Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

Aihm İçtihatlarına İlişkin Tematik Notlar

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Aihm İçtihatlarına İlişkin Tematik Notlar

Mesaj gönderen Admin »

Basın Birimi
Bilgi Notu – AB ile ilgili içtihat
Ekim 2012
Bu bilgi notunun kapsamı nihai değildir ve AİHM için bağlayıcılığı yoktur

Avrupa Birliği ile ilgili içtihat

Avrupa Birliği (AB) halihazırda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
(Sözleşme) taraf değildir. Dolayısıyla, AB’nin eylemleri nedeniyle Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapılamamaktadır.
Bununla birlikte, Topluluk hukukuyla ilgili sorunlar düzenli olarak
AİHM’nin ve daha önceden Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun önüne
gelmektedir
1
.
Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun tarafından tesis edilen ilkeler
İki sözleşmeye müteselsilen imza koyan bir Devletin sorumluluğu
Komisyonun 1958 yılında verdiği bir kararda “şayet bir Devlet bir antlaşmayı
imzalayarak birtakım yükümlülükler üstlenirse ve sonradan bu antlaşmadaki
yükümlülüklerini ifa etmesini imkansız kılan ikinci bir anlaşma imzalarsa, ilk
antlaşmadaki yükümlülüklerini her türlü ihlalden ötürü sorumludur” denmiştir (no.
235/56, 10 Haziran 1958 tarihli Komisyon kararı, Yıllık 2, s. 256). Söz konusu
yükümlülüklerin, güvenceleri “Avrupa’nın kamu düzenini” etkileyen bir
antlaşmada veya Sözleşmede yer alması durumunda bu durum hassaten geçerli
idi (no. 788/69, Avusturya – İtalya davası, 11 Ocak 1961, Yıllık 4, s. 116).
Avrupa Topluluklarına karşı başvuruların kabul edilemezliği
Confédération Française Démocratique du Travail – Avrupa Toplulukları
veya a) müştereken veya b) müteselsilen AT’ye Üye Devletler (başvuru
no. 8030/77)
10.07.1978 (karar)
Bir Fransız sendikası, Fransız Hükümetinin kendisini Avrupa Toplulukları Konseyi
tarafından Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Yüksek Merciine balı İstişare
Komitesine atanmak üzere aday göstermediğinden şikayetçi idi.
1
1954-1999 yılları arasında Komisyon, AİHM ve Avrupa Konseyi bakanlar Komitesi ile birlikte Yüksek Sözleşmeci
Tarafların Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini uyup uymadıklarını denetlemekte idi.Bilgi Notu – AB ile ilgili içtihat Basın Birimi
Komisyon, Avrupa Topluluklarına karşı başvuruların, Sözleşmeye Taraf olmayan
bir “kişiye” karşı başvurular gibi kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğine
hükmetmiştir.
Topluluk hukukuna yürürlük kazandıran ulusal tedbirler nedeniyle Devlet
aleyhine dava açma olasılığı (Devletin geniş bir takdir hakkına sahip
olduğu haller
Etienne Tête – Fransa Davası (no. 11123/84)
09.12.1987 (karar)
Bir Fransız politikacı, ayrımcı olduğunu düşündüğü Avrupa Parlamentosuna
Fransız Temsilcilerin Seçilmesi Hakkında Kanunun serbest seçim hakkını ihlal
ettiğinden şikayetçi idi. Başvuran, diğer hususların yanısıra bu anlamda etkili bir
başvuru yolu bulunmadığını iddia etmekteydi.
Başvuranın şikayetleri, Devletin geniş bir takdir payına sahip olduğu alanda
çıkarılan bir Kanunla ilgili idi. Komisyon, Yüksek Sözleşmeci Tarafların yetki devri
yoluyla aynı zamanda normalde Sözleşme kapsamındaki güvenceleri dışarıda
bırakmaları kabul edilemeyeceğinden, ilke olarak Devletin sorumluluğunun söz
konusu edilebileceğini vurgulamıştır. Bununla birlikte, Komisyon açıkça
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvuruyu reddetmiştir.
Topluluk hukukuna yürürlük kazandıran ulusal tedbirler nedeniyle ilke
olarak bir Devlet aleyhine açma olasılığı (Devletin takdir hakkı
bulunmayan haller), ancak Avrupa Topluluklarının temel hak ve
özgürlükleri Sözleşme düzeyinde güvence altına aldıkları varsayımı
M & Co. – Federal Almanya Cumhuriyeti (no. 13258/87)
09.01.1990 (karar)
Başvurucu şirket, Avrupa Komisyonu tarafından (bir antitröst davası) kendisine
verilen para cezasının Almanya tarafından uygulanmasından ve Adalet Divanı
tarafından onanmasından şikayetçi idi. Başvuran, masumiyet karinesi de dahil
olmak üzere pek çok hakkının ihlal edildiğini iddia etmekteydi.
Komisyon, Topluluk hukukuna yürürlük kazandırmak için hiçbir adım atmaması
nedeniyle (bu konuda takdir hakkı bulunmamaktaydı) ilke olarak Almanya’nın
sorumlu tutulabileceğini kaydetmiştir. Ancak, Komisyon, Avrupa Toplulukları
hukuk sisteminin temel hak ve özgürlüklere Sözleşmedekine denk biçimde
koruma güvencesi sağladığından bahisle başvuruyu reddetmiştir. Komisyon
ayrıca, söz konusu davada Sözleşme anlamında adil yargılanma hakkına riayet
edilmiş olsun veya olmasın, bir Devleti Avrupa Adalet Divanının verdiği hükmün
infazı için karar vermeden önce her bireysel davayı incelemekle sorumlu tutmanın
yetki devri kavramının özüne aykırı olacağını kaydetmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tesis edilen ilkeler
Topluluk hukukuna yürürlük kazandıran ulusal tedbirler nedeniyle Devlet
aleyhine dava açma olasılığı (Devletin geniş bir takdir hakkına sahip
olduğu haller
Cantoni – Fransa Davası (no. 17862/91)
15.11.1996Bilgi Notu – AB ile ilgili içtihat Basın Birimi
Bir süpermarket yöneticisi olan Cantoni, ilaç ürünleri satmaktan dolayı hakkında
açılan ceza davası sonucunda para cezasına çarptırılmıştır. Cantoni, eczane
dışındaki işletmeler tarafından tıbbi maddelerin satışını yasaklayan ve neredeyse
kelimesi kelimesine bir Topluluk yönergesine dayalı olan kanunun muğlak
olduğundan şikayetçi idi.
AİHM’ye göre bahsedilen olgu [şikayet edilen hükmü] Sözleşmenin 7. Maddesi
(kanunsuz ceza olmaz) kapsamından çıkarmamakta [idi]. Sorumlu Devlet
Topluluk hukukunu uygulama konusunda geniş bir takdir hakkına sahipti ve bu
nedenle Sözleşmenin ihlalinden sorumlu tutulabilirdir. AİHM esas bakımından 7.
Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Devletin kabul edilmesinde payının bulunduğu bir antlaşmanın
sonuçlarından sorumluluğu
Matthews – Birleşik Krallık Davası (no. 24833/94)
18.02.1999 (Büyük Daire)
Cebelitarık’ta yaşamakta olan bir Birleşik Krallık vatandaşı, Birleşik Krallık’ın
Avrupa Parlamentosu seçimlerini Cebelitarık’ta düzenlememiş olması nedeniyle
serbest seçim hakkının ihlal edildiğini iddia etmekteydi.
AİHM, Sözleşme haklarının “güvence” altında olması kaydıyla, Sözleşmenin
uluslararası örgütlere yetki devrini engellemediğini vurgulamıştır. Bu yüzden, Üye
Devletlerin sorumlulukları yetki devrinden sonra da devam etmekteydi. AİHM
ayrıca Avrupa Parlamentosu temsilcilerinin genel oyla seçilmelerine karar verilen
hallerde Birleşik Krallık’ın ilgili hükümleri (Gibraltar’da değil) yalnızca Birleşik
krallık sınırları içerisinde uygulayacağı öngörülmüştür. Maastricht Antlaşmasıyla
Avrupa Parlamentosunun yetkilerinin artırılmasıyla birlikte, Birleşik Krallık
“yasama organının tercihine bırakılan” serbest seçim hakkının Cebelitarık’ta
güvence altına alınmasını sağlayacak mevzuat değişikliğini gerçekleştirmeliydi.
Birleşik Krallık Maastricht Antlaşmasına özgür iradesiyle taraf olmuştu.
Dolayısıyla, Antlaşmanın diğer Taraflarıyla birlikte Sözleşmeden hasıl olan
sonuçlardan ratione materiae sorumlu idi. AİHM serbest seçim hakkının ihlal
edildiğine hükmetmiştir.
Topluluk hukukunda öngörülen temel hakların Sözleşme sistemindeki
haklara eşdeğer biçimde korunması
“Bosphorus Airways” – İrlanda Davası (no. 45036/98)
30.06.2005 (Büyük Daire)
Başvurucu firma tarafından bir Yugoslav şirketine kiralanan uçağa, Federal
Yugoslavya Cumhuriyetine uygulanacak yaptırımlara yürürlük kazandıran Topluluk
Tüzüğü kapsamında İrlanda makamları tarafından el konmuştur.
AİHM, bir Devletin egemen yetkilerini uluslararası bir kuruluşa devrettiği hallerde,
“Yüksek Sözleşmeci Tarafların bu devir kapsamındaki alanlardaki
sorumluluklarının vareste tutulmalarının sözleşmenin amaç ve hedefiyle uygun
olmayacağını” kaydetmiştir; “Sözleşmede yer alan güvenceler iradi olarak
sınırlandırılabilir veya hariç bırakılabilir, dolayısıyla Sözleşmenin amir niteliğini
ortadan kaldırabilir ve güvencelerinin uygulama ve yürürlük niteliklerini
baltayabilirdi”. AİHM ilk kez Topluluk hukukuna yürürlük kazandırılmasına yönelik
olup Devletin takdir hakkı bulunmayan tedbirlere ilişkin bir şikayeti esastan
incelemeyi kabul etmiştir. AİHM İrlanda’nın sadece Avrupa Topluluğuna üyeBilgi Notu – AB ile ilgili içtihat Basın Birimi
olmasından kaynaklanan yasal yükümlülüklerini yerine getirdiği görüşünü
benimsemiştir. Bunun yanısıra ve en önemlisi, AİHM, “Topluluk hukukunda
öngörülen temel hakların … Sözleşme sistemindeki haklara “eşdeğer” biçimde
korunması” nedeniyle söz konusu tedbirin güdülen amaçla orantılı olup
olmadığının incelenmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Dolayısıyla, “Avrupa
Topluluğuna üye olmasından kaynaklanan yasal yükümlülüklerini uyguladığında
İrlanda’nın Sözleşmenin gerekliliklerini ihmal etmemiş olduğu varsayılmıştır”.
Avrupa yakalama emri
Pietro Pianese – İtalya ve Hollanda Davası (no. 14929/08)
27.09.2011 (karar – yalnızca Fransızcadır)
Başvuran, Avrupa yakalama emri kapsamında tutulan bir İtalyan vatandaşı olup
özgürlüğünden keyfi biçimde mahrum bırakıldığından ve 5. Madde (özgürlük ve
güvenlik hakkı) kapsamındaki şikayetlerine ilişkin etkili bir başvuru yolu
bulunmadığından şikayetçi idi.
AİHM kabul edilebilirlik kriterleri (35. Madde) ışığında başvuranın şikayetlerini geç
ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
Yakın zamandaki bazı davalar
M.S.S. – Belçika ve Yunanistan Davası (no. 30696/09)
21.01.2011 (Büyük Daire)
Dava, Yunanistan üzerinden Belçika’ya gelen bir Afgan vatandaşı ile ilgili idi.
Belçika, Dublin II Tüzüğü gereğince Yunanistan’dan başvuranın iltica talebini
inceleme sorumluluğunu üstlenmesini talep etmiştir (“Dublin sistemi”nde amaç,
Avrupa Birliğine Üye Devletlerden birinin topraklarında bir üçüncü ülke vatandaşı
tarafından yapılan iltica başvurusunu inceleme sorumluluğunun hangi Üye Devlete
ait olduğunu tespit etmektir). Başvuran, özellikle kötü muamele ve hatta yaşam
hakkının ihlali tehlikesiyle karşı karşıya olduğun iddia etmekteydi.
AİHM, Büyük Daire kararında Belçika makamlarını sığınmacıyı Yunanistan’a
sınırdışı etmemeleri gerektiğini kaydederek Sözleşmenin Yunanistan ve Belçika
tarafından ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Halihazırda AİHM önünde pek çok benzer dava derdesttir. Ayrıca bkz. Bilgi Notu –
“Dublin davaları”.
Karoussiotis – Portekiz Davası (no. 23205/08)
01.02.2011
Bu dava diğer hususların yanısıra kabul edilebilirlik ile ilgili ortaya yeni bir soru
çıkarmıştır: Avrupa Komisyonunda sorumlu Devlete karşı “ihlal işlemlerinin”
önceden başlatılmış olması AİHM’ye yapılan başvuruyu “daha önceden başka bir
uluslararası soruşturma veya sulh usulü kapsamında yapıldığı gerekçesiyle” kabul
edilemez kılmakta mı idi?” (Sözleşmenin 35. Maddesi, kabul edilebilirlik kriterleri).
AİHM kararına bu soruya olumsuz yanıt vermiş ve başvurunun kabul edilebilir
olduğuna hükmetmiştir (fakat esas bakımından herhangi bir ihlal kararı
vermemiştir).Bilgi Notu – AB ile ilgili içtihat Basın Birimi
Ullens de Schooten and Rezabek – Belçika Davası (no. 3989/07 ve
38353/07)
20.09.2011
Dava, Belçika Yargıtay’ının ve Danıştay’ının Avrupa Birliği (AB) hukukunun
yorumlanmasına dair soruları ön karar için Adalet Divanına havale etmemesi ile
ilgili idi.
AİHM, bu iki mahkeme tarafından öne sürülen gerekçeler ve bir bütün olarak
yürütülen adli işlemler ışığında ve başvuranların 6. Maddenin 1. fıkrası
kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Derdest dava
Michaud – Fransa Davası (no. 12323/11)
Daire 02.10.2012 tarihinde duruşma düzenleyecektir.
Başvuran Paris Barosuna bağlı bir Paris Baro Konseyine üye bir avukattır. Dava,
Ulusal Baro Konseyinin 12 Temmuz 2007 tarihli kara para aklamanın
önlenmesine ilişkin kuralların kabul edilmesi kararı ile ilgilidir. Bu kurallar, bu
alandaki Avrupa Topluluğu yönergelerinin iç hukuka aktarılması bağlamında
benimsenmiştir. Başvuran bu kararı iptal ettirmek amacıyla Danıştay’a
başvurmuş, fakat bir netice elde edememiştir. Başvuran, 8. Maddeye (özel
hayata saygı hakkı) istinaden avukatlara getirilen şüpheli durumları bildirme
yükümlülüğü nedeniyle mesleğini disiplin yaptırımları kaygısı altında yapmak ve
müvekkillerinin olası kanuna aykırı faaliyetleri bulunduğu şüphesini idari
mercilere bildirmek durumunda kalacağından şikayetçi idi. Başvuran 7. Maddeye
(kanunsuz ceza olmaz) atıfla, “şüpheli durumların bildirilmesi” ve “titizlik”
terimlerinin muğlak olduğu ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlali anlamına geldiği
kanaatindedir. Başvuran son olarak 6. Maddeye (adil yargılanma hakkı)
istinaden, avukatların müvekkillerinin muhtemel kanuna aykırı faaliyetleriyle ilgili
“şüpheli durumları” bildirme yükümlülüğünün müvekkillerinin kendilerini itham
etmeme hakkına ve masumiyet karinesine aykırı olduğunu kaydetmektedir.
Avrupa Birliğinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Taraf Olması
Lisbon Antlaşmasında Avrupa Birliğinin (AB) Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesine (Sözleşme) katılımı öngörülmektedir. Sözleşmenin 14.
Numaralı Protokolünde de katılım öngörülmektedir.
Avrupa Komisyonu ile Avrupa Konseyi arasında resmi katılım
görüşmeleri 7 Temmuz 2010 tarihinde başlamıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Jean-Paul Costa ve Avrupa Adalet
Divanı Başkanı Vasillos Skouris, 27 Ocak 2011 tarihinde Avrupa Birliğinin Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmasına ilişkin bir ortak demeç yayınlayarak
katılım müzakereleriyle ilgili kilit ve karmaşık bir sorun, yani AİHM’nin AB
hukukunun bir hükmünün Sözleşmeye aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bir
başvuruya Adalet Divanının önceden dahil olması sorununa açıklık getirmişlerdir.Bilgi Notu – AB ile ilgili içtihat Basın Birimi
Son gelişmeler (2011 sonu itibariyle): Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine
bağlı İnsan Hakları Yönlendirme Komitesi (CDDH) katılımla ilgili mevzuat
tasarılarını Bakanlar Komitesine havale etmiştir; müzakereler sürmektedir.
Avrupa Konseyi Parlamento Meclisinin ve iki Avrupa Mahkemesinin son taslaklar
üzerinde görüş bildirmelerinin ardından bu tasarıların Bakanlar Komitesi
tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Katılım anlaşması Sözleşmeye taraf
bütün ülkelerin ve AB’nin onayından sonra yürürlüğe girdiğinde AB Sözleşmeye
taraf olacaktır.
AB’nin Avrupa İnsan Haklarına Katılımına ilişkin Bilgi Notu için Avrupa Konseyinin
internet sitesine müracaat edebilirsiniz.
Basın İrtibat:
+33 (0) 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

“Dublin” davaları

Mesaj gönderen Admin »

“Dublin” Topluluk hukuku

(Dublin Sistemi (Dublin Sözleşmesi ve Dublin II Tüzüğü) Avrupa Birliğine Üye
Devletlerden birinin egemenlik alanında bir üçüncü ülke vatandaşı tarafından
yapılan sığınma başvurusunu inceleme sorumluluğunun hangi Üye Devlete ait
olduğunu belirlenmesine hizmet eder.)
1
Avrupa Birliği mevzuatı internet sitesinde yer alan “Europa” üzerine Dublin II
Tüzüğü sayfasına müracaat ediniz. Aşağıdaki metin bu sayfadan alınmıştır:
Dublin Tüzüğü uyarınca, Üye Devletler kendi egemenlik alanında yapılan sığınma
başvurusunu incelemekten nesnel ve hiyerarşik kriterler temelinde hangi Üye
Devletin sorumlu olduğunu dair değerlendirmek zorundadırlar. Bu sistemin amacı
“eşzamanlı veya birbiriri ardına yapılmış mükerrer iltica taleplerini (asylum
shopping)” önlemek ve ayrıca her iltica başvurusunun yalnızca tek bir Üye Devlet
tarafından işleme konmasını sağlamaktır.
Tüzükteki kriterler gereğince başka bir Üye Devletin sorumlu kılındığı hallerde,
söz konusu Devletten sığınmacının sorumluluğunu üstlenmesi ve başvurusunu
incelemesi istenir. Şayet bu şekilde istekte bulunulan Üye Devlet bu sorumluluğu
kabul ederse, ilk Üye Devlet sığınmacıyı bu Üye Devlete nakletmelidir.
Şayet bu şekilde istekte bulunulan Üye Devlet bu sorumluluğu kabul ederse, ilk
Üye Devlet sığınmacıyı bu Üye Devlete nakletmelidir)
“Dublin” mevzuatı kapsamında geri gönderme halinde kötü muamele
2
riski
 T.I. – Birleşik Krallık Davası: Sri Lanka vatandaşı olan başvuran,
Almanya’dan ayrılarak Birleşik Krallık’a iltica başvurusunda bulunmuştur.
1
Sistem Norveç, İzlanda ve İsviçre’yi kapsayacak biçimde genişletilmiştir.
2
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesi.Bilgi Notu – “Dublin davaları” Basın Birimi
Birleşik Krallık, Dublin II Tüzüğü gereğince Almanya’dan başvuranın iltica
talebini inceleme sorumluluğunu üstlenmesini talep etmiştir. Başvuran
Alman makamlarının kendisini Sri Lanka’ya iade etmesinden korkmakta, Sri
Lanka’da güvenlik güçlerinin, LTTE’nin3
ve Hükümet yanlısı Tamil aktivist
örgütlerinin elinde 3. Maddeye aykırı muamele göreceği konusunda gerçek
bir risk bulunduğunu iddia etmekteydi. Başvuran, Sri Lanka’da LTTE’nin
kötü muamelesine uğradığını ve evini terk etmek zorunda kaldığını ileri
sürmekteydi. Bunun yanısıra, Tamil Kaplanı olduğu şüphesiyle Colombo’da
üç ay tutsak tutularak güvenlik güçlerinin işkencesine maruz kaldığını iddia
etmekteydi. Başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir (07.03.2000 tarihli
karar): AİHM Almanya’nın başvuranı 3. Madde hilafına Sri Lanka’ya iade
edeceği yönünde gerçek bir risk olmadığını kaydetmiştir.
4
 K.R.S. – Birleşik Krallık Davası: İran vatandaşı olan başvuran, Yunanistan
üzerinden Birleşik Krallık’a giriş yapmıştır. Britanya makamları Dublin II
Tüzüğü gereğince Yunanistan’dan başvuranın iltica talebini inceleme
sorumluluğunu üstlenmesini talep etmiş, Yunanistan da bu talebi kabul
etmiştir. Başvuran, Yunanistan’daki sığınmacıların durumu nedeniyle
Birleşik Krallık’tan Yunanistan’a gönderilmesinin 3. Maddeye aykırı olacağını
iddia etmekteydi. Başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir (02.12.2008
tarihli karar): ”Aksine bir kanıt temin edilmedikçe, Yunanistan’ın iade edilen
kimselerle ilgili yükümlülüklerini yerine getirileceği varsayılmalıdır.” AİHM
ayrıca Yunanistan’ın İran’a hiç kimseyi iade etmediğini kaydetmiştir.
 M.S.S – Belçika ve Fransa Davası:
21.01.2011
Dava, bir sığınmacının Belçika makamlarınca Dublin II Tüzüğünün
uygulanması suretiyle Yunanistan’a sınırdışı edilmesi ile ilgili idi. AİHM 2
Temmuz 2009 tarihinde, AİHM’de süreç devam ederken başvuranın
Afganistan’a iade edilmemesi amacıyla Yunanistan’a karşı AİHM
İçtüzüğünün 39. Maddesinin uygulanmasına karar vermiştir.
AİHM:
Başvuranın Yunanistan’da tutulduğu şartlar nedeniyle Yunanistan’ın 3.
Maddeyi (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza yasağı) ) ihlal
ettiğine hükmetmiştir.
Başvuranın durumunda sığınma usulündeki eksiklikler nedeniyle 3. Madde
ile bağlantılı olarak 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) Yunanistan
tarafından ihlal edildiğine karar vermiştir.
3
Bağımsızlık için silahlı çatışma yürüten bir Tamil Örgütü.
4
AİHM kararında başvuranın bir ara ülkeye sınırdışı edilmesinin, Birleşik Krallık’ın başvuranın sınırdışı kararı
nedeniyle 3. Maddeye aykırı muameleye maruz kalmamasını sağlama sorumluluğunu etkilemediğini
kaydetmiştir.Bilgi Notu – “Dublin davaları” Basın Birimi
Başvuranı Yunanistan’daki iltica usulündeki eksikliklerle bağlantılı risklere
ve 3. Maddeye aykırı tutulma ve yaşama şartlarına maruz bıraktığı
gerekçesiyle Belçika’nın 3. Maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Başvuranın sınırdışı kararına karışı kullanabileceği etkili bir başvuru yolu
bulunmaması nedeniyle Belçika’nın 3. Maddeyle bağlantılı olarak 13.
Maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Büyük Dairesinin 21 Aralık 2011 tarihli
bir kararında AİHM’ninkine benzer bir tutum benimsenmiş ve M.S.S –
Belçika ve Yunanistan davasına açıkça atıfta bulunulmuştur (özellikle bkz.
ABAD kararının 88-91. paragrafları).
46. Madde: (Kararların bağlayıcılığı ve infazı): Yunanistan gecikmeksizin
başvuranın iltica talebinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
gerekliliklerini karşılayıp karşılamadığını esas bakımından incelemekle ve
inceleme devam ettiği sırada başvuranı sınırdışı etmemekle yükümlü idi.
AİHM’de derdest “Dublin” davaları
Halihazırda AİHM’de sığınmacılara karşı “Dublin” Topluluk hukukunun
uygulanmasına dair yaklaşık 90 dava bulunmaktadır. Bu başvuruların çoğu
Hollanda, Finlandiya, Birleşik Krallık ve Fransa aleyhinedir.
Geçici Tedbirler
Davaların çoğunda başvuranlar geçici tedbir (AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesi)
uygulanmasını talep etmişlerdir.
Geçici tedbirler, AİHM’deki usulün bir parçası olarak uygulanmaktadır. Bu
tedbirler, dava AİHM’de görülürken uygulanmakta olup AİHM’nin sonunda kabul
edilebilirlik/esas hakkında nasıl bir karar vereceğini göstermez. Geçici tedbir
genellikle ilgilinin başvurusu incelenirken sınırdışı kararının yürütmesinin
durdurulması biçiminde uygulanmaktadır (ancak, AİHM başvuranın durumunu
takip eder ve dava incelenirken bu tedbiri kaldırabilir).
Sınırdışı ve İade Uygulamaları başlıklı Bilgi Notunda Geçici tedbirlerle ilgili daha
fazla bilgi bulunabilir.
Basın İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 (0)3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Cinsel Yönelim Sorunları

Mesaj gönderen Admin »

Evlilik

Schalk ve Kopf – Avusturya Davası (başvuru no. 30141/04)
24 Haziran 2010

Başvuranlar, düzenli birliktelikleri olan eşcinsel bir çifttir. Avusturya
makamlarından evlenmek için izin istemişlerdir. İstekleri, evliliğin ancak karşı
cinsten iki kişi arasında mümkün olabileceği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu görüş
mahkemeler tarafından da uygun bulunmuştur.
AİHM ilk olarak, başvuranlar arasındaki ilişkinin aynen farklı cinsten iki kişi
arasındaki ilişki gibi “aile hayatı” kavramına dahil olduğunu kaydetmiştir. Ancak,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Devleti hemcins bir çifte evlilik hakkı tanıma
yükümlülüğü getirmemekte idi. Evlilik kurumu kökleri derinlere uzanan toplumsal
ve kültürel anlamlar ifade ettiği için ve bu anlamların bir toplumdan diğerine
değişiklik arz etmesi bakımından, ulusal makamlar, bu konuda toplumun
ihtiyaçlarını en iyi değerlendirecek ve ele alacak konumda idiler. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 12. Maddesi (evlenme hakkı) ve 8. Maddeyle (özel ve aile
hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Maddesi (ayrımcılık yasağı) ihlal
edilmemiştir.
Derdest dava
Chapin ve Charpentier – Fransa Davası (no. 40183/07)
Nikahları Bégles belediye başkanı tarafından iki erkeğin evliliği mahkemeler
tarafından geçersiz sayılmıştır.
Evlat edinme
Fretté – Fransa Davası (no. 36515/97)
26 Şubat 2002
Dava, bir çocuğu evlat edinmek isteyen eşcinsel bir erkeğe izin verilmemesi ile
ilgili idi. Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
AİHM, ulusal makamların, başvuranın yararlanmak istediği evlat edinme hakkını
meşru ve makul biçimde değerlendirme yetkisini evlat edinilecek çocukların
menfaatlerine uygun olarak sınırlandırma hakkına sahip olduklarını ve bu hakkı
başvuranın meşru beklentilerinin rağmına ve kişisel seçimlerini dikkate almaksızın
kullanabileceklerini kaydetmiştir. 8. Maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlali söz konusu değildir. AİHM
bununla birlikte 6. Maddenin (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
E.B. – Fransa Davası (no. 43546/02)
Büyük Daire kararı
22 Ocak 2008
Dava, bir kadınla düzenli ilişkisi bulunan bekar bir kadının evlat edinme
başvurusunun reddedilmesi ile ilgili idi.
AİHM başvuranın eşcinsel olmasının, talebinin reddedilmesinde belirleyici bir
etken olduğunu, oysa Fransız hukukunda bekar kimselerin evlat edinmesine
imkan tanındığını, bu hükmün eşcinsel bekarların da evlat edinmesinin yolunu
açtığını kaydetmiştir. 8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.
Bu kararı müteakiben birtakım tedbirler alınmıştır.
Gas ve Dubois – Fransa Davası (no. 25951/07)
15 Mart 2012
Dava, birlikte yaşayan iki kadından (başvuranlar) birinin ikinci başvuranın
çocuğunu sınırlı evlat edinme başvurusunun reddedilmesi ile ilgili idi.
14. Madde (ayrımcılık yasağı) ve 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal
edilmemiştir: AİHM, ebeveynlerden birinin çocuğunun ikinci ebeveyn tarafından
evlat edinilmesi söz konusu olduğunda, başvuranların hukuki durumunun evli
çiftlerin durumuyla kıyaslanabilir olmadığını kaydetmiştir. AİHM ayrıca
başvuranların cinsel yönelimine dayalı farklı bir muamele emaresi görmediğini,
zira aralarında medeni birliktelik tesis edilen karşı cinsten çiftlerin de sınırlı evlat
edinme konusunda aynı muameleyi gördüklerini kaydetmiştir. AİHM başvuranların
karşı cinsten çiftlerin evlenerek bu yasaktan kaçınabildikleri argümanına ilişkin
olarak, hemcins çiftlerin evliliğe erişimine dair bulgularını (Schalk ve Kopf –
Avusturya kararı) yinelemiştir.
Derdest davalar
X ve Diğerleri – Avusturya Davası (no. 19010/07)
03.10.2012 tarihinde Büyük Daire’de duruşma yapılacaktır
Dava, düzenli bir eşcinsel birliktelik sürdüren iki kadının Avusturya mahkemeleri
hakkında şikayetleri ile ilgili idi. Mahkemeler başvuranlardan birinin partnerinin
çocuğunu evlat edinmek isteği karşısında önce annesinin çocukla olan hukuki
bağlarını koparması gerektiği yönünde karar vermişlerdir. Dairede 1 Aralık 2011
tarihinde bir duruşma yapılmıştır. Davaya bakan Daire 5 Ocak 2012 tarihinde
yetkisinden Büyük Daire lehine feragat etmiştir.
Velayet haklarıBilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Salgueiro da Silva Mouta v. Portekiz Davası (no. 33290/96)
21 Aralık 1999
Dava, eşcinsel olması nedeniyle bir babanın müşterek velayet hakkının geri
alınması ile ilgili idi.
Portekiz mahkemelerinin kararı büyük ölçüde başvuranın eşcinsel olması ve
“çocuğun geleneksel bir Portekiz ailesi içerisinde yaşaması gerektiği” anlayışı
üzerine bina edilmiştir. AİHM, cinsel yönelimle ilgili mülahazalara dayandırılan bu
ayrımın Sözleşme kapsamında kabul edilemeyeceğini kaydetmiştir. 8. Maddeyle
(özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmiştir.
Bu kararı müteakiben birtakım tedbirler alınmıştır.
J.M. – Birleşik Krallık Davası (no. 37060/06)
28 Eylül 2010
Başvuran kocasından boşandıktan sonra kocası çocuklarının velayetini üstlenmiş,
başvuranın da yetiştirme giderlerine katkıda bulunmasına karar verilmiştir.
Başvuran 1998 yılında başka bir kadınla duygusal bir ilişki yaşamaya başlamıştır.
Medeni Birliktelik Yasası çıkarılmadan önce yürürlükte olan mevzuatta, velayeti
almayan ebeveynin evlilik marifetiyle olsun veya olmasın yeni bir ilişkiye girmesi
durumunda çocuğa ödenen nafaka miktarının düşürülmesi öngörülmekteydi; fakat
hemcinsiyle girilen ilişkiler için hüküm konmamıştı.
AİHM, Medeni Birliktelik Yasası çıkarılmadan önceki hükümlerde hemcinsiyle olan
ilişkilere karşı ayrımcılık gözetildiğini kaydetmiştir. 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesiyle (mülkiyetin korunması) bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmiştir.
Derdest dava
Hallier ve Lucas – Fransa Davası (no. 46386/10)
Dava, kadın partnerinin doğumu üzerine babalık izni talebinde bulunan bir
kadının bu talebinin reddedilmesi ile ilgilidir.
İstihdam
Lustig-Prean ve Beckett – Birleşik Krallık Davası (no. 31417/96 ve
32377/96) ve Smith ve Grady – Birleşik Krallık Davası (no. 33985/96 ve
33986/96)
27 Eylül 1999
Perkins ve R. – Birleşik Krallık Davası (no. 43208/98 ve 44875/98) ve
Beck, Copp ve Bazeley – Birleşik Krallık Davası (no. 48535/99, 48536/99
ve 48537/99)
22 Ekim 2002 Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Dava, başvuranların cinsel yönelimi hakkında açılan soruşturmalar sonrasında
yalnızca eşcinsel olmalarından dolayı silahlı kuvvetlerden atılmaları ile ilgili idi.
AİHM başvuranlara karşı alınan tedbirlerin özellikle özel yaşamlarına vahim bir
müdahale teşkil ettiğine ve “ikna edici ve somut nedenlerle”
gerekçelendirilmediğine hükmetmiştir. 8. Madde (özel hayata saygı hakkı) ihlal
edilmiştir. Davaların bazılarında 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ihlal edilmiştir.
Beck, Copp ve Bazeley davasında 3. Maddenin (insanlık dışı ve aşağılayıcı
muamele) ihlali söz konusu değildir.
Bu kararı müteakiben birtakım tedbirler alınmıştır.
Sosyal haklar
Mata Estevez – İspanya Davası (no. 56501/00)
10 Mayıs 2001 (kabul edilebilirlik hakkında karar)
Dava, eşcinsel bir çiftin dul ve yetim aylığı alamamaları ile ilgili idi.
İspanya’da dul yetim aylığı hakkına dair mevzuat meşru bir amaç (evlilik bağı
temelinde ailenin korunması amacı) gütmekteydi; başvuranlara yönelik farklı
muamele Devletin takdir hakkı kapsamına girmektedir. AİHM başvuruyu kabul
edilemez ilan etmiştir.
P.B. ve J.S. – Avusturya Davası (no. 18984/02)
22 Temmuz 2010
Dava, bir sigortalının sağlık sigortasının kapsamını eşcinsel partnerini de
kapsayacak biçimde genişletme talebinin reddedilmesi ile ilgili idi. Temmuz 2007
öncesindeki mevzuat değişikliğinden önce Avusturya hukukunda bakmakla
yükümlü olunan kimseler kapsamına yalnızca sigortalının yakın bir akrabası ile
karşı cinsten birlikte yaşadığı kimse dahildi.
AİHM Temmuz 2007 öncesinde 8. Maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlalinin söz konusu olduğunu
kaydetmiştir. Temmuz 2007’deki mevzuat değişikliğinden sonra ilgili kanun
birlikte yaşayan partnerlerin cinsel yönelimi bakımından nötr hale gelmiş ve
AİHM’ye göre bu ihlali sonlandırmıştır.
Derdest davalar
Taddeucci – İtalya Davası (no. 51362/09)
Eylül 2009’da Hükümete tebliğ edilmiştir.
Biri İtalyan ve diğeri Yeni Zelanda vatandaşı hemcins bir çift olan başvuranlar,
İtalyan makamlarının ulusal göç kanunu uyarınca aile bireylerine verilen oturma
izninin evli olmayan eşlere verilmesi mümkün olmadığı için ikinci başvurana
oturma izni vermemeleri sonucu İtalya’da birlikte yaşayamadıklarından
şikayetçidirler. Başvuranlar 8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddeye istinaden,
ikinci başvurana aile oturma izni verilmemesinin cinsel yönelimleri nedeniyle
ayrımcılık anlamına geldiğini ve İtalya’da çift olarak başka türlü yaşama
imkanlarının olmadığını iddia etmektedirler. Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Vallianatos ve Diğerleri – Yunanistan Davası (no. 29381/09)
16 Ocak 2013 tarihinde tarihinde Büyük Daire’de duruşma yapılacaktır
Yunanistan’da Kasım 2008’de yürürlüğe giren 3719/2008 sayılı kanunla evliliğe
alternatif olarak ilk kez “birlikte yaşama mukavelesi” başlıklı medeni birliktelik
getirilmiştir. Kanunun 1. Maddesi uyarınca bu mukaveleyi yalnızca karşı cinsten
iki yetişkin yapabilmektedir ve bu işlem noter huzurunda evlendirme dairesinde
yapılmaktadır.
Kiralama hakkı
Karner – Avusturya Davası (no. 40016/98)
24 Temmuz 2003
Dava, bir eşcinsele partnerinin ölümünden sonra kira ilişkisini devam ettirme
hakkı verilmemesi ile ilgili idi.
AİHM ailenin korunması adına eşcinsel ilişki içerisinde bulunan kimselerin
kiracılığın intikalinden topyekun hariç tutulmalarını kabul edemez. 8. Maddeyle
(konuta saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.
Bu kararı müteakiben birtakım tedbirler alınmıştır.
Kozak – Polonya Davası (no. 13102/02)
2 Mart 2010
Dava, bir eşcinsele partnerinin ölümünden sonra kira ilişkisini devam ettirme
hakkı verilmemesi ile ilgili idi.
AİHM ailenin korunması adına eşcinsel ilişki içerisinde bulunan kimselerin
kiracılığın intikalinden topyekun hariç tutulmalarını kabul edemez. 8. Maddeyle
(konuta saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.
Bu karar henüz uygulanmamıştır.
Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü
Backowski ve Diğerleri – Polonya Davası (no. 1543/06)
3 Mayıs 2007
Başvuranlar eşcinsel hakları için kampanyalar yürütmektedirler. 2005 yılında
azınlıklar, kadınlar ve engellilere karşı ayrımcılığa karşı halkı bilinçlendirmek
amacıyla Varşova sokaklarında düzenlemek istedikleri yürüyüşe yerel merciler
tarafından izin verilmemiştir. Yürüyüş yine de yapılmıştır.
AİHM yürüyüş nihayetinde yapılmış olmasına karşın, başvuranların öncesinde
resmi izin verilmediği için risk almış olduklarını kaydetmiştir. Bu etkinliğe izin
verilmemesi karşısında ancak sonradan başvurabilecekleri kanun yolları
mevcuttu. Yürüyüşün yasaklanmasının gerisindeki gerçek nedenin yerel mercilerin
eşcinselliğe karşı olmaları kanısına varılmasına yol açacak emareler görülmüştür.
11. Madde (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü), 13. Madde (etkili başvuru
hakkı) ve 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Bu karar henüz uygulanmamıştır.
Alekseyev – Rusya Davası (no. 4916/07, 25924/08 ve 14599/09)
21 Ekim 2010
Dava, Rus vatandaşı bir eşcinsel hakları aktivistinin eşcinsel haklarıyla ilgili
yürüyüş düzenleme taleplerinin Moskova mercileri tarafından müteaddit defalar
(2006, 2007, 2008) reddedilmesi ile ilgili idi.
AİHM, eleştiri konusu edilen bu yürüyüş ve gösterilere getirilen yasakların
demokratik bir toplumda zorunlu olmadığına karar vermiştir. AİHM ayrıca
Alekseyev’in bu yasaklara itiraz edecek etkili başvuru yollarına sahip olmadığını
ve cinsel yöneliminden ötürü ayrımcılık uygulandığını kaydetmiştir. 11. Madde
(toplantı ve dernek kurma özgürlüğü), 13. Madde (etkili başvuru hakkı) ve 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Genderdoc-M – Moldova Davası (no. 9106/06)
12 Haziran 2012
Başvurucu Genderdoc-M, Moldova’da yerleşik hükümet dışı bir kuruluştur ve
amacı lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüelleri (LGBT) bilgilendirmek ve bu
gruplara yardım etmektir. Dava, Genderdoc-M’nin 2005 Mayısında cinsel
azınlıkların ayrımcılıktan korunmasına ilişkin kanun çıkarılması talebiyle
Chişinau’da yapmayı planladığı gösterinin yasaklanması ile ilgili idi.
11. Madde ihlal edilmiştir.
11. Maddeyle bağlantılı olarak 13. Madde ihlal edilmiştir.
11. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.
Derdest davalar
Zhdanov ve Rainbow House – Rusya Davası (no. 12200/08)
Dava bir Lezbiyen, Gay, Biseksüel ve Transeksüel derneğinin tescil edilmemesi
ile ilgilidir.
Homofobi ve cezaevinde kötü muamele
Vincent Stasi – Fransa Davası (no. 25001/07)
20 Ekim 2011
Dava, bir mahkuma kötü muamelede bulunulması sonrasında cezaevi mercilerinin
aldıkları tedbirlerle ilgili idi.
AİHM, bu davanın koşullarında ve yetkililerin dikkatlerine sunulan olgular göz
önünde tutulduğunda alınan tedbirlerin beklenir olduğunu ve başvuranın fiziksel
zarar görmekten korunmasının amaçlandığını kaydetmiştir. AİHM 3. Maddenin
ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
X – Türkiye Davası (24626/09)
9 Ekim 2012 Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Dava, bir eşcinsel mahkumun diğer mahkumların sindirici ve yıldırıcı
davranışlarından şikayetçi olması sonrasında toplamda 8 aydan uzun bir süre
hücre tecridinde tutulması ile ilgili idi.
AİHM başvuranın tutulma şartlarının kendisinde ruhsal ve fiziksel acılara ve
insanlık onuruyla oynandığı duygusuna yol açtığını, dolayısıyla “insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele” anlamına geldiğini kaydederek Sözleşmenin 3. Maddesinin
ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM ayrıca başvurana hücre tecridi
uygulanmasının nedeninin kendisini korumak değil cinsel yönelimi olduğunu tespit
etmiştir. Bu nedenle, başvurana AİHM 14. Maddeye aykırı biçimde ayrımcı
muamele gösterildiği sonucuna varmıştır.
Cinsel yönelime ilişkin nefret söylemi
Vejdeland ve Diğerleri – İsveç Davası
9 Şubat 2012
Dava, başvuranların bir lisede mahkemeler tarafından eşcinsellere yönelik
saldırgan ifadeler içerdiği belirlenen yaklaşık 100 bildiri dağıtmaları sonucunda
mahkum edilmeleri ile ilgili idi. Başvuranlar “Ulusal Gençlik” adında bir örgüte ait
bu bildirileri öğrencilerin dolaplarına koymuşlardı. Bildirilerde özellikle eşcinselliğin
“sapkın bir cinsel eğilim” olduğu, “toplumun özünü ahlaken dinamitleyecek bir
etki doğurduğu” ve HIV/AIDS hastalığının ortaya çıkma nedeni olduğu yönünde
ifadelere yer verilmişti. Başvuranlar, eşcinselleri toptan aşağılama gibi bir niyet
gütmediklerini iddia etmiş ve bu faaliyetin amacının İsveç okullarındaki eğitimin
nesnel olmadığı yönünde bir tartışma başlatmak olduğunu ifade etmişlerdir.
AİHM, doğrudan menfur eylemlere çağrıda bulunulmasa da bu ifadelerin ciddi ve
önyargılı iddialar içerdiğini kaydetmiştir. AİHM cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın
“ırk, köken veya renge” dayalı ayrımcılık kadar ciddiyet arz ettiğini vurgulamıştır.
AİHM, İsveç mercilerinin başvuranların ifade özgürlüğüne müdahalesinin
demokratik bir toplumda başkalarının saygınlığının ve haklarının korunması adına
makul ve gerekli olduğundan bahisle 10. Maddenin ihlal edilmediğine
hükmetmiştir.
Ayrımcılık
Derdest dava
Ladele ve McFarlane – Birleşik Krallık Davası (no. 51671/10 ve
36516/10)
Dindar Hristiyan olan başvuranlar, işyerinde eşcinselliği hoş görmek anlamına
gelebilecek bazı görevleri yerine getirmeyi reddettikleri için işten çıkarılmışlardır.
4 Eylül 2012 tarihinde duruşma yapılacaktır.Bilgi Notu – Cinsel yönelim sorunları Basın Birimi
Eşcinsellerin menşei ülkelerine iade edilmelerinden
kaynaklanabilecek riskler
K.N. – Fransa (no. 47129/09)
19 Haziran 2012 (kabul edilebilirlik hakkında karar)
Dava, bir eşcinsel erkeğin İran’a iade edilmesi halinde kötü muamele ve ölüm
cezası riskiyle yüz yüze kalacağı iddiası ile ilgili idi. Başvuran Fransa’ya
Yunanistan üzerinden gelmiştir. Fransız makamları, 343/2003 sayılı ve 18 Şubat
2003 tarihli Konsey Tüzüğü (“Dublin II Tüzüğü”) gereğince bu sorumluluğun
Yunan makamlarına ait olduğu kanaatiyle sığınma başvurusunu
incelememişlerdir.
AİHM, bu başvuruyu diğer başvurularla birleştirerek başvuranların Sığınma
taleplerinin Fransız makamlarında incelenmiş veya incelenmekte olduğunu ve bu
yüzden başvuranların sığınma talepleri incelenmeksizin Yunanistan’a veya başka
bir ülkeye gönderilmeyeceklerini kaydetmiştir. AİHM ayrıca Fransız makamlarının
sığınma taleplerini inceleme taahhüdü ışığında, başvurularının takipçisi olup
olmayacakları konusunda AİHM tarafından kendilerine gönderilen yazıya biri
dışında başvuranların cevap vermediklerini vurgulamıştır.
Bu nedenle, AİHM başvuruların dava listesinden çıkarılmasına karar vermiştir.
Basın irtibat:
+33 (0) 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Cinsiyet Kimliği Sorunları

Mesaj gönderen Admin »

Rees – Birleşik Krallık Davası, 17.10.1986

Kadından erkeğe transseksüel başvuran, Birleşik Krallık hukukunun kendisine
mevcut durumuna tekabül eden bir hukuki statü vermediğinden şikayetçi idi.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir:
başvuranın talep ettiği değişikliklerin gerçekleşebilmesi için nüfus kayıt sisteminin
kökten tadil edilmesi gerekecekti ve bu ise doğuracağı idari sonuçların yanısıra
toplumun geri kalanına ödevler yükleyecekti. AİHM ayrıca Birleşik Krallık’ın
Rees’in tıbbi tedavi giderlerini karşılamış olduğuna dikkat çekmiştir.
Ancak, AİHM “transseksüellerin sorunlarının ciddiyetinin ve kendilerinde yol açtığı
sıkıntının” ayırdında olduğunu kaydederek “bilhassa bilimsel ve toplumsal
gelişmeler ışığında gerekli uygun tedbirlerin incelenmesini” tavsiye etmiştir.
12. maddenin (evlenme ve aile kurma hakkı) ihlal edilmemiştir: geleneksel evlilik
kavramı, karşı biyolojik cinsler arasında birleşmeye dayalıdır Devletler evlenme
hakkını düzenleme yetkisine sahiptirler.
Cossey – Birleşik Krallık Davası, 27.09.1990
AİHM Rees – Birleşik Krallık davasındaki ile benzer sonuçlara varmış, önceki
kararlarından farklı hareket etmesine yol açabilecek yeni olgular veya özel
durumlar görmediğini kaydetmiştir.
8. Madde ihlal edilmemiştir.
AİHM “cinsiyet değiştirme operasyonu sonrasında diğer cinsiyetin bütün biyolojik
özelliklerinin iktisap edilmesinin söz konusu olmadığını” yinelemiştir (Par. 40).
AİHM ayrıca nüfus kaydına şerh eklenmesinin uygun bir çözüm olmayacağını
kaydetmiştir.
12. Madde ihlal edilmemiştir.
Geleneksel evlilik kavramına bağlılık, “evlenme amacıyla kişinin cinsiyetini
belirlemeye yönelik biyolojik kriterlerin benimsenmesi uygulamasının devamı için”
yeterli gerekçe teşkil etmektedir ve Devlet, evlenme hakkını ulusal mevzuatla
düzenleme yetkisine sahiptir.
X, Y ve Z – Birleşik Krallık Davası, 22.04.1997
AİHM 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmediğine
hükmetmekle birlikte, transseksüel birey ile partnerinin çocuğu arasında bir aile
hayatının mevcut olduğunu kabul etmiştir (Par. 37: X, doğumundan bu yana her
bakımdan Z’nin “babası” gibi hareket etmiştir”. Bu şartlarda AİHM üç başvuranı
birbirine bağlayan [fiili] aile rabıtasının bulunduğunu kaydetmektedir”).Bilgi Notu – Cinsiyet Kimliği Sorunları Basın Birimi
B. – Fransa Davasında (25.03.1992) AİHM, transseksüellerin tanınması ile
ilgili bir davada ilk kez 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Erkekten kadına transseksüel B, Fransız mercilerinin nüfus kaydındaki statüsünü
talep ettiği şekilde değiştirmediklerinden şikayetçi idi.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM, başta Birleşik Krallık ve Fransız medeni hal sistemlerindeki farklılıklar
olmak üzere, bu B. davasını Rees – Birleşik Krallık ve Cossey – Birleşik Krallık
davalarından ayıran etkenleri göz önünde bulundurmuştur. Birleşik Krallık’ta
doğum belgelerinin değiştirilmesinin önünde büyük engeller mevcutken,
Fransa’da bu belgelerin kişilerin hayatı boyunca güncellenmesi hedeflenmektedir.
AİHM Fransa’da pek çok resmi belgede “transseksüel bireyin yasal cinsiyeti ile
görünürdeki cinsiyeti” arasında farklılık görüldüğünü (Par. 59), aynı duruma
sosyal güvenlik belgelerinde ve bordrolarda da rastlandığını kaydetmiştir.
AİHM bu davada başvuranın nüfus kaydının değiştirilmemesinin “gündelik
yaşamında kendisini özel hayata saygı hakkına uygun olmayan bir duruma
düşürdüğüne” karar vermiştir.
Sheffield – Horsham – Birleşik Krallık Davası, 30.07.1998
AİHM, bu davada Rees – Birleşik Krallık ve Cossey – Birleşik Krallık kararlarından
farklı bir yaklaşım sergilemesi için herhangi bir neden bulunduğu konusunda ikna
olmamıştır: “transseksüellik karmaşık bilimsel, hukuki, ahlaki ve sosyal sorunlara
yol açmaya devam etmektedir ve bu bağlamda Yüksek Sözleşmeci Taraflar
arasında genel paylaşım gören bir yaklaşım mevcut değildir” (Par. 58).
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı), 12. Maddenin (evlenme ve aile
kurma hakkı) ve 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlali söz konusu değildir.
Ancak, AİHM “bu olgunun giderek daha fazla toplumsal kabul görmesi ve ameliyat
olan transseksüellerin karşılaştığı sorunların giderek daha fazla kabullenilmesi”
bağlamında “Yüksek Sözleşmeci Tarafların bu alanı sürekli inceleme altında
bulundurmaları gerektiğini kaydetmektedir”.
Christine Goodwin davası
Christine Goodwin – Birleşik Krallık Davası, Büyük Daire, 11.07.2002
Cinsiyet değiştiren başvuran, bunun hukuki olarak tanınmadığından, özellikle de
iş, sosyal güvenlik, emeklilik ve evlenme hakları bakımından kendisine gösterilen
muameleden şikayetçi idi.
Transseksüellerin toplum tarafından kabullenilmesine yönelik net ve sürekli bir
uluslararası eğilim mevcuttur ve ameliyatla transseksüel olanların yeni cinsel
kimlikleri hukuki olarak giderek daha fazla kabul görmektedir; bu nedenle 8.
Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
“AİHM, başvuranın cinsiyet değişikliğinin hukuki olarak tanınması karşısında
kamu yararını olumsuz etkileyecek kayda değer etkenler bulunmadığından
bahisle, Sözleşmede mündemiç adil denge kavramının bu davada başvuranınBilgi Notu – Cinsiyet Kimliği Sorunları Basın Birimi
lehine olduğu sonucuna varmaktadır.”
12. madde (evlenme ve aile kurma hakkı) ihlal edilmiştir.
“AİHM [12. Maddenin hükümlerinin] hala cinsiyete salt biyolojik ölçütlerle atıfta
yaptığının varsayılabileceği konusunda ikna olmuş değildir” (Par. 100.
AİHM transseksüel evliliklerin şartlarını ve formalitelerini belirleme yetkisinin
Devlete ait olduğunu kaydetmekle birlikte, “hiçbir gerekçenin transseksüellerin
evlenme hakkından yararlanmalarını engellememesi gerektiğini” ifade etmiştir.
---------
Büyük Dairenin Christine Goodwin davasındaki kararının ardından, Birleşik Krallık
transseksüellerin cinsiyetlerinin tanınmasına dair bir sertifika başvuru sistemi
getirmiştir. Aşağıda yer verilen iki dava, cinsiyet değiştirme operasyonundan önce
evlenmiş ve bu cinsiyetin tanınması usulünden yararlanmak isteyen transseksüel
bireyler ile ilgilidir.
Wena ve Anita Parry – Birleşik Krallık Davası (Kasım 2006)
R. ve F. – Birleşik Krallık Davası (Kasım 2006)
Her iki davada da başvuranlar evli ve çocuk sahibi idiler. Her iki davada da
çiftlerden biri cinsiyet değiştirme operasyonu geçirmiş ve evli olduğu eşinden
ayrılmamıştır. 2004 tarihinde Cinsiyetin Tanıması Yasasının çıkarılmasıyla birlikte,
cinsiyet değiştirme operasyonu geçiren başvuranlar Cinsiyetin Tanınması
Sertifikası almak üzere başvuruda bulunmuşlardır; fakat bu sertifikanın verilmesi
için boşanmak gerekmekteydi. Başvuranlar özellikle 8. Maddeye (özel ve aile
hayatına saygı hakkı) ve 12. Maddeye (evlenme hakkı) istinaden evliliklerini
sonlandırmaksızın cinsiyetlerinin yasal olarak tanınmasının mümkün olmadığından
şikayetçi idiler.
Başvuru kabul edilemez ilan edilmiştir (açıkça dayanaktan yoksun olduğu
gerekçesiyle reddedilmiştir):
İngiliz hukukunda aynı cinslerin evliliğine izin verilmediği için evliliklerini
sonlandırmaları istenmiştir. Birleşik Krallık cinsiyet değiştiren bireylerin yasal
olarak tanınmasını sağlamıştır ve başvuranlar ilişkilerine medeni partner olarak
devam edebilirler; zira bu statüde de evlilikle hemen hemen aynı hak ve
yükümlülükler söz konusudur.
AİHM, Christine Goodwin kararının ardından bu yeni sistem getirildiğinde, kanun
koyucunun, sayıca az da olsa evli transseksüeller bulunduğunun farkında olmakla
birlikte eşlerden birinin cinsiyetin tanınması usulünden yararlanması durumunda
evliliğin devamına ilişkin bir hüküm koymayı tercih etmediğini kaydetmiştir.
AİHM, bu denli az sayıda evlilik için istisna yapılmasının beklenemeyeceğine
hükmetmiştir.
Schlumpf – İsviçre Davası, 08.01.2009Bilgi Notu – Cinsiyet Kimliği Sorunları Basın Birimi
Dava, başvuranın cinsiyet değişikliği operasyonunun giderlerinin sigorta
tarafından ödenmemesi ile ilgili idi: sigorta şirketi, bu tarz operasyonların
karşılanması için içtihatta yer alan iki yıl bekleme süresinin dolmasının gerektiğini,
fakat başvuranın bu süreyi doldurmadığını ileri sürmüştür.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir: bekleme süresi
başvuranın yaşı (67) göz önünde tutulmaksızın otomatik olarak uygulanmıştır.
Oysa bu gecikme, başvuranın operasyon kararını muhtemelen etkileyecek, bu ise
cinsiyet kimliğini belirleme özgürlüğüne ket vuracaktı.
P.V. – İspanya Davası, yalnızca Fransızcadır, 30.11.2010
Cinsiyet değiştirmeden önce 1998 yılında eşinden bir erkek çocuğu olan erkekten
kadına transseksüel başvuran, 2002 yılında eşinden ayrılmıştı ve mahkemenin
cinsiyet değiştirmesi sonrasındaki duygusal kararsızlığının o sırada 6 yaşında olan
oğlunu rahatsız etme riski bulunduğu gerekçesiyle oğluyla görüşmelerini
kısıtlamasından şikayetçi idi.
14. Maddeyle bağlantılı olarak 8. Maddenin ihlali söz konusu değildir: görüşme
kısıtlaması başvuranın transseksüel olmasından dolayı değil getirilmemiştir.
İspanya mahkemelerince getirilen bu kısıtlamanın gerekçesi, başvuranın yaşadığı
geçici duygusal kararsızlık ışığında çocuğun iyilik hali idi. Bu nedenle, çocuğun,
babasının yeni cinsiyetine alışmasını sağlayacak tedrici bir düzenleme yapılmıştır.
P. – Portekiz Davası (yalnızca Fransızcadır)
Karar 06.09.2011 tarihinde listeden çıkarılmıştır
Başvuran doğumunda erkek olarak kaydedilmiştir. Yetişkinlik döneminde cinsiyet
değiştirme tedavisi görmüş ve ameliyat olmuştur. Başvuran, durumunun yasal
olarak tanınmadığından ve ayrıca konuyla ilgili mevzuat bulunmadığından
şikayetçi idi. Bu dava, bu konuyla ilgili Portekiz hakkında açılan ilk davadır. Ulusal
mahkemelerdeki yasal olarak tanınma talebinden başarılı sonuç elde etmiştir.
Yakın zamandaki davalar
Genderdoc-M – Moldova Cumhuriyeti Davası (no. 9106/06)
12.06.2012
Başvurucu Genderdoc-M, Moldova’da yerleşik hükümet dışı bir kuruluştur ve
amacı lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüelleri (LGBT) bilgilendirmek ve bu
gruplara yardım etmektir. Dava, Genderdoc-M’nin 2005 Mayısında cinsel
azınlıkların ayrımcılıktan korunmasına ilişkin kanun çıkarılması talebiyle
Chişinau’da yapmayı planladığı gösterinin yasaklanması ile ilgili idi. Başvurucu
kuruluş özellikle yasağın kanunsuz olduğundan, gösterinin planlandığı tarihten
önce kesin bir karar elde etmelerine imkan veren etkili bir usulün
bulunmadığından ve Moldova’daki eşcinsel grupların çıkarlarını savunduğu için
ayrımcılığa uğradığından şikayetçi idi. Başvuran özellikle 11. Maddeye (toplantı ve
dernek kurma özgürlüğü), 13. Maddeye (etkili başvuru hakkı) ve 14. Maddeye
(ayrımcılık yasağı) istinat etmekte idi.
11. Madde ihlal edilmiştir.
11. Maddeyle bağlantılı olarak 13. Madde ihlal edilmiştir.
11. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.Bilgi Notu – Cinsiyet Kimliği Sorunları Basın Birimi
Derdest davalar
Y.Y. – Türkiye Davası (no. 14793/08)
Mart 2010’da tebliğ edilmiştir.
Dava, ulusal mahkemelerin, kanundaki kalıcı kısırlık tanısı almış olma şartını haiz
bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın cinsiyet değiştirme ameliyatı olmasına izin
vermemeleri ile ilgilidir. Başvuran 8. Maddeye istinat etmektedir.
H – Finlandiya Davası (no. 37359/09)
Nisan 2010’da tebliğ edilmiştir.
Başvuran, cinsiyet değişikliğinden sonra yeni cinsiyetinin tanınmasının ancak
evliliğini medeni partnerliğe çevirmesiyle mümkün olabileceğinden şikayetçidir. 8,
12 ve 14. Maddelere istinat etmektedir.
Cassar – Malta Davası (no. 36982/11)
1 Haziran 2011’de tebliğ edilmiştir.
Başvuran, Malta hukukuna göre transseksüellerin evlilik akdi yapma da dahil
hiçbir amaçla cinsiyet edinmiş kişiler olarak tanınmadığından şikayetçidir.
Başvuran 8, 12 ve 13. Maddelere atıfla haklarının ihlali karşısında etkili başvuru
yolu bulunmadığını ve bu nedenle 8 ve 12. Maddeler kapsamındaki
mağduriyetinin devam ettiğinden şikayetçidir.
Basın irtibat:
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Eşcinsellik: cezai boyutları

Mesaj gönderen Admin »

Eşcinsel ilişkilerin genel olarak suç sayılması

Dudgeon – Birleşik Krallık Davası (no. 7525/76)
22.10.1981


Kuzey İrlanda’da o sırada yürürlükte olan mevzuat gereğince erkekler arasında
eşcinsel ilişkiler cezai suç teşkil etmekteydi. Eşcinsel olan başvuran, söz konusu
kanunların mevcudiyetinin kendisinde taciz ve şantaj korkusu da dahil korku, acı
ve psikolojik sıkıntı duygularına yol açtığından şikayetçi idi. Başvuran ayrıca belirli
eşcinsel faaliyetleri ile ilgili olarak hakkında soruşturma açıldığından şikayetçi idi.
AİHM, kapsamı ve mutlak niteliği göz önünde tutulduğunda, Dudgeon’a
uygulanan kısıtlamanın muhtemel cezalardan farklı olarak güdülen amaçlarla,
yani, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin” ve “ahlaklarının” “korunması” amacıyla
orantısız olduğunu kaydetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesi
(özel hayata saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Karar sonrasında alınan tedbirler: kanun değiştirilmiştir.
Norris – İrlanda Davası (no. 8225/78)
26.10.1988
İrlanda’da o sırada yürürlükte olan mevzuat gereğince erkekler arasında eşcinsel
ilişkiler cezai suç teşkil etmekteydi. Eşcinsel olan başvuran, cinsel ilişkileri de
dahil özel hayatına saygı hakkına aşırı bir müdahale anlamına geldiğini
düşündüğü bu kanundan şikayetçi idi.
AİHM, İrlanda’da eşcinsel fiillerin cezai suç haline getirilmesi için “acil toplumsal
ihtiyaç” olduğunun öne sürülemeyeceğini kaydetmiştir. Toplumda eşcinselliği
ahlaksızlık olarak gören kimseler bu tür fiiller karşısında şok veya rencide ya da
rahatsız olsa dahi, bu durum kendi başına bu fiilleri kendi rızasıyla işleyen
yetişkinlere cezai yaptırım uygulanmasını mazur gösteremez. 8. Madde (özel
hayata saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Modinos – Kıbrıs Davası (no. 15070/89)
22.04.1993
Başvuran, bir erkek yetişkinle ilişkisi olan bir eşcinseldi ve “Kıbrıs’taki Eşcinseller
için Özgürlük Hareketi”nin Başkanı idi. Başvuran belirli eşcinsel fiillerin suç kabul
edildiği yasal hükümler nedeniyle büyük bir gerilim, kaygı ve kovuşturulma
korkusu yaşadığını ifade etmekteydi.Bilgi Notu – Eşcinsellik (cezai boyutları) Basın Birimi
AİHM bu mevzuatın mevcudiyetinin başvuranın özel hayatını sürekli ve doğrudan
etkilediğini kaydetmiştir. AİHM’nin yukarıda anılan kararları göz önünde
tutulduğunda, Kıbrıs makamları bu mevzuatın “derhal vaziyet edilmesi gereken
bir toplumsal ihtiyacı” karşıladığını gösterememişlerdir. 8. Madde (özel hayata
saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Karar sonrasında alınan tedbirler: kanun değiştirilmiştir.
A.D.T. – Birleşik Krallık Davası (no. 35765/97)
31.07.2000
Başvuran, mahremiyet çerçevesinde ve kendi evinde birden fazla erkek yetişkinle
rızaları dahilinde cinsel ilişki kurmaktan yargılanmasının ve mahkum edilmesinin
özel hayatına müdahale olduğunu iddia etmekteydi.
AİHM’ye göre söz konusu fiiller nitelik olarak mahremdi ve sorumlu Devletin
takdir hakkı sınırlı idi. Söz konusu mevzuata veya bu mevzuatın başvuran
hakkında açılan davada uygulanmasına gerekçe teşkil edecek “derhal vaziyet
edilmesi gereken bir toplumsal ihtiyaç” bulunmamaktaydı. 8. Madde (özel hayata
saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Karar sonrasında alınan tedbirler: kanun değiştirilmiştir.
Bir yetişkinle ergen arasındaki eşcinsel ilişkilerin suç sayılması; rıza
yaşı
L. ve V. – Avusturya Davası (no. 39392/98 ve 39829/98) ve S.L. –
Avusturya Davası (no. 45330/99) (ve pek çok benzer dava)
09.01.2003
Başvuranlar, 14 ila 18 yaşlarında genç erkeklerle eşcinsel ilişkiye girmekten
mahkum edilmişlerdi. Avusturya kanunlarına göre yetişkin erkeklerin 14-18 yaş
grubundaki erkeklerle eşcinsel fiilleri cezai suç kabul edilirken aynı yaş grubunda
kızlarla ilişkileri suç sayılmamakta idi.
AİHM, şikayetçi olunan muamele farklılığına yeterli gerekçe gösterilemediğini
kaydetmiştir. 8. Maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Karar sonrasında alınan tedbirler: kanun değiştirilmiştir.
Derdest davalar
F.J. – Avusturya – Davası (no. 2362/08) – olguların izahı; E.B. – Avusturya
Davası (no. 26271/08) - olguların izahı; H.G. – Avusturya Davası (48098/07)
- olguların izahı
Başvuranlar, polisin kanun kapsamında kayıt altına alınan bilgilerini tutmaya
devam ettiklerinden şikayetçi olup bu uygulama hakkında L. ve V. – Avusturya
Davasında ihlal kararı verildiğini öne sürmektedirler.
B.B. – Birleşik Krallık Davası (no. 53760/00)
10.02.2004Bilgi Notu – Eşcinsellik (cezai boyutları) Basın Birimi
Başvuran hakkında 16 yaşında bir ergenle cinsel ilişki kurduğu gerekçesiyle dava
açılmıştır. O sırada (1998-1999) yürürlükte olan mevzuata göre reşit olmayan
erkeklerle eşcinsel ilişki kurmak cezai bir suç teşkil etmekte iken, heteroseksüel
ilişki için rıza yaşı 16 idi.
8. Maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Karar sonrasında alınan tedbirler: kanun değiştirilmiştir. Ayrıca bkz. Sutherland –
Birleşik Krallık Davası (no. 25186/94), 27.03.2001. Yeni kanunla heteroseksüel
ve eşcinsel ilişki için rıza yaşının eşitlenmesiyle birlikte bu dava düşürülmüştür.
Fernando dos Santos Couto – Portekiz Davası (no. 31874/07)
21.09.2010
Başvuran, ergenlerle eşcinsel ilişkiye girmeye ilişkin ayrı iki suçtan 1 yıl 6 ay
hapis cezasına çarptırılmış ve cezası ertelenmiştir. Eşcinsel ilişki kanun gereğince
suç sayılmaktadır. Kanuna göre, yalnızca ergenin tecrübesizliğinin istismar edildiği
heteroseksüel fiiller cezai suç kapsamına girmektedir.
8. Maddeyle (özel ve aile hayatına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. Maddenin
(ayrımcılık yasağı) ihlali söz konusu değildir.
Eşcinsellik gerekçesiyle tutulma
Derdest dava
Adrian Costin Georgescu – Romanya Davası (no. 4867/03) – olguların izahı.
Başvuran eşcinsel olması nedeniyle polis tarafından gözaltına alınmış,
sorgulanmış, resimleri çekilmiş ve parmak izi alınmıştır.
Basın İrtibat
+33 (0)3 90 21 42 08
echrpress@echr.coe.int
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Irk ayrımcılığı

Mesaj gönderen Admin »

3. Madde (insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı)

35 Doğu Afrikalı Asyalı - Birleşik Krallık davası
Karar 06.03.1978


Eski Britanya sömürgelerinde (Kenya, Uganda ya da Tanzanya) ikamet
eden Asya kökenli kişilerin Birleşik Krallık'a kabulü ya da Birleşik Krallık'ta
kalma izinleri konusundaki kısıtlamalar.
Komisyon, başvuranlar müteakiben Birleşik Krallık'a kabul edildiği için
başka bir işleme gerek olmadığına hükmetmiştir. Bununla birlikte,
başvuranların 3. Madde (insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı)
uyarınca "ikinci sınıf yurttaş" muamelesi gördükleri şeklindeki şikayeti
bağlamında Komisyon, ırk temelli ayrımcılığın bazı durumlarda aşağılayıcı
muameleye varabileceğini tespit etmiştir.
Kıbrıs - Türkiye davası
10.05.2001
Kıbrıs ülkesinin bölünmesinden bu yana kuzey Kıbrıs'taki duruma ilişkin
olarak 1994 tarihin Kıbrıs tarafından açılan bu devletler arası davada AİHM,
3. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir: "incelenen dönemde ayrımcı
muamele, aşağılayıcı muameleye varan bir ciddiyet kazanmıştır" (par.
310).
Kararında AİHM, aşağıdaki hususlara hükmetmiştir:
Karpas Rumlarına karşı "bu sınıfa ait oldukları için" uygulanan ayrımcılık,
"onları Kıbrıs Türk nüfusundan ayıran özelliklere, yani etnik köken, ırk ve
dinlerine nispetle" açıklanabilir.
Türkiye'nin iki bölge - iki toplum ilkesine bağlılığı, Karpas Rum nüfusunun
yaşamak zorunda kaldığı şartlara da yansımıştır; bu şartlar,
"itibarsızlaştırıcıdır ve üyelerinin insan haysiyetine saygı düşüncesini ihlal Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
etmektedir."
Hakların kötüye kullanılması (17. Madde)
Glimmerveen ve Hagenbeek - Hollanda
Karar 11.10.1979
Başvuranlar, ırk ayrımcılığına kışkırttığı düşünülen el ilanlarını dağıtma
amacıyla bulundurmaktan mahkum olduklarından ve belediye seçimlerinde
aday olmalarının engellendiğinden şikayetçi olmuşlardır. Dayanakları
Sözleşmenin 10. Maddesi (ifade özgürlüğü hakkı) ve 1 Numaralı Protokolün
3. Maddesi (serbest seçim hakkı) idi.
"Başvuranlar [Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini] kullanarak söz konusu
Sözleşmeye aykırı faaliyetlerde bulunmayı" yani "ırk ayrımcılığını
körükleyen fikirler yaymayı amaçladıkları" için başvuru kabul edilemez
bulunmuştur.
Diğer Maddelerle bağlantılı olarak 14. Madde
14. Madde: "Bu Sözleşme'de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,
cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya
toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak
üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin
sağlanmalıdır."
Göçmenlik
Abdulaziz, Cabales ve Balkandali - Birleşik Krallık davası
28.05.1985
Zamanında yürürlükte olan göçmenlik kuralları uyarınca başvuranlar
Birleşik Krallık'ta kanuni ve daimi olarak ikamet ediyor olmalarına rağmen
başvuranların kocalarına Birleşik Krallık'ta kalma ya da Birleşik Krallık'ta
eşleriyle birleşmelerine izin verilmemiştir. Sırasıyla Hindistan, Filipinler ve
Mısır kökenli olan başvuranlar dolayısıyla cinsiyet ve ırk temelinde yapılan
bir ayrımcılık uygulamasının kurbanları olduklarını iddia etmişlerdir. Bayan
Abdulaziz Portekiz uyruklu olan kocasıyla Birleşik Krallık'ta bir ziyaretçi
olarak yaşarken tanışmıştır. Bayan Cabales, tatil için gittiği Filipinler'de
kocasıyla karşılaşıp evlenmiştir. Bayan Balkandali'nin kocası, Türkiye
uyruklu idi ve kendisi bir ziyaretçi olarak (daha sonra öğrenci olarak)
Birleşik Krallık'ta yaşarken Bayan Balkandali'den çocuğu olmuş ve onunla
evlenmiştir. Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
AİHM, cinsiyet temelli ayrımcılık sonucu (erkek ve kadın göçmenlerin
bulundukları ülkelerin yurttaşı olmayan eşlerinin ülkeye girmesi ya da
ülkede kalmasına izin verilme bakımından farklı muameleye tabi tutulması)
8. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal
edildiğini tespit etmiş, ancak ırk temelinde bir ihlal bulmamıştır.
Nachova ve Timishev kararları
Nachova ve Diğerleri - Bulgaristan davası, [Daire], no. 43577/98 ve
43579/98
06.07.2005
Başvuranlar, Roman kökenli insanlara karşı önyargı ve düşmanca
tutumların, 21 yaşındaki iki yakın akrabalarının kendilerini tutuklamaya
çalışan bir askeri inzibat memuru tarafından ölümcül şekilde vurulmasına
yol açan olaylarda önemli rol oynadığını iddia etmişlerdir.
2. Madde ile bağlantılı olarak 14. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir;
zira yetkililer ölümlere yol açan olayların arka planında ırk temelli
önyargıların olup olmadığını araştırmamıştır.
Roman ve Gezginlere karşı ayrımcılık için "Romanlar ve Gezginler" bilgi
notuna bakınız.
Timishev - Rusya davası, no. 55762/00 ve 55974/00
13.12.2005
Başvuranın Çeçen etnik kökeni yüzünden Kabardino-Balkarya bölgesine
girişine izin verilmemesi.
4 Numaralı Protokolün 2. Maddesiyle (serbest dolaşım özgürlüğü) bağlantılı
olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir: çünkü başvuranın
serbest dolaşım hakkı sadece etnik kökeni bahane edilerek kısıtlanmıştır ve
bu uygulama farkı, ırk ayrımcılığı oluşturmuştur.
Başvuranın çocuklarının okula kabul edilmemesiyle bağlantılı olarak 1
Numaralı Protokolün 2. Maddesi (eğitim hakkı) ihlal edilmiştir.
"Diğer şeyler arasından bir kişinin etnik kökeni yüzünden yapılan
ayrımcılık, bir tür ırk ayrımcılığıdır. Irk ayrımcılığı ayrımcılığın insanları
özellikle inciten bir türüdür ve tehlikeli sonuçları dikkate alındığında,
yetkilileri özel önem vermesini ve güçlü bir şekilde tepkide bulunmasını
gerektirmektedir. Bu yüzden yetkililerin kendilerine elverişli olan her türlü
imkanı kullanarak ırkçılıkla mücadele etmeleri ve farklılıkların bir tehdit
olarak değil, bir tür zenginlik kaynağı olarak görüldüğü demokratik toplum
vizyonunu güçlendirmeleri şarttır (Nachova ve Diğerleri - Bulgaristan
davası; Timishev - Rusya davası). AİHM ayrıca tamamen ya da büyük
orana kişinin etnik kökenini temel alan uygulama farkının, çoğulculuk ve
farklı kültürlere saygı ilkeleri üzerine kurulu olan çağdaş demokratik Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
toplumlarda nesnel olarak gerekçelendirme potansiyeline sahip olduğunu
da tespit etmiştir (Timishev, par. 58; D.H. ve Diğerleri - Çek Cumhuriyeti
davası, par. 176).
1
Bu tür konulardaki ispat külfeti bağlamında AİHM, başvuran tarafından
uygulama farkı olduğu gösterildikten sonra uygulama farkının haklı bir
gerekçesinin olup olmadığını kanıtlamanın Hükümete düştüğünü
belirtmiştir (Timishev, par. 57).
Serbest seçim hakkı
Aziz - Kıbrıs davası (no. 699949/01)
22.06.2004
Kıbrıslı Rumların seçmen kütüğünde Kıbrıslı Türklere yer verilemeyeceği
gerekçesiyle başvuranın parlamento seçimleri için seçmen kütüğüne
kaydedilmemesi.
1 Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ile bağlantılı
olarak 14. Maddenin ihlali: bu muamele farklılığı, başvuranın Kıbrıs Türkü
olmasından kaynaklanmıştır ve özellikle kendi durumundaki Kıbrıs
Türklerinin hiçbir parlamento seçiminde oy kullanamadıkları gerçeği göz
önünde tutulduğunda makul ve nesnel biçimde gerekçelendirilememiştir.
Sejdić ve Finci - Bosna Hersek davası [Daire], no. 27996/06 ve 34836/06
22.12.2009
Biri Roman ve Yahudi kökenli kişilerin Parlamentonun iki organından biri
olan Halk Meclisi seçimleri ve Devlet başkanlığı için aday olamaması.
Başvuranların Halk Meclisine seçilememesi ile ilgili olarak 1. Numaralı
Protokolün 3. Maddesi ile bağlantılı olarak 14. Madde ihlal edilmiştir.
Devlet başkanlığına adaylığın yasaklanması ile ilgili olarak 12 Numaralı
Protokolün 1. Maddesi (ayrımcılığın genel olarak yasaklanması) ihlal
edilmiştir.
AİHM, "kurucu halklara" (Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar) mensup olmayan
toplulukların tümüyle dışlanmasına otomatik olarak yol açmayan bir erk
paylaşımı mekanizması bulunduğuna hükmetmiştir.
Sözleşmenin 14. Maddesi "Sözleşmeden öngörülen hak ve özgürlüklerin"
kullanılmasındaki ayrımcılığı yasaklarken 12 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi bu korunmanın kapsamını "yasalarla belirlenen her türlü hakkı"

1
Sampanis ve Diğerleri - Yunanistan davası (05.06.2008): AİHM, Roman kökenlerinden
dolayı başvuranların çocuklarına okul sağlanmaması ve sonrasında bu çocukların özel
sınıflara yerleştirilmesi dolayısıyla 1 Numaralı Protokolün 2. Maddesiyle bağlantılı olarak
14. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
içerecek şekilde genişletmektedir. Ayrımcılığın genel olarak yasaklanması
Adil yargılanma hakkı
Remli - Fransa davası
23.04.1996
Cezayir kökenli başvuran, jüri üyelerinden biri kendisinin ırkçı olduğunu
ilan ettiği için yargılamasının adil olmadığını iddia etmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmiştir: "Sözleşme tüm ulusal mahkemelere,
bariz bir şekilde haksız sayılmayacak şekilde tarafsızlıkları konusunda itiraz
gelmesi durumunda oluşumları itibariyle 'tarafsız bir mahkeme' olup
olmadıkları kontrol etme yükümlüğü getirmesine" (par. 48) rağmen Ağır
Ceza Mahkemesi kendisinin tarafsız bir mahkeme olduğunu teyit
etmemiştir.
Gregory - Birleşik Krallık davası
25.02.1997
Afrika kökenli başvuran yargılaması sırasında jürinin ırkçılığına maruz
kaldığını ve bu bağlamda ayrımcılığa uğradığını iddia etmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası ihlal edilmemiştir: hakim "mahkemenin 6. Maddenin
1. fıkrasının ruhuna uygun olarak tarafsız bir mahkeme olarak
kurulduğundan emin olmak için yeterli önlemleri almış" ve "bu bağlamda
kuşkuları gidermek amacıyla yeterli güvence" vermiş (özellikle "jüriye sıkı
bir şekilde ifade edilmiş yeniden yönlendirme") ve sonuçta "herhangi bir
önyargı riskinin etkin bir şekilde devre dışı bırakıldığına" makul şekilde
inanmıştır.
Sander - Birleşik Krallık davası
09.05.2000
Asya kökenli olan başvuran ırkçı bir jüri tarafından yargılandığından şikayet
etmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası (adil yargılanma hakkı) ihlal edilmiştir: bir jüri
üyesinin yargılama sırasında hakime gönderdiği bir nottaki iddialar (açık bir
şekilde ırkçı yorum ve şakalarda bulunan diğer jüri üyelerinin tarafsız
olamayacağı korkusunu ifade eden) başvuranın ve nesnel herhangi bir
gözlemcinin, mahkemenin tarafsızlığı konusunda meşru kuşkularının
olmasına yol açacak düzeydedir ve bu kuşkular ertesi gün jürinin tüm
üyeleri tarafından topluca imzalanan bir mektupla ya da hakimin jüriye
tarafsız olma görevini hatırlatıcı bir uyarısıyla giderilebilirdi.
Derdest davalar
Abdu - Bulgaristan davası (no. 26827/08) Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
Eylül 2010’da tebliğ edilmiştir.
Sudan kökenli bir siyasi sığınmacı olan başvuran, "dazlak" olarak nitelediği
iki adam tarafından Sofya'da bir sokakta uğradığı ırkçı saldırının kurbanı
olduğunu iddia etmektedir. Yetkililer, kavganın başvuran tarafından değil de
iki adam tarafından başlatıldığı ve başvuranı hedef alan şiddet eyleminin
ırkçı dürtülerle yapıldığı konusunda kanıt bulamadıkları gerekçesiyle cezai
takibat başlatmamışlardır.
Başvuran 3. ve 14. Maddeler uyarınca yetkililerin saldırıda ırkçı dürtü olup
olmadığını araştırma yükümlülüklerini yerine getirmediklerini ve
soruşturma başlatılmamasının ardında da ırkçı bir dürtü olduğunu iddia
etmektedir.
Perinçek - İsviçre davası (no.27510/08)
Eylül 2010’da tebliğ edilmiştir.
Başvuranın ırk ayrımcılığına kışkırtmadan dolayı mahkumiyeti. Doktorasını
hukuk alanında yapmış olan ve Türkiye'de İşçi Partisinin (İP) lideri olan
başvuran İsviçre'de bir dizi konferansa katılarak Osmanlı
İmparatorluğu'nun 1915 ve müteakip yıllarda Ermenilere soykırım
yapmadığını alenen inkar etmiştir.
Başvuran, İsviçre mahkemelerinin kararlarında kendisine karşı ayrımcılık
içeren ifadeler bulunduğunu iddia etmektedir.
Bağlantılı temalar
İfade özgürlüğü ve ırkçılık
Birçok dava arasından aşağıdaki iki karar özellikle önemlidir:
Jersild - Danimarka davası
23.09.1994
"Greenjackets" (Yeşil Ceketliler) adındaki aşırı gençlerin oluşturduğu bir
grubun üyeleriyle yapmış olduğu bir televizyon röportajından sonra bir
gazetecinin mahkum olması.
10. Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir
Féret - Belçika davası
16.07.2009
Ulusal Cephe (Nationaal Front) partisinin başkanı olan başvuranın, seçim
kampanyası sırasında parti tarafından dağıtılan el ilanlarıyla ilgili yapılan
şikayet üzerine halkı ayrımcılık ve nefrete kışkırtmadan mahkum olmasıyla
ilgili olarak 10. Madde ihlal edilmemiştir. Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
Derdest dava: CICAD - İsviçre (Kasım 2010'da tebliğ edilmiştir)
Başvuran dernek "Antisemitizm ve Karalamaya Karşı Topluluklar Arası
Koordinasyon" 10. Madde uyarınca "Israel and the Other" (İsrail ve Öteki)
adlı kitabının yayınlanmasından sonra Profesör O.'yu (Cenevre
Üniversitesinde siyasal bilimler öğretim üyesi) antisemitik olarak
tanımlayıp medeni hukuk uyarınca kendisi sorumlu tutmak suretiyle İsviçre
mahkemelerinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddia etmektedir.
Uyrukluk
Gaygusuz - Avusturya davası
16.09.1996
İşsiz bir kişiye Avusturya vatandaşı olmadığı gerekçesiyle acil servis
hizmeti vermeme.
1. Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı
olarak 14. Madde ihlal edilmiştir: "acil servis yardımına hak kazanma
bakımından Avusturyalılar ile Avusturyalı olmayanlar arasındaki muamele
farklılığı, herhangi bir 'nesnel ve makul gerekçeye' dayanmamaktadır."
Dil
"Belçika'da eğitimde dillerin kullanımı hakkındaki yasaların çeşitli
boyutlarına ilişkin" dava
23.07.1968
1. Numaralı Protokolün 2. Maddesi (eğitim hakkı) ile bağlantılı olarak 14.
Madde ihlal edilmiştir: bazı çocukların ebeveynlerinin ikamet yerine göre
Brüksel'in dış mahallelerindeki altı belediyedeki Fransızca eğitim yapan
okullara gitmeleri engellenmiştir.
Türkiye'de Kürtçenin kullanımıyla ilgili davalar: Ulusoy ve Diğerleri -
Türkiye davası (03.05.2007; belediye tiyatrolarında bir oyunun Kürtçe
oynanmasının yasaklanması), İrfan Temel ve Diğerleri - Türkiye davası
(03.03.2009; seçmeli Kürtçe ders konulması talebinde bulunan 17
öğrencinin iki dönemliğine üniversiteden uzaklaştırılması) ve Kürtçe kökenli
soyadlarının yazımı ile ilgili davalar (Güzel Erdagöz - Türkiye davası
(21.10.2008) ve Kemal Taşkın ve Diğerleri - Türkiye davası (02.02.2010)).
Birk-Lévy - Fransa davası
Karar 06.10.2010
Fransız Polinezyası Meclisinde Tahiti dilinde hitap etme yasağı konusunda
başvuru kabul edilemez bulunmuştur.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin bu haliyle "dil özgürlüğünü"
korumadığını tespit etmiştir. Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
İrtibat: Céline Menu-Lange
+33 3 90 21 42 08
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.) Bilgi Notu – Irk Ayrımcılığı Basın Birimi
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Romanlar ve Göçerler

Mesaj gönderen Admin »

14. Madde (ayrımcılık yasağı)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 14. Maddesinde, Sözleşmede tanınan hak
ve özgürlüklerin ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya
toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere
herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanacağı
öngörülmektedir.
12 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (ayrımcılığın genel olarak
yasaklanması)
Hukuken temin edilmiş olan tüm haklardan hiçbir ayrımcılığa mahal verilmeksizin
yararlanılması sağlanacaktır (bkz. Sejdic – Finci – Bosna Hersek kararı, s. 4).
Hükümet destekli yayınlarda Roman karşıtlığı bulunduğu izlenimi iddiası
Aksu – Türkiye Davası
Roman kökenli olan Aksu, hükümet kaynakları ile desteklenen üç yayında (bir
kitap ve iki sözlük) Roman karşıtı ifadelere yer verildiğini iddia etmekteydi.
14. Madde (ayrımcılık yasağı)
AİHM, 14. Madde anlamında ayrımcılığın benzer durumlarda bulunan insanların
objektif ve makul gerekçeler olmadan farklı muameleye tabi tutulması olduğunu
kaydetmiştir. Ancak, Aksu bu yayınlarla ayrımcı bir niyet veya amaç güdüldüğünü
kanıtlayamamıştır. Bu nedenle, Aksu’nun davası farklı muamele kapsamında ele
alınmamıştır. AİHM davayı yalnızca 8. Madde kapsamında incelemeye karar
vermiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmemiştir.
AİHM kitap veya sözlüklerdeki ifadelerin Romanlara saldırı niteliğinde olmadığına
hükmetmiştir. AİHM’ye göre Türk makamları, Roman cemiyetine mensup bir kişi
olarak başvuranın 8. Madde kapsamındaki özel ve aile hayatına saygı hakkından
yararlanmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmek adına gerekli adımları
atmışlardır. Ancak, AİHM, sözlüklerdeki “Çingene” tanımına getirilen “cimri”
karşılığının “mecazi” olarak değil “yerici” veya “hakaretamiz” olarak
nitelendirilmesinin daha tercih edilir olduğunu kaydetmiştir.
Roman kadınlarının zorla veya zorunlu olarak kısırlaştırıldıkları iddiası

1
Bu nedenle, bu Madde her zaman Sözleşmenin başka bir Maddesiyle bağlantılı olarak incelenmektedir. Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
V.C. – Slovakya Davası (no. 18968/07)
8.11.2011
Roman kökenli başvuran, bir kamu hastanesinde ikinci çocuğunu dünyaya
getirdikten sonra tam olarak bilgilendirilmeden ve onamı alınmaksızın
kısırlaştırılmıştır. Bir daha doğum yaptığı taktirde kendisinin veya bebeğinin
öleceğinin söylenmesi üzerine doğum eylemi devam ederken onam formunu
imzalamış, fakat o sırada bunun ne manaya geldiğini ve geriye dönüşü olmayan
bir işlem olduğunu anlamamıştır. Başvuran bu olaydan sonra Roman topluluğu
tarafından dışlanmış ve eşinden boşanmıştır. Başvuran kısırlığının boşanmasının
nedenlerinden biri olduğunu iddia etmekteydi.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
3. Madde (etkili soruşturma yapılmaması) ihlal edilmemiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
AİHM V.C.’nin kısırlaştırılması sonucunda ve kısırlaştırma işlemini kabul etmesi
için yapılan isteğin biçimi nedeniyle çok büyük ihtimalle korku, ıstırap ve aşağılık
duyguları yaşamış olduğunu kaydetmiştir. Başvuran uzun bir süre fiziksel ve
psikolojik acılar çekmiş ve ayrıca o sırada boşanmamış olduğu kocası ve ait
olduğu topluluk ile ilişkilerinde sıkıntılar yaşamıştır. İlgili sağlık personelinin
kendisine kötü muamelede bulunma niyeti güttüğü konusunda kanıt olmamakla
birlikte, personel bir hasta olarak başvuranın özerklik ve seçim hakkını vahim
şekilde göz ardı etmiştir. Dolayısıyla, 3. Madde ihlal edilmiştir. Ayrıca, o sırada bir
Roman olarak üreme hakkını özellikle güvence koruma altına alan yasal
güvenceler bulunmaması nedeniyle 8. Madde ihlal edilmiştir. 2004 yılında
yürürlüğe giren yeni Sağlık Hizmetleri Yasasına göre kısırlaştırma, ancak yazılı
istekte bulunulduktan 30 gün sonra yapılabilmektedir. Aynı yasa gereğince kişinin
alternatif doğum kontrol yöntemleri, aile planlaması ve işlemin tıbbi sonuçları
hakkında önceden bilgilendirilmesi gereklidir.
Benzer dava:
N.B. – Slovakya Davası (no. 29518/10)
12.06.2012
Dava, başvuranın Slovakya’da bir kamu hastanesinde tam olarak
bilgilendirilmeden ve onamı alınmaksızın kısırlaştırıldığı iddiası ile ilgilidir.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edilmiştir.
3. Madde (etkili soruşturma yapılmaması) ihlal edilmemiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Benzer derdest davalar
I.G., M.K. ve R.H. – Slovakya Davası, 22.09.2010 tarihinde kabul edilemez
ilan edilmiştir
R.K. – Çek Cumhuriyeti Davası, 14.12.2009 tarihinde taraflara tebliğ
edilmiştir
Romanların / Göçerlerin kondukları yerleri terk etmek zorunda
bırakılmalarıBilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
Altı İngiliz çingene ailesinin kendi arazilerinde bulunan karavanlarında
yaşamalarına izin verilmediği şikayetlerine ilişkin 6 dava aşağıdaki gibidir:
Buckley – Birleşik Krallık Davası – nihai karar
25.09.1996
AİHM yetkili mercilerin muhtelif menfaatleri tarttıklarına ve kararlarını, yani otoyol
güvenliğine ilişkin planlama denetimlerinin uygulanması ayrıca çevre ve halk
sağlığının korunması ile ilgili tedbirleri uygun ve yeterli biçimde
gerekçelendirdiklerine kanaat getirmiştir.
Chapman – Birleşik Krallık Davası, Coster – Birleşik Krallık Davası, Beard
– Birleşik Krallık Davası, Lee – Birleşik Krallık Davası, Jane Smith –
Birleşik Krallık Davası – nihai karar
18.01.2001
AİHM bu 5 davada başvuranlar hakkında alınan tedbirlerin “hukuka uygun
olduğuna” ve çevrenin korunmasına yönelik “meşru bir amaç güdüldüğüne”
hükmetmiştir: söz konusu arazi planlama ruhsatı olmaksızın işgal edilmişti.
Davaların bazılarında söz konusu olan araziler ise Yeşil Alan veya Özel Peyzaj
Alanı olarak planlanmıştı. AİHM, Birleşik Krallık’ın (veya diğer Yüksek Sözleşmeci
Tarafların) çingene topluluğuna yeter sayıda ve uygun biçimde düzenlenmiş alan
tahsis etme gibi bir yükümlülüğü bulunduğu konusunda ise ikna olmamıştır; 8.
Maddede insanlara ev tahsis edilmesine ilişkin bir hak söz konusu değildir
(herkesin ev sahibi olmasını sağlayacak kaynak konusu, adli değil siyasi bir
konudur).
Davaların hiçbirinde 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 14. Madde
(ayrımcılık yasağı) ihlal edilmemiştir.
Connors – Birleşik Krallık Davası – nihai karar
27.05.2004
Dava, başvuran ve ailesinin yaklaşık 13 yıldır yaşamakta oldukları Cottingley
Springs’teki (Leeds, İngiltere) tahsisli çingene sahasından uygunsuz davranışlar
gösterdikleri ve etrafa çok rahatsızlık verdikleri gerekçesiyle çıkarılmaları ile ilgili
idi. AİHM bu yargısız tahliye işlemi karşısında gerekli usul güvencelerinin
bulunmadığına, yani başvuranın haklarının ciddi biçimde ihlal edilmesinin
lüzumunca gerekçelendirilmediğine hükmetmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına ve konuta saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Yordanova ve Diğerleri Bulgaristan Davası
24.04.2012
Dava, Bulgar makamlarının Sofya’da Batalova Vodenitsa bölgesindeki belediye
arazisine yerleşen Romanların tahliye edilmesine ilişkin planla ilgili idi.
AİHM, tahliye kararının uygulanmasının 8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı
hakkı) ihlali anlamına geleceğini kaydetmiştir. AİHM özellikle tahliye kararının bir
kanuna dayandırıldığını ve bir karar alma usulüne göre incelendiğini ve bunların
yetkili mercilerin söz konusu farklı menfaatlerin dengesini gözetmelerini
gerektirmediğini kaydetmiştir.
Winterstein ve Diğerleri – Fransa Davası – derdest dava Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
09.09.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, çoğu Göçer olan Fransız vatandaşı başvuranların yıllardır karavanlarında
ve “kondu”larında yaşamakta oldukları Herblay’da (Val d’Oise, Fransa) bir
alandan çıkarılmaları ile ilgilidir.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı), 8. Madde (özel ve aile
hayatına ve konuta saygı hakkı) ve 14. Madde (ayrımcılık yasağı)
Polis soruşturmalarında ırk yanlılığı
Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan Davası – nihai karar
06.07.2005
Dava, iki Roman kaçağın (başvuranların akrabaları) polis tarafından vurularak
öldürülmesinin soruşturulması görevi ile ilgili idi.
2. Madde (yaşam hakkı) ihlal edilmiştir.
2. Maddeyle bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık yasağı ihlal edilmiştir): yetkili
merciler, başvuranların akrabalarının ölümlerinin gerisinde ırkçı saikler bulunup
bulunmadığını araştırmamışlardır (fakat başvuranların akrabalarının ırksal şiddet
teşkil ettiğine ilişkin iddia ile ilgili olarak 14. Madde ihlal edilmemiştir)
Benzer davalar – nihai karar
Bekos ve Koutropoulos – Yunanistan Davası
13.12.2005
Secic – Hırvatistan Davası
31.05.2007
Cobzaru – Romanya Davası
26.7.2007
Angelova ve Iliev – Bulgaristan Davası
26.7.2007
Petropoulou-Tsakiris – Yunanistan Davası
6.12.2007
Stoica – Romanya Davası
04.03.2008
Dava, bir bar dışında polisle Romanlar arasında çıkan kavgada polisin 14 yaşında
bir çocuğa kötü muamelede bulunması ve sonrasında etkili soruşturma
yapılmaması ile ilgili idi. Başvuran, kötü muamelenin ve kendisini darp eden polis
memuru hakkında kovuşturulma yapılmamasının gerisindeki saikin ırksal önyargı
olduğunu iddia etmekteydi.
3. Madde iki bakımdan (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili
soruşturma yapılmaması) ihlal edilmiştir.
Soruşturmanın ırk yanlılığı arz etmesi bakımından 14. Madde (ayrımcılık yasağı)
ihlal edilmiştir. Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
Roman köylerine saldırılar ve mülk tahribi
Moldovan ve Diğerleri – Romanya Davası (no. 2) – nihai karar
12.07.2005
1993 Eylülünde 3 Roman Haladare köyünde Roman olmayan köylülerden
müteşekkil ve aralarında bir emniyet amiri ve çok sayıda polis memurunun
bulunduğu büyük bir grubun saldırısına uğramıştır: Romanlardan biri saldırıda
yanarak ölmüş, diğer ikisi ise saldırganların dayağı sonucunda hayatlarını
kaybetmişlerdir. Başvuranlar, polisin daha sonra Romanlara ait diğer mülkleri
tahrip etmeleri için kalabalılığı yüreklendirdiklerini iddia etmekteydiler. Köyde
Romanlara ait toplam 13 ev bütünüyle tahrip edilmiştir. Olayın ardından
köylerinden ve evlerinden kaçan Romanlar bodrum mahzenlerinde, kümeslerde
ve haralarda kalabalık ve namüsait şartlarda yaşamaya mecbur kalmışlardır.
Başvuranların açtığı ceza davaları 10 yıl sonra neticelenmiş ve bazı davalarda bir
miktar tazminata karar verilmiştir. Romanya Sözleşmeyi Haziran 1994’te
onayladığı için AİHM başvuranların 1993 Eylülünde meydana gelen olaylar
sırasında evlerinin ve mülklerinin tahrip edilmesi ve köylerinden çıkarılmaları ile
ilgili şikayetlerini inceleyememiştir. Ancak, AİHM başvuranların yaşam koşullarıyla
ilgili ihlallerin vuku bulduğuna hükmetmiş ve ulusal davaların aşırı uzun
sürmesinde ve verilen kararlarda başvuranların etnik kökeninin belirleyici
olduğunu kaydetmiştir.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. Madde (özel ve
aile hayatına ve konuta saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası (davanın uzunluğu) ihlal edilmiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası ve 8. Madde ile bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık
yasağı) ihlal edilmiştir.
Moldovan ve Diğer 29 Başvuran – Romanya Davası – 15.02.2011
tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir
Dava, 12.07.2005 tarihli Moldovan ve Diğerleri Romanya kararının (no. 2)
infazındaki (genel tedbirler) güçlüklerle ilgili idi.
Koky ve Diğerleri – Romanya Davası
12.06.2012
Dava, Slovakya’nın bir köyünde bazı şahısların ırkçı saiklerle Roman kökenli bir
gruba saldırdıkları iddiası ile ilgili idi.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı – etkili soruşturma
yapılmaması) ihlal edilmiştir.
AİHM, özellikle ırkçı saiklerin söz konusu olduğu bir durumda yetkili mercilerin
olayı soruşturmak için gerekli gayreti göstermediklerini kaydetmiştir.
Benzer davalar:
Gergely – Romanya Davası ve Kalanyos ve Diğerleri Romanya Davası –
nihai karar
26.4.2007 Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
Tanase ve Diğerleri – Romanya Davası – nihai karar
26.5.2009
Romanya Hükümetinin 3, 6, 8, 13 ve 14. Maddeler ve 1 Numaralı Protokolün 1.
Maddesi (mülkiyetin korunması) ile ilgili ihlalleri kabul ettiğini ilan etmesi ve
ayrıca mülkiyet kaybı yaşayan bütün başvuranlara tazminat ödemeyi ve gelecekte
haklarına saygı duyulması için gerekli bütün tedbirlerin alınacağını taahhüt etmesi
neticesinde dava listeden düşürülmüştür.
Okullarda ayrımcılık
D.H. ve Diğerleri – Çek Cumhuriyeti – nihai karar
13.11.2007
Dava, eğitim çağındaki Roman kökenli başvuranların gerekçe gösterilmeksizin
öğrenme engelli öğrencilere yönelik “özel okullara” yerleştirilmeleri ile ilgili idi.
Özellikle o sırada yürürlükte olan Çek mevzuatında Roman topluluğu ve o
topluluğa mensup olan başvuranlar üzerinde orantısız ve önyargılı unsurlar yer
almaktaydı.
1 Numaralı Protokolün 2. Maddesiyle (eğitim hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde
(ayrımcılık yasağı ihlal edilmiştir.
Sempanis ve Diğerleri – Yunanistan Davası
05.06.2008
Dava, Roman kökenli olmaları nedeniyle başvuranların çocuklarının okula kabul
edilmemesi ve akabinde okulun ek binasındaki özel sınıflara yerleştirilmeleri ile
ilgili idi.
1 Numaralı Protokolün 2. Maddesiyle (eğitim hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde
(ayrımcılık yasağı ihlal edilmiştir.
Orsus ve Diğerleri – Hırvatistan Davası – nihai karar
16.03.2010
AİHM başvuranların farklı zamanlarda yalnızca Roman öğrencilerin bulunduğu
ilköğretim sınıflarına yerleştirilmelerinin hiçbir gerekçesinin bulunmadığını
kaydetmiş ve bilhassa dezavantajlı ve savunmasız bir azınlığa mensup
başvuranların özel ihtiyaçlarını yeterince gözetecek güvencelerin tesis
edilmediğine karar vermiştir.
6. Maddenin 1. fıkrası (makul sürede adil yargılanma hakkı) ve ayrıca 1 Numaralı
Protokolün 2. Maddesiyle (eğitim hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde (ayrımcılık
yasağı ihlal edilmiştir.
Horváth és Vadászi – Macaristan Davası – iç hukuk yolları tüketilmediği
için 09.11.2010 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Dava, Roman kökenli başvuranların okulda özel bir sınıfta eğitim görmeye
mecbur tutulmaları ile ilgili idi. Başvuranlar kendilerine uygulanan tedbirin
aslında ırk ayrımcılığı olduğunu iddia etmekteydiler.
3. Madde (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı), 13. Madde (etkili
başvuru hakkı), 14. Madde (ayrımcılık yasağı) ve 1 Numaralı Protokolün 2. Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
Maddesi (eğitim hakkı)
Roman evliliklerinin geçerliliği: dul ve yetim aylığı bağlanmaması
Muñoz Díaz – İspanya Davası – nihai karar
8.12.2009
Roman topluluğuna mensup İspanyol vatandaşı olan başvuran 1971 yılında
Roman topluluğunun törelerine göre evlenmiştir. AİHM, başvuran ve ailesini
sağlık sigortası kapsamına dahil eden ve kocasından 19 yıldan uzun bir süreyle
sosyal güvenlik primi alan İspanyol Devletinin sonraları Roman usulüne göre
akdedilen bir evliliği kabul etmemesi ve kocasının ölümünün ardından dul ve
yetim aylığı bağlamamasının orantısız olduğuna hükmetmiştir.
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) ile bağlantılı olarak 14.
Madde (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
Roman topluluğuna mensup kişiye seçimde adaylık koydurulmaması
Sejdic ve Finci – Bosna Hersek Davası – nihai karar
22.12.2009
AİHM Dayton Barış Anlaşmasıyla
2
uygulamaya konan ve yalnızca Boşnak, Hırvat
veya Sırpların üç partili Devlet başkanlığı veya Halk Meclisi için aday
olabilmelerine imkan veren anayasal düzenlemelerin ayrımcı olduğuna
hükmetmiştir.
1. Numaralı Protokolün 3. Maddesi (serbest seçim hakkı) ile bağlantılı olarak
Sözleşmenin 14. Maddesi (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir.
12 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (genel ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiştir –
AİHM ilk kez bu Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Diğer
Paraskeva Todorova – Bulgaristan Davası – nihai karar
25.3.2010
Dava, Bulgar mahkemelerinin başvuranın yolsuzluk suçundan mahkum olduğu
cezasının infazını Roman kökenli olması nedeniyle ertelememesi ile ilgili idi.
Mahkemeler “özellikle infaz ertelemesini cezanın ortadan kalkması gibi algılayan
azınlık grupları arasındaki cezasızlık algısına” atıfta bulunmuşlardır.
6. Maddenin 1. fıkrasıyla (adil yargılanma hakkı) bağlantılı olarak 14. Madde ihlal
edilmiştir.

2
Bosna Hersek’te Barış için Genel Çerçeve Anlaşmasının (“Dayton Barış Anlaşması”) 14 Aralık 1995 tarihinde
yürürlüğe girmesiyle birlikte Bosna Hersek’te 1992-1995 yılları arasında devam eden savaş sona ermiştir. Bilgi Notu – Romanlar ve Göçerler Basın Birimi
Basın İrtibat: Tracey Turner-Tretz
+33 (0) 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Kişinin kendi görüntüsü üzerindeki hakkı

Mesaj gönderen Admin »

Büyük Daire Kararı
von Hannover - Almanya Davası (40660/08 ve 60641/08)
07.02.2012

Başvuranlar Prenses Caroline von Hannover ve eşi Prens Ernst August von
Hannover'dir. 8. Maddeyi dayanak yapan başvuranlar, Alman mahkemelerinin,
kendilerini tatil yaparken gösteren ve rızaları alınmaksızın çekilmiş ve 2002 ve
2004 yılları arasında iki Alman dergisinde yayınlanmış olan iki fotoğrafın daha
fazla basılmasını yasaklamayı reddetmes nedeniyle şikayetçi olmuşlardır. Özellikle
mahkemelerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 2004 tarihli von Hannover -
Almanya Davasındaki (59320/00) (bkz. aşağı) kararını yeterince dikkate
almadığını iddia etmişlerdir.
AİHM 8. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Büyük Daire kararları
Peck – Birleşik Krallık Davası (no. 44647/98)
28.01.2003
Dava, belediye bir sokağa yerleştirilen kapalı devre kameranın (CCTV) kaydettiği
ve içinde Peck'i elinde bir bıçakla gösteren görüntülerinin bulunduğu görüntülerin
medyaya verilmesi ve Peck'in görüntüsünün geniş bir alanda yayınlanması ile ilgili
idi.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinin (özel hayata saygı
hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Von Hannover - Almanya Davası (59320/00)
24.06.2004
Prenses Caroline von Hannover'i özel yaşamında görüntüleyen iki seri fotoğrafında
1993 ve 1997 yıllarında Alman dergilerinde yayınlanması ile ilgili idi. Fotoğraflar,
Alman mahkemelerinde görülen üç ayrı davanın ve özellikle de Federal Adalet
Divanının 1995 tarihli ve Federal Anayasa Mahkemesinin 1999 tarihli emsal
kararlarının (Prensesi iddialarını reddeden) konusu olmuştur.
AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarının 8. Maddeyi ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Yayınlanan fotoğraflar konusunda Prenses Caroline von Hannover'in yaptığı diğer Bilgi Notu- Kişinin kendi görüntüsü üzerindeki hakkı Basın Birimi
başvuru 2012 tarihinde Büyük Dairede karara bağlanmıştır (bkz. yukarı).
Sciacca - İtalya Davası (50774/99)
11.01.2005
Başvuru, Sciacca'nın fotoğrafının vergi kaçırma da dahil olmak üzere kendisine
karşı bir dizi suçlama ile açılan dava bağlamında iki gazetede yayınlanması ile ilgili
idi.
AİHM, 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Gurgenidze – Gürcistan Davası (71678/01)
17.10.2006
Gurgenidze'nin fotoğrafının kendisini ünlü bir yazarın el yazmasını çalmakla
suçlayan bir dizi makaleye birlikte bir gazetede yayınlanması ile ilgili idi.
AİHM, 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Verlagsgruppe News GmbH – Avusturya Davası (No. 2) (no. 10520/02)
14.12.2006
Viyana merkezli haftalık dergi News'in sahibi ve yayıncısı olan başvuran şirket
aleyhine verilen ve şirketin büyük ölçekli vergi kaçaklığı şüphesiyle soruşturmaya
uğrayan bir Avusturyalı büyük bir işadamını resmini yayınlanmasını yasaklayan
mahkeme kararıyla ilgili idi.
AİHM, başvuranın 10. Maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Tønsbergs Blad AS ve Haukom - Norveç Davası (510/04)
01.03.2007
Bölgesel bir gazetenin yayıncısı ve o zamanki genel yayın yönetmeni, mülkiyetleri
için geçerli olan daimi ikamet şartlarına riayet etmediği iddiaları bağlamında yazı
ve fotoğraf yayınlamaktan dolayı Norveç'in en büyük sanayi şirketlerinden birinin
başkan yardımcısına tazminat ödemekle cezalandırılmışlardır.
AİHM, başvuranların ifade özgürlüğü hakkının (10. Maddenin) ihlal edildiğine
hükmetmiştir.
Mgn Limited – Birleşik Krallık Davası (no. 39401/04)
18.01.2011
Dava, yayıncı şirket Mgn Limited'in aşağıdaki belirtilen nedenden dolayı ifade
özgürlüklerini ihlal ettiği şikayeti ile ilgili idi.
Ulusal mahkeme, adı geçen yayıncının ünlü model Naomi Campbell'in uyuşturucu
tedavisi hakkında The Daily Mirror'da yazı ve resim yayınlamak suretiyle
Campbell'in mahremiyetini ihlal ettiğine hükmetmiştir ve aynı mahremiyet davası
bağlamında Campbell ve avukatları tarafından belirlenen "başarı ücretini (success
fee)" ödemekle cezalandırmıştır.
AİHM, Mgn Limited'in özel yaşama ilişkin şikayeti bağlamında 10. Maddenin
ihlalinin söz konusu olmadığını kaydetmiştir.
Mgn Limited'in ödemek zorunda kaldığı "başarı ücreti" bağlamında Sözleşmenin
10. Maddesinin ihlali söz konusudur. Bilgi Notu- Kişinin kendi görüntüsü üzerindeki hakkı Basın Birimi
Mosley - Birleşik Krallık Davası (48009/08)
10.05.2011
Başvuran, Formula 1'in yönetim kurulu olan Uluslararası Otomobil
Federasyonunun eski başkanı olan Max Mosley idi. Dava, News of the World
gazetesinde ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan ve Mosley’in cinsel
aktivitelerinin ayrıntılarını açığa vuran köşe yazısı, görüntü ve video görüntüleri ile
ilgili idi. Mosley Birleşik Krallık'ın, ihtiyati tedbir kararı aldırabilmesine imkan
verecek şekilde gazetenin bu materyalleri yayınlamadan önce kendine haber
vermesini bir yasal zorunluluk yapmadığından şikayetçi idi.
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde medyanın yayınlamayı
düşündüğü malzemeleri yayınlarda konu edilen şahıslara önceden haber verme
zorunluluğunun bulunmadığından dolayı 8. Maddenin ihlal edilmediğini
kaydetmiştir.
Kurier Zeitungsverlag und Druckerei GmbH (no. 2) - Avusturya (1593/06) ve
Krone Verlag GmbH - Avusturya Davası (27306/07)
19.06.2012
Bu davalar, bir anne ve çocuğun, ebeveynin velayet konusundaki tartışmalarını
hakkında haber yapan iki gazetenin sahibi yayıncı şirketleri aleyhine Medya Yasası
uyarınca açtıkları tazminat davalarıyla ilgili idi.
AİHM, sonuç olarak 10. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir. AİHM özellikle
çocuğun kimliğini açığa çıkaran ve çocuğu tanınacak şekilde fotoğraflarını
gösteren ayrıntılı haberlerin, çocuğun özel yaşamına ciddi bir müdahale olduğuna
ve dolayısıyla da tazminat cezasının yerinde olduğuna hükmetmiştir.
Kabul edilemez başvuru
Minelli - İsviçre Davası (14991/02)
14.06.2005 tarihli karar
Dava, medyada sık sık tartışmalara katılan avukat ve gazeteci Minelli'nin, bir
süpermarket zinciri için danışman olarak çalışmasından dolayı bir haftalık dergide
kendisine "kaçak avcı (poacher)" denilmesi ile ilgili idi. Minelli 8. Maddeye
istinaden makalede kendisiyle ilgili olarak "kaçak avcı" teriminin kullanılmasının
ve fotoğrafının yayınlanmasının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi
idi.
AİHM, başvuranın kendisini kamuya mal ettiği için özel hayatının mutlak şekilde
korunmasını talep etmeye hakkı olmadığını kaydederek başvurunun kabul
edilemez olduğuna hükmetmiştir. Bilgi Notu- Kişinin kendi görüntüsü üzerindeki hakkı Basın Birimi
Basın İrtibat: Nina Salomon
+33 (0)3 90.21.49.79
AİHM'in basın bildirilerine aşağıdaki adresten üye olabilirsiniz (RSS akışı):
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Kişisel verilerin korunması

Mesaj gönderen Admin »

Genel ilkeler
Bir kişinin özel hayatıyla ilgili verilerin saklanması 8. Maddenin (özel
hayata saygı hakkı) ihlal edilmesi anlamına gelir
"Bir kamu mercinin bir bireyin özel hayatıyla ilgili bilgileri saklaması, 8. Maddenin
ihlalini oluşturur. Saklanan bilgilerin daha sonra kullanılıp kullanılmamasının buna
bir etkisi bulunmaz." (Leander - İsviçre Davası, 26.03.1987, Kopp - İsviçre
Davası, 25.03.1998, Amann - İsviçre Davası, 16.02.2000)
Amann - İsviçre Davası: eski Sovyet elçiliğinden (başvuranın reklamını yaptığı tüy
dökücü aletten sipariş vermek amacıyla) başvurana gelen ve savcılığın araya girip
dinleyerek istihbarat servisinden kendisi hakkında dosya açmasını istediği telefon
araması ile ilgilidir. Sözleşme’nin 8. Maddesinin ihlali söz konusudur; çünkü
telefon görüşmesi kaydedilmiştir ve mercilerin bu alandaki takdir hakları
konusunda İsviçre yasaları muğlak olduğu için dosyanın açılması ve saklanması
"yasalara uygun değildi."
AİHM aynı zamanda bilginin elde edildiği ve saklandığı spesifik bağlamı ve bilginin
türünü ve kullanılma biçimini de dikkate almaktadır.
Söz gelimi bkz. Peck - Birleşik Krallık Davası, 28.01.2003: belediye meclisi
tarafından bir sokağa yerleştirilen kapalı devre kameranın (closed-circuit
television-CCTV) kaydettiği ve içinde başvuranın bileklerini kesme görüntülerinin
de bulunduğu görüntülerin medyaya verilmesinden dolayı 8. Madde ihlal
edilmiştir.
Terörle mücadele
"Demokratik toplumlar kendilerini günümüzde son derece gelişmiş casusluk
biçimleri ve terörizm tehdidi altında hissetmektedir; dolayısıyla Devletler bu
tehditlerle etkin bir şekilde başa çıkabilmek için kendi yetki alanlarında faaliyet
gösteren yıkıcı unsurları gizlice gözlem altında tutabilmelidir." Klass ve Diğerleri –
Almanya Davası, 06.09.1978, par. 42. Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
Bununla birlikte AİHM, bu tür gizli gözetleme tedbirlerinin doğasında bulunan
"demokrasiyi savunma gerekçesiyle demokrasiyi sarsma ve hatta yıkma"
tehlikesinin farkında olarak "Sözleşmeye Taraf Devletlerin casusluk ve terörizmle
mücadele gerekçesiyle gerekli gördükleri her türlü tedbiri alamayacaklarını
vurgulamıştır." Klass ve Diğerleri – Almanya Davası, par. 49.
Bu davada AİHM, 8. Maddenin ihlal edilmediğine hükmetmiştir: başvuranların
itiraz ettiği yasa (posta, gönderi ve telekomünikasyonun gizliliğine kısıtlamalar
getirmekteydi) AİHM tarafından ulusal güvenlik çıkarları ve suçun önlenmesi için
demokratik bir toplumda gerekli bulunmuştur (8. Maddenin 2. fıkrası).
Modern bilimsel teknikler
"Ceza adaleti sisteminde modern bilimsel tekniklerin her ne pahasına olursa olsun
ve bu tekniklere yaygın biçimde başvurulmasının muhtemel faydaları ile önemli
özel yaşam menfaatleri arasında dikkatli bir denge tesis edilmeden kullanılması
durumunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesinde düzenlenen
koruma kabul edilemez derecede zayıflayacaktır."
S. ve Marper – Birleşik Krallık Davası, 04.12.2008.
Tutuklu kişiler
AİHM sık sık tutuklu kişilerin yazışmaları hakkında kararlar vermiştir.
 Polonya'ya karşı açılan bir dizi davada (söz gelimi Pisk-Piskowski - Polonya
Davası, Matwiejczuk - Polonya Davası, Przyjemski - Polonya Davası) AİHM,
yerel merciler tutulan kişilerin mektuplarını "ocenzurowano" ("sansürlü")
diye damgalamaya devam ettiği sürece AİHM'in söz konusu mektupların
açılıp okunduğunu varsaymaktan başka alternatifi olmadığını, bunun da 8.
Maddenin ihlali olduğunu vurgulamıştır.
Bista - Polonya Davasının kararında (12.01.2010) AİHM, ulusal
uygulamadaki ilgili gelişmeleri dikkate alarak hapisteki kişilerin AİHM ile
yazışmalarının sansüre uğratıldığı şikayetlerine yönelik Polonya'da artık
etkili başvuru imkanının bulunduğu tespitini yapmıştır. (bkz. bunu takip
eden kabul edilemezlik kararı Mocny - Polonya Davası, Kasım 2010).
 Yazışmaların engellenmesi. Söz gelimi: Golder - Birleşik Krallık Davası,
21.02.1975.
8. Maddenin ihlali söz konudur: AİHM, başvuranın kendisine karşı yöneltilen
suçlamalar karşısında kendisini aklamak amacıyla avukatıyla görüşmesinin
engellenmesinin karışıklığı önlemek için gerekli olduğunu kabul etmemiştir.
 Yazışmalara el konulması Söz gelimi: Silver ve Diğerleri – Birleşik Krallık
Davası, 25.03.1983. Hakaret içeren ifadelerin kullanımı yüzünden Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
mektuplara el konulması halinde 8. Maddenin ihlali söz konusu ancak açık
tehdit içeren mektuplar açısından 8. Maddenin ihlali söz konusu değildir.
 AİHM ile yazışmalara getirilen kısıtlamalar. Söz gelimi:
Campbell - Birleşik Krallık Davası, 25.03.1992: başvuranın hukuk
müşaviriyle ve Komisyonla olan yazışmalarının açılması nedeniyle 8. Madde
ihlal edilmiştir.
Cotlet - Romanya Davası, 03.06.2003: AİHM ile yazışmaların engellenmesi:
başvurandan gelen mektupların iletilmesindeki gecikmeler, başvuranın
yazışmalarının açılması ve hapishane yetkililerinin AİHM ile yazışması için
gerekli olan malzemeleri temin etmemesi yüzünden 8. Madde ihlal
edilmiştir.
Wisse - Fransa Davası, 20.12.2005: Ploemeur ve Rennes hapishanelerindeki
ziyaretçi odalarında başvuranlar ile akrabaları arasındaki konuşmaların tespit
edilmesine yönelik sisteme ilişkin dava.
8. Maddenin ihlali söz konusudur: hapishanelerin ziyaretçi salonlarındaki
konuşmaların kaydedilmesi bağlamında Fransız yasaları mercilerin tutuklu kişilerin
özel hayatlarına nasıl müdahale edebilecekleri ya da bu konudaki takdir
yetkilerinin kapsamı ve kullanılma şekli açısından yeterli netlikte bulunmamıştır.
İletişimin gizlice izlenmesi
Telefon dinleme
Polis tarafından
Malone - Birleşik Krallık Davası, 02.08.1984: 8. Maddenin ihlali söz konusudur,
çünkü başvuranın telefon konuşmalarının (hırsızlık malının kullanılmasından dolayı
yargılanması bağlamında) tespit edilmesi ve aranılan numaraların “kaydı" (belirli
bir telefondaki çevrilen numaraların kaydedilmesi) yasaları uygun değil idi. Aynı
nedenlerle AİHM, Khan - Birleşik Krallık Davasında (12.05.2000) (uyuşturucu
kaçakçılığı suçlarından kovuşturulması bağlamında bir dinleme cihazı yardımıyla
başvuranın gizlice takip edilmesi) 8. Maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
A. - Fransa Davası, 23.11.1993: bir ön soruşturma bağlamında bir komiserin
yardımıyla, başvuranın kendisini cinayet işlemek üzere tuttuğunu iddia eden bir
kişinin başvuranla yaptığı bir telefon görüşmesini kaydetmesi.
Söz konusu kayıt bir adli prosedür uyarınca yapılmadığı ve bir sorgu hakiminin
izni olmaksızın yapıldığı için 8. Maddenin ihlali söz konusudur.
P.G. ve J.H. - Birleşik Krallık Davası, 25.09.2001: bu dava bir soygunculuk
işlemek üzere oldukları şüphesiyle gözaltına alınan başvuranların polis
karakolundaki konuşmalarının kaydedilmesi ile ilgili idi.
8. Maddenin ihlali söz konusudur: olayın geçtiği dönemde polisin kendi
binalarında gizli dinleme cihazları kullanmasını düzenleyen herhangi bir yasal
sistem mevcut değildi. Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
Van Vondel - Hollanda Davası, 25.10.2007: başvuran, Ceza İstihbarat Servisi için
çalışan bir polis memuru idi. Kendisinin, bir muhbir ile yaptığı telefon görüşmeleri
Ulusal Polis Teşkilatı İç Soruşturma Dairesi tarafından temin edilen cihazlarla
kaydedilmişti; bu kayıt, Kuzey Hollanda / Utrecht Bölgeler Arası Ceza
Soruşturması Takımına (North-Holland/Utrecht Interregional Criminal
Investigation Team) ilişkin tartışmalar bağlamında Hollanda'daki ceza soruşturma
yöntemlerine ilişkin parlamentonun yürüttüğü bir araştırma bağlamında
yapılmıştı.
8.Maddenin ihlali söz konusudur: demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğü
uyarınca başvuranın hak sahibi olduğu minimum düzeyde koruma başvurana
sağlanmamıştır (AİHM, mercilerin keyfi eylemlere karşı güvence sağlayan
kurallara tabi olmayacak şekilde teknik yardım sağlamasını kabul edilemez
bulmuştur).
Derdest dava Kruitbosch - Romanya Davası (no. 25812/03): polis memurları
tarafından yapılan sesli ve görüntülü kayıtlar.
Bir yargı merci tarafından
Kruslin - Fransa Davası, 24.04.1990: bir cinayet davasında soruşturma hakimi
tarafından verilen telefon dinleme kararı.
Fransız yasaları mercilerin bu konudaki takdir yetkilerinin kapsamı ve kullanılma
şekli açısından yeterli netlikte bulunmadığı için 8. Maddenin ihlali söz konusudur.
Ayrıca bkz. Wisse - Fransa Davası (yukarıda belirtilen), Halford - Birleşik Krallık
Davası, 25.06.1997 (yukarıda belirtilen) ve Klass ve Diğerleri - Almanya Davası,
06.09.1978 (yukarıda belirtilen).
Drakšas - Litvanya Davası, 31.07.2012: dava, Litvanyalı bir politikacı (eski
Cumhurbaşkanı Rolandas Paksas'ın liderliğini yaptığı Liberal Demokrat siyasal
partisinin kurucu üyelerinden biri olan) ve mercilerden izin alınarak telefon
görüşmelerinin dinlenmesi ile ilgili idi. Başvuran, kaydedilen konuşmaların
medyaya sızdırıldığından ve daha sonra Cumhurbaşkanı Paksas aleyhine açılan
görevini kötüye kullanma davası sırasında ulusal televizyonlarda yayınlandığından
şikayetçi olmuştur.
Başvuranın 16 Mart 2003 tarihli konuşmasının sızdırılması bağlamında 8.
Maddenin ihlali söz konusudur;
Başvuranın konuşmalarının tespit edilip kaydedilmesi ve Cumhurbaşkanı Paksas
aleyhine Anayasa Mahkemesinde açılan dava sırasında bu konuşmaların açığa
vurulması bağlamında 8. Maddenin ihlali söz konusu değildir.
Başvuranın 17 Eylül 2003 tarihinden sonra gizlice izlenmesine ilişkin yargısal
denetimin olmaması bağlamında 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) söz
konusudur;
Telefon görüşmelerinin dinlenmesine ilişkin kararın önceden başvurana
bildirilmemesi ve tespit sırasında kendisiyle ilgili toplanan bilgilerin kendisine
açıklanmaması bağlamında 13. Maddenin ihlali söz konusu değildir.
O dönemde Cumhurbaşkanı Paksas'ın seçim kampanyasına katkıda bulunan Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
başlıca figürlerden biri olan Jurij Borisov ile başvuran arasında yapılan ve Devlet
Güvenlik Dairesinin tespit ettiği 16 Mart 2003 tarihli görüşmenin ifşa edilmesi ile
ilgili olarak AİHM, kamuoyunun memurlar hakkında bilgi edinme hakkı olmakla
birlikte Devlet Güvenlik Dairesinin bu kaydı gizli tutması gerektiği sonucuna
varmıştır. Bununla birlikte başvuranın (iş ortakları ve Cumhurbaşkanı Paksas ile)
görüşmelerinin Anayasa Mahkemesindeki dava çerçevesinde ifşa edilmesi,
yasalara uygundur ve yargının işleyişi sırasında gerçekleşmiştir.
Bir apartman dairesine dinleme cihazı yerleştirilmesi
Vetter - Fransa Davası, 31.05.2005: ateşli silah yaraları olan bir ceset bulan polis,
başvuranın cinayeti işlediğinden şüphelenerek başvuranın sık sık uğradığı bir
daireye dinleme cihazları yerleştirmiştir.
8. Maddenin ihlali söz konusudur: Fransız yasaları mercilerin dinleme cihazları
konusundaki takdir yetkilerinin kapsamı ve kullanılma şekli açısından yeterli
netlikte bulunmamıştır.
P.G. ve J.H. - Birleşik Krallık Davasında (25.09.2001) AİHM ayrıca polisin
başvuranlardan birinin kullandığı bir daireye yasalara aykırı olarak gizli dinleme
cihazları yerleştirmesi bağlamında 8. Maddenin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Mesajlaşma sistemleri
Taylor-Sabori - Birleşik Krallık Davası, 22.10.2002: polisin çağrı cihazı mesajlarını
kullanması: başvuranın çağrı cihazının "klonlanarak" (izne tabi bir ilacı kaçak
olarak temin etmekle suçlanan) başvurana gönderilen mesajların tespit edilmesi.
8. Maddenin ihlali söz konusudur: Telekomünikasyon sistemi tarafından
gönderilen çağrı cihazı mesajlarının tespit edilmesine ilişkin mevzuat mevcut değil
idi.
Elektronik postalar açısından bkz. Copland - Birleşik Krallık Davası (aşağıda
belirtilen).
Veri tabanlarının gizli izlenmesi
Shimovolos - Rusya Davası (21.06.2011) bir insan hakları aktivistinin gizli bir
güvenlik izleme veritabanına kaydedilmesi ve hareketlerinin takip edilmesi ve
tutuklanması ile ilgili idi. 5. Maddenin 1. fıkrasının ve 8. Maddenin ihlali söz
konusudur: Shimovolos'un adının kaydedildiği veritabanı, yayınlanmamış ve halka
açık olmayan bir bakanlık emri üzerine oluşturulmuştu. Dolayısıyla insanların bu
veritabanına bireylerin niçin kaydedildiğini, bu veritabanında ne tür bilgilerin ne
kadar süre tutulduğunu, kaydı nasıl yapıldığı, nasıl kullanıldığı ve kimin bu
kayıtları kontrol ettiğini bilmesi mümkün değildi. Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
Dosyalar ve veri erişimi
"Halka açık bilgi, merciler tarafından tutulan dosyalarda sistematik olarak toplanıp
saklanması halinde özel hayat kapsamına girebilir. Bu özellikle de söz konusu
bilgilerin bir kişinin uzak geçmişini ilgilendirmesi durumunda geçerlidir." Rotaru -
Romanya Davası, par. 43.
Veri erişimi (sosyal hizmetler, ulusal güvenlik)
Gaskin - Birleşik Krallık Davası, 07.07.1989: çocuk bakım hizmetine alınan
başvuran reşit olduğu zaman geçmişini öğrenerek kişisel sorunlarını çözmek
istemiştir. Gizli bilgi içerdiği gerekçesiyle dosyasına erişmesine izin verilmemiştir.
Gizli bilgi sistemi yüzünden değil, başvurana erişime izin verilmemesinin ardından
son kararın bağımsız bir merci tarafından alınmaması yüzünden 8. Madde ihlal
edilmiştir.
Segerstedt-Wiberg ve Diğerleri - İsveç Davası, 06.06.2006: başvuranla, kendileri
hakkında belli bilgilerin İsveç Emniyeti Polis dosyalarında saklanmasından ve bu
saklanan bilgilerin kapsamının kendilerine açıklanmamasından şikayetçi
olmuşlardır. Verilerin saklaması bakımından 8. Maddenin ihlali söz konusudur;
ancak 1990 yılında birinci başvuranı hedefleyen bomba tehditlerine ilişkin
bilgilerin saklanması makul bir gerekçeye dayandığı için birinci başvuran
hakkındaki verilerin saklanması konusunda ihlal söz konusu değildir.
8. Maddenin ihlali söz konusu değildir: ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye
ilişkin ulusal çıkarlar, başvuranların Polis dosyalarında kendileri hakkında tutulan
bilgileri erişmeye ilişkin çıkarlarının üstünde gelmektedir.
13. Maddenin ihlali söz konusudur: dosyaların güvenli bir şekilde silinmesi ya da
bu dosyalardaki bilgilerin silinmesi ya da düzeltilmesine yönelik herhangi bir
başvuru yolu mevcut değildir.
Gizli servislerin tuttuğu verilere erişim
Rotaru - Romanya Davası, 04.05.2000: başvuran, Romanya İstihbarat Servisinin
(RİS) kendisi hakkındaki dosyada tuttuğu ve gerçek dışı dediği bilgileri
reddetmenin imkansız olduğundan şikayetçi olmuştur. 1948 yılında komünist
rejimi eleştirmekten dolayı bir yıl hapse mahkum olmuştur.
8. Maddenin ihlali söz konusudur: RİS'in başvuranın özel hayatı konusunda bilgili
tutup kullanması "yasalara uygun" olmamıştır.
Başvuranın söz konusu bilgilerin saklanmasına itiraz etmesi ya da bu bilgileri
reddetmesi imkansız olduğu için 13. Maddenin ihlali söz konusudur.
Haralambie - Romanya Davası, 27.10.2009: komünist rejim döneminde gizli
servisin başvuran hakkında oluşturduğu dosyaya başvuranın erişmesinin
engellenmesi yüzünden 8. Madde ihlal edilmiştir.
8. Madde ihlal edilmiştir. AİHM, ne nakledilen dosyaların miktarının ne de arşiv
sistemindeki eksikliklerin başvuranın talebine izin vermek için 6 yıl beklenmesini Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
açıklayamayacağını tespit etmiştir.
(ayrıca bkz. Ioan Jarnea - Romanya Davası kararı, 19.07.2011).
Turek - Slovakya Davası, 14.02.2006: eski Çekoslovak komünist emniyet
kuruluşu tarafından tutulan ve başvuranı ajan olan gösteren dosya ile ilgili idi.
Başvuran, kamu görevinde çalışmak için gereken güvenlik soruşturmasından
geçememiştir.
Başvuranın özel hayatına saygı hakkının korunmasını talep edebileceği bir
prosedür olmadığı için 8. Maddenin ihlali söz konusudur. AİHM, geçerli kurallar
gizli iken ispat külfetinin başvuran üzerine bindirilmesinin, gerçekçi olmayan ve
aşırı bir yükün başvurana yüklenmesi anlamına geldiğini tespit etmiştir.
Yargı mercileri tarafından tutulan dosyalar
Bouchacourt - Fransa Davası, Gardel - Fransa Davası ve M.B. -Fransa Davası,
17.12.2009: bilhassa polis açısından otomatik işlemeye uğrayan kişisel verilen
korunmasındaki temel rolü yeniden teyit etmekle birlikte AİHM, başvuranların
durumunda başvuranların ulusal cinsel suçluların bilgilerinin tutulduğu
veritabanına kaydedilmesinin 8. Maddeyi ihlal etmediğine hükmetmiştir.
Dimitrov-Kazakov - Bulgaristan Davası, 10.02.2011: başvuran bir tecavüz
vakasıyla ilgili sorgulandıktan sonra kendisi hakkında bir suçlama yapılmadığı
halde adı tecavüz "suçlusu" olarak polis kayıtlarına girmiştir. Daha sonra
müteaddit defalar polis kendisini tecavüz şikayetleri ya da kaybolan genç kızlarla
ilgili kontrole tabi tutmuştur. Başvuran, isminin kayıtlardan çıkarılmadığından ve
buna ilişki itiraz mekanizması olmadığından şikayetçi olmuştur. 8. Maddenin ihlali
söz konusudur (başvuranın adının polis kayıtlarına girmesi yasalara aykırıdır)
8. Maddeyle bağlantılı olarak 13. Madde ihlal edilmiştir
Khelili - İsviçre Davası, 18.10.2011: Fransız bir kadının Cenevre polisinin
bilgisayar veritabanında 5 yıl boyunca "fahişe" olarak kayıt edilmesi ile ilgili idi.
8. Madde ihlal edilmiştir
Biyolojik veriler hakkında bkz. S. ve Marper – Birleşik Krallık Davası, 04.12.2008.
Tıbbi veriler
Chave - Fransa Davası, 09.07.1991: daha yasalar aykırı olduğu ilan edilen bir
süreçle başvuranın bir psikiyatri hastanesine zorla yatırılması hakkında bilgi
içeren dosya.
Başvuru kabul edilemez (açıkça dayanaktan yoksun): başkalarının sağlığını ve
hak ve özgürlüklerin, korumak üzere tasarlanmış kişisel dosyalar, ilgili gizlilik ve
erişim kurallarıyla korunur ve psikiyatri kliniğinin dışından sadece belirli
kategorideki kişilerin erişimine açıktır. Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
Z. - Finlandiya Davası, 25.02.1997: HIV hastası olan başvuran hakkındaki tıbbi
bilgilerin cinsel saldırıyla ilgili mahkeme sırasında ifşa edilmesi.
Helsinki Temyiz Mahkemesinin kararında başvuranın kimliğinin ve tıbbi
durumunun yayınlanmasıyla 8. Madde ihlal edilmiştir.
M.S. - İsveç Davası, 27.08.1997: başvuranın geçirdiği kürtaj hakkında bilgi içeren
tıbbi kayıtların sosyal güvenlik kurumuna iletilmesi.
8. Maddenin ihlali söz konusu değildir: söz konusu kurum, başvuranın sırt
yaralanmasına yönelik tazminat talebini incelemekten sorumlu olduğu için ilgili
kliniğin başvuranın tıbbi kayıtlarını iletmek için ilgili ve yeterli nedeni vardı.
S. ve Marper - Birleşik Krallık Davası, 04.12.2008: başvuranların haklarında
açılan dava sürecinde alınan parmak izlerinin, hücre örneklerinin ve DNA
profillerinin, beraat etmelerine ve başka bir davada ceza kovuşturmasına yer
olmadığına karar verilmesine rağmen süresiz biçimde tutulmasına devam edilmesi
yüzünden 8. Madde ihlal edilmiştir.
Gillberg - İsveç Davası, 03.04.2012: Dava temel olarak bir profesörün,
Gothenburg Üniversitesinin çocuklardaki hiperaktivite ve dikkat eksikliği
bozukluğu hakkındaki araştırmalarına belirtilen iki araştırmacının belirtilen
şartlarda erişimine izin veren iki idari mahkeme kararına uymamak suretiyle bir
devlet görevlisi olarak görevini kötüye kullanması için aldığı ceza mahkumiyeti ile
ilgili idi.
Özellikle profesörün ceza mahkumiyeti hakkında şikayette bulunmak için 8.
Maddeyi dayanak yapamayacağını ve 10. Madde kapsamında "olumsuz" bir ifade
özgürlüğü hakkını, yani bilgi vermeme hakkını, dayanak yapamayacağını tespit
etmiştir.
AİHM oybirliğiyle 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve 10. Maddenin
(ifade özgürlüğü) bu davada geçerli olmadığı sonucuna varmıştır.
İş yeri ortamında
Leander - İsviçre Davası, 23.03.1987: bir marangozun işe alınıp alınmamasına
karar verirken gizli polis dosyasının kullanılması. Başvuran Karlskrona'da
girilmesinin yasak olduğu bir askeri güvenlik bölgesinin yanında bulunan
Donanma Müzesinde geçici personel olarak çalışıyordu. Kendisi hakkında
yürütülen bir personel soruşturması sonrasında donanmanın komutanı onu işe
almamaya karar vermiştir. Başvuran geçmişte Komünist Parti ve sendika üyesi
olmuş idi. 8. Maddenin ihlali söz konusu değildir: İsveç personel soruşturmasında
yer alan koruyucu tedbirler, 8. Maddenin şartlarına uygundur. AİHM, İsveç
Hükümetinin, ulusal güvenlik çıkarlarının bu davada söz konusu olan başvuranın
bireysel çıkarlarının üzerinde olduğunu kabul etmeye hakkı olduğu sonucuna
varmıştır.
Halford - Birleşik Krallık Davası, 25.06.1997: Birleşik Krallık'taki en yüksek rütbeli Bilgi Notu - Verilerin korunması Basın Birimi
bayan polis memuru olan başvuran, yedi yılı aşkın bir süredir Emniyet Müdürü
Vekili rütbesine terfi ettirilmediği için ayrımcılık suçlamasıyla dava açmıştır. Dava
sürecinde telefon konuşmalarının dinlendiğini ve kendisine karşı kullanılmak üzere
bilgi edinilmeye çalışıldığını iddia etmiştir.
Başvuranın ofis telefonların dinlenmesi açısından 8. Madde ihlal edilmiştir.
Başvuranın evinden yaptığı telefon görüşmeleri açısından 8. Maddenin ihlali söz
konusu değildir, çünkü AİHM bu görüşmelerin dinlendiği konusunda kanıt
bulamamıştır.
Copland - Birleşik Krallık Davası, 03.04.2007: başvuranların elektronik
postalarının iş yerinde izlenmesi, yasalara aykırı idi ve 8. Maddenin ihlali anlamına
geliyordu.
İrtibat:
Céline Menu-Lange
Tracey Turner-Tretz
+33 3 90 21 42 08
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Yeni teknolojiler İnternet

Mesaj gönderen Admin »

İnternet
Perrin – Birleşik Krallık Davası (başvuru no. 5446/03)


18.10.2005 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Dava Birleşik Krallıkta yaşayan ve ABD merkezli müstehcen bir internet sitesi
işleten bir Fransız vatandaşının internette ahlaka aykırı yazılar yayınlamak
suçundan mahkumiyeti ve 30 yıl hapis cezasına çarptırılması ile ilgili idi.
AİHM, dava konusu ceza mahkumiyetinin, ahlakın ve/veya başkalarının haklarının
korunması adına demokratik bir toplumda gerekli olduğuna ve cezanın ölçüsüz
olmadığına karar vermiştir.
10. Maddeye (ifade özgürlüğü) istinaden yapılan başvuru kabul edilemez
bulunarak reddedilmiştir.
PAEFFGEN HMBH – Almanya Davası (no. 25379/04, 21688/05, 21722/05
ve 21770/05)
18.09.2007 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Dava, e-ticaretle uğraşan başvurucu firma hakkında, bazı internet alan adlarını
kayıt ettirmesi ve kullanmasının marka haklarını ve/veya ticaret unvanı haklarını
ihlali gerekçesiyle başka şirketler ve özel şahıslar tarafından açılan bir dava ile
ilgili idi.
AİHM, başvurucu firmanın internet alanlarının iptal edilmesine yönelik mahkeme
kararlarının firmanın malvarlığının korunması ile kamu yararı (şirketin üçüncü
tarafların marka haklarını ihlal etmesinin önlenmesi) arasında adil bir denge
oluşturduğuna karar vermiştir.
1 Numaralı Protokolün 1. Maddesi (mülkiyetin korunması) kapsamındaki
şikayet kabul edilemez bulunarak reddedilmiştir.
Muscio – İtalya Davası (no. 31358/03)
13.11.2007 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Dava, Katolik ebeveyn derneğinin başkanının e-posta kutusuna müstehcen içerikli
istenmeyen e-postalar gelmesi ile ilgilidir. Bilinmeyen kişi veya kişiler hakkında
dava açan başvuran, şikayetiyle ilgili takipsizlik kararı verilmesinden şikayetçi idi. Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
AİHM istenmeyen mesajlar almanın özel hayata saygı hakkına müdahale
olduğunu kaydetmiştir. Ancak, e-posta kullanıcıları İnternete bağlı oldukları
sürece mahremiyetlerinin etkili korunması mümkün olmamaktadır ve istenmeyen
e-posta riskine maruz kalmaktadırlar. Bu bağlamda, başvuranın açtığı davanın
başarılı bir sonuca ulaşma imkanı bulunmamaktaydı; zira ulusal merciler ve
İnternet hizmet sağlayıcıları istenmeyen e-postalarla mücadelede nesnel
güçlüklerle yüz yüze idiler. Bu nedenle, AİHM Devletten 8. Madde kapsamındaki
yükümlülüklerini yerine getirme adına ek gayret sergilemesini talep edemezdi.
8. Maddeye (özel ve aile hayatına saygı hakkı) dayandırılan şikayet kabul
edilemez ilan edilmiştir.
K.U. – Finlandiya Davası (no. 2872/02)
2.12.2008
Dava, bir arkadaşlık sitesinde 12 yaşında bir erkek çocuğu hakkında cinsel içerikli
bir ilan yayınlanması ile ilgili idi. O sırada yürürlükte olan Finlandiya mevzuatına
1
göre, polis ve mahkemelerin İnternet hizmet sağlayıcısından ilanı veren kişinin
kimliğini açıklamasını talep etme yetkisi yoktu. Servis sağlayıcı, özellikle gizlilik
ihlali olacağı gerekçesiyle ilgili kişinin kimliğini açıklamayı reddetmiştir.
AİHM sözkonusu ilanın çıkmasının 18 yaşından küçük bir çocuğu pedofillerin
hedefi haline getirmesi nedeniyle ceza gerektiren bir eylem olduğunu
kaydetmiştir. Kanun koyucu, İnternet hizmetlerinin gizliliğini sağlayıp düzenin
sağlanması veya suçun önlenmesini ve başta çocuklar ve diğer savunmasız
bireyler olmak üzere başkalarının hak ve özgürlüklerini koruyacak bir çerçeve
tesis etmeliydi.
Sonuç olarak, 8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal
edilmiştir.
Times Newspapers Ltd. – Birleşik Krallık Davası (no. 1 ve 2) (no.
3002/03 ve 23676/03)
10.03.2009
Times Newspapers Ltd (Times Gazetecilik Ltd), Birleşik Krallıktaki internet
yayıncılık kuralı nedeniyle, Rus mafya lideri olduğu iddia edilen bir kişinin karıştığı
büyük çaplı kara para aklamaya ilişkin olarak Eylül ve Ekim 1999’da yayımlamış
olduğu iki makale yüzünden durmaksızın karalama davalarına maruz kaldığından
(yeni karalama hükmü çerçevesinde makaleye elektronik arşivden her erişilmesi
yeni bir dava nedenidir) şikayetçi idi. Her iki makale de önce Times’in internet
sitesine yüklenmiş, ardından matbu gazetede basılmıştır. Bunu müteakiben
başvurucu şirket hakkında açılan karalama davasında, internet arşivinde bulunan
her iki makalede de bu yayınlar hakkında karalama davası açıldığı,
çoğaltılamayacağı veya Times Newspapers Hukuk Bölümüne danışılmadan bu
yayınlara itimat edilmemesi yönünde bir açıklamaya yer verilmesine karar
verilmiştir.

1
AİHM’nin karar verdiği sırada Kitle İletişim Araçlarında İfade Özgürlüğünün Uygulanması Yasası kapsamında bir
yasal çerçeve belirlenmişti. Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
AİHM, ulusal mahkemelerin makalelerin arşivden bütünüyle kaldırılması kararı
vermediklerini kaydetmiştir. Dolayısıyla, AİHM, makalelerin internetteki
versiyonunda uygun bir açıklamaya yer verme gerekliliğinin ifade özgürlüğüne
yönelik ölçüsüz bir müdahale teşkil etmediğini kaydetmiştir.
10. madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmemiştir.
Willem – Fransa Davası (no. 10883/05)
16.07.2009
Dava, Seclin belediye başkanının özellikle belediyenin internet sitesini kullanarak
İsrail ürünlerini boykot etmesi ile ilgili idi. Belediye başkanı sonradan ayrımcılığa
tahrikten mahkum edilmiştir.
Başvurucunun, 10. Madde (ifade özgürlüğü) haklarının ihlal edilmediğine
karar verilmiştir.
Renaud – Fransa Davası (no. 13290/07)
25.02.2010
Patrice Renaud, başkanı ve web yöneticisi olduğu derneğin İnternet sitesinde
Sens belediye başkanını karalamak ve aleni biçimde tahkir etmek suçundan
mahkum edildiğinden şikayetçi idi.
AİHM Renaud’un mahkumiyetinin başkalarının saygınlığını ve haklarını koruma
yönündeki meşru amaçla orantılı olmadığını kaydetmiştir.
Başvurucunun 10. Madde (ifade özgürlüğü) hakları ihlal edilmiştir.
Pravoye Delo ve Shtekel Yayın Kurulu – Ukrayna Davası (no. 33014/05)
05.05.2011
Dava temel olarak Ukrayna hukukunda gazetecilerin İnternetten elde ettikleri
bilgileri kullanmasına ilişkin yeterli güvencelerin bulunmaması ile ilgili idi.
Özellikle, Eylül 2003’te üst düzey yerel yetkililerin yolsuzluğa karıştıklarının ve bir
organize suç çetesinin liderleriyle ilişkileri bulunduğunun iddia edildiği bir
mektubu internetten indirerek yayımlayan yerel bir gazete ve genel yayın
yönetmeni hakkında karalama davası açılmıştı. Mahkemeler başvuranların özür
yayımlamalarına ve 2.400 Grivna (yaklaşık 33.060 Avro) tazminat ödemelerine
hükmetmiş, dava daha sonra sulh yoluyla çözümlenmiştir.
AİHM gazete personeline uygulanan yaptırımın haksız olduğuna hükmetmiştir.
Özellikle:
“İnternetin genel olarak medya faaliyetlerindeki ve ifade özgürlüğünün icra
edilmesindeki rolünün önemine dikkat çeken AİHM, gazetecilerin İnternetten elde
ettikleri bilgileri yaptırım korkusu olmaksızın kullanmalarını sağlayacak yasal
düzenlemelerin bulunmamasının “kamuyu izleme” yönündeki hayati işlevlerini
yerine getirmelerine engel teşkil ettiğini kaydetmiştir”.
10. Madde (ifade özgürlüğü) iki bakımdan ihlal edilmiştir.Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
Mosley – Birleşik Krallık Davası (no. 48009/08)
Dava, News of the World gazetesinde ve gazetenin internet sitesinde yayınlanan
ve Max Mosley’in cinsel aktivitelerinin ayrıntılarını açığa vuran köşe yazısı,
görüntü ve video görüntüleri ile ilgili idi. Mosley yetkili mercilerin, gazetenin bu
materyalleri yayınlamadan önce kendine haber vermediğinden ve dolayısıyla
ihtiyati tedbir kararı aldırmak için başvuru imkanı bulamadığından şikayetçi idi.
AİHM özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde medyanın
yayınlamayı düşündüğü malzemeleri yayınlarda konu edilen şahıslara önceden
haber verme zorunluluğunun bulunmadığını kaydetmiştir.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir.
DERDEST DAVALAR
Jankovskis – Litvanya Davası (no. 21575/08)
27.09.2010’da tebliğ edilmiştir.
Dava, özellikle cezaevi mercilerinin bir hükümlüye internet kullanma izni
vermemesi ile ilgilidir.
10 Madde (ifade özgürlüğü)
Delfi AS – Estonya Davası (no. 64569/09)
11.02.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, Estonya’nın en büyük internet haber sitelerinden Delfi ve bu haber
sitesinde okuyucuların yaptıkları yorumlar ile ilgilidir. Delfi’nin internet sitesinde
bir şirketin “buz yollarını” (Estonya’nın bazı adalarını anakaraya bağlayan yollar)
tahrip edeceğine dair bir haber yayınlanmasının ardından sitede şirketin ana
hissedarı hakkında hakaretamiz okuyucu yorumları yapılmıştır. İlgili, haber sitesi
hakkında hukuk davası açmıştır. Mahkemeler haber sitesini tazminata mahkum
etmiştir.
10 Madde (ifade özgürlüğü)
Yıldırım – Türkiye Davası (no. 3111/10)
Akdeniz – Türkiye Davası (no. 20877/10)
31.01.2011 tarihinde tebliğ edilmiştir.
İlk davada Türk mercileri tek bir siteye erişimi engellemek amacıyla
“Google.com” ağındaki kişisel sitelere her türlü erişimi yasaklamak suretiyle,
başvuranın kendi internet sitesine erişimini engellemişlerdir. Başvuranın sitesinin
yasaklamayı amaçladıkları siteyle hiçbir ilgisi yoktu.
İkinci davada Türk mercileri telif hakkı ihlalleri gerekçesiyle “Myspace” ve
“Last.fm” ağlarındaki bütün sitelere erişimi engellemişlerdir.
10 Madde (ifade özgürlüğü)
10 Madde (ifade özgürlüğü)Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
Elektronik veritabanları
S. ve Marper – Birleşik Krallık Davası (no. 30562/04 ve 30566/04)
04.12.2008
Dava, başvuranların haklarında açılan dava sürecinde alınan parmak izlerinin,
hücre örneklerinin ve DNA profillerinin
2
, beraat etmelerine ve başka bir davada
ceza kovuşturmasına yer olmadığına karar verilmesine rağmen süresiz biçimde
tutulmasına devam edilmesi ile ilgili idi.
AİHM özellikle ceza adaleti sisteminde modern bilimsel tekniklerin her ne
pahasına olursa olsun kullanılmasına izin verilemeyeceğini, bu tekniklere yaygın
biçimde başvurulmasının muhtemel faydaları ile önemli özel yaşam menfaatleri
arasında dikkatli bir denge tesis edilmesi gerektiğini kaydetmiştir. Yeni
teknolojilerin geliştirilmesinde öncü bir rol oynadığını iddia eden her Devlet “doğru
dengenin kurulması” konusunda özel bir sorumluluğa sahiptir. AİHM, henüz
mahkumiyeti gerçekleşmemiş şüphelilerin parmak izlerinin, hücre örneklerinin ve
DNA profillerinin bu davada olduğu gibi sınırsız ve ayrım gözetmeksizin
tutulmasının kamu yararı ile özel menfaatler arasındaki adil dengeyi zedelediğini
kaydetmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
Bouchacourt – Fransa Davası, Gardel – Fransa Davası ve M.B. – Fransa
Davası
(no. 5335/06,16428/05 no 22115/06)
17.12.2009
Dava, yetkili konumundan istifade ederek 15 yaşında küçüklere tecavüz suçundan
mahkum edilmiş üç erkeğin, ulusal cinsel suçluların bilgilerinin tutulduğu
veritabanına dahil edilmesi ile ilgili idi.
AİHM azami 30 yıl olan veri muhafaza süresinin güdülen, bilgi tutarak suçun
önlenmesi amacıyla orantısız olmadığı kanaatinde olduğunu ifade etmiştir.
Üstelik, bu verilerin mahkeme, polis ve idari merciler tarafından kullanılması
gizlilik kurallarına tabi, sınırlı ve açık şekilde belirlenmiş durumlara bağlı idi.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir.
Deceuninck – Fransa Davası (no. 47447/08), DERDEST
06.04.2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Dava, organik tarım yapan bir çiftçinin, gen aktarımlı deneysel pancar yetiştirme
suçundan mahkum edilmesi sonrasında vücudundan genetik verilerini de içeren
hücre örnekleri alınması kararından şikayeti ile ilgidir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı)

2
DNA profilleri Ulusal Veritabanında saklanan dijital bilgilerdir ve ait olduğu kişinin bilgileriyle birlikte
tutulmaktadır. Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
Kapalı devre kamera
Peck – Birleşik Krallık Davası (no. 44647/98)
28.01.2003
Dava, belediye meclisi tarafından bir sokağa yerleştirilen kapalı devre kameranın
(CCTV) kaydettiği ve içinde Peck’in bileklerini kesme görüntülerinin de bulunduğu
görüntülerin medyaya verilmesi ile ilgili idi.
AİHM görüntüler medyaya verilirken yeterli koruyucu tedbirlerin alınmadığından
bahisle Peck’in özel hayatına orantısız ve gerekçesiz müdahalede bulunulduğuna
hükmetmiştir.
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 8. Maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı)
ihlal edilmiştir.
Köpke – Almanya Davası (no. 420/07)
05.10.2010 tarihinde kabul edilemez ilan edilmiştir.
Dava, bir süpermarket kasiyerinin görüntülerinin gizlice video kaydına alınması ve
bunun sonucunda kasiyerin hırsızlık nedeniyle işten çıkarılması ile ilgili idi.
AİHM ulusal mercilerin çalışanın özel hayatına saygı hakkı, işverenin mülkiyetin
korunması hakkı ve adaletin yerine getirilmesindeki kamu yararı arasında adil bir
denge kurdukları sonucuna varmıştır.
Ancak AİHM, yeni ve daha gelişmiş teknolojilerin ortaya çıkmasıyla birlikte özel
hayata müdahale düzeyinin de değişeceği göz önünde tutulduğunda, söz konusu
farklı çıkarların ağırlıklarının gelecekte değişebileceğini kaydetmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı) kapsamındaki şikayet kabul
edilemez bulunarak reddedilmiştir.
E-posta
Copland – Birleşik Krallık Davası (no. 62617/00)
03.04.2007
Dava, bir yüksekokulda müdür yardımcısının kişisel asistanının e-postalarının
izlenmesi ile ilgili idi.
AİHM, o sırada izlemeyle ilgili yasal düzenleme bulunmadığı için izlemenin kanuna
uygun olmadığına hükmetmiştir.
8. Madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmiştir.
GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi)
Uzun – Almanya Davası (no. 35623/05)
02.09.2010 Bilgi Notu – Yeni teknolojiler Basın Birimi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde GPS (Global Positioning System) takibi ile
ilgili açılan ilk davadır.
Bir aşırı sol hareket tarafından düzenlenen bombalı saldırılara karıştığından
şüphelenilen Uzun, GPS ile takip edilmiş ve toplanan deliller hakkında açılan ceza
davasında aleyhine kullanılmıştır.
Başvuran hakkında yürütülen ceza soruşturması çok ciddi suçları ilgilendirdiği için,
AİHM Uzun’un GPS ile takip edilmesinin orantılı olduğuna karar vermiştir.
8. Maddenin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlali söz konusu değildir.
Uydu anteni
Khurshid Mustafa ve Tarzibachi – İsveç Davası (no. 23883/06)
16.12.2008
Irak kökenli iki İsveç vatandaşı, kullandıkları uydu antenini kaldırmayı kabul
etmedikleri için üç çocuklarıyla birlikte Rinkeby’de (Stockholm’de bir banliyö)
kiraladıkları dairelerinden zorla çıkarıldıklarından şikayetçi idiler.
Başvuranların, 10 Madde (ifade özgürlüğü) ihlal edilmiştir.
AİHM özellikle uydu anteninin göçmen bir aile olan başvuranların Arapça ve
Farsça televizyon programları izlemek suretiyle kendi ülkelerinin dil ve kültürüyle
olan bağlantılarını sürdürmelerini sağladığını kaydetmiştir.
Basın İrtibat:
Tracey Turner-Tretz
tel: +33 (0)3 90 21 42 08
AİHM basın duyuruları için RSS bildirimlerine üye olabilirsiniz:
http://echr.coe.int/echr/rss.aspx
(Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı’nın
katkılarıyla hazırlanmıştır.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj