Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

ASKERDE İKEN İNTİHAR EDEN ERİN ÖLÜMÜ, KOMUTANLARININ SORUMLU OLMADIĞINA DAİR

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

ASKERDE İKEN İNTİHAR EDEN ERİN ÖLÜMÜ, KOMUTANLARININ SORUMLU OLMADIĞINA DAİR

Mesaj gönderen Admin »

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR

Başvuru No. 38679/07

Sait ve Nesifi UZUN / Türkiye


Başkan
Julia Laffranque,
Hakimler
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos' un katılımıyla 1 Mart
2016 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(İkinci Bölüm), 27 Ağustos 2007 tarihinde yapılmış yukarıdaki başvuru ile

© T.C. Adalet Bakanlığı, 2016. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel
Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı
bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle
beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları
Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.

2 UZUN / TÜRKİYE KARARI
ilgili olarak, yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki şekilde karar vermiştir.

OLAYLAR
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI


1. Başvuranlar Nesifi Uzun ve Sait Uzun sırasıyla 1973 ve 1960
doğumlu Türk vatandaşlarıdır ve Manisa'da ikamet etmektedirler.
Başvuranlar İzmir'de askerlik hizmetini yaparken 30 Aralık 2006 tarihinde
vefat eden Vahit Uzun'un sırasıyla annesi ve babasıdırlar. Başvuranlar
Mahkeme önünde İzmir Barosu'na kayıtlı Avukat M. Rollas tarafından
temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil
edilmiştir.
A. Davanın oluşumu
3. Davanın olayları, tarafların aşağıda açıkladıkları şekilde ifade
edilmiştir.
4. Vahit Uzun 16 Aralık 2005 tarihinde Sultanbeyli (İstanbul) Askerlik
Şubesinde askerlik işlemlerini yapmıştır. Herhangi bir özel sorunu dikkat
çekmemiştir.
5. Vahit Uzun 23 Ağustos 2006 tarihinde Tokat Acemi Er Eğitim
Birliğine katılmıştır. Başvuran özel bir sorunu olup olmadığı hakkında
yetkilileri bilgilendirmemiştir.
6. Başvuran yedi günlük dağıtım iznini kullandıktan sonra 2 Ekim 2006
tarihinde İzmir'deki birliğine katılmıştır. Başvurana tüm güvenlik talimatları
yazılı olarak tebliğ edilmiştir. Vahit Uzun adına düzenlenen formda bel fıtığı
başlangıcı dışında özel herhangi bir sağlık sorunu kaydedilmemiştir.
UZUN / TÜRKİYE KARARI 3
7. Vahit Uzun 12 Ekim 2006 tarihinde birliğine teslim olmuştur.
8. Vahit Uzun 30 Aralık 2006 tarihi sabahında bayram nedeniyle
arkadaşlarıyla birlikte alışverişe çıkmıştır.
9. 30 Aralık 2006 tarihinde aynı zamanda ailesi ve erkek kardeşi
tarafından ziyaret edilmiştir.
10. Vahit aynı gün garaj nöbetindeyken nöbetçi subay Başçavuş A.K.
tarafından, er M.A.D ile birlikte uyurken yakalanmıştır. Olay nöbet yerleri
denetim defterine saat 23.15'te kaydedilmiştir.
11. Gece nöbetçisi Onbaşı L.D., aynı gün saat 23.30'da denetleme
yaptığı sırada bir atış sesi ve hırıltı duyup, patlamanın garajın köşesinden
geldiğini düşünerek olay yerine gelmiştir. Kendi silahıyla intihar eden Vahit
Uzun’u yerde uzanmış halde bulmuştur..
B. Vahit Uzun' un ölümü üzerine ceza soruşturması
12. Nöbetçi askeri savcı olay sonrası derhal süreci yönetmeye
başlamıştır. Savcı 31 Aralık 2006 tarihinde saat 01.45'te olay yerine
gelmiştir. Aynı zamanda İzmir Emniyet Müdürlüğü'nden bir ekip de
inceleme yapmak üzere olay yerine gelmiştir. Ekip, tüm delil unsurlarını
toplamıştır: olay yerinin fotoğraflarını çekmiş, krokisini çıkarmış, silah
üzerindeki parmak izlerini ve barut kalıntılarını araştırmak için Vahit
Uzun'un ellerinden doku örneği almıştır. Vahit Uzun'un dolabı aranırken
askeri savcı da hazır bulunmuştur; ajandası ve delil olabilecek tüm diğer
unsurlar muhafazaya alınmıştır.
13. 31 Aralık 2006 tarihinde bedenin detaylı bir dış incelemesinin
ardından da klasik otopsi yapılmıştır. Vahit Uzun'un sağ temporal loba
isabet eden mermi neticesinde öldüğü tespit edilmiştir. Vücudunda alkol ya
da uyuşturucu gibi hiçbir toksik madde bulgusuna rastlanmamıştır.
14. Başvuranlar 16 Ocak 2007 tarihinde askeri savcılık nezdinde bir
şikayette bulunmuşlardır. Askeri savcılık aynı gün başvuranların ve
4 UZUN / TÜRKİYE KARARI
müteveffanın erkek kardeşinin ifadelerini almıştır. İfade sırasında
temsilcileri de hazır bulunmuştur. Vahit Uzun'un yakınları, olay günü
müteveffa ile sabah buluştuklarını ve hiçbir sorunu olmadığını beyan
etmişlerdir.
Vahit Uzun'un annesi aşağıdaki şekilde beyanda bulunmuştur: olay günü
oğlundan ayrılırken oğlunun arkadaşlarından birini görmüş ve ona sarılmak
ve onunla konuşmak istemiştir ama Vahit Uzun uzman çavuş olan bu
arkadaşı T.K. tarafından şehre alışveriş yapmaya gittiği için azarlandığı
bahanesiyle annesine engel olmuştur. İlgili, oğlunun hiçbir kötü
muameleden şikayetçi olmadığını ve birliğinden memnun olduğunu
eklemiştir.
Vahit Uzun'un babası kendisi hakkında, oğlunun ATM kartının hileli
kullanımıyla ilgili bir davayı anlatmıştır : 18 Kasım 2006 tarihinde
müteveffa banka kartını arkadaşlarından birine yani onbaşı M.Ü’ ye
yaklaşık 50 Türk Lirası (eski Türk Lirası- olaylar döneminde yaklaşık 27
avro (EUR)) miktarı kendisine çekmesi için vermiştir, M.Ü. Vahit Uzun’a
hesabında para bulunmadığını söylemiştir. Vahit Uzun’un babası oğlunun
kendisine bu olaydan bahsettiğini, hesap hareketlerinin doğrulandığını,
bilgisi olduğunu, söz konusu miktarın çekilmiş olduğunu beyan etmiştir.
Vahit Uzun’un babası oğluna üstlerine bu olaydan bahsetmesi yönünde
tavsiyede bulunduğunu, onun da söz konusu askerin fakir olduğu için buna
değmeyeceğini ama sonunda şikayet ettiğini ve M.Ü. hakkında bir ceza
soruşturmasının başlatıldığını anlattığını eklemiştir.
15. Vahit Uzun’un ölümü hakkında yürütülen ceza soruşturması
çerçevesinde, 31 Aralık 2006, 23 Ocak 2007 ve 12, 14 ve 23 Mart 2007
tarihlerinde askeri savcı, personel Vahit Uzun’un arkadaşları ve üstleri
olmak üzere yirmiden fazla kişinin ifadesini almıştır. İfadesi alınanların
hepsi de Vahit Uzun’un hiçbir özel sorununun olmadığını ve intiharı öncesi
anlarda eylemini açıklayabilen kaydadeğer hiçbirşeyin geçmediğini beyan
etmişlerdir.
UZUN / TÜRKİYE KARARI 5
Vahit Uzun’un birlik komutanı Üsteğmen G.B., şu beyanlarda
bulunmuştur : 28 Aralık 2006 tarihinde nöbet tuttuğu sırada genç bir adam
görmüştü ; Komutan ona beresinin altında kar maskesi olduğunu işaret
ederek, bunun kurallara aykırı olduğunu ve ifade vermek için daha sonra
kendisine gelmesini söylemişti ; ertesi gün Vahit Uzun komutana bir ceza
alıp almayacağını ve bayram iznine gidip gidemeyeceğini sormuş ve
komutan da kendisine bir yaptırım olmadığı cevabını vermiştir. Komutan
Vahit Uzun’u biraz tanıdığını, neşeli bir kişi olduğunu ve genç adamın
kendisine herhangi bir sorununu anlatmadığını eklemiştir.
Olay günü nöbette olan ve kendi nöbetine başlamadan önce askerlerin
silahlarını denetlemekle yetkili olan Uzman Çavuş T.K., 30 Aralık 2006
günü içinde Vahit Uzun’u en az iki defa gördüğünü beyan etmiş, ilkinde
şehirden alışverişten dönüşü sırasında gördüğünü, ona ailesinin ziyaret için
yaklaşık bir saatten beri orada olduğunu söylediğini, annesinin Vahit Uzun’a
getirdiği yiyeceklerden kendisine de ikram ettiğini açıklamıştır. Uzman
Çavuş T.K. ardından nöbet öncesi Vahit Uzun’u gördüğünü,–bir silah
taşıyan garaj nöbetindeki askerlerin- silahının doğru kontrol edildiğini
kendisine on üç mermi ve bir şarjör verdiğini, silahının dolu olmadığının
iyice kontrol edildiğini, şarjörün palaskasında takılı olduğunun
doğrulandığını da eklemiştir. Uzman Çavuş T.K. nöbetçi Astsubay A.K.ya
eşlik ettiği sırada olaydan haberdar olduğunu söylemiştir.
16. Askeri savcı aynı zamanda intiharı öncesi Vahit Uzun’u son defa
gören iki personelin de ifadesini almıştır. İki tanığın somut olaydaki
beyanlarının ilgili satırları aşağıda belirtilmiştir :
Katılan A.K., « 30 Aralık 2006 tarihinde acil ihbarlardan sorumlu bölük nöbetçi
astsubayıydım. Yanılmıyorsam saat 20.30’ a doğru er M.A.D. eşliğinde denetim yapıp,
silahları kontrol ettim. (….) Garajın önüne vardığımızda nöbetçi orada değildi. M.A.D. ile
birlikte nöbetçiyi aradık [sonra]aracın arkasında bir kanalda uyur halde bulduk. (…)
Kendisini uyandırdık. Uykulu haldeydi. Uyanıp beni farkettiğinde, bana hasta olduğunu
söyledi. Önce bana soğuk olduğunu söylemişti. Saatime baktım, yaklaşık 23.15 civarıydı,
nöbetin bitimine az bir zaman kalmıştı, tamamlayabileceğini düşündüm. Sorunu olduğunda
6 UZUN / TÜRKİYE KARARI
benimle görüşmesi gerektiğini, onu revir ya da hastaneye gönderebileciğimi söyledim.
Uykuluydu ama nöbet tutmasını engelleyen bir sağlık sorunu varmış gibi de
görünmüyordu. Vahit'in nöbet sırasında uyumuş olduğunu nöbet defterine isminin karşısına
not aldım. Garajdan çıktım ve diğer nöbet noktalarını denetlemeye devam ettim ve mola
vermek için nöbet odasına döndüm; olaydan haberdar olduğumda A.K. ile sohbet
ediyorduk. (...) yaklaşık bir aydan beri yemekhanede görevliydim. Vahit'i gerçekten
tanımıyorum; onunla karşılaşmış olabilirim ancak sorunları olup olmadığnı bilmiyorum.
Aramızda hiçbirşey geçmedi, onu ne dövdüm ne de ona hakaret ettim; Sadece durumu
nöbet defterine not ettim ve oradan ayrıldım.»
Onbaşı M.A.D. « garaj yakınındayken bize "dur" demedi; nöbetçi yoktu. orada tam
olarak kimin nöbetçi olduğunu bilmeden aradık; araçlara baktım kimse yoktu, son olarak
aracın arkasına baktık, kanalda uyuyordu. Seslendik, zor uyandı. uyanması için yaklaşık bir
dakika bekledik, uykuluydu. Uyandığında da kendini tanıttı. Kendisinden nöbet defterini
istedim. Başçavuş A.K. durumu nöbet defterine kaydederken Vahit Uzun başının ağrıdığını
söylüyordu. Başçavuş eğer böyle bir durum varsa kendisini revire gönderebileceğini
söyledi, Vahit Uzun hiçbir şey söylemedi. Nöbet noktalarının geri kalanlarının da
denetlenmesinin ardından biz nöbet odasına döndük. Başçavuş Uzman Çavuş T.K. ile orada
kaldı ben uyumaya gittim. (...) Başçavuş A.K. denetim sırasında Vahit Uzun'a hiçbir
şekilde kötü davranmadı; kötü bir söz, tehdit ya da vs. sarfetmedi; darp ya da başka
psikolojik bir hareket olmadı. Başçavuş yalnızca Vahit'in nöbet sırasında uyuduğunu nöbet
defterine kaydetti ».
17. Bu süre zarfında 30 Ocak Ocak 2007 tarihli bir bilirkişi raporu
düzenlenmiştir. Bu rapora göre sağ elindeki eldivende bulunan barut
kalıntıları dışında Vahit Uzun'un elleri ve giysilerinde hiçbir barut
kalıntısına rastlanmamıştır.
18. 31 Ocak 2007 tarihli bilirkişi raporu da aynı şekilde aşağıdaki
tespitlerle sonuçlanmıştır: Vahit Uzun'un beresinin önünde 1,5 cm çapında
bir delik görünmekte; kepinin arkasında bir delik görünmektedir; kan izleri
ve barut kalıntıları yalnızca berede bulunmaktadır. Rapor, bitişik bir atış
yapıldığı ve kurşunun bereden girdiği ve kepten çıktığı şeklinde
sonuçlanmıştır.
19. İzmir Ordu Komutanlığı askeri savcısı, 28 Mart 2007 tarihinde
intihar durumu söz konusu olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer
UZUN / TÜRKİYE KARARI 7
olmadığına dair karar vermiştir. Savcıya göre araştırmalar sonucunda askeri
yetkilileri sorumlu tutacak herhangi bir unsur bulunamamıştır. Savcı
toplanan delil unsurlarını tümünü yani bilirkişi raporları, otopsi,
müteveffanın ailesi de dahil olmak üzere tanık beyanları esas almıştır. Savcı
kararında, Vahit Uzun'un üstleri ve arkadaşlarıyla sorunlarının olmadığını,
Uzman Çavuş T.K.'nın Vahit Uzun ile kavgalı olmadığını, Başçavuş
A.K.'nın nöbet sırasında yaptığı baskın sonrası kendisini darp etmediğini
kaydetmiştir.
20. Başvuranların temsilcisi 24 Nisan 2007 tarihinde İzmir'deki Ege
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesine ("askeri mahkeme")
kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı itirazda bulunmuştur.
21. Askeri mahkeme 27 Nisan 2007 tarihinde itirazı reddetmiştir.
Toplanan delilleri, intihar öncesi olayları, intihar eyleminin gerçekleşme
biçimini esas alan savcı Vahit Uzun'un intiharında, herhangi bir hatanın
üçüncü bir kişiye yüklenemeyeceği kanısına varmıştır.
C. Er M.Ü. hakkındaki ceza soruşturması
22. Vahit Uzun'un intiharı hakkındaki ceza soruşturmasına paralel
olarak, askeri savcı 27 Mart 2007 tarihli bir iddianameyle, Türk Ceza
Kanununun ve Askeri Ceza Kanununu somut olaya ilişkin ilgili
hükümlerince güvenin kötüye kullanılması nedeniyle M.Ü.'yü suçlu
bulmuştur.
23. Soruşturma çerçevesinde, şüpheli ve tanıkların ifadeleri alınmıştır.
M.Ü., Vahit Uzun' un kendisine şehirde olduğu sırada 50 eski Türk Lirası
çekmesi için banka kartını güvenerek verdiğini beyan etmiştir. M.Ü. 18
Kasım 2006 tarihinde 20 ve 30 eski Türk Lirası olarak iki seferde çektiğini,
hesabında başka para olmadığını dolayısıyla çekemediğini bunu Vahit
Uzun'a söylediğini kabul etmiştir. M.Ü. daha sonra Vahit Uzun'un toplamda
50 eski Türk Lirası çekildiğini tespit ettiğinde kendisine ihtiyacı olduğunu
8 UZUN / TÜRKİYE KARARI
ve üzgün olduğunu, ona bu miktarı geri ödeyeceğini söylediğini, Vahit
Uzun'un da kendisine bunun önemli olmadığını söylediğini eklemiştir.
24. Askeri mahkeme 27 Kasım 2007 tarihinde kişi yönünden (ratione
personae) yetkisizlik kararı vermiştir, zira şüpheli bu zaman zarfında
askerlik hizmetini tamamlamış ve dava İzmir Asliye Ceza Mahkemesi'ne
nakledilmiştir.
25. Taraflar davanın sonuca ulaşıp ulaşmadığı hakkında bilgi
iletmemişlerdir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
26. Somut olaydaki iç hukuk ve uygulaması, diğer kararların arasında
Abdullah Yılmaz/Türkiye (No. 21899/02, §§ 32-39, 17 Haziran 2008)
kararında anlatılmıştır
ŞİKAYETLER
27. Sözleşme'nin 2 ve 13. maddelerini ileri süren başvuranlar oğullarının
öldürüldüğünü ya da hiyerarşik üstleri tarafından maruz kaldığı baskı
nedeniyle intihar ettiğini iddia ederek, yaşam hakkının ihlal edildiğinden
şikayet etmektedirler ve başvuranlar buna bağlı olarak yeterli ve etkin bir
soruşturma yürütülmediğini belirtmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
28. Başvuranlar oğullarının yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikayet
etmekte ve onun öldürüldüğünü ya da hiyerarşik üstlerinin maruz
bıraktıkları baskı nedeniyle intihar etmiş olabileceğini iddia etmektedirler.
Başvuranlar ayrıca oğullarının ölümü hakkında etkin ve yeterli bir
UZUN / TÜRKİYE KARARI 9
soruşturma yapılmadığından şikayet etmekte ve Sözleşme'nin 2 ve 13.
maddelerini ileri sürmektedirler.
29. Davaya ilişkin olayları hukuki olarak nitelendirmek konusunda
takdir yetkisine sahip olup, başvuranlar veya Hükümetler tarafından bunlara
atfedilen nitelendirmelere bağlı olmayan Mahkeme (Gherghina/Romanya
(kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 42219/07, § 59, 9 Temmuz
2015), mevcut davanın koşullarında, başvuranların, oğullarının yaşam
hakkının ihlal edildiği ve yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmadığına
yönündeki iddialarının Sözleşme’nin sadece 2. maddesi açısından
incelenmesinin uygun olacağı kanısındadır.
Bu hükmün somut olayla ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
« 1. Herkesin yaşam hakkı kanunla korunur (...)»
30. Hükümet, başvuranların oğullarının ölümü nedeniyle tazminat elde
etmek için idari bir başvuru yolu kullanmadıklarını iddia ederek, iç hukuk
yollarını tüketmediklerini ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda idari
yargının, idari sorumluluğu yöneten temel ilke ve kıstasların cezai
sorumluluğu yönetenlerden farklı olduğu ölçüde "tamamlayıcı" bir yol
olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Hükümet bu bağlamda
Fatma Yüksel/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar.), No. 51902/08, 9
Nisan 2013) kararına atıfta bulunmaktadır.
31. Mahkeme, başvuranların ceza soruşturması boyunca müdahil taraf
olduklarını ve savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair
karara itiraz ettiklerini gözlemlemektedir. Başvuranlar dolayısıyla somut
olayda Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrası amacına uygun ve yeterli bir
yol izlemişlerdir. Üstelik Hükümet tarafından ileri sürülen idari tazminat
yolu, Mahkeme tarafından defalarca hatırlatılan bu nedenlerle
uygulanmamıştır (Abdullah Yılmaz/Türkiye, No. 21899/02, § 47, 17 Haziran
2008, ve Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, no
28809/05, § 25, 2 Mart
2010).
10 UZUN / TÜRKİYE KARARI
32. Bundan dolayı Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının
tüketilmemesine ilişkin ilk itirazının reddetmektedir.
33. Şikayetin esası hakkında Hükümet, Vahit Uzun’un intiharının
sorumluluğunun askeri yetkililere yüklenemeyeceğini savunmaktadır.
Hükümet, müteveffanın orduya katılmadan önce ve eğitim birliğine katıldığı
sırada ruhsal bozukluktan muzdarip olduğunu ama hiç belli etmediğini, genç
adamın yetkililere özel bir sorunu olduğunu bildirmediğini doğrulamaktadır.
Öte yandan, başvuranların yakınının, üstleri tarafından kötü muamele
gördüğüne dair hiçbir delil bulunmamaktadır.
Hükümet usul yönünden, olayın hemen ardından bir soruşturma
açıldığını, ölüm koşullarının açıklığa kavuşması için gerekli tüm soruşturma
işlemlerinin yapıldığını ve başvuranların da aynı zamanda soruşturmaya
katıldıklarını belirtmektedir.
34. Mahkeme, konuyla ilgili genel ilkeler için yerleşik içtihatına atıfta
bulunmaktadır (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, No. 40145/98, §§ 40-42, 7
Haziran 2005, Ataman/Türkiye, No. 46252/99, §§ 54-56 ve 63-65, 27 Nisan
2006, Salgın/Türkiye, No. 46748/99, §§ 76-78, 20 Şubat 2007, yukarıda
anılan Abdullah Yılmaz kararı, §§ 55-58, ve Ömer Aydın/Türkiye,
No. 34813/02, §§ 46-48, 25 Kasım 2008).
35. Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak Mahkeme, bu
hükmün, başkasının suç eylemleri nedeniyle hayatı tehlikede olan bireyin
korunması için gerekli ve önleyici tüm tedbirlerin alınması konusunda
pozitif yükümlülüğün Devlet’in yetkisine verildiğini hatırlatmaktadır
(Osman/Birleşik Krallık [BD], 28 Ekim 1998, § 115, Kararlar ve Hükümler
derlemeleri 1998-VIII).
36. Mevcut davada Mahkeme, başvuranların yakınının ölüm koşulları,
toplanan deliller, olayı çevreleyen koşulların bütünü bağlamında hiçbir
şeyin Vahit Uzun’un hayatının, başkasının fiilleri nedeniyle tehlikede
olduğunu varsaymayı mümkün kılmadığı kanısındadır.
UZUN / TÜRKİYE KARARI 11
37. Mahkeme ayrıca ulusal makamlar tarafından kabul gören tezi tekrar
tartışmaya açmak için hiçbir neden görmemektedir.
38. Mahkeme, ek olarak bir kişinin yetkililerin sorumluluğu altındayken
Sözleşme’nin 2. maddesinin, bireyin kendi eylemlerinden de korunması için
gerekli ve önleyici her türlü tedbirin alınmasının pozitif yükümlülüğünü
Devlet’e verdiğini hatırlatmaktadır (Keenan/Birleşik Krallık, No. 27229/95,
§§ 89-93, AİHM 2001-III).
39. Dolayısıyla temel sorun, askeri yetkililerin, Vahit Uzun’un intihar
edeceğine dair gerçek ve yakın bir risk olduğunu bilip bilmemelerinin ya da
bilmeleri gerektiğinin, böyle bir durum var ise bu riskin önlenmesi için
makul anlamda kendilerinden beklenebilecek her şeyi yapıp
yapmadıklarının anlaşılmasıdır (Tanrıbilir/Türkiye, No. 21422/93, § 72, 16
Kasım 2000, yukarıda anılan Keenan kararı, § 93, yukarıda anılan Kılınç ve
diğerleri kararı, § 43, ve Akpınar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında
karar), No. 54132/07, § 49, 10 Haziran 2014).
40. Mahkeme bu bağlamdaki incelemesinde ordunun profesyonel
mensuplarına atfedilen hatanın basit bir değerlendirme hatası veya
tedbirsizliğin ötesine geçip geçmediğini teyit etmesi gerekmektedir
(yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı, § 57).
41. Esasen, benzer davalarda, insan davranışının öngörülemezliğini
göz ardı etmemek ve Devlet’in pozitif yükümlülüğünü, Devlet’e aşırı veya
dayanılmaz bir yük getirmeyecek şekilde yorumlamak gerekmektedir
(yukarıda anılan Keenan kararı, § 90).
42. Mahkeme somut olayda başvuranların yakını orduya katılmasının
öncesinde bir intihara yatkınlığı düşündürebilecek ruhsal bozukluktan
muzdarip olduğunu hiç belli etmediğini dikkate almaktadır. Mahkeme
Askerlik hizmetini yapmak için Vahit Uzun’un ruhsal yeterliliğinin
başvuranlar tarafından hiç dava konusu yapılmadığını da tespit etmektedir.
12 UZUN / TÜRKİYE KARARI
43. Mahkeme nazarında, tüm unsurlar, başvuranların yakının gerçek ve
yakın bir intihar riski taşıdığını gösterecek nitelikte olağandışı bir davranış
sergilemediğini ortaya koymaktadır.
44. Kaçınılmaz olay öncesinde gelişen olaylar hakkında Mahkeme,
olayın öncesindeki günlerde Vahit Uzun' un özellikle kurallara aykırı olan
giysisi hakkında Üsteğmen G.B.' nin uyarması, aynı subay tarafından daha
sonra ifadeye çağrılması ve müteveffanın nöbet sırasında uyuması ve bunun
da nöbet defterine işlenmesi gibi küçük hadiselerin meydana geldiğini
hatırlatmaktadır. Bu hususta sadece küçük disiplin sorunları söz konusudur.
Bu bakımdan müteveffayı ölüme iten bir kötü muameleye maruz kalıp
kalmadığının tespitini mümkün kılacak herhangi bir delil unsuru
bulunmamıştır (yukarıda anılan Abdullah Yılmaz kararı ile kıyaslayınız, §§
64-66). Tam Aksine ilk olayla ilgili olarak Üsteğmen G.B. Vahit Uzun'a,
ceza verilmeyeceği güvencesi vermiş, ikinci olayla ilgili olarak da nöbetçi
astsubay, yalnızca olayı nöbet defterine kaydetmiş ve genç adamı nöbetini
tamamlaması için bırakmıştır. Olayların akışından, yukarıda anlatılan
olaylar ve intihar arasında bir nedensellik bağının olduğu anlamı
çıkarılamaz.
45. Sonuç itibariyle, Mahkeme, Vahit Uzun'un üstlerini olayı
önlememekle suçlamak, Sözleşme'nin 2. maddesinden kaynaklanan
yükümlülükleri bakımından onlara aşırı bir yük dayatmak anlamına geleceği
kanısındadır.
46. Ardından, Sözleşme'nin 2. maddesinin usul yönüyle ilgili olarak
Mahkeme, yaşam hakkının usul yönünden korunmasının, ölümü çevreleyen
koşulların tanımlanması ve dolayısıyla bu koşulların getirdiği
sorumlulukların düzenlenmesi ile ilgili yapılacak etkin ve resmi bir
soruşturmayla mümkün olduğunu somut davaya benzer davalarda ifade
ettiğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Çiçek/Türkiye (kabul edilebilirlik
hakkında karar), No. 67124/01, 18 Ocak 2005).
UZUN / TÜRKİYE KARARI 13
47. Mahkeme somut olayda ceza soruşturmasıın Vahit Uzun'un öldüğü
gece açıldığını gözlemlemektedir: askeri savcı ve beraberinde bir heyet olay
yerine gelmiş ve tüm delil unsurlarını toplamışlardır; askeri savcı
müteveffanın arkadaşları ve üstlerinden oluşan yaklaşık yirmi kişinin
ifadesini almıştır; bu savcı, genç adamın birliğinde herhangi bir kötü
muameleye maruz kalmadığı ve araştırmaların, askeri yetkilileri sorumlu
kılacak hiçbir unsuru ortaya koymadığı sonucuna varmıştır.
48. Dosya unsurlarını dikkate alan Mahkeme, soruşturma makamlarının
olayların aydınlatılmasındaki çabalarının hiçbir şüpheye yer bırakmadığı
kanısındadır. Mahkeme başvuranların yakınının ölümü sonrası yürütülen
soruşturmanın, ölüm koşullarının doğru bilgiyle belirlenmesini mümkün
kıldığını değerlendirmektedir. Mahkemenin bakış açısına göre, askerin
ölümü hakkında yürütülen soruşturmanın ciddi ve derin karakteri üzerinde
bir etkiye sahip olabilecek herhangi bir eksiklik bulunmamaktadır.
49. Bu itibarla başvuranların, Sözleşme'nin 2. maddesini esas alan
şikayetleri açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3.
ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından 24 Mart 2016
tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel Campos Julia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj