Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:SUÇA TEŞEBBÜS


Madde 35 - (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2) Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

GEREKÇE - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

MADDE 35.– Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hare­ket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleşti­rememektedir. Bu durumda ise kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir. Ancak teşebbüs hâlinde karşılaşılan en önemli sorunlar­dan biri, cezanın belirlenmesinde “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayrımı­nın esas alınmasıdır. Çünkü, “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayırımında her olaya uygulanabilen ve duraksamaya yer bırakmayan objektif bir ölçüt bulunamamaktadır.
Bu nedenle suçun tamamlanamadığı durumlarda ceza miktarı belirle­nirken, yapılan hareketin ulaştığı gerçekleşme aşamasından ziyade, fiilin doğurduğu zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınmalıdır. Çünkü bir olayda icra hareketleri bitmemesine rağmen ortaya çıkan zarar veya tehlike, icra hareketlerinin bitmesinden sonra meydana gelen zarar veya tehlikeden daha ağır olabilir. Özellikle silâhla yapılan ve tekrarlanan hareketlerle ger­çekleştirilmek istenen adam öldürme suçunda bu durum söz konusu olmak­tadır. Örneğin tabancasındaki mermilerden sadece birini atıp mağduru yara­ladıktan sonra engellenen fail, icra hareketleri bitmediği için adam öldür­meye “eksik teşebbüs”ten dolayı, buna karşılık silâhındaki tek kurşunu atıp mağdura isabet ettiremeyen fail, icra hareketleri bittiği için “tam teşeb­büs”ten dolayı cezalandırılmaktadır.
Görüldüğü üzere 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Hükûmet Tasarı­sında yer alan “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayırımı adil olmayan bir cezalandırmanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca belirtmek gere­kir ki, bu ayırım, sırf hareket suçlarında uygulanamamaktadır.
Belirtilen bu sorunların giderilmesi için, yabancı bir çok ceza kanu­nunda olduğu gibi suça teşebbüste cezanın tespit edilmesinde, “eksik teşeb­büs” – “tam teşebbüs” ayırımına maddede yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından, teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür.
Buna göre, suça teşebbüs durumunda hâkim, önce cezanın belirlenme­sindeki ölçülere göre temel cezayı saptayacak; daha sonra, bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dik­kate alınarak, teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında ceza belirlenecektir.
Suça teşebbüs düzenlemesinde getirilen diğer bir yenilik, icra hare­ketlerinin başlangıcına ilişkindir. Bilindiği üzere icra hareketlerinin ne za­man başladığının belirlenmesi kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla yakından ilgilidir. Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edi­lirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına vara­bilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşama­sında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebil­mesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konu­sunu bir kanıtlama sorunu hâline getirmektedir. Diğer bir deyişle, suçun icrasıyla ilgisiz davranışlar dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabilecektir.
Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmaya­cak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğ­ruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması duru­munda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs gibi, teşebbüs hareketlerinin bağımsız suç tipi olarak düzenlendiği suçlara teşebbüs mümkün değildir.
Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönün­den bulunmalıdır. Nitekim uygulamada da elverişlilik bu şekilde anlaşıl­maktadır. Bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramı dahil edilmiştir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

MADDE AÇIKLAMALARI:

TEŞEBBÜSÜN TANIMI:

Suça teşebbüs (kalkışma), maddedeki ifadeye de uygun olarak, failin işlemeyi kastettiği bir suçu, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlamasına rağmen elinde olmayan harici engellerden dolayı tamamlayamaması hali olarak tanımlanabilir.

TEŞEBBÜSÜN HUKUKİ NİTELİĞİ VE CEZALANDIRILIŞ NEDENİ:

Genel ve özel ceza kanunları ile ceza hükmü içeren kanunlarda yer alan suçların yaptırımı olarak belirlenen cezaların fail hakkında uygulanabilmesi, suç ve cezada kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olarak, failin işlediği fiilin kanunda tarif edilen suç tipine uygun olmasına bağlıdır. Bu da failin, suç yolunu (iter criminis) oluşturan düşünme (karar) + hazırlık hareketleri + icra hareketleri + netice duraklarından geçip tamamlanmış suça ulaşmasını gerekli kılmaktadır. O halde, yasaklanan netice gerçekleşmiş ve böylelikle suç tamamlanmışsa sorun yoktur; bu durumda fail ihlal ettiği suç tipinin karşılığını oluşturan cezai müeyyide ile cezalandırılacaktır. Fakat, failin meydana gelmesini istediği neticenin çeşitli sebeplerle gerçekleşmemesi halinde de, doğan gerginliğe bağlı olarak toplumsal barış ve düzene halel geldiği için failin cezalandırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. İşte genel hükümler içine yerleştirilmiş teşebbüs hükümleri olmasaydı bu hallerde failleri cezalandırmak mümkün olmayacaktı. Bu sebeple, suç genel teorisi içinde atipik bir görünüş sergileyen teşebbüsü, tamamlanmış suçun bir bölümü, teşebbüs hükümlerini de, tamamlanmış suça ilişkin hükümleri bütünleyen yardımcı normlar olarak görmekteyiz.
Teşebbüsün hukuki niteliği konusunda, öğretide iki farklı görüş ortaya atılmıştır. Bunlardan ilki, teşebbüsü, tamamlanmış suça oranla bağımsız ve kendi bakımından yeterli bir suç olarak değerlendirmekte iken, ikincisi -kendi içinde farklılıklar taşısa da- teşebbüsü, tamamlanmış suçun bir derecesi, teşebbüs hükümlerini de, tamamlanmış suça ait kuralları genişleten hükümler olarak nitelendirmektedir. Subjektif bir tavır takınıp failin tehlikeliliğini de, objektif bir tavır takınıp korunan hukuki yarar veya suç konusu üzerinde yaratılan tehlikeyi de esas alsak genel çıkarım anlamında sonuç değişmez. Zira her halukarda, teşebbüs halindeki faili suçu tamamlamış faile oranla suç siyaseti gereği daha az yaptırımla karşı karşıya bırakmamız gerekir. Hele ki, hareketin doğurduğu gerginlik teşebbüsü eksik ve tam teşebbüs şeklinde ikili bir ayırıma kadar götürmüşken.

TEŞEBBÜSÜN ŞARTLARI:

1- Bir Suçun İşlenmesinin Kastedilmesi (Subjektif=Manevi Unsur): Bu husus, 765 s. TCK.nun eksik teşebbüse ilişkin 61. maddesinde, “Bir kimse işlemeği kasteylediği bir cürmü” şeklinde ve tam teşebüse dair 62. maddesinde ise, “Bir kimse işlemeği kastettiği cürüm” biçiminde kaleme alınmışken, 5237 s. TCK.nun 35/1. maddesinde, “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu” şeklinde düzenlenmiştir. Tabiidir ki, buradaki kast, belirli bir suçu teşebbüs halinde bırakan kast değil, bütün unsurları itibariyle suçu tamamlamaya yönelmiş olan kasttır. Bu itibarla, teşebbüsteki manevi unsurun, kasttan daha başka bir özellik taşıyan bir “suç kararı” olduğu yönündeki görüşler kabulden uzaktır. Gerçekten de, engel neden çıkıp çıkmayacağı bilinmediğinden, teşebbüs aşamasında kalan suç için ayrı bir kast türü düşünülemez. Failin suçu tamamlamayı düşünmemesi halinde eyleminin başka bir suç oluşturması bundandır. Örneğin, failde adam öldürme kastı bulunmamakta ise, öldürmeye teşebbüs suçundan değil yaralama kastından söz edilecektir.

2- Elverişli Hareketlerin Yapılması (Maddi Unsur): 765 s. TCK.nun 61. ve 62. maddelerinde geçen “vesaiti mahsusa” ibaresi yerine, yeni TCK.nun 35/1. maddesinde “elverişli hareketler” deyimi kullanılmıştır. Bu şarta işaret eden “vasıta” söcüğünü, alet anlamında almamak gerektiği doktrin ve Yargıtay tarafından kabul edilmişti. Gerçekten de, suçun mutlaka salt bir aletle işlenmesi gerekmez, failin yumruğu gibi organları da elverişli araç olabilir. O halde, her şeyden önce kullanılan aracın suç fiilini oluşturabilecek nitelikte olmalıdır. Ancak hu her zaman yeterli olmadığı için, ayrıca aracın suç fiilini gerçekleştirebilecek şekilde kullanılmış olması da gerekir. 1931 İtalyan Ceza Kanununda olduğu gibi madde metninde, uygulamadaki tereddütleri gidermek amacıyla subjektif değerlendirmeyi gerektiren “ e l v e r i ş l i h a r e k e t ” kavramının kullanılması bu yüzden yerinde olmuştur. Madde gerekçesinde bu husus şu şekilde temellendirilmeye çalışılmıştır: “Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. Nitekim uygulamada da elverişlilik bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramı dahil edilmiştir.” Elverişli hareket, eyleme uygun araçlar seçilerek belirlenen sonuca bilinçle yönelme olarak tanımlanabilir. Hareketin elverişliliği, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun niteliği, işleniş biçimi, diğer bütün şartları, mağdur ve failin durumu, kullanılan araçlar, bu araçların kullanılış biçimleri birlikte değerlendirilerek her somut olayın kendi verileri içinde saptanma yoluna gidilmelidir. Maddenin gerekçesinde konuya şu şekilde değinilmiştir: “Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan a r a ç bakımından değil, suçun k o n u s u da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. Nitekim uygulamada da elverişlilik bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden "uygun hareketler" kavramı dahil edilmiştir.”
Görüldüğü gibi, elverişlilik sadece kullanılan araç yönünden değil, suçun konusu, mağdurun konumu da (şeker hastasına şeker verişmesi gibi) dahil olmak suretiyle suç fiilinin tümü bakımından bulunmalıdır. Elverişlilikten neyin anlaşılması gerektiği öğretide tartışmalıdır. O b j e k t i f g ö r ü ş e göre, bir aracın elverişliliği, onu kullanan failin becerisi ile ilintili değildir. Örneğin sonucu gerçekleştirme yönünden objektif olarak yeterli olan yani arızalı olmayan bir dolu silah adam öldürme suçunda elverişli bir araçtır. Fail acemi olup olmadığı ve silah kullanmayı bilip bilmediğinin önemi yoktur. S u b j e k t i f g ö r ü ş e göre ise, failin aracı gerçek sonucu gerçekleştirmeye yönelik olarak kullanması gerekir. Bu durumda elverişlilik ancak, aracın faile göre, yani subjektif bir değerlendirme ile saptanmasını gerekli kılar. Buna göre, silah objektif olarak elverişli olsa dahi fail silahın nasıl kullanılacağını bilmiyorsa, dolu da olsa arızasız da olsa, o silah adam öldürme suçu açısından elverişli araç değildir.
Fakat doktrindeki genel eğilim, gerek temel hak ve hürriyetleri, gerek sosyal savunmatı ve gerekse de kanuna aykırı sonuçlara meydan verilmemesi için her iki görüşü de içinde eriten karma bir uygulamadan yanadır. Buna göre hakim, her olayı kendi şartları içinde hem subjektif hem de objektif görüşleri değerlendirmek suretiyle nisbi bir kavram olan elverişliliği saptamalıdır. Yargıtayımız da karma görüşten yanadır. Gerçekten örnek vermek gerekirse şeker yalnız başına insanı öldürmeye objektif bakımdan elverişli olmamasına rağmen şeker hastasının serumuna karıştırıldığında subjektif açıdan elverişli bir araç olabilmektedir. Hekeza yaşamı boyunca eline silah almamış bir kişi, ne olduğunu dahi bilmediği emniyet mandalı kapalı olduğu halde ateş etmeye çalışıyorsa silah burada elverişsiz araçtır ve silahın bu şekilde doğrultulması adam öldürme suçu yönünden elverişli bir hareket olarak nitelendirilemez. Nisbi bir kavram olan elverişlilik, değişik suç tipleri için farklılık arz edebilir. Örneğin, arızalı veya oyuncak bir tabanca adam öldürmek suçu için elverişli değilken pekala tehdit suçu açısından elverişli olabilir (4. CD. 21.6.1991, 2956/4226). Olayda kullanılış şekli de aracın elverişliliği açısından önemlidir. Örneğin bozuk bir silah ateşlenmek suretiyle adam öldürme suçunu işlemeye elverişli değilken, maktûlü,n başına vurmak suretiyle elverişli hale gelebilir. Bunun gibi kullanılan aracın elverişliliğinde mesafenin de dikkate alınması gereklidir (1. CD. 17.11.1987, 3221/3998).
Yapılan değerlendirmeler sonucunda hareketin elverişli olmadığı tesbit edilirse, “işlenemez suça teşebbüs” gündeme gelecektir.
Kanunumuz elverişli hareketi aradığından, hareketin sonucu meydana getirmek bakımından yeterli olmaması teşebbüsün varlığını etkilemeyecektir. Zehir miktarının mağdurun güçlü bünyesine kıyasla zayıf kalması gibi.
Belirtelim ki, teşebbüsü düzenleyen TCK.nun bir genel hükmü olan 35. maddenin dışında, Özel Hükümler alt başlıklı II. Kitap’ta yer alan bazı suç tipleri açısından da “elverişlilik” şartı özellikle vurgulandığına tda tanık olmaktayız. özel hükümler. TCK.nun 220, 302, 309. maddelerinde olduğu gibi.

3- İcra Hareketlerine Başlama: 765 s. TCK.nun 61. ve 62. maddelerinde geçen “icraya başlayıp da” ve “icrasına” ibareleri yerine, 5237 s. TCK.nun 35. maddesinde “doğrudan doğruya icraya başlayıp da” terimine yer verilmiştir. Bundan anlaşılan, zorunku bir ayrımın sonucu olarak icra hareketlerinden önceki hazırlık hareketlerinin cezalandırılamayacağının açıkça kabul edilmesidir. Gerçekten de, kişinin bu halde her an suç işlemekten vazgeçmesi olasıdır. Hemen belirtelim ki, hazırlık hareketlerinin cezalandırılmaması kural olmakla birlikte, kanunun bazı durumlarda buna istisna getirdiğini de görmekteyiz. Örneğin, yeni TCK.nun 227/1. maddesinde, çocuğu fuhşa teşvik etme, bunun yolunu kolaylaştırma, bu maksatla tedarik etme, barındırma veya çocuğun fuhşuna aracılık etme bakımından hazırlık hareketleri tamamlanmış suçun cezasına indirilmek suretiyle cezalandırılacağı belirtilmektedir. Suç için anlaşma başlıklı 316/1. maddede ise, TCK.nun 4. Kısmı’nın 4. ve 5. Bölüm’lerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişinin, maddî olgularla belirlenen bir biçimde anlaşmaları halinde halinde suçların ağırlık derecesine göre üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacakları belirtilmektedir. Gördüldüğü gibi, bu madde ile cezalandırılmak istenen açıkça failin niyetidir. Halbuki suç işleme düşünce veya tasavvuru, niyet veya kararı suç işleme kastını oluşturmaz. Bunlar failin bir suçun icrasına başlamadan önceki psikolojik safhalarıdır. Her hangi bir hukuki önemi haiz değildir. Ceza yargılamasının konusu da olamaz. Yürürlükteki kanunda da var olan (m 171) bu hüküm ‘işlenmesine karar verilen cürmün icrasına başlamak’ şöyle dursun ‘suç işleme kararının icrasına başlama’ nın da öncesindeki bir aşamayı yani sadece ‘suç işleme kararı’nı suç haline getirmekte ve cezalandırmaktadır. Oysa günümüz ceza hukuku anlayışına göre suç daima dış dünyada gerçekleşen bir olaydır. Dolayısıyla dış davranışa dönüşmeyen dış dünyaya yansımayan psişik bir davranış asla cezalandırılamaz. Şu halde insanların iç dünyasını baskı altında tutmaya yönelik olan ve ancak ‘baskıcı veya iç davranış ceza hukuku’ anlayışı yönünden savunulabilen böyle bir hükmün ‘çağdaş’ olma iddiasındaki bir kanunda yer almaması gerektiği ifade edilmiştir.
Bazı hallerde ise, kanunun hazırlık hareketlerini, bağımsız suç olarak düzenlemek suretiyle cezalandırma yolunu seçtiğine tanık olmaktayız. Başkasını suç işlemeye tahrik etmek aslında hazırlık hareketi olmasına karşın yeni TCK.nun 214/1. maddesinde [765 s. TCK m. 311/1] suçtan bağımsız olarak cezai yaptırıma bağlı kılınmıştır.
Hazırlık (ihzari) hareketleri ile icra hareketlerinin ayrımı bu anlamda önemli olunca, öncelikle icra başlangıcını belirlemekte yarar vardır. İcraya başlamayı belirten hareketlere icra hareketleri, bundan önceki karar devresinde sadece suçun gerçekleştirilebilmesi için gerekli ortamı, koşulları sağlamak için yapılan fakat failin suç işlemek hususundaki kesin iradesini ortaya koymayan hareketlere ise hazırlık hareketleri adını verdiğimze göre, icraya başlamayı belirten hareketlerin yapılması ile teşebbüs aşamasına girildiğini kabul etmek gerekecektir. Fakat belirtelim ki, ara döneme çekilmiş ince bir çizgi olarak kendini gösteren bu sınırı kesin olarak belirlemek son derece güç bir iştir. Bundan ötürü, hazırlık hareketleri ile icra hareketlerini ayırt etme ve cezalandırılabilir icra başlangıcını ortaya koymak amacıyla ileri sürülen çeşitli teoriler (objektif, subjektif ve karma teoriler) çerçevesinde değişik kriterler önerilmiştir. Hazırlık hareketlerinin anlamının belirsizlik göstermesi, bu aşamada suç işleme kararının henüz bir tam kesinlikle ortaya konulmamış olması, suç işleme planından vazgeçme ihtimalinin oldukça yüksek bulunması ve nihayet basit süphelere dayanılarak kişi hak ve özgürlüklerinin aşırı baskı altına alınmasının önlenmek istenmesi gibi nedenlerle bu tür hareketlerin cezalandırılmayacağı genellikle benimsenmektedir.
En çok taraftar bulan kriterlerden birisi şudur; hareketin hedefi belirli bir suça yönelik olduğu iltibasa meydan vermeyecek şekilde açığa çıkıyorsa bu icra hareketi, şüphe doğuruyorsa hazırlık hareketidir. Bu kriteri sübjektif esasa göre düzenleyen Carrara’nın öne sürdüğü bir başka görüş ise, hareketin -diğer delillerle birlikte- failin suç işleme kastını şüpheye yer bırakmayacak şekilde (unzweideutig, univoque) göstermesi halinde icra hareketi olduğunu ileri sürmektedir ki, bu görüşün 1930 tarihli İtalya CK’nun 56. maddesi ile 2000 TCK Tasarısının 37. maddesini ciddi bir biçimde etkilediğini görmekteyiz. Bir başka görüş, failin faaliyet alanında kalmakla pasif süjenin faaliyet alanına tecavüz etmemiş hareketleri hazırlık hareketi, mağdurun hukukrn himaye edilen sahasına taşan hareketleri ise icra hareketi saymış, Almanya’da yaygın olan bir diğeri ise kanuni tipte yer alan hareketleri fiilen gerçekleştirenlere icra hareketi demiştir. Başka bir kriter ise tamamlanması halinde neticeyi meydana getirebilecek nitelikte olanı icra hareketi, ne kadar devam etse de neticeyi meydana getirmesi mümkün olmayanı hazırlık hareketi saymaktadır. Tüm bu teorilerin içlerinde barındırdıkları eksikliklerden ötürü doyurucu çözümler sunamamaları nedeniyle bazı yazarlar tarafından karma görüşlerin de ortaya atıldığını da burada belirtelim. Örneğin, Tososlu’nun bu konudaki görüşü ilginçtir: “Bütün bu teorilerin soruna çözüm getirmeye yeterli olmamaları karşısında, çözümün sağlam bir bilgiye ve sağduyuya sahip yargıcın değerlendirmesine kaldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Her somut olayda yargıç, bütün bu teorilerden de yararlanarak faildeki suç işleme iradesinin ortaya çıkıp çıkmadığını ve korunan hukuki varlığın tehlikeye konulup konulmadığını araştıracak ve böylece yapılan hareketlerin hazırlık hareketleri mi, yoksa icra hareketleri mi olduğuna karar verecektir.” Y a r g ı t a y ’ın bu konuda oturmuş bir uygulaması yoktur. Ancak bir kararında, tecavüz kastıyla mağdurun evine giren failin, yargılama aşamasında kastını ikrar etmesine de dayanarak, icra hareketlerine başlamış olduğu kabul edilmiştir (CGK. 25.1.1981, 423/24). Burada CGK'nın, "kastı, diğer delillerle birlikte şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkartan hareket" kriterine bağlı kaldığı görülmektedir.
TCK Hükümet Tasarısı’nda “kastı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan” hareketler icra hareketi sayılmaktaydı. Buna göre, icranın başlangıcını belirleme hususu kastın isbatı sorununa dönüşeceğinden, örneğin gece vakti yanında hırsızlığa yarayan bazı araçlarla zengin kişilerin oturduğu bir mahallede bulunan villalardan birini gözetlerken yakalanan kişinin davranışını hırsızlıkta icra başlangıcı olarak kabul etmeyi gerekli kılacağından sorumluluğun sınırları hazırlık hareketlerini de kapsar biçimde genişletilmekteydi. 5237 s. TCK.nun 35. madde gerekçesinde bu hususa şu şekilde değinilmiştir: “Bilindiği üzere icra hareketlerinin ne zaman başladığının belirlenmesi kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla yakından ilgilidir. Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık-icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu hâline getirmektedir. Diğer bir deyişle, suçun icrasıyla ilgisiz davranışlar dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabilecektir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki [m. 37] “ k a s t ı ş ü p h e y e y e r b ı r a k m a y a c a k ” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “ d o ğ r u d a n d o ğ r u y a i c r a y a b a ş l a m a ” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.”
Yukarıda genel hatları ile değindiğimiz teorilerden, 5237 s. TCK.nun sözüne en uygun düşeni; "kanuni tipte yer alan unsurları fiilen gerçekleştiren hareketleri icra hareketi sayan" maddi objektif teori’dir ki bu teori Avusturya öğretisi ile Alman İmparatorluk Mahkemesi İçtihatlarını derinden etkilemiştzir.
Frank tarafından ele alındığı için F r a n k T e o r i s i olarak da adlandırılan bu teori, hareketin suç tipiyle şekli değil1, maddi bağlantısını, yani yapılan hareketin nitelik itibariyle değerlendirilmesini esas almak suretiyle icraya başlamayı belirlemektedir. Başka bir anlatımla, suç tipinde yer alan harekete doğal ve zorunlu olarak bağlı bulunan hareketler icra hereketleridir. Doktinde yeni TCK.nun 35. maddesinin kabul ettiği sistemi, hukuki değere tecavüz teorisi çerçevesinde açıklamaya çalışanlar da vardır ki bunun, kanunun lafzına uygun bir irdeleyiş olmadığını burada bir parantez açarak belirtelim. Fail, hareketi ile ceza normu tarafından korunan hukuki yararı herhangi bir tehlikeye değil, “doğrudan” veya “somut” bir tehlikeye sokmaya başladığı ve hareketin kanun tarafından men edilen sonuca sonuca yaklaştığı anda hazırlık hareketlerinden icra hareketlerine geçiş sözkonusu olacaktır. Başka bir anlatımla, eğer failin davranışı, suçun gerçekleştirilmesi için gerekli olan hareketlerle öyle sıkı bir bağlantı ve ilişki içinde olup da, bu davranış herhangi bir engel çıkmaması halinde, olayın gelişiminde uzun bir kesinti olmaksızın direkt olarak suçun gerekçekleştirilmesini sağlayacak ise, icra hareketlerinden söz edilir. Buna göre, sadece suç tipinde yer alan hareket değil, bu hareketlerle bağlantı ve bütünlük içinde bulunan hareketlerin de icra hareketleri olarak kabulü gerekmektedir. Yani, tipte öngörülmüş olmasa bile tipte öngörülen harekete doğal ve zorunlu olarak bağlı bulunan hareketler icra hareketi sayılmalıdır. Ancak maddede de belirtildiği gibi bu bağlantı, doğrudan doğruya bir bağlantıyı gerekli kılar. Daha sade bir ifadeyle, yapılan hareket, failce tamamlanması amaç edinilmiş suç tipiyle belirli bir yakınlık içinde olmalıdır. Bunun için de, tipik unsurlardan biri henüz gerçekleştirilmemişse, yapılan hareket ile tipik eylemin gerçekleşmesi arasında dar bir zaman ve mekan fasılası bulunmalıdır. Bu kabule göre, failin kendi düşüncesine göre icraya başlayıp başlamadığı dikkate alınmaz. Şimdi kanunumuzun kabul ettiği bu görüşe örnekler verirsek; tüfeğin desteğe koyma, nişan alma, emniyet mandalını indirme davranışları doğal anlamda ödldürmek için ateş etme hareketiyle doğal ve zorunlu bir bağ ve bir bütünlük içinde olduklarından, bu davranışlar icra başlangıcı niteliğindedirler. Hakeza, gürültü çıkarmadan kırmak için pencere camının sabunlanması, henüz icra hareketi olmamasına karşın hayat tecrübesine göre hırsızlık suçuyla zorunlu bir bağlantı içinde olduğundan bu davranış icra hareketi olarak kabul edilmelidir. Yine, atardamarlarını kesmek maksadıyla mağdurun morfinle uyutulmasında da, icra hareketleri başlamıştır, zira buradaki uyutma doğrudan doğruya bağlantılı olması nedeniyle öldürme hareketinin ayrılmaz bir parçası sayılmalıdır.
Belli bir teoriye dayandığını söyleyemeyeceğimiz ve fakat kanuni tarife uygun hareketlerin icra hareketleri olarak adlandıran şekli objektif teoriye yoğunluklu eğilim gösteren (1. CD. 1.2.1994, 102/136; CGK. 28.4.1986, 29/267; CGK. 16.4.1984, 1-14/149 sayılı kararlarında olduğu gibi) Y a r g ı t a y pek de isabetli olmayan ilk kararlarında mağduru yaralamak veya kaçırmak için kovalamanın teşebbüs olarak kabul edilemeyeceğine karar vermişken, daha sonra bu görüşünden dönerek kovalamanın icra başlangıcı olduğunu ve dolayısıyla eksik teşebbüs (şimdi teşebbüs olacak) niteliğinde olduğunu belirtmiştir (2. CD. 5.11.2003, 13971/14032; 5. CD. 16.2.1981, 3854/3911; 2. CD. 6.10.1981, 6365/6559). Gerçekten de, yüksek mahkemenin sıklıkla başvurduğu şekli objektif teori’de, failin yaptığı hareket suç tipinde unsur veya ağırlatıcı neden olarak yer alıyorsa (örneğin, kişiye ateş edilmesi hareketi adam öldürme suç tipindeki öldürmek sözcüğüne girdiğinden) icra, yer almıyorsa (örneğin, ateş etme hareketinden önce gelen silahın omuza dayatılması ve emniyet mandalının düşürülmesi ve nişan alma) hazırlık hareketi olarak kabul edilmesi aslında icra hareketi olarak kabul edilmesi gereken durumların cezasız kalmasını sonuçlayacaktır. Gerçekten de bu teori benimsenirse, hırsızlık veya öldürme amacıyla evin etrafında dolaşılması veya pusu kurulması durumlarında, bu hareketler hırsızlığın ve adam öldürmenin kanuni tanımında yer almadığı için, hazırlık hareketi olarak kabul etmek gerekecektir (8. CD. 6.4.1994, 1227/3479 sayılı kararda benimsendiği gibi). İşte kanunkoyucu yeni TCK.nunda “doğrudan doğruya” terimini kullanarak buna bir denge sağlama arayışına gitmiştir.
Burada hemen vurgulayalım ki, h ı r s ı z l ı k eyleminde suçun ne zaman tamamlanmış sayılacağı öğreti ve uygulamada çeşitli görüşlerin ortaya atılmasına sebep olduğu için, kanunumuz suçun tamamlanması için malın zilyedin egemenlik alanından çıkmasını yeterli görerek sorunu şu şekilde çözmüştür: “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.” (141. madde Gerekçesi). Yargıtay’ın yeni kararlarında maddi objektif teoriyi de nazara aldığını görmekteyiz.

4- Suçun Tamamlanmasına Failin Elinde Olmayan Engel Sebeplerin Neden Olması: 765 s. TCK m. 61’de bir kimse işlemeyi kast ettiği bir cürmü vesaiti mahsusa ile icraya başlayıp da “ihtiyarında olmayan esbabı maniadan dolayı [elinde olmayan engel sebeplerden dolayı] o cürmün husulüne muktazi fiilleri [cürmün işlenmesi için gerekli olan fiilleri] ikmâl edememiş (tamamlayamamış)...” ise nakıs (eksik) teşebbüsten cezalandıırlacağı; 62. maddede se, bir kimse işlemeyi kast ettiği cürmün “icrasına taalluk eden bütün fiilleri bitirmiş, fakat ihtiyarında olmayan bir sebepten dolayı o cürüm meydana gelmemiş ise...” tam teşebbüsten cezalandırılır, denilmek suretiyle bu şarta işaret edilmiştir. Demek ki, 765 s. TCK.na göre, teşebbüs eksik ve tam teşebbüs olarak ikiye ayrılmakta; failin “elinde olmayan sebeplerle” (iradesi dışında gerçekleşen) kast ettiği suçun icra hareketlerini bitirememesine eksik; neticesini gerçekleştirememesine ise tam teşebbüs denilmektedir. Eğer cra hareketlerininin bitirilmemesi failin kendi iradesine bağlı sebeplerden kaynaklanıyorsa bir sonraki maddede değineceğimiz ihtiyarıyla (gönüllü) vazgeçme ; elinde olan nedenlerle kendisi neticenin gerçekleşmesine engel olmuş yahut meydana gelmiş neticeyi ortadan kaldırmış ise faal nedamet (aktif pişmanlık) sözkonusu olur. Görüldüğü gibi, ihtiyariyle vazgeçme müessesesi, sadece eksik teşebbüs halinde, faal nedamet kurumu ise tam teşebbüs durumunda kabul edilmiştir. yeni TCK.da tam-eksik teşebbüs ayrımını kaldırmış olduğundan, buna paralel olarak, gönüllü vazgeçmenin, sadece icra bitmeden önce değil, bittikten sonra da uygulanabilir bir müessese olduğu kabul etmiştir. 5237 s. TCK.nun 35. madde metnine bakıldığında “Fail... bir suçu... elinde olmayan nedenlerle t a m a m l a y a m a z ise...” cümlesine yer verildiğini görmekteyiz. Görüldüğü gibi yeni düzenlemeye göre de, “suçun tamamlanmaması” kavramı icra hareketlerinin tamamlanamamasını kapsadığı gibi icra hareketlerinin tamamlanmasına rağmen sonucun meydana gelmemesini içine almaktadır. Başka bir anlatımla, failin sadece sonucu oluşturabilecek tüm hareketleri gerçekleştirdiği (örneğin ateş edip mağdura isabet ettiremediği) durumlarda değil, aynı şekilde failin somut suç planına göre suç işlemeye yönelik faaliyetleri sadece başlattığı veya kısmen gerçekleştidiği ve fakat tamamlayamadığı (örneğin nişan aldığı, fakat tetiği çekmeden silâhın elinden alındığı) durumlarda da suçun teşebbüs halinde kaldığı kabul edilecektir.
Tam ve eksik teşebbüs ayrımı, icra hareketlerinin ne zaman tamamlanmış, ne zaman tamamlanmamış sayılacağı kıstasının ortaya konulmasını gerektirmektedir. Bu konuda doktinde meydana gelen tartışmalar dolayısıyla değişik görüşler ortaya atılmıştır. S u b j e k t i f g ö r ü ş e göre, icra başlangıcının belirlenmesinde ölçüt olarak alındığı gibi, failin plan ve düşüncelerinin esas alınması gerekir. Buna göre fail, yaptığı planı açısından suçun tamamlanması için tüm hareketleri yapmadığı düşüncesinde ise icra henüz bitmemiş; buna karşılık fail kendi düşüncesine göre, neticenin gerçekleşmesi bakımından tüm hareketleri yapmadığına inanıyorsa icra bitmiştir. Belirtelim ki bu görüş, zeki ve soğukkanlı faillerin birçok olayda haksız yere ödüllendirilmesini sonuçlayacağı için eleştirilmiştir. Yargıtay’ın da genellikle taraftar olduğu o b j e k t i f g ö r ü ş e göre, fail tipik neticenin gerçekleşmesi için gerekli ve yeterli tüm hareketleri yapmışsa icra hareketleri sona ermiştir. Bu anlayış, failin düşüncelerinin değil, olağan yaşam tecrübesine sahip normal bir kişinin bilgi ve görgüdünün temel alınarak bu saptamaya gidilmeyi gerekli kılmaktadır.
Failin icra hareketlerini bitirememesinin yahut bitirmesine rağman neticenin gerçekleşmemesi, yani suçun tamamlanmamasının sebepleri değişik olabilir. Failin beceriksizliği (ateş edip isabet ettirememe), mağdurun tutumu veya karşı koyması (ateş edildiğini görünce duvarın arkasına saklanması ve bağırması nedeniyle failin paniğe kapılması), üçüncü bir kişinin müdahalesi (polisin failin elinden silahını alması veya yakalaması), kesintisiz takip sonucu failin yakalanması (6. CD. 20.4.1999, 2109/2216) yahut maddi bir engel (hırsızlık için kasayı aömada kullanılan maymuncuğun kırılması) nedeniyle suç tamamlanmamış, netice gerçekleşmemiş olabilir. Failin elinde olmadıkları ve iradesinden kaynaklanmadıkları için tüm bu sebepler arasında hiçbir fark yoktur.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2013/817 E. , 2015/14 K.

NİTELİKLİ YAĞMA SUÇUNA TEŞEBBÜS
YAĞMA SUÇUNDA DAHA AZ CEZAYI GEREKTİREN HAL


Nitelikli yağma suçuna teşebbüsten sanık C.. G..’nin 5237 sayılı TCK’nun 149/1-d-e, 35/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.03.2012 gün ve 337-83 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 13.11.2012 gün ve 14254-21562 sayı ile ;
“…Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Oluş ve dosya kapsamına göre, yakınanın evinin önüne gelerek kendisinden zorla 20 Lira para almaya çalıştığı olayda, sanığın daha fazlasını alma yönünde girişim veya hareketleri bulunmadığı gibi zorla alınmaya çalışılan suça konu paranın da değerinin az sayılması gerektiği, suçun işleniş biçimi, olayın özelliği ve sanığın özgülenen kastı da gözetildiğinde, somut olayda 5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunduğu gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 17.01.2013 gün ve 572-1 sayı ile;
“…5237 sayılı TCK’nun 150/2. maddesindeki malın değerinin azlığı kavramı 765 sayılı TCK’nun 522. maddesindeki hafif ve pek hafif ölçütleri ile cezadan indirim olanağı sağlama dışında benzerliği bulunmadığı, değerin azlığının 5237 sayılı Kanuna özgü ayrı ve yeni bir kavram olduğu, bunun daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinmesi kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunda olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek yeterli gerekçeleri de açıklanmak suretiyle uygulanabileceği, suça konu olayda mağdurun ekonomik ve sosyal durumu, hiç parasının olmadığını bildirmiş olması, sanık tarafından kırılan evinin camının belediyece hayır amacıyla taktırılmış olması göz önüne alındığında 20 Lira paranın az sayılamayacağı, sanığın mağdura ait ne bulursa alma kastıyla hareket ettiği, sanığın bu olaydan önce de mağdurun evine gelerek değişik tarihlerde para ve sigara istediği anlaşılmakla sanık hakkında TCK’nun 150/2. maddesi uygulanmamıştır” gerekçesiyle önceki hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 07.12.2013 gün ve 100508 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında hakaret ve mala zarar verme suçlarından kurulan düşme hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup yağma suçundan kurulan direnme hükmü ile sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; somut olayda sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 150/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
10.10.2011 günü saat 09.15 sıralarında A.. Mahallesi, T..Bulvarı, No:11 sayılı yerde kavga olduğunun ihbarı üzerine kolluk görevlilerince olay yerine gidildiğinde sanık C.. G..’nin mağdure E..B..’nın evinin önünde bağırıp çağırarak saldırgan davranışlarda bulunduğu ve sol el başparmağının kanadığının görüldüğü, mağdurenin evinde yapılan incelemede sokağa bakan demir parmaklı pencerenin orta camının kırık olduğu, cam parçalarının bir kısmının evin içinde, bir kısmının ise dışarıda pencerenin önünde durduğu, yerde bulunan cam parçaları üzerinde ve zeminde kan izlerinin olduğunun tespit edildiği,
Aydın Atatürk Devlet Hastanesince sanık hakkında düzenlenen adli raporda; sanığın 290 promil alkollü olduğu, sol el başparmağında muhtemelen delici kesici cisme bağlı yüzeysel kesi bulunduğunun belirtildiği,
30.03.2012 tarihli oturumda seksenbeş yaşındaki mağdurenin ayakta durmakta güçlük çektiği ancak yardımla ve bastonla yürüyebildiği, kendisini savunacak durumda olmadığı, buna karşın sanığın müştekiye göre çok daha genç, 1.65 boylarında, 75 kg ağırlığında olduğu, herhangi bir özrünün bulunmadığının duruşma tutanaklarıyla tevsik edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure E.. A..; olay günü saat 9.00 sıralarında evinde kahvaltı yaptığı sırada tanımadığı ancak daha önce de gelip kendisinden para ve sigara isteyen sanığın kapıyı yumruklayarak “kapıyı aç” diye bağırdığını, pencereden dışarı baktığında sanığın kapıyı zorlayarak açmaya çalıştığını gördüğünü, sanıktan ne istediğini sorduğunda, "sinkaf ettiğimin karısı, aç kapıyı, bana 20 Lira vereceksin” dediğini, alkollü olduğunu anladığını, elinde silah veya benzeri bir cisim görmediğini, sanığın "seni öldürürüm" gibi bir söz söylemediğini, ancak alkollü olması, kollarında jilet izlerinin bulunması karşısında yaşlı olduğu ve yalnız yaşadığı için çok korktuğunu, çevreden yardım isteyerek sanığa evinin önünden gitmesini söylediğini, sanığın pencerenin önüne gelerek eliyle pencereye vurup camı kırdığını, sol el parmağının kesilerek kanamaya başladığını, bu sırada polislerin olay yerine geldiğini, polisler gelmeden önce komşusu bir kadının kendisine yardım etmek istediğini ancak sanığın küfür edip “seni öldürürüm” diyerek onu olay yerinden kovduğunu, demir kapı ve penceredeki parmaklıklar olmasa sanığın eve gireceğini, sanığın daha önce de farklı günlerde gelerek kendisinden bir şeyler istediğini, ilk gelişinde para, ikinci gelişinde ise sigara istediğini, sanığa sigara içmediğini ve parasının olmadığını söylediğini, bu olayın olduğu üçüncü ve son gelişinde sadece 20 Lira para istediğini, kırılan camı belediyenin hayrına taktırdığını beyan etmiş,
Tanık M.. Y..; olay yerine yakın bir yerde hayvan otlattığını, sesler üzerine mağdurenin evinin önüne geldiğinde, sanığın evin önünde bağırdığını ve elinden kan aktığını gördüğünü, kulağı az duyduğundan ve Türkçe bilmediğinden ne konuşulduğunu, sanık ile mağdurenin birbirlerine ne söylediğini anlayamadığını ifade etmiş,
Sanık C.. G..; sürekli alkol alan bir kişi olduğunu, mağdurenin evinin önünden geçtiği sırada bir köpeğin kendisine saldırdığını, köpeğe taş atınca mağdurenin evinin penceresinden kendisine küfür ettiğini, bunun üzerine ona kızıp penceresine taş attığını ancak kesinlikle kendisinden para istemediğini, daha önce de mağdurenin evine gittiğini ancak para veya bir şey istemediğini, her defasında alkollü olduğunu savunmuştur.
5237 sayılı TCK’nun 150. maddesinin ikinci fıkrasında; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir” hükmü yer almakta iken, anılan fıkra 29.06.2005 gün ve 5377 sayılı Kanunun 17. maddesi ile; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir” şeklinde değiştirilmiştir.
Fıkranın ilk hali ile yağma suçlarında, suça konu değerin azlığı nedeniyle hâkime cezada indirim yapma zorunluluğu getirilmiş, daha sonraki değişiklikte ise indirim yapıp yapmama konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır.
150/2. madde, yağma suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş fakat hakime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Hakim, gasp edilen veya gasp edilmeye kalkışılan şeyin değerinin azlığını ceza indirimi yaparak değerlendirebilecektir.
5237 sayılı Kanunun 150/2. maddesinin uygulanmasında, 765 sayılı TCK’nun 522. maddesinde öngörülen “hafif” ya da “pek hafif” kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, Yargıtay’dan anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir.
Hâkim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, olayın özelliklerini dikkate alacak, 5237 sayılı TCK’nun 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi, madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim yapılmasından ibaret değildir. Olayın özelliği her somut olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, indirim yapıp yapmama konusunda takdir kullanılacak ve maddenin uygulanıp uygulanmamasına ilişkin gerekçe kararda gösterilecektir.
Buna karşılık maddenin uygulanmasındaki en önemli ölçüt, şüphesiz değer ölçüsüdür. Ölçüye konu edilmesi gereken değer ise, fiilen gasp edilen olmayıp, eylem kastına dahil edilen olmalıdır. Bu değerin ise “indirim yapılmasını” haklı kabul ettirecek düzeyde az olması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde,
Sanığın mağdurenin evinin önüne gelip kapıyı yumruklayarak ve pencere camını kırarak zorla 20 Lira para istediği anlaşılan olayda; gasp edilmek istenen para miktarının cezadan indirim yapılmasını haklı kabul ettirecek düzeyde az olduğu, olay tarihi itibarıyla sabıkasız olup aldığı aşırı alkollün tesiri ile hareket ettiği anlaşılan sanığın mağdureye ait ne varsa alma kastı ile hareket etmeyip sadece sigara ve alkol almak için az bir para istemekle iktifa ettiği hususları hak ve nasafet kuralları ile birlikte göz önüne alındığında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 150/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, şartları oluştuğu halde dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle sanık hakkında TCK'nun 150/2. maddesinin uygulanmaması isabetsiz olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on beş Genel Kurul Üyesi; "usul ve kanuna uygun bulunan direnme hükmünün onanması gerektiği" düşüncesiyle karşıoy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Aydın 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 17.01.2013 gün ve 572-1 sayılı direnme hükmünün sanık hakkında şartları oluştuğu halde TCK'nun 150/2. maddesinin uygulanmaması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.02.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

6. Ceza Dairesi 2013/875 E. , 2015/38365 K.

YAĞMA
SUÇA TEŞEBBÜS - SUÇUN TAMAMLANMASI


Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanığın olay mahallinde suçüstü yakalanması üzerine kolluk görevlilerine direndiği ve polis memurlarından birini yaraladığı anlaşıldığından görevi yaptırmamak için direnme suçundan zamanaşımı süresi içinde işlem yapılması olanaklı görülmüştür.
Sanığın, katılanın evine girerek cep telefonunu, parasını ve iki adet çeyrek altını aldıktan sonra, kendisini fark eden katılana bıçak çekerek tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında yağma suçunun tamamlandığı gözetilmeden, sanık hakkında TCK'nın 35. maddesinin uygulanarak cezasında indirim yapılması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve yasaya uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 11.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

6. Ceza Dairesi 2013/18664 E. , 2015/41060 K.

YAĞMA
SUÇUN TAMAMLANMASI- SUÇA TEŞEBBÜS
SANIK TEHDİTLERİNE DEVAM EDERKEN OLAY YERİNE POLİSLERİN GELMESİ


Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık, olay günü gece vakti yanında kız arkadaşı bulunan mağduru durdurarak önce sigara istediği, mağdurun olumsuz cevap vermesi üzerine "cüzdanını ver kimliğini paranı ver, yoksa seni öldürürüm” diyerek tehdit edip elini arka cebine atarak silah çıkaracakmış gibi yapıp tekrar para istemesi üzerine mağdurun elindeki dondurma poşetini vererek sanıktan kurtulmaya çalıştığı, sanık içinde iki kutu dondurma bulunan poşeti aldıktan sonra tekrar “bana para bul yoksa seni varya ....” diyerek tehditlerine devam ederken olay yerine kolluk kuvvetlerinin geldiğini gördüğü ve kaçmaya çalıştığı sırada elinde mağdura ait dondurma poşeti ile kovalamaca sonucu yakalanması şeklinde gelişen eylemde, yağma suçununu tamamlanmış olduğu gözetilmeksizin, kalkışma aşamasında kaldığından bahisle sanığın cezasından 5237 sayılı TCK'nın 35/2. maddesi uyarınca indirim uygulanması karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, sanık C.. D.. savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükmün, tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 03.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Admin »

6. Ceza Dairesi 2010/20504 E. , 2013/17546 K.

TEKERRÜR
EVE GİREREK YAPILAN HIRSIZLIK
PARK HALİNDEKİ ARABAYI ÇALMAYA TEŞEBBÜS


Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Sanıkların, mağdurun evine girerek önce 40 TL para, cep telefonu ve kredi kartlarını çalıp daha sonra da evden aldıkları anahtar ile park halindeki arabayı çalmaya kalkıştıklarının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCY'nın 142/2-d, 35.maddeleri ile aynı Yasanın 142/1-b maddesine göre uygulama yapıldığında; en ağır cezayı gerektiren eylem hangisi ise, bu eylem uyarınca uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Sanıkların, girdikleri mağdurun evinden 40 TL para, cep telefonu, içerisinde kimlik ve kredi kartları bulunan cüzdanı ile birlikte garajda park halinde bulunan aracına ait anahtarları alıp, almış oldukları anahtarla aracı çalıştırıp götürmek istedikleri sırada mağdur tarafından fark edilmeleri üzerine yaya olarak kaçtıkları, ihbar üzerine olay yerine gelen kolluk görevlilerinin yaptıkları araştırma neticesinde sanıkları kaçmaya çalıştıkları esnada olay yerinin yakınında yakaladıkları, ancak çalınan para ve cep telefonunun ele geçirilemediğinin anlaşılması karşısında; hırsızlık suçunun tamamlandığı gözetilmeden, yazılı şekilde kalkışma hükümlerinin uygulanması,
3-5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkındaki Yasanın 108/2. maddesi uyarınca tekerrür nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktarın, tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamayacağının anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında tekerrüre esas alınan ilamların hüküm fıkrasında açıkça gösterilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde hüküm kurulması,
4-Sanıkların, TCY’nın 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen hakları kullanmaktan yoksun kılınmalarına, aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından, söz konusu yasaklamanın koşullu salıverilen sanıklar hakkında uygulanmamasına, karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar F.. A.. ve E.. K.. savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle istem gibi BOZULMASINA, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 16.9.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Nahit
Yeni Üye
Mesajlar: 1
Kayıt: 24 Nis 2020 05:50

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen Nahit »

Hayırlı günler
81 inci maddeden yargılanıp teşebbüste kalması sebebi ile 35 inci maddeden 13 yıl ceza aldım
Ceza indiriminden faydalanabilecekmiyim
Teşekkürler
Kullanıcı avatarı
IŞIKDEMİR
Editör
Mesajlar: 2685
Kayıt: 07 Eki 2016 15:19
Meslek: İcra ve İflas Hukuku
Konum: Virankaya

Re: SUÇA TEŞEBBÜS - TCK 35. Md.

Mesaj gönderen IŞIKDEMİR »

Öncelikle bu bir ceza indirimi değil. İnfaz sürelerinin yeniden düzenlenmesi. Ancak TCK 81 kapsam dışı olduğu için yararlanmayacaksınız.
Resim
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj