Türkiye, No. 44188/09, § 60, 23 Haziran 2015, yukarıda belirtilen Bouyid, §§ 56 ve 88).

35. Somut olayda, Mahkeme başvuranın yaralanmasının yani dirsek hizasında eklem içi bir kırığın, Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulama kapsamına girmesi için “gerekli önem eşiğine” ulaştığını ve çevik kuvvet polislerinin müdahalesi sırasında meydana geldiğini ifade etmek için taraflar arasında anlaşmazlığın bulunmadığını gözlemlemektedir. Hâlbuki, söz konusu müdahalenin failleri olan çevik kuvvet polislerinin kimlikleri, karakola sevk etmekle ve gözaltına almakla görevli olan polis memurlarının ifadeleriyle uyuşan başvuranın yinelediği iddialara rağmen, hiçbir şekilde tespit edilmemiş dolayısıyla bu bağlamda araştırma eksikliği bulunmuştur. Ayrıca, Mahkeme Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gereklilikleriyle bağdaşmadığını birçok defa belirttiği yargılamanın,olayların cezai alanda zamanaşımına uğradığının tespitiyle düştüğünü gözlemlemektedir (Mehmet Yaman/Türkiye, No. 36812/07, § 67-72, 24 Şubat 2015 ve Ali Aba Talipoğlu/Türkiye, No. 16408/10, §§ 33-35, 18 Ekim 2016).

36. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini değerlendirmektedir.

II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

37. Başvuran, maddi tazminat olarak 4.000 avro (EUR), manevi tazminat olarak 10.000 avro ve avukatının çalışma saatlerine aynı zamanda belgelerin çoğaltılmasına ve çeviri masraflarına göre değerlendirilen Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderler için 3.000 avro talep etmektedir.

38. Hükümet, Mahkeme’yi dayanaktan yoksun şeklinde değerlendirdiği bu taleplerin reddedilmesine karar vermeye davet etmektedir.

39. Mahkeme, başvuranın maddi zarar bağlamında, talebine ilişkin hiçbir açıklama yapmadığını ve belge sunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, başvurana manevi tazminat olarak talebinin tamamını yani 10.000 avro tutarının ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, masraf ve giderler ile ilgili olarak, 2.000 avro tutarının makul olduğu kanaatine varmış ve bu tutarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.

BU GEREKÇELERLE, MAHKEME,

1. Bire karşı altı oyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna;



2. Oy birliğiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;



3. Oy birliğiyle

a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davalı devletin kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvurana aşağıdaki tutarların ödenmesine:



her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro),
başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere masraf ve giderler için 2.000 avro (iki bin avro);
b) Söz konusu tutarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;





4. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir.




İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 15 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.



Hasan BakırcıRobert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan

Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Yargıç Karakaş’ın ayrık görüşü bulunmaktadır.

R.S.
H.B.


YARGIÇ KARARAŞ’IN KISMİ AYRIK GÖRÜŞÜ



Bu davanın, çoğunlukla kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesinden sonra, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin oy kullandım.



Bununla birlikte, başvuranın altı aylık süre kuralına riayet etmediği ve şikâyetlerini ileri sürme çerçevesinde özen göstermediği gerekçesiyle, davanın kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.



İlgililerin gerçekten soruşturmanın ilerleyiş durumundan veya durgun halinden haberdar olmaları için tedbirler almaları ve hiçbir etkin ceza soruşturmasının yürütülmediğini öğrenmeleri veya öğrenme durumda olmalarından itibaren istenilen özen ile başvurularını yapma zorunda olduklarını hatırlatmak gerekir (Bayram ve Yıldırım/Türkiye (kk.), No. 38587/97, AİHM 2002‑III ve Bulut ve Yavuz/Türkiye (kk.), No. 73065/01, 28 Mayıs 2002). Başvuranlar, Mahkeme’ye başvurmak için süresiz bekleyemezler. Başvuranlar, aşırı bir gecikme olmaksızın şikâyetlerini ileri sürmek için özen göstermeli ve inisiyatif kullanmalıdırlar (bk. mutatis mutandis, (gerekli değişikliklerin yapılması koşulu altında) kaybolma konusunda, Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90 ve diğer 8 başvuru, § 161, AİHM 2009).



Özen ve inisiyatif yükümlülüğü Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, AİHM 2014) kararında açıkça belirtilmiştir.



“Sonuç olarak, başvuranlara düşen özen yükümlülüğü, farklı ancak bir o kadar yakından bağlantılı iki konudan oluşmaktadır: bir yandan ilgililer, yerel makamlar nezdinde soruşmanın ilerleyişi hakkında hemen araştırma yapmalıdırlar. Bu durum, yerel makamlara özen ile başvurma gerekliliğine yol açmakta zira, yapılan her türlü gecikme soruşturmanın etkinliğine zarar vermektedir ve diğer yandan ilgililer soruşturmanın etkin olmadığını fark ettikleri veya fark etmeleri gerektiği andan itibaren Mahkeme’ye hemen başvurma durumundadırlar (...)” (§ 264).



“Dolayısıyla, Mahkeme özen gerekliliği olan ilk konunun yani yerel makamlara hemen başvurma yükümlülüğünün, dava koşulları bağlamında değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme şikâyet edilmesi gereken başvuranlar tarafından yapılan gecikmenin, bir kişinin kötü muameleye maruz kalmış olabileceği konusunda özellikle polislerin huzurunda yapılan saldırı durumunda yetkililerin uyarılması gerektiğinden emin olmadığına karar vermiştir. Resmi şikâyet olmasa dahi, yetkililerin soruşturma yükümlülüğü bulunmaktadır (Velev/Bulgaristan, No. 43531/08, §§ 59-60, 16 Nisan 2013). Bu tür bir gecikme, davanın karmaşıklığı ve ileri sürülen insan hakları ihlallerinin niteliği dikkate alınarak, başvuranın özellikle savunmasız bir durumda bulunması halinde, başvurunun kabul edilebilirliğine de etkilememekte ve kendi açısından önemli olgusal veya hukuki konuları çözmeye imkân sağlayabilecek gelişmeleri beklemek makul olmaktadır (yukarıda belirtilen El‑Masri, § 142)” (§ 265).



“Böylelikle, Mahkeme soruşturmanın başlatılmadığı veya bu soruşturmanın durgun hali ya da etkinliğini kaybettiği fark edildikten veya fark edilmesi gerektikten sonra kendisine başvurulması için, başvuranların çok ya da bariz hiçbir neden olmaksızın bekledikleri başvuruların gecikmeli olarak yapılması ve gelecekte etkin bir soruşturmanın yürütüldüğünü değerlendirmek için en düşük gerçek bir şansın hemen bulunmaması sebebiyle reddetmiştir. (bk. bu arada, yukarıda belirtilen Narin, § 51, Aydınlar ve diğerleri/Türkiye (kk.), No. 3575/05, 9 Mart 2010 ve yukarıda belirtilen Frandes kararı, §§ 18-23)” (§ 268).



Somut olayda, başvuran şikâyetinden sonra, 8 Nisan 2003 tarihli duruşması sırasında, çevik kuvvet polisleri tarafından şiddete maruz kaldığını ve diğer polis memurları tarafından polis karakoluna sevk edildiğini belirtmiştir. Savcı, bu sevki yapan polis memurlarını sorguladığında, ilgililer savunmaları için yalnızca bu görevden sorumlu olduklarını da ifade etmişlerdir.



Ardından, aynı polis memurları savcı tarafından suçlanmışlardır.



Asliye Ceza Mahkemesi önünde yürütülen yargılama boyunca, gerek sanıklar gerekse başvuran bu bağlamda benzer olayları açıklamışlardır. Sonuç olarak, söz konusu polis memurları, beraat etmişler ve bu mahkeme başvuranın şikâyet ettiği kötü muameleden sorumlu tuttuğu çevik kuvvet polislerinin kimliklerinin tespit edilmediğini belirtmiştir.



Söz konusu yargılamanın seyrini göz önünde bulundurarak, başvuranın mahkeme önüne çıkarılan polis memurlarının, şikâyet ettiği olayların olası failleri olmaması nedeniyle, soruşturmanın hiç şüphesiz başarısızlıkla sonuçlandığını dikkate alması gerektiğini değerlendirmek gerekir. Somut olayda başvuranın, en geç 22 Ocak 2004 tarihli duruşmadan sonra, hiçbir etkin ceza soruşturmasının yürütülmediğini bilmesi gerekmektedir. Nitekim, başvuranı yalnızca karakola sevk etmekle ve gözaltına almakla görevli oldukları yönünde sanıkların iddiası, başvuranın çevik kuvvet polisleri tarafından kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürdüğü iddiasıyla bağdaşmaktadır. Hâlbuki soruşturmanın, bu kişilerin kimliklerinin araştırılması yönünde yapılması için hiçbir adli işlemde bulunulmamıştır. Bununla birlikte çoğunluk, başvuranın ulusal makamların şiddetin gerçek faillerinin soruşturulmasına ve kimliklerinin tespit edilmesine doğru yöneldiklerini meşru olarak inanabileceğini değerlendirmektedir.



Ayrıca, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın kendisi, yargılamanın sonucu hakkında bilgi talep etmemiş, bu durum soruşturmanın etkin olmadığının ortaya çıktığı iddiasını destekliyor gibi anlaşılmaktadır. Başvuranın, son üç duruşmada bulunmaması, yargılamanın etkin olmadığının farkında olduğunu düşündürmeye ve/veya özen eksikliğinin bulunduğunu göstermeye imkân sağlamaktadır.



Başvuran, 11 Temmuz 2008 tarihine yani yaklaşık dört yıl ve yedi ay kadar yargılaması hakkında bilgi talep etmemiştir. Söz konusu tarihte başvuran, temyiz talebinde bulunmuş ardından 26 Temmuz 2008 tarihinde, mevcut başvuruyu Mahkeme önüne sunmuştur. Ayrıca, başvuranın özen göstermeme döneminin, yaklaşık üç yıl beş ay olan Bayram ve Yıldırım davasında dikkate alınan süreden daha uzun olduğunun altını çizmek gerekir.



Bu koşullarda, başvurunun gecikmeli olarak yapıldığı ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, reddedilmesi gerektiği kanaatindeyim.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Cevapla