Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi HAKARET - TCK 125. Md.

HAKARET - TCK 125. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

Mesaj 25 Ara 2012 11:28
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28112



SEKİZİNCİ BÖLÜM:ŞEREFE KARŞI SUÇLAR



Madde 125 - (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./15.mad) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./15.mad) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin Madde hükümleri uygulanır.

İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 26 Ara 2012 17:32
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28112



MADDE 125.– Madde metninde hakaret suçu tanımlanmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.
Bu düzenlemede 765 sayılı Türk Ceza Kanununda benimsenen haka­ret ve sövme suçu ayırımı kaldırılmıştır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, kişiye somut bir fiil veya olgu is­nat edilmelidir. Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda haka­ret söz konusudur. Kişiye isnat olunan somut fiilin gerçek olup olmaması­nın, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandı­rılmayacaktır.
Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak ya­kıştırmalarda bulunulması hâlinde de, hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır. Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle veya kişiye bir hastalık izafe etmekle de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “AİDS’li” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.
Dikkat edilmelidir ki; davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amacına yönelik olarak belli bir siyasî kanaatin isnat edilmesi hâlinde de hakaret suçu oluşur. Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur. Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve âdetleri göz önünde bulun­durmak gerekir.
Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.
Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunma­dığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta haka­retin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık ol­malarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ih­tilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gı­yapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç ki­şiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiş­tir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve ka­naatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, men­sup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle iş­lenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu su­çun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel öl­çüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.
Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda ar­tırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.
Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine gö­revlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 17 Şub 2013 07:20
teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 19805


T.C.
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2016/4005
KARAR NO: 2018/2719
KARAR TARİHİ: 28.2.2018

>HAKARET--GIYAPTA HAKARET SUÇU--EKSİK İNCELEME


5237/m.3,58,61,125/1

ÖZET : Dava, gıyapta hakaret suçuna ilişkindir.

TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca, gıyapta hakaret suçunun en az üç kişi ile ihtilat edilerek işlenmesi gerekmekte olup, Mahkemece sanığın müştekiler hakkında iddianamede belirtilen hakaret içerikli sözleri, tanık olarak dinlenilen kişilerin yanında söylediği kabul edilmiş ise de, katılanın "sanık iddianamede belirtilen hakaretleri eşimin yanında ve tanıkların yanında yapmış" şeklinde, tanığın "iddianamede geçen hakaret sözlerini gerek benim yanımda gerekse diğer çalışanların yanında sürekli kullanıyor" şeklindeki beyanları karşısında, işletmede çalışan görevlilerin beyanlarına başvurularak, eylemde ihtilat unsurunun oluşup oluşmadığı araştırılıp, gerekçede tartışılmaksızın eksik inceleme ve yeterli olmayan gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,

TCK'nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı Kanunun 3. maddesindeki “fiilin ağırlığı ile orantılı ceza verilmesi ilkesi” çerçevesinde somut olay açıkça irdelenerek, temel cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, dosya içeriğiyle uyumlu olmayan "suçun işleniş şekli, suç konusunun önem ve değeri, sanığın güttüğü amaç ve saiki" gibi maddedeki bazı ibarelerin tekrarlanması suretiyle, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak ve hakkaniyet ölçülerine uyulmayarak fazla ceza tayini,

Tekerrüre esas alınan önceki mahkumiyetin, kesin nitelikteki adli para cezasından ibaret olması karşısında, sanık hakkında TCK'nın 58. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi isabetsizdir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca, gıyapta hakaret suçunun en az üç kişi ile ihtilat edilerek işlenmesi gerekmekte olup, Mahkemece sanığın müştekiler hakkında iddianamede belirtilen hakaret içerikli sözleri, tanık olarak dinlenilen kişilerin yanında söylediği kabul edilmiş ise de, katılanın ''sanık iddianamede belirtilen hakaretleri eşimin yanında ve tanıkların yanında yapmış'' şeklinde, tanığın ''iddianamede geçen hakaret sözlerini gerek benim yanımda gerekse diğer çalışanların yanında sürekli kullanıyor'' şeklindeki beyanları karşısında, işletmede çalışan görevlilerin beyanlarına başvurularak, eylemde ihtilat unsurunun oluşup oluşmadığı araştırılıp, gerekçede tartışılmaksızın eksik inceleme ve yeterli olmayan gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

1-) TCK'nın 61. maddesindeki ölçütler ve aynı Kanunun 3. maddesindeki “fiilin ağırlığı ile orantılı ceza verilmesi ilkesi” çerçevesinde somut olay açıkça irdelenerek, temel cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, dosya içeriğiyle uyumlu olmayan "suçun işleniş şekli, suç konusunun önem ve değeri, sanığın güttüğü amaç ve saiki" gibi maddedeki bazı ibarelerin tekrarlanması suretiyle, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak ve hakkaniyet ölçülerine uyulmayarak fazla ceza tayini,

2-) Tekerrüre esas alınan önceki mahkumiyetin, kesin nitelikteki adli para cezasından ibaret olması karşısında, sanık hakkında TCK'nın 58. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmemesi,

3-) TCK'nın 53/1-c maddesindeki hak yoksunluklarından, kendi alt soyu yönünden koşullu salıverme tarihine, kendi alt soyu dışındakiler bakımından ise cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi yerine, (c) bendindeki tüm haklardan koşullu salıverme tarihine kadar yoksunluğa karar verilmesi,

4-) TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına dair hükmün, Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 esas, 2015/85 Sayılı kararı ile iptal edilmesi sebebiyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık ...'ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle tebliğ nameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28.02.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.




T.C
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO.2015/11112
KARAR NO.2017/637
KARAR TARİHİ.01.02.2017
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret, özel hayatın gizliliğini ihlal
SUÇ TARİHİ: 05/11/2011-21/11/2011
HÜKÜM : 1- Hakaret suçundan dolayı TCK'nın 125/1, 125/4, 43/1, 62/1, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet
2- Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan dolayı TCK'nın 134/2, 62/1, 53, 63. maddeleri gereğince mahkumiyet


Hakaret ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından sanığın mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezaların on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 318 ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede:

A) Hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminin incelenmesinde;

Oluşa ve ikrarı içeren savunmaya göre; evli ve 2 çocuğu olan 31 yaşındaki sanık ...'ın, facebook adlı sosyal paylaşım sitesi aracılığıyla iletişim kurup, arkadaş olduğu 14 yaşındaki mağdur ... tarafından aralarındaki ilişkinin sona erdirilmesine tepki olarak, mağdurun oturduğu evin yanındaki iki evin duvarlarına ve 16 gün sonra da mağdurun öğrenim gördüğü okulun çevresindeki bir duvara, satın aldığı sprey boyaları kullanarak, “Ortaköy o.... ......” şeklinde, mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide eden ibareler yazarak üzerine atılı zincirleme şekilde ve alenen hakaret suçunu işlediğine dair yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.Suçun işlendiği “05.11.2011, 21.11.2011” tarihlerinin, gerekçeli karar başlığına, “07/11/2011” şeklinde yazılması, mahallinde düzeltilmesi olanaklı yazım yanlışlığı olarak kabul edildiğinden, bozma sebebi sayılmamıştır.
Temel ceza belirlenirken, TCK'nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle, aynı Kanun'un 3/1. madde ve fıkrası uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayin edilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından, bozma nedeni olarak kabul edilmemiştir.
Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilebileceği değerlendirilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin ceza miktarına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasına, hükmedilen hapis cezasının ertelenmemesine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, eleştiri dışında, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,


B) Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminin incelenmesine gelince;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine,

ancak;

1- Dosyada mevcut internet çıktılarına göre, mağdura ait resmin, 21.11.2011 tarihine kadar şikayete konu facebook hesabında yayımlandığı anlaşılmakla, gerekçeli karar başlığına, 21.11.2011 olan suçun işlendiği tarihin, 07.11.2011 olarak yazılması suretiyle CMK'nın 232/2-c madde, fıkra ve bendine aykırı hareket edilmesi,

2- Sanık ...'ın, kendisinden ayrılan kız arkadaşı mağdur ...'nın adını ve soyadını kullanarak açtığı ve pornografik görüntüler de paylaştığı sahte facebook hesabının profiline, mağdurun internette mevcut olan günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği bir resmini eklediği olayda,

Mağdur tarafından daha önce internette yayımlanan ve mağdurun günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği resmi, mağdurun başkalarının görmesini ve bilmesini istemeyeceği özel yaşam alanına ilişkin bir görüntü olarak kabul edilemeyeceğinden, mağdurun kişisel veri niteliğindeki resmini, hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunda tereddüt bulunmayan bir yöntemle sahte facebook hesabı üzerinden yayımlayan sanığın eyleminin, TCK'nın 136/1. madde ve fıkrasında tanımlanan verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle sanık hakkında TCK'nın 134/2. madde ve fıkrasında düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabul ve uygulamaya göre de:

a) TCK'nın 61/1. madde ve fıkrasında yer alan ölçütlerden suçun işleniş biçimi, meydana gelen tehlikenin ağırlığı ve sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı nazara alınarak, alt sınır aşılıp hak ve nasafete uygun bir ceza hükmedilmesi yerine, asgari hadden ceza tayini,

b) TCK'nın 6/1-g madde, fıkra ve bendinde, ceza kanunlarının uygulanmasında, basın ve yayın yolu ile deyiminden; her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınların anlaşılacağının belirtilmesi karşısında, mağdurun resmini, sahte facebook hesabı üzerinden belirsiz sayıda kişinin görgüsüne sunan sanık hakkında, hükmedilen temel cezada, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK'nın 134/2-2. madde, fıkra ve cümlesi gereğince, yarı oranında artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, anılan maddenin uygulanmaması suretiyle, sanığa eksik ceza tayini, kanuna aykırı,

c) Sanık hakkında TCK'nın 53. maddesi tatbik edilirken, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 08.10.2015 tarihli, 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının gözetilmesinde zorunluluk bulunması,
3- Mağdurun resminin, belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilme imkanı bulunan facebook adlı sosyal paylaşım sitesi üzerinden, 21.11.2011 tarihine kadar hukuka aykırı olarak yayımlanmış olması karşısında, karar tarihinden sonra, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un Geçici 1. maddesinin, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmüne göre, sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 01.02.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.




T.C.
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2015/38451
KARAR NO: 2017/10429
KARAR TARİHİ: 5.10.2017



>>GÖREVLİ POLİSLERE "LAN" SÖZLERİ İLE HAKARET-- KİŞİLERE YÖNELİK HER TÜRLÜ AĞIR ELEŞTİRİ VEYA RAHATSIZ EDİCİ SÖZLERİN HAKARET SUÇU BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİ


5237/m.125

ÖZET : Sanığın "1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü" etkinliğine katıldığı sırada müştekiler tarafından, arama noktasından geçişi esnasında gerekli kontrolleri yapıldıktan sonra, bir arkadaşına ait sırt çantası aranmak istendiğinde müştekilere hitaben "ne alıyorsun lan bunları, sen kimsin lan, bakamasın alamazsın lan, sen kimsin, ben bağırırım kavgaysa kavga da ederim, kimsin lan sen kimsin lan" şeklinde kaba hitap tarzı ve tepki niteliğindeki sözlerinin, müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet kararı verilmesi, isabetsizdir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnceleme konusu somut olayda; sanığın "1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü" etkinliğine katıldığı sırada müştekiler tarafından, arama noktasından geçişi esnasında gerekli kontrolleri yapıldıktan sonra, bir arkadaşına ait sırt çantası aranmak istendiğinde müştekilere hitaben "ne alıyorsun lan bunları, sen kimsin lan, bakamasın alamazsın lan, sen kimsin, ben bağırırım kavgaysa kavga da ederim, kimsin lan sen kimsin lan" şeklinde kaba hitap tarzı ve tepki niteliğindeki sözlerinin, müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması sebebiyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet kararı verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki isteme uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 05.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.




T.C
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2016/17096
KARAR NO:2016/19439
KARAR TARİHİ: 20/12/2016
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜMLER: Mahkumiyet


>HACİZ ANINDA BİRDEN FAZLA KİŞİYE HAKARET VE TEHDİT.

KARAR

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre ve sanık hakkında miktar itibariyle TCK'nın 125/1. maddesi uyarınca kesin olarak verilen hakaret suçuna ilişkin, katılan ... tarafından vasfa yönelik aleyhe temyizde bulunduğundan bu hükmün de temyize kabil olduğu belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-Sanığın, aleyhine yapılan icra takibi sırasında; icra katibi müşteki ..., polis memuru müşteki ..., alacaklı vekili olan katılan ..., alacaklı müşteki ..., olay yerinde bulunan mağdurlar ..., ..., ... 'ye benzer hakaret sözlerini ayrı ayrı söylese de, bu sözleri aynı olay çerçevesinde çıkan tartışmada, aynı sebeple ve araya zaman aralığı girmeden bir suç işleme kararı ve kastı ile söylemesi nedeniyle, TCK'nın 125/3-a, 4. maddeleri ile belirlenecek cezanın anılan Kanunun 43/2. maddesi uyarınca artırılması gerekirken, üç ayrı mahkumiyet hükmü kurulması,

2-Sanığın, icra takibi sırasında avukat olan katılan ..., icra katibi olan müşteki ...'a yönelik tehdit eyleminin zincirleme şekilde TCK'nın 265/2, 43/2. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturduğu, alacaklı olan müşteki ..., alacaklının yanında bulunan mağdurlar ..., ..., ...'ye yönelik tehdit eylemlerinin ise aynı Kanunun 106/1.1 cümle, 43/2. maddelerine uyan tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması,

Kanuna aykırı ve sanık ... ile katılan ...'ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20/12/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


T.C
YARGITAY
4. CEZA DAİRESİ.
Tarih:2012
Esas No:2011/1214
Karar No:2012/20474
Kaynak:Mahkeme dosyası
İlgili Maddeler:TCK 125/1-3,a

İlgili Kavramlar:MEMURA HAKARETTE SEÇİMLİK CEZA

( "Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;... Hakaret suçunda tercih edilen ve hükmedilen hapis cezasının, TCK’nın 50/2. maddesi uyarınca para cezasına çevrilemeyeceğinin düşünülmemesi,... Yasaya aykırı ve sanık Ö.A. müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar






T.C
YARGITAY
5. CEZA DAİRESİ
ESAS NO.2015/3599
KARAR NO.2015/29196
KARAR TARİHİ.30/09/2015
MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala zarar verme, hakaret


>KARŞILIKLI HAKARET İLK HAKARETİN KİMİN YAPTIĞININ TESPİT EDİLEMEMESİ, "ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR" İLKESİ CEZA VERİLMESİNE YER OLMADIĞI KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Katılan sanık A.. Ş..'in, katılan sanık M.. E..'a ait araziyi yıllık olarak kiraladığı ancak kira süresi bitmeden M.. E..'un bir sonraki yılın kira bedelini istemesi üzerine taraflar arasnda çıkan tartışmada karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, sanık M.. E..'un bu olay üzerine sinirlenerek A.. Ş..'in arkadaşı olan katılan sanık V.. Ş..'yi araması üzerine tarafların tartışarak karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, katılan sanık M.. E..'un, A.. Ş..'e ait araziye giderek kulübenin kapı ve pencere camlarını kırdığı, bu suretle katılan sanıklar hakkında karşılıklı hakaret ve katılan sanık M.. E.. hakkında ayrıca mala zarar verme suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1- Sanık M.. E.. hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet kararı ile sanıklar V.. Ş.. ve A.. Ş.. hakkında hakaret suçundan kurulan ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik temyiz talebinin incelenmesinde,
Katılan sanık ifadeleri, tanık beyanları, tutanaklar ile tüm dosya kapsamına göre, sanık M.. E.. hakkında mala zarar verme suçundan kurulan mahkumiyet kararı ile katılan sanıklar V.. Ş.. ve A.. Ş.. hakkında hakaret suçundan kurulan ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlarda isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık M.. E..'un temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2- Sanık M.. E.. hakkında hakaret suçlarından kurulan mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz talebinin incelenmesinde,

Sanığın ifadesinde, telefon ile A.. Ş.. ve V.. Ş..'yi aradığında adı geçen sanıkların kendisine hakaret ettiklerini, bunun üzerine kendisinin de karşılık olarak hakaret suçunu işlediğini beyan ettiği, telefon konuşmasını duyarak tarafların iddialarını doğrulayan tanık olmaması karşısında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 31/03/2009 tarih ve 2008/6-256 Esas ve 2009/79 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu, gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olan olaylar ve iddiaların, sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı anlaşılmakla, hakarete ilişkin ilk söz söylediği sabit olmayan sanık hakkında da ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hangi gerekçeyle diğer sanıkların beyanlarına itibar edildiği açıklanmaksızın mahkumiyet kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık M.. E..'un temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
verildi."
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Mesaj 18 Şub 2013 01:15
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28112



MADDE AÇIKLAMALARI:

Korunan hukukî değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdinde ki saygınlığıdır. Davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

A-Huzurda Hakaret

Suçun Konusu:


1-Kişiye somut bir fiil veya olgu isnat edilmeli: Örneğin, kamu görevlisinin bir kişiden bir iş karşılığında belli bir miktar rüşvet aldığı yönünde isnatta bulunulması durumunda hakaret söz konusudur. Kişiye isnat olunan somut fiilin gerçek olup olmamasının, hakaret suçunun oluşması bakımından bir önemi yoktur. Ancak, iddia olunan hususun gerçek olduğunun ispat edildiği durumlarda, fail cezalandırılmayacaktır.

2-Soyut olarak yakıştırmalarda bulunulmalı: Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır.

3- Kişinin bedenî arızasını veya kişiye bir hastalık izafe etmekle: Örneğin, kişiye “kör”, “şaşı”, “topal”, “kambur”, “kel” vs. demekle; kişiye “psikopat”, “frengili” veya “aidsli” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.

4-Belli bir siyasî kanaatin isnat edilmeli: Örneğin, bir kişiye “faşist”, “komünist” veya “mürteci” demekle, hakaret suçu işlenmiş olur.
Bir kişiye izafeten söylenen sözün veya bulunulan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, toplumda hâkim olan telâkkileri, örf ve adetleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Hakaret suçu, kişi muhatap alınarak işlenebilir. Bu durumda huzurda hakaret söz konusudur.

Maddenin ikinci fıkrasında, hakaretin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir mesajla yapılması hâlinde, birinci fıkra hükmüne istinaden cezaya hükmedileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kişiyi muhatap alan mektup, telgraf, telefon ve benzerî araçlarla yapılan hakaret de, huzurda hakaret olarak cezalandırılmalıdır.

B-Gıyapta hakaret

Hakaret suçu, kişinin gıyabında da işlenebilir. Kişiye hazır bulunmadığı bir ortamda veya doğrudan muttali olamayacağı bir surette hakaret edilmesi durumunda, gıyapta hakaret söz konusudur. Ancak, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin mağdurun gıyabında ve fakat en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Bu kişilerin toplu veya dağınık olmalarının suçun oluşumu üzerinde bir etkisi yoktur. Bir veya iki kişiyle ihtilat ederek de mağdura hakaret edilebilir. Bu gibi durumlarda da esasında bir haksızlık gerçekleşmektedir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun gıyabında en az üç kişiyle ihtilat edilerek, yani en az üç kişi muhatap alınarak hakaretin yapılması şart olarak aranmıştır.

C-Nitelikli hakaret

Maddenin üçüncü fıkrasında, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi, bu suçun bir nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Keza, hakaret suçunun dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hâlinde, verilecek cezanın bir yıldan az olamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Maddenin dördüncü fıkrası hakaret suçunun alenen işlenmesi, bu suçun bir nitelikli şekli olarak kabul edilmiştir. Aleniyet için aranan temel ölçüt, fiilin, gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişiler tarafından algılanabilir olmasıdır.

Keza, aleniyetin basın ve yayın yoluyla gerçekleşmesi durumunda artırma oranı ayrıca düzenlenmektedir.

Maddenin son fıkrasında, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde, suçun kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.






T.C.
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2015/11227
KARAR NO: 2016/14515
KARAR TARİHİ: 19.9.2016

>""BENDE HAKKIN VARSA ALLAH RIZASI İÇİN ETME, EDERSEN ŞEREFSİZSİN"" SÖZÜNÜN ŞARTA BAĞLI OLDUĞUNDAN DOLAYI HAKARET OLMADIĞI.



5237/m. 125

ÖZET : Katılanın sanığa göndermiş olduğu mesajda hakkını helal etmeyeceğine yönelik ifadesine sanığın “…bende hakkın varsa Allah rızası için etme, edersen şerefsizsin…” diyerek karşılık verdiğinin anlaşılması karşısında, isnadın şarta bağlı veya bir olasılık halinde dile getirildiği, hakaret etme kastıyla hareket edilmediği gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;

Katılanın sanığa göndermiş olduğu mesajda hakkını helal etmeyeceğine yönelik ifadesine sanığın “…bende hakkın varsa Allah rızası için etme, edersen şerefsizsin…” diyerek karşılık verdiğinin anlaşılması karşısında, isnadın şarta bağlı veya bir olasılık halinde dile getirildiği, hakaret etme kastıyla hareket edilmediği gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı ve sanık S. E.’ın ve katılan H. H. O. vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme uygun olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.







T.C.
YARGITAY
23. CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2015/15502
KARAR NO: 2015/7533
KARAR TARİHİ: 2.12.2015


> "GERİ ZEKALI" SÖZÜNÜN HAKARET OLDUĞU

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:


KARAR : Hamile olan eşini hastaneye getiren sanığın; evrakta eksiklik olduğunu söyleyen katılan doktora yönelik; "...benim eşim oyuncak mı oradan oraya gönderip duruyorsunuz, bu servisi dağıtacağım, geri zekalı, senin beynini dağıtırım” dediği, serviste bulunan telefonun ahizesine vurarak kırılmasına neden olduğu böylece sanığın üzerine atılı kamu görevlisine yönelik hakaret, kamu malına zarar verme ve tehdit suretiyle görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddia olunan somut olayda;

1-Mala zarar verme ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Sanığın, katılana hitaben "...geri zekalı .." diyerek hakaret içeren cümleleri aleni ortamda sarfettiği ve servis telefonu kırarak zarar verdiği anlaşıldığından hakaret ve kamu malına zarar verme suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. 5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

2-Görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde;

Sanığın katılan doktora, sarfettiği kabul edilen "...senin beynini dağıtırım" şeklindeki sözün, tehdit suçunu oluşturacağı dikkate alınmadan, yazılı şekilde görevi yaptırmamak için direnme suçundan beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.12.2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 14 Kas 2015 01:10
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28112



YARGITAY 4. Ceza Dairesi
Esas: 2012/34111
Karar: 2013/33914

>HAKARET SUÇU--SANIĞIN BOŞANDIĞI EŞİNE SÖYLEDİĞİ SÖZLER "SEN NASIL BİR İNSANÇIKMIŞSIN"ELEŞTİRİ SINIRI





Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü.

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.Bir hareketin tahrik edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Sanığın boşandığı eşine, nafaka talep etmesi nedeniyle, kızları İ..."in masraflarını yıllardır kendisinin karşıladığını belirterek söylediği “sen nasıl bir insancıkmışsın” sözünün, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ağır eleştiri niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık M...’ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, 26.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.





KARŞI OY GEREKÇESİ
Uyuşmazlık konusuna gelince, sanık üç suçtan yargılanmış ve her üç suçtan da biri nitelik değiştirmek suretiyle mahkûm edilmiştir. İki suçtan verilen hükmün kesin olması nedeniyle hakaret suçundan yapılan inceleme sonucunda hüküm, hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin yasal olmayan gerekçe ile reddedilmesi nedeniyle bozulmuştur, bu bozma, yerel mahkemece gösterilen gerekçenin yasal olmaması nedeniyle, Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına ve biçimsel gerçeğe uygundur, ancak inceleme konusu incelendiğinde, işlediği suçlardan nedamet duymayan, suçların olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir çabası bulunmayan bu nedenle hakkında uzlaşma hükümleri de uygulanmayan bir sanıkla karşı karşıyayız. Şüphesiz ki, inceleme konusu suçun hakaret olması nedeniyle maddi bir zararın bulunduğu söylenemeyeceği gibi kişilerin onur ve saygınlığına parasal bir değer biçmek de mümkün değildir. Ancak, mağdur, bu suçtan zarar görmemiş midir? Hiç kimse mağdurun bu suçtan zarar görmediğini söyleyemez. O halde bu zararın giderilmesi, mağdurun mağduriyetinin giderilmesi gerekmez mi, nitekim yerel mahkemece de, direnme kararında tüm bu hususları değerlendirmek suretiyle, sanığın bu haktan yararlanamayacağını belirtmiştir.

Yerel mahkemece bu bozma üzerine, hiçbir koşulu yerine getirmeyen sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, mağduru ikinci kez mağdur etmekten başka bir amaca hizmet etmeyecek, mahkemenin, sübjektif koşulları değerlendirerek sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar vermesi halinde ise bozma kararı etkisiz hale gelecektir" görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul üyesi de; benzer düşüncelerle karşıoy kullanmışlardır.









T.C
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
ESAS NO:2012/1264
KARAR NO:2013/42

HAKARET--SANIĞIN ÖZÜR DİLEMEMESİ DURUMUNDA HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA KARAR VERİLMESİ


Sanık F.. K..'nın hakaret suçundan 5237 sayılı TCK’nun 125/1-4 ve 52. maddeleri uyarınca 2.100 Lira, kasten yaralama suçundan TCK’nun 86/2, 35 ve 52. maddeleri uyarınca 1.800 Lira, kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan TCK’nun 123/1 ve 52. maddeleri uyarınca 1.800 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, tehdit suçundan ise beraatına ilişkin, Aydın 2. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.06.2008 gün ve 317-540 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 2. Ceza Dairesince 22.02.2010 gün ve 3886-4978 ile;
“Sanık hakkında kasten yaralama ve kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan kurulan 30.06.2008 tarihli hükmün sanık tarafından temyizi üzerine 02.07.2008 tarihli ek karar ile temyiz isteğinin reddine karar verildiği belirlenerek, sanığın hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazları üzerine yapılan incelemede,
Katılanın bir tazminat istemi bulunmadığı gibi, dosyaya yansıyan bir zararın da belirlenemediği gözetilmeden, sanığın katılanın zararını ödemeyi kabul etmediği biçimindeki dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile sanık hakkında 5271 sayılı CMK.nun 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 31.05.2010 gün ve 432-607 sayı ile;
"... Kişiler üzerinde manevi etki bırakan hakaret, huzur ve sükun bozma gibi eylemler maddi herhangi bir zarar doğurmaz dolayısıyla bu suçlar sonrasında mağdurun herhangi bir şekilde maddi olarak zarar giderimi beklenemez. Manevi etki bırakan eylemlerde doğal olarak manevi zarar oluşmaktadır. Dolayısıyla bunun giderimi de en azından özür dileme ya da pişmanlığını dile getirme gibi hareketlerle kendini belli eder. Olayımızda ise sanığa yapılan bu yöndeki uyarıyı sanık kabul etmediği gibi eylemi dahi kabul etmemiştir. Duruşmaların başından sonuna kadar eylemi kabul etmediği gibi müştekiden özür dahi dilememiştir. Hatta son duruşmaya kadar müştekiyi aramadığını ve görmediğini belirtmiştir. Bu durumda sanığın bu eylem nedeniyle müştekide oluşan manevi zararı gidermediği için CMK'nun 231/5. maddesinde gösterilen şartları yerine getirmiş sayılmaz...
CMK’nun 231/5. maddesinde doğrudan maddi zarar şeklinde bir ibare olmadığına göre uzlaşmaya tabi eylemlerde manevi zarar oluştuğunda özür dilemeyi zarar gidermek için gerekli olan hallerden biri olarak kabul etmek gerekir. Sanık katılandan özür dilemediği için hakkında CMK’nun 231/5. maddesi uygulanmamıştır" gerekçesiyle direnerek, önceki hüküm gibi karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 16.07.2012 gün ve 313737 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.


CEZA GENEL KURULU KARARI

Tehdit suçundan kurulan hükmün temyiz edilmeksizin kesinleşmesi, kasten yaralama ile kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarından verilen hükümlerin ise kesin nitelikli adli para cezası olması nedeniyle, bu hükümlere yönelik temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi karşısında inceleme, hakaret suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Suçun gerçekleşme şekli ve sübutu açısından uyuşmazlık bulunmayan ve sanığın hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yerel mahkemece hakaret suçundan oluşan manevi zararı sanığın özür dilemek suretiyle gidermediği gerekçesiyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğinden;
1979 doğumlu, evli, 2 çocuklu ve sabıkasız olan sanığın, 1970 doğumlu, bekâr ve polis merkezinde sivil memur olarak çalışan katılanı olaydan önceki günlerde sürekli takip ederek rahatsız ettiği, olay günü de “gel seni gideceğim yere götüreyim” diyerek huzurunu bozduğu, katılanın şikayet edeceğini ifade etmesi üzerine “sen bana hiçbir halt yapamazsın, seni s....” diyerek hakaret ettiği,
Katılanın aşamalarda uzlaşmayı kabul etmediği, sanığın soruşturma aşamasında uzlaşmak istediğini ifade etmesine rağmen yargılama aşamasında bu iradesinden dönerek uzlaşmak istemediğini belirttiği,
Yargılama sırasında sanığa zararı gidermek isteyip istemediği sorulduğunda ise; katılanın zararı bulunmadığından zararı gidermek istemediğini ifade ettiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ilkeleri ve uygulanma koşulları üzerinde durulması gerekmektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 günü yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanunun 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya koyulmuş, aynı Kanunun 40. maddesiyle de 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılık hariç olmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.
Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası için kabul edilen bu uygulama, 5728 sayılı Kanunla 5271 sayılı Kanunun 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa’nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezalarına ilişkin tüm suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
5560, 5728, 5739 ve 6008 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;
a) Suça ilişkin olarak;
1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi ve hükmolunan cezanın, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
2- Suçun, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,
b) Sanığa ilişkin olarak;
1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,
3- Mahkemece; sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,
4- Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair beyanının olmaması,
Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

Görüldüğü gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif şartlarından birisi de, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada uğranılan zarardan kast edilen maddi zarar olup, manevi zarar bu kapsamda değerlendirilmemelidir. Herhangi bir maddi zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli olmayan suçlar yönünden ise bu şart aranmayacaktır. Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 250-13 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararı da bu doğrultudadır.

Öte yandan uzlaşmaya tabi olan hakaret suçundan, sanığın yargılama aşamasında uzlaşmak istemediğini ifade etmesi karşısında sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmayacağı ileri sürülebilir ise de, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.03.2012 gün ve 413-121 sayılı kararında açıklandığı üzere; uzlaşma ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması ayrı kurumlar olup, birbirinden farklı uygulama koşulları olduğundan, öncelikle sanık lehine düzenleme olduğunda kuşku bulunmayan uzlaştırma işlemi yapılmalı, uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma imkanı olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Diğer bir anlatımla, sanığın uzlaşmayı kabul etmemesi ve bu nedenle uzlaştırmanın sağlanamaması durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmamalı, yargılama sonucunda şartlarının varlığı halinde CMK’nun 231/5. maddesinin uygulanabileceği kabul edilmelidir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın işlemiş olduğu hakaret suçunu oluşturan eylem nedeniyle oluşmuş bir maddi zarardan bahsedilemeyeceğinden, 5271 sayılı CMK’nun 231. maddenin 6. fıkrasının (c) bendindeki şart aranmaksızın bu suçla ilgili yargılama sonucunda sabıkasız olan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, yerel mahkemece sanığın özür dilememek suretiyle katılanın manevi zararını gidermediği gerekçe gösterilerek sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi yasal dayanaktan yoksun ve isabetsizdir.

Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul üyesi G.Yalvaç; "Sanık hakkında, şikayetçiyi bir süre takip edip, karşılaştığında eliyle saçını düzeltip, gülümseyerek rahatsız ettiği, yolunu bekleyip karşılaşmaya çalıştığı, karşılaştığında 'gel seni benim gideceğim yere götüreyim' demek suretiyle huzurunu kaçırdığı, şikayetçinin seni şikayet edeceğim demesi üzerine 'sen bana hiçbir halt yapamazsın, sen benim kim olduğumu biliyormusun, seni s...., senin başına bela olurum' şeklinde küfür ve tehditlerle yanından uzaklaşmaya çalıştığı, arkasından gelen müştekiye tekrar dönüp, edep dışı aynı sözü tekrarladıktan sonra elini kaldırıp vurmaya çalıştığı iddiasıyla açılan kamu davasında, yerel mahkemece, sanığın hakaret, yaralamaya teşebbüs, huzur ve sükunu bozma suçundan adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve sanık zarar ödemeyi kabul etmediğinden, hakkında CMK'nın 231. maddesinin uygulanmamasına karar verilmiş, sanık tarafından temyiz edilen hükümler, Özel Dairece, diğer iki hükmün kesin olduğu saptanarak, hakaret suçu yönünden yapılan değerlendirmede, katılanın tazminat istemi bulunmadığı, bir zararda belirlenemediği gözetilmeden, dosya kapsamına uymayan gerekçe ile CMK'nın 231. maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi isabetsizliğinden hüküm bozulmuş, yerel mahkemece, nedamet duymayan, özür dilemeyen bir sanığın bu hükmün uygulanmasına müstehak olmadığı, onur ve saygınlığına yönelik suçlarda da bir zararın bulunduğu ancak bunun maddi olarak gideriminin beklenemeyeceği, bunun özür veya pişmanlık yoluyla giderilmesi gerektiği gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir.

Özel Daire bozması Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 11-250/13 sayılı kararına uygundur. Ancak karardaki ilke bu müesseselerden beklenen amaca hizmet etmekte midir, ya da karardaki ifade mutlak mıdır, şeklen doğru olsa bile bu anlayış adalet duygusuna ne kadar hitap etmektedir? Tüm bu hususların yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle öncelikle anılan karardaki ilkeyi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve diğer benzer müesseselerin ihdas amacı doğrultusunda yorumlamak suretiyle somut uyuşmazlıkla ilgili görüşlerimi ifade edeceğim.
Anılan kararın ilgili paragrafı aynen şu şekildedir; 'Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından birisi de suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesidir. Burada, uğranılan zararlardan kast edilen maddi zararlar olup, manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilmemelidir.
Maddi zararın bizzat sanık tarafından yerine getirilmesi gerekmeyip, sanık adına onun bilgisi ve rızası tahtında üçüncü kişiler tarafından da tazmin, aynen iade veya eski hale getirme suretiyle giderilmesi de olanaklıdır. Ancak, herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşul aranmayacaktır. Örneğin, 6136 sayılı Yasanın 13. maddesine aykırılık halinde, herhangi bir zarar bulunmadığından zararın giderimi koşulu aranmaz.
Zararın belirlenmesinde hâkim, ceza yargılamasında şahsi hak davasına yer verilmediği gerçeğini de gözönünde bulundurmak koşuluyla, kanaat verici basit bir araştırma yapmalı, hukuk hakimi gibi gerçek zararı tam anlamıyla saptamaya çalışmamalıdır. Zira, 5271 sayılı Yasanın 231. maddesindeki düzenleme, kişinin ileride hukuk mahkemesinde şahsi hak davası açmasına ve giderilmediğini düşündüğü gerçek zararının saptanarak kalan kısmına da hükmedilmesini isteme yönünden bir engel oluşturmamaktadır'
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, şahsi hak davasının kalkmış olması, maddi zarar doğurmayan suçlarda maddi bir belirlemenin zorluğu ve en önemlisi de, kişilerin manevi değerlerine parasal bir değer biçmenin mümkün olmayacağı düşüncesiyle, hakimin araştıracağı ve göz önünde tutacağı zararın maddi zarar olduğuna karar vermiştir. Bu kararda hâkimin araştırmakla yükümlü olduğu zarar belirtilmektir. Yoksa, kararla manevi zararların tazmininin engellemesi amaçlanmış değildir. Ancak uygulamada bu husus manevi zararların tazminine gerek bulunmadığı şeklinde algılanmış, bu algı, uzlaşma, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, C.savcısının kamu davası açmada takdir yetkisi, zararın ödenmesi şartıyla erteleme ve tazmin suretiyle giderme tedbirine hükmetme gibi müesseseleri de konuluş amacından uzaklaştırıp, içini boşaltarak, işlevsiz kurumlar haline getirmiştir.
Ayrıntısına girmeden ifade etmek isterim ki, yukarıda tüm müesseselerin ortak amacı öncelikle mağdurun mağduriyetinin giderilmesi suretiyle toplumsal barışın sağlanması, bu şekilde şüpheli veya sanığın topluma kazandırılmasıdır. Tüm bu müesseseler esasen bir kısmı geçmişte de bulunan ancak yeni CMK’da mağdur haklarını da güvence altına alan onarıcı adalet kurumlarıdır. Bu nedenle anılan hükümler uygulanırken bu denge ve düşünceye uygun bir bakış açısı geliştirilmelidir. Bugüne kadarki uygulama maalesef anılan müesseseleri işlevsiz içi boş birer kurum haline getirmiş, bırakın uyuşmazlıkları çözmeyi, kendileri uyuşmazlıkların konusu olmuşlardır.
Şöyle ki, Cumhuriyet savcısının delil değerlendirmesi yetkisi bulunmadığı şeklindeki önceki uygulamalardan kaynaklanan hatalı düşüncenin etkisi, şikâyet edilme ve Adalet müfettişlerince eleştirilme endişesiyle 5271 sayılı CMK’nın 171. maddesindeki 'kamu davasını açmada takdir yetkisi' kurumu işletilememiş, soruşturma aşamasında sonlanması gereken uyuşmazlıklar kovuşturma aşamasına taşınmıştır. Hemen olaydan sonra, çoğu zaman da yasak savma kabilinden, 'uzlaşmak isteyip istemedikleri' sorulmak suretiyle, uzlaşma kurumu işlevsiz bırakılmıştır. Bir an düşünelim, tehdit veya hakarete maruz kalmışız veya bir trafik kazasında kolumuz, bacağımız kırılmış, bu atmosferde bizlere sanıkla uzlaşmak isteyip istemediğimiz sorulsa bu soruya vereceğimiz cevabın olumlu olma ihtimali var mıdır? Diğer müesseseler için de manzara pek farklı değildir. CMK’nın 231. maddesinin değerlendirilmesi için yapılan bozma üzerine, mahkemece taraflar çağrılır, bozmaya karşı diyecekleri sorulur, daha sonra zarar giderilmediği şeklindeki bir gerekçe ile 'sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına' karar verilir, acaba bu şekilde bozma gereği yerine getirilmiş midir? Yine dosyaların esasına girilmeden üzerine şablon 231 bozmalarının eklenerek gönderilmesi yargılamayı uzatmaktan ve yargının iş yükünü arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır. 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren Yargıtay bir dosyayı en az üç kez incelemekte ancak bal yapmayan arı misali boşa emek ve mesai sarfetmekte, toplumda hiç de haketmediği halde çalışmadığı şeklinde bir algıyla karşılaşmaktadır.

Uzlaşmaya tabi bir suçta, uzlaşmayan bir sanık hakkında verilen bir kararı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun değerlendirilmesi yönünden bozmak, ne müessesenin amacına ne de adalete hizmet etmektedir. Bu kurumlar, hakları ve yükümlülükleri birlikte öngören kurumlardır. Meselelere yalnızca hak, hatta kazanılmış hak gibi yaklaşıp, yükümlülükleri bertaraf eden bir anlayış, ne adalete ne de toplumsal barışa hizmet eder. Bu nedenle benzer müesseseler aynı yaklaşımla uygulanmalı taktir yetkisi kapsamında kalan uygulamalar açık hukuka aykırılık taşımadığı sürece bozma konusu yapılmamalı, herhangi bir sonuç doğurmayacak bozmalardan kaçınılmalıdır.

Uyuşmazlık konusuna gelince, sanık üç suçtan yargılanmış ve her üç suçtan da biri nitelik değiştirmek suretiyle mahkûm edilmiştir. İki suçtan verilen hükmün kesin olması nedeniyle hakaret suçundan yapılan inceleme sonucunda hüküm, hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin yasal olmayan gerekçe ile reddedilmesi nedeniyle bozulmuştur, bu bozma, yerel mahkemece gösterilen gerekçenin yasal olmaması nedeniyle, Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına ve biçimsel gerçeğe uygundur, ancak inceleme konusu incelendiğinde, işlediği suçlardan nedamet duymayan, suçların olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik bir çabası bulunmayan bu nedenle hakkında uzlaşma hükümleri de uygulanmayan bir sanıkla karşı karşıyayız. Şüphesiz ki, inceleme konusu suçun hakaret olması nedeniyle maddi bir zararın bulunduğu söylenemeyeceği gibi kişilerin onur ve saygınlığına parasal bir değer biçmek de mümkün değildir. Ancak, mağdur, bu suçtan zarar görmemiş midir? Hiç kimse mağdurun bu suçtan zarar görmediğini söyleyemez. O halde bu zararın giderilmesi, mağdurun mağduriyetinin giderilmesi gerekmez mi, nitekim yerel mahkemece de, direnme kararında tüm bu hususları değerlendirmek suretiyle, sanığın bu haktan yararlanamayacağını belirtmiştir.

Yerel mahkemece bu bozma üzerine, hiçbir koşulu yerine getirmeyen sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi, mağduru ikinci kez mağdur etmekten başka bir amaca hizmet etmeyecek, mahkemenin, sübjektif koşulları değerlendirerek sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar vermesi halinde ise bozma kararı etkisiz hale gelecektir" görüşüyle,

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Genel Kurul üyesi de; benzer düşüncelerle karşıoy kullanmışlardır.




SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Aydın 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 31.05.2010 gün ve 432-607 sayılı direnme hükmünün yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.






T.C.
YARGITAY
4. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2013/2451
KARAR NO:2015/1184
KARAR TARİHİ: 15.01.2015

>HAKARET SUÇU ALENİ YERLERDEN OLAN CADDE VE SOKAKTA İŞLENMESİ.

TCK-125/4

Ancak;

1-)Sanığın, tehdit suçunu katılanlara karşı aynı olayda kısa zaman aralığı içinde işlemesine karşın, yerinde olmayan gerekçeyle TCK'nın 43. maddesinin iki kez uygulanması, ve anılan madde ikinci kez uygulanırken, 3 yıl 10 ay 25 gün hapis yerine, 3 yıl 10 ay 26 gün, belirlenip TCK'nın 62. maddesi uyarınca indirim yapıldığında sonuç cezanın 3 yıl 3 ay yerine 3 yıl 3ay 1 gün olarak fazla belirlenmesi,

2-)Sanığın, hakaret suçunu aleni yer olan sokakta işlemesine karşın, TCK'nın 125/4. maddesinin uygulanmaması,

3-)Hakaret suçundan hüküm kurulurken, sabıkasının silinme koşulları oluşan sanık hakkında, bir daha suç işlemeyeceği kanaatiyle cezanın ertelenmesine karşın, CMK'nın 231/6. maddesinde öngörülen yasal ölçütler tartışılıp değerlendirilmeden ''sanığın kastının yoğunluğu, aynı gün birden fazla suç işlemesi, suçun işleniş şekli, takdiren'' biçimindeki yasal olmayan gerekçelerle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilerek çelişkiye neden olunması,

Kanuna aykırı
ve sanık M müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.





T.C.
YARGITAY
4. CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2014/30004
KARAR NO:2015/15
KARAR TARİHİ:05/01/2015




Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Sanığa yükletilen yaralama ve hakaret eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,

Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,

Sanığın, hakaret suçunu aleni yer olan caddede işlemesi nedeniyle TCK'nın 125/4. maddesiyle cezasından artırım yapılması gerektiği gözetilmemiş ise de, karşı temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,

Eleştiri dışında cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,

Anlaşıldığından sanık E..... ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, 05/01/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C
YARGITAY
18.CEZA DAİRESİ
ESAS NO: 2015/3718
KARAR NO: 2015/6696
KARAR TARİHİ: 7.10.2015
Tebliğname No : 4 - 2012/322884


>GÖREVLİ POLİS MEMURUNUN KENDİNE AİT ŞAHSİ TELEFONUN DAN İFADESİ ALINACAK ŞAHSI ÇAĞIRMASI, ŞAHSIN ŞAKA ZANNEDEREK HAKARETTE BULUNMASI



Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

A- Temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca O Yer Cumhuriyet Savcısının tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,


B- Sanığın temyizine gelince,

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1- Polis memuru olan katılanın kendi özel telefonundan aradığı sanığa kendisinin polis olduğunu belirterek karakola ifade için çağırdığı olayda, sanığın arayan kişinin kendisine şaka yaptığını zannettiği şeklindeki savunması karşısında, eylemin TCK'nın 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturacağı düşünülmeden yerinde görülmeyen gerekçeyle görevliye hakaret suçundan hüküm kurulması,

2- Kabule göre, sanığın adli sicil kaydında bulunan ilamının hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin olup kesinleşmiş mahkumiyet niteliğinde bulunmaması, sanığın suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla bir daha suç işlemekten çekineceği kabul edilerek hükmolunan cezanın ertelenmesi karşısında, bu gerekçeyle çelişkili biçimde, "sanığın kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunduğu ve bir daha suç işlemeyeceği yönünde mahkemede kanaat oluşmadığı" şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Kanuna aykırı ve sanık M.. A..'ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07/10/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.



  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi