Forum ana sayfa HUKUKİ PAYLAŞIM FORUMLARI Kanun Şerhleri Türk Ceza Kanunu Şerhi TAKSİR - TCK 22. Md.

TAKSİR - TCK 22. Md.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım forumu...

Mesaj 31 Ara 2012 00:10
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28109



YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

Esas No 2005/4701
Karar No 2005/7559


BİLİNÇLİ TAKSİR ( Sanığın Ehliyetsiz ve 300 Promil Alkollü Olarak Geceleyin Meskun Mahalde Aşırı Hızlı Araç Kullanarak Yol Kenarında Motosikletiyle Yürümekte Olan Ölene Çarpması )


ÖZET : Sanığın ehliyetsiz ve 300 promil alkollü olarak geceleyin meskun mahalde aşırı hızlı araç kullanarak, yol kenarında motosikletiyle yürümekte olan ölene çarpması şeklinde gerçekleşen olayda TCK.nun 45/son maddesinde yeralan bilinçli taksirin unsurlarının oluştuğunun gözetilmelidir. Ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 7.maddesi ve 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9.maddesi hükümleri uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR : 1- Sanığın ehliyetsiz ve 300 promil alkollü olarak geceleyin meskun mahalde aşırı hızlı araç kullanarak, yol kenarında motosikletiyle yürümekte olan ölene çarpması şeklinde gerçekleşen olayda TCK.nun 45/son maddesinde yeralan bilinçli taksirin unsurlarının oluştuğunun gözetilmemesi kanuna aykırı,
2- Hükümden sonra 12 Ekim 2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile 765 sayılı Türk Ceza Yasasının tümüyle değiştirilmiş bulunması ve 13 Kasım 2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 12.maddesi ile 765 sayılı Türk Ceza Yasasının yürürlükten kaldırılmış olması nedeniyle;
5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 7.maddesi ve 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 9.maddesi hükümleri uyarınca sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ile katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün BOZULMASINA, 17.10.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
yarx

İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 30 Oca 2013 03:43
admin Kullanıcı avatarı
Site Yöneticisi

Mesajlar: 28109



MADDE AÇIKLAMALARI VE ÖRNEK OLAYLAR:

Kanunun 22. maddesinde taksirle işlenen fiiller kanunun açıkca belirttiği hallerde cezalandırılır demektedir. Kanunun açıkça belirttiği haller Türk Ceza Kanunun 85. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme, 89. maddesinde tanımlanan taksirle yaralama, 162. maddesinde tanımlanan taksirli iflas, 180. maddesinde tanımlanan trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma, 182. maddesinde tanımlanan çevrenin taksirle kirletilmesi ve 338. maddesinde tanımlanan taksirli hareket sonucu casusluk fiillerinin işlenmesi halleridir. Bir eylemin taksirle işlenmesi halinde dahi failinin sorumlu olacağı kanunda açıkça düzenlenmemiş ise taksirli fiillerden ceza söz konusu olamayacaktır.

Taksir 22. maddede, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir şeklinde tanımlanmıştır. Madde de suçlarda istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir tanımlanmıştır. Kanun kasıt ya da olası kasıt olmaksızın da bir kimsenin cezalandırılabileceğini böylece kabul etmiştir. Yürürlükteki Kanun uygulamasında dikkatsizlik ve tedbirsizlik diye tanımlanan hal bu maddenin ana konusu oluşturmaktadır. Tedbirsizlik özen gösterildiği takdirde sakınılabilecek bir husustur. Bu Yargıtay’ın Ceza Genel Kurulunda da çok netleşen bir tanımlamadır. Belirli bir neticenin meydana gelmesini önleyecek tedbirleri almayarak ihmali tutum içinde kalmak tedbirsizliktir. Tedbirsizliğin bulunup bulunmadığını takdir ederken alınması gerekli önlemlerin nelerden ibaret olacağı her olay için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Dikkatsizlik olumlu bir hareketi bulunmaması sebebiyle gösterilmesi gereken özenin gösterilmemesidir.

Arapça bir kelime olan taksir failin öngörülebilen bir neticeyi öngörmemesi şeklinde tanımlamaktadır. Taksirin hukuki esasını açıklayan teorilerde uygulama ve doktrinde en çok taraftar toplayan öngörebilme teorisine göre neticeyi istemeyen fail yeterli özeni göstermiş olsaydı hareketinden meydana gelen neticeyi hesaplayabilirdi, öngörebilirdi. İşte cezalandırmaya yol açan bu neticeyi öngörmemiş olması, taksirin esasını hareketin iradi olması, zararlı neticenin öngörülmemesi ve neticenin öngörülmesinin mümkün bulunması oluşturmaktadır.

Taksirli suçlar ihmali veya icrai bir davranışla işlenebilirler. Burada iradi bir davranış vardır fakat suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birisini fail dikkatsizlik ve özensizliği nedeniyle öngörememektedir. Taksirden söz edebilmek için kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış göstermesi gerekir.
Dikkat ve özen yükümlülüğü nedir? Dikkat ve özen yükümlülüğüne ilişkin kurallar, örneğin : trafik düzeni açısından, 13.10.1983 t. ve 2918 s. “Karayolları Trafik Kanunu”nda, iş güvenliği açısından, 4.12.1973 t. ve 7/7583 s. Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü”nde, tıbbi müdahale ve operasyonlar açısından, 11.4.1928 t.ve 1219 s. “Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun”, Bakanlar Kurulu’nun 13.1.1960 t. ve 4/12578 s. Kararı ile kabul edilen “Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi”, Sağlık Bakanlığı “Hasta Hakları Yönetmeliği”, Türk Tabipler Birliği’nin 47. Genel Kurulunda 10-11 Ekim 1998 tarihinde kabul edilen “Hekimlik Meslek Etiği Kuralları”nda, aile bireyleri arasındaki ilişkiler açısından, Türk Medeni Kanununda,belirlenmiştir.
İcra edilen faaliyetin bağlı olduğu kurallara göre bu husus belirlenir. Bir trafik düzeni söz konusu ise trafik konusunda dikkat ve özene ilişkin kuralları karayolları mevzuatında buluruz. Burada kurallar önem taşımaktadır. Hız sınırı ihlal edilmiş ise dikkat ve özen yükümüne aykırı davranılmış demektir. Tıp mesleğinin icrasına ilişkin bir faaliyet söz konusu ise tıp deontolojisine göre davranmak gerekir. Bu kurallara aykırı bir davranış söz konusu ise özen yükümlülüğüne aykırı davranış vardır. Bu gibi durumlarda taksirli davranış söz konusudur. Sadece bir davranışın icrası olarak karşımıza çıkabilir. Sadece trafik düzenin taksirle tehlikeye düşürülmesi halinde suç oluşur ancak taksirle ölüme neden olma suçunun oluşması için taksirli harekete bağlı olarak bir sonuç ortaya çıkmalıdır. Aracı kullanırken trafiği tehlikeye sokmuş ancak ölen yaralanan olmamış ise eylem taksirle ölüme veya yaralanmaya neden olma ya da buna teşebbüs söz konusu olmayacaktır.

Bir gereklilik yargısı söz konusudur. Kişinin belli bir yönde davranmak veya davranmamak yönünde bir gerekliği vardır. Bu gereklilik yargısına aykırı hareket etmekle meydana gelecek sonuçlar öngörülebilir. Bu öngörü belli bir kişiye yönelik değildir. Klasik suç teorisinde yer alan “ortalama insan, iyi aile babası” gibi ölçüler söz konusu değildir.

Taksirde kişinin yükümlü olduğu davranışlara uyma konusunda imkanının da olması gerekir. Taksirle işlenen bir suç olup olmadığını değerlendirirken kişinin bunun öngörüp öngörmediğini değerlendirmeyiz. Failin bu davranışı öngörebilir olmasını kusurluluk bağlamında değerlendiririz. Bir fiilin taksirle işlenmesi başka bir şey fail taksirinden dolayı sorumlu olması başka bir şeydir.

Dikkat ve özen yükümlülüğünü belirlenmesine, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın objektif esastan hareket edilir. Yani, failin örneğin araba kullanmakta yeteneksiz olması veya bir gözünün az görmesi nedeniyle kazaya yol açmış olması onun sorumluluğunu azaltıcı bir etki yapmaz. Araç kullanmaya başlayan failin trafik düzeninin gerektirdiği bütün dikkat ve özeni göstermesi beklenir ve bunu yapmadığı takdirde meydana gelen neticeden sorumlu olur.
Ceza sorumluluğu kişiseldir. Anayasada yapılan değişiklikle kusur sorumluluğu esası benimsenmiştir. Buna göre; bir kişinin eyleminden sorumlu olabilmesi için kusurlu sayılması gerekir.

Kanun koyucu 22. maddenin 3. fıkrasında bilinçli taksiri tanımlamıştır. Buna göre, kişi öngördüğü ve fakat istemediği neticeyi dikkatsizliği ve özensizliği sebebiyle gerçekleştirmişse bilinçli taksir söz konusudur. Bu halde, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Doktrinde şuurlu taksir diye tanımlanan bu taksir türünde, neticenin fail tarafından öngörülmüş olmasına rağmen istenmemiş olması gerekmektedir. Fail yaptığı hareketin kanunun suç olarak düzenlediği bir neticeye sebebiyet verebileceğini öngörmekte, bununla birlikte bunun gerçekleşmesini istememekte ama hareketine devam etmektedir. Örneğin, bir deniz kenarında yazlıkta tatildesiniz, dubalarla insanların can güvenliğini koruyan bir mesafe koyarlar o mesafenin ötesine yüzücülerin çıkmaması istenir. Dubaların dışında ise hareket halinde olan motorlar vardır, sürat motorlarıyla işte bu jet ski denilen hızlı araçlarla kişi dubaların bulunduğu kenara yakın geldiği zaman oradan çıkacak bir yüzücüye çarpabileceğini öngörmekte fakat birilerine hava atmak ihtiyacıyla kendi hız duygusunu tatmin etmek amacıyla oradan geçmektedir ve bunun sonunda o alanın dışına çıkmış bir kişiye çarpıp ölümüne neden olabilmektedir. Bir başka örnek sirklerde bıçak atanlar vardır. Atıcı kendinden o kadar emindir ki, attığı bıçağı istediği yere isabet ettirmede hiçbir ihmali hareketi eksikliği söz konusu değildir. Bir mankeni ağacın önüne koyar ve on iki tane bıçağı çat çat atar ve onun haritasını çizer bıçak mankene değmez. Aksi durum söz konusu olursa, işte bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Çünkü kişi ne kadar kendine güvenirse güvensin bunun sonunda böyle bir kazanın olabileceğini öngörebilmektedir. Aracını çok süratli bir şekilde kullanarak yola çıkan bir kişi trafik kaidelerine uymadığında, limitleri aştığında bunun sonunda ölümlü ya da yaralamalı bir trafik kazasına sebebiyet vereceğini bilmektedir, bu bilinçli hali nedeniyle cezanın artırılması benimsenir.

22. maddenin 4. fıkrasında taksirle işlenen suçlardan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. Buna göre artık taksirle yaralama ya da ölüm suçlarında kusura göre indirim olayı kalkmıştır. Hakim kusur miktarına göre cezayı bizzat belirleyecektir. Artık, teknik konular dışında sırf kusur oranını belirlemek için bilirkişiye başvurmak mümkün değildi. Burada kusur oranını belirleme hakime bırakılmış, tamamıyla hukuki bir konudur.
22. maddenin 5. fıkrasında birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olacağı hükmü yer almaktadır. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

Maddenin 6. fıkrasında taksirli hareket sonucu neden olunan netice failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gerekli kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez. Eğer bu hal bilinçli taksirden meydana gelmişse cezada bu sebeple indirim yapılır. 6. Fıkranın uygulanmasının söz konusu olduğu hallerde taksirle işlenmiş olan bir suç vardır. Örneğin, taksirle öldürme veya taksirle yaralama vardır. Kişi taksirle bir trafik kazasına neden olmuştur. Bu kazada kendisi yaralanmıştır, mesela eşi ve çocuğu ölmüştür. Bu gibi durumlar da bu kişinin zaten kendisini bu trafik kazasına sebebiyet vermekle bir ölçüde cezalandırmıştır. Ayrıca bir cezaya mahkum edilmiş olması yakınları üzerindeki bakım gözetim yükümlülüğünün ihmali gibi bir sonuçta ortaya çıkaracaktır. Örneğin, kişi yaralanmıştır veya kendisi hiç yaralanmamıştır. Çoluk çocuğu yaralanmıştır. Çoluk çocuğunun yaralanmış olması dolayısı ile bunlara hastane ortamında gerekli tıbbi müdahalenin yapılabilmesi için bir gayret içerisinde olması gerekir. Ama bu kişiyi bizim tutuklayıp tutukevine alıp cezalandırmamız bu kişinin yükümlülüklerini yerine getirememesi gibi bir sonuç ortaya çıkaracaktır.

Burada önemli olan akrabalık ilişkisinin yakınlığı veya uzaklığı değildir. Taksirle sebebiyet verilen bu suçtan dolayı bu kişi hakkında bir cezaya hükmettiğimiz takdirde bu kişinin kendisine yüklenen diğer yükümlülükleri yerine getirme imkanının olup olmamasının göz önünde bulundurması gerekmektedir. Burada belli bir akrabalık konusunda bir ilişkiyle sınırlandırmamak gerekir. Sadece bir yükümlülüğü yerine getirip getirilmemesi açısından meseleye bakmak lazım. Yani burada ceza yaptırımına hükmedilmesi bir başka mağduriyete neden olmamalıdır. Eğer bir başka mağduriyete neden olacaksa bu mekanizmanın işletilmesi gerekmektedir. Bu gibi hallerde fıkradaki şahsi sorumsuzluk sebebini uygulanabilir.

Bilinçli taksirin olası kasttan ayrıldığı nokta şudur. Bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmekte, fakat istememektedir. Olası kastta ise, fail neticeyi öngörmekte ve bu sonucu kabullenmektedir. Öngörmesine rağmen meydana gelirse gelsin demektedir. Oysa bilinçli taksirde sonucun kabullenmesi söz konusu değildir. Fiilin neticesi ön görülüyor fakat bu kişi öngörülen bu neticenin gerçekleşmesini istemiyor. Halbuki kastta ise, olası kast kapsamında mesele mütalaa edildiğinde kişi gerçekleşeceğini öngördüğü neticeyi istemiş değildir ama istememiş de değildir, şeklinde bir değerlendirme veya tanımlama yapılmaktadır. Yani tamamen lakadi bir davranış şekli içerisine girmiştir. İstememiş olması halinde bilinçsiz taksiden dolayı sorumlulukta nasıl bir yol izlenmesi lazım buna somut örnek vermek çok güçtür. Ama buradaki istememe zorunluluk şartları içerisinde mütalaa edilen bir istememe olmamalıdır. Aksi takdirde mesele zorda kalış hali diye zorunluluk hali kapsamı içerisinde değerlendirilmesi lazımdır. Yaşanmış bir olaydan örnek vermek gerekirse, terörist takibi sırasında bir güvenlik konvoyuna pusu kurulur. Konvoydaki araçları kullanan kişilerden biri bu saldırıdan kurtulabilmek için engebeli arazide aracın dengesini kaybedecek şekilde hızlı şekilde kullanır. Hızı artırır ama hızın artırılması sırasında aracın dengesini kaybedebileceği ve aracın arkasındaki askerlerin ölebileceğini öngörür, fakat saldırı tehlikesinin büyüklüğü karşısında bu şekilde hareket etme mecburiyetindedir. Burada tehlike öngörülmüştür ve korkulan da olmuştur. Arabayı çok hızlı kullanan güvenlik görevlisi olayı ön görmüştür, ama istememiştir. Burada istememe zorunluluk halinde bir istememe halidir, mesele kast ve taksir boyutunda mütalaa edilecek bir mesele değildir. Zorunluluk hali kişinin cezalandırılmamasını gerektiren bir olaydır. Halbuki bilinçli taksirdeki istememeye rağmen kişinin ceza hukuku yönünden sorumluluğu yönüne gidilmektedir. Hatta bilinçsiz taksirin neticesinde öngörülen cezanın üçte birinden yarısına kadara artırılması öngörülmektedir. Buradaki isteme ve istememe ölçütleri arasında somut bir ölçüt verme imkanımız yoktur. Bunu Yargıtay somut olayın gerçekleşişini dikkate alarak, olayda bilinçli taksirin mi yoksa olası kastın mı bulunduğunu tayin edecektir.

Buna göre, her trafik kazası olayını peşinen taksir kapsamında değerlendirme alışkanlığından kurtulmak gerekmektedir. Kişi caddede son derece son süratli bir şekilde gidiyor, hatta biraz da içkili kırmızı ışık yanıyor yayalar da geçmek üzere, yaya işaretlerine ayak basmışlar kişi gaza basıyor ben buradan geçerim diyor. Bazı kişileri öldürebilirim ama olursa olsun diyor. İşte burada kabullenme var, olası kast çerçevesinde olayı değerlendirmek gerekiyor. Olayı biraz değiştirecek olursa yine kırmızı ışık henüz yanmış yayalar adımlarını atmak üzereler, sürücü ben bu arada geçebilirim, süratlenip geçeyim diye düşünerek hareket ederse, burada sonucu kabullenme yoktur.

Bir başka örnek, düğünde horan tepiliyor yukarıdakiler seyrediyor. Horona katılanlardan biri çekiyor silahını yukarıya doğru veya yatay yere tutarak sevinç gösterisinde bulunmak için ateşliyor. Coşku halinde silahı ateşleyen kişi, bu hareketi neticesinde bazı kişileri öldürebileceğini veya yaralayabileceğini öngörmektedir. Buna rağmen bu sonucu kabullenmektedir ve Yargıtay’da bu tür olaylara ilişkin kararlarda hem olası kast var demiştir, hem de bir kararın da teşebbüs varlığını kabul etmiştir.

Diğer bir örnek maç sonrası olaylarıdır. Balkonlardan taraftarlar takımlarının şampiyonluğunu alkışlamaktadır. Diğer bir grupta arabalarla aynı kutlamayı tezahüratlar eşliğinde yapmaktadır. Arabadakilerden biri elini çıkarıyor arabasının camından ve ateş ediyor. Şimdi burada silahla ateş eden kişi, yukarıdaki insanları yaralayabileceğini, öldürebileceğini öngörmekte ve buna rağmen sonucu kabullenmektedir. İşte bu gibi olaylarda da olası kast söz konusudur.
Yine diğer bir örnek, Türkiye müteahhitler bozuk malzeme kullanarak veya inşaat kurallarını ihlal ederek açıkça binalar yapmaktadırlar. Sonraki yıllarda bu binalar kendiliğinden veya küçük bir sarsıntı sonucunda çöker ve birçok insan ölür. İşte burada inşaatı yapan müteahhit binanın çökeceğini öngörmekte ve buna rağmen kurallara riayet etmeden yapmaktadır. Diğer ifadeyle, olursa olsun diyerek sonucu kabullenmektedir. Burada da olası kast söz konusudur.
Taksirli suçlarda kusurun ağırlığına göre cezanın alt sınırından daha az ceza verilebilir mi? Verilemez. Alt sınırın altına sadece ve sadece takdiri indirim nedeni söz konusu olursa inilebilir. Kişinin olaydaki kusuru ağır veya hafif olabilir. Ama bunun rakamla derecelendirilmesi mümkün değildir. Kusurun ağır veya hafifliğini hakim takdir edecektir. Eğer bir olayda kişinin kusurunun ağır olmadığı düşünülüyorsa, suça ilişkin ceza alt sınıra doğru indirilebilir ve alt sınırdan verilebilir. Ancak aynı nedenin takdiri indirim nedeni sayılarak, alt sınırın altına inilmesi mümkün değildir. Cezanın tayininde bir neden iki kez değerlendirilemez. Buna iki kez değerlendirme yasağı denilmektedir.

Taksirli suçlarda ilk yapılacak iş eğer gerekiyorsa teknik bilirkişiye başvurmaktır. Örneğin, kaza yapan LPG’li bir aracın LPG tüpü bağlantısında hata olup olmadığı hususu teknik bilirkişi tarafından incelenecektir. Bu ilişkin rapora göre, bağlantı hatasını yapan, denetlemeyen, zamanında muayeneye götürmeyen sürücü hakkında kusurunun ağırlığını hakim taktir edip alt ve üst sınıra göre ceza tayin edecektir. Burada teknik bilirkişinin yapacağı tek şey sadece ve sadece LPG bağlantısındaki hatanın varlığını ortaya koymaktır. Bundan doğan ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kusurun ağırlığına göre ceza taktir etmek sadece ve sadece hakimin belirlediği bir husus olacaktır. Peki ceza neye göre belirlenecektir. Bazı olaylarda mesela LPG örneğinde kişi bu bağlantıyı tamamıyla yetkili olmayan bir yere yaptırmış, daha sonrada aracı muayeneye götürmemiş, bu durumda bilinçli taksir söz konusu olabilir. Taksirin varlığının kabul edildiği bu durumda, kusurun ağırlığını, yani olaydaki dikkat ve özensizliğin ağırlığı dikkate alınarak cezayı üst sınıra yakın tayin etmek mümkündür.

Örnek olay 1: sirkte gösteri yapan failin partnerine bıçak atma gösterisi yaptığında birden fazla bıçağı hedef konumundaki partnerinin vücudunun yakınlarına saplamakta ancak kesinlikle partnerinin yaralanmasını istememektedir, hatta partnerinin yaralanmaması için bütün dikkat ve becerisini de kullanmaktadır, ancak buna rağmen netice gerçekleşmektedir, burada neticeyi failin öngördüğü ve öngörebileceği kuşkusuzdur, işte bu durumlarda bilinçli taksir meydana gelecektir, Çünkü neticenin istenmediği ne kadar açık ise, hareketin iradeliliği ve neticenin öngörülebilmesi de o kadar açıktır,

Örnek olay 2: Bir geminin taksirli manevrası dolayısıyla ona çarpacağını anlayan diğer gemi kaptanının ani bir manevra ile başka bir gemiye bindirmesi halinde netice her ne kadar iki kişinin hareketi ile meydana gelmiş ise de, bir tanesi kusurlu olmadığı için sorumluluk taksirli hareketi yapan faile ait olacaktır,
Üçüncü kişinin hareketi kusurlu ise somut olaya göre değerlendirilecektir,

Örnek olay 3: Eczane sahibi eczanesinde sattığı zehirli bir maddeyi açıkta unuttuğunda bundan yararlanan fail zehri alıp başkasını zehirlediğinde üçüncü kişinin hareketi kasıtlı bir harekettir, Bu durumda eczacının hareketi taksirle üçüncü kişi olan failin hareketi ise kasıtlıdır, Buna göre eczacı kusuru varsa taksirle öldürmeden üçüncü kişi olan diğer fail ise kasten öldürmeden sorumlu olur,

Örnek olay 4: Bakıcının dikkatsizliği neticesinde balkonun parmaklıklarına tırmanan çocuk bina sahibinin parmaklığı tamirde gecikmesi sebebinde bu parmaklıkların kırılması sonucunda balkondan düşüp öldüğünde bakıcının ve ev sahibinin hareketleri ortak olarak neticeye sebebiyet vermiştir, kusurları bulunduğunda ikisinin de taksirli hareketi ortaya çıkacak ve ikisi de sorumlu olacaktır, ancak bu fiilleri nedeni ile ayrı ayrı cezalandırılacaklardır çünkü taksirli suçlarda iştirak mümkün değildir,

Örnek olay 5: Terörist takibi sırasında güvenlik kuvvetlerine yolda pusu kurulması neticesi pusuya düşen araçları kullanan askerlerden birisi engebeli olan arazide saldırıdan kurtulabilmek için aracın dengesini kaybedecek şekilde hızlı kullanır ve bu sırada hızını arttırır, bu durumda aracın dengesini kaybedebileceğini ve aracın arkasındaki askerlerin ölebileceğini öngörmektedir, fakat saldırı tehlikesinin büyüklüğü karşısında bu şekilde hareket etmek zorundadır, asker olan şoför olayı öngörmüş ama neticeyi istememiştir, fakat korkulan omlaş araç devrilmiş ve arkadaki askerlerden birkaçı ölmüştür, bu durumda taksir ya da kasttan söz etmek mümkün değildir, çünkü ortada zorunluluk hali vardır ve bu hal kusurluluğu ortadan kaldırmaktadır,

Örnek olay 6: Uzun yıllar ralli yapmış direksiyonu çok iyi olan fail caddede büyük bir hızla arabasını kullanmakta kendi maharetine güvenmektedir, ancak aniden önüne fırlayan çocuğa çarparak ölümüne sebebiyet vermiştir, bu durumda önüne bir çocuğun fırlaması halinde ona çarpmayabileceğini düşünmesi ve bu konuda ustalığına güvenmesi nedeniyle neticeyi öngördüğü halde hareketine devam etmesi durumunda taksiri sebebiyle verilecek ceza kanunen arttırılacaktır.

Örnek olay 7: Sirkte gösteri yapan oyuncu oğlunun başına diktiği elmaya ok atışı yapmaktadır, eli titrediğinde dahi oğlunu vurabileceğini öngörmektedir, bütün gayreti ile kötü neticeye engel olmak için uğraşmaktadır, ancak korkulan olmakta ve ok çocuğun başına isabet ederek çocuk ölmüştür. Bu durumda oyuncu olası kasttan mı sorumlu olacaktır, yoksa bilinçli taksirden mi sorumlu olacaktır.

22/6 Madde
Taksirli hareket ile neden olunan netice münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak şekilde mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmeyecektir. Ancak bilinçli taksir halinde verilecek ceza indirilecektir.

Burada kişisel ve ailevi durumu bakımından teriminden mutlak surette akrabalık bağının var olması şartı aranmayacaktır. Çok yakın arkadaş dahi şayet yukarıdaki şartlar varsa bu kavram içine girebilecektir.

Tatbikatta en çok biz uygulayıcıları üzen kazada :
Örneğin evladını kaybeden anne ya da babanın taksirli suçu nedeniyle çektikleri bunca azaba ve üzüntüye rağmen tekrar yargılanmaları idi. İşte bu üzücü yargılamalara son vermek için hakime ceza vermeme konusunda yetki verilmiştir. Burada önemli olan neticenin mutlaka failin kişisel ve ailevi durumu ile ilgili bir ceza verilmesini gereksiz kılacak şekilde mağduriyetine yol açması kriteri esas alınacaktır.

Örnek olay:Çocukluktan beri arkadaş olan birlikte büyüyen aynı okula giden iki arkadaş birisinin kullandığı araçla seyahat halinde iken trafik kazası neticesinde yolcu olan çocukluk arkadaşı ölmüştür, okudukları okulda aynı oda da kalan ve neredeyse tüm günleri birlikte geçen bu samimi ilişki içerisinde fail 22/6 da ki cezasızlık sebebinden faydalanabilecek midir.?

Bu durumda akrabalık ilişkisinin olup olmaması ya da uzaklığı veya yakınlığı önemli değildir. Ana kriter bir cezaya hükmetmenin kişisel ve ailevi açıdan bir başka mağduriyete neden olmamasıdır bu kritere göre yukarıdaki örneğe her iki şekilde cevap verilebilecektir.

Bu durumda örneğin ölen arkadaşının şikayetçi olup olmaması failin gerçekten mağdur olup olmaması gibi özelliklere göre cezasızlık sebebi olabileceği gibi mahkemenin taktiri açısından bu durum sadece cezanın belirlenmesinde kriter olarak nazara alınabilecektir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Mesaj 03 Şub 2016 09:53
teoman Kullanıcı avatarı
Global Moderatör

Mesajlar: 19759


TCK--MADDE 22
Taksir
(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.

(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.

(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.



TCK--MADDE 85
Taksirle öldürme

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.




T.C.
YARGITAY
12.CEZA DAİRESİ
ESAS NO:2013/10140
KARAR NO:2014/1152
KARAR TARİHİ: 22.01.2014

TEBLİĞNAME NO: 12 - 2012/73874
MAHKEMESİ: Tosya Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 14/12/2011
NUMARASI: 2010/171 - 2011/229
SUÇ: Taksirle Öldürme




>TRAFİK KAZASI ARAÇ KULLANAN SANIĞIN, ARAÇTA BULUNAN TEYZESİNİN YARALANMASI NETİCESİNDE ÖLÜMÜ, ARACI KULLANAN SANIĞIN AKRABALIK DURUMU VE CEZASINDAN YARARLANIP YARARLANMAYACAĞI


Taksirle öldürme suçundan, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 22/6. maddesinin uygulanabilmesi için, taksirli hareket sonucu neden olunan neticenin münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmasının gerekli olduğu, sanığın olay tarihinde yönetimindeki aracı ile asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza neticesinde, aracında bulunan teyzesinin, aracın kapısını açarak aşağı inmeye çalışırken yere düşmesi sonucu yaralandığı ve kaldırıldığı hastanede tedavi görürken öldüğü olayda, 5237 sayılı TCK'nın 85/1. maddesi esas alınmak sureti ile taksirle öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, taksirli hareketi sonucu münhasıran kendisinin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olması söz konusu bulunmayan sanık hakkında TCK'nın 22/6. maddesinin uygulanamayacağı nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi,

Kanuna aykırı olup,
mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 22.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Önceki


  • POPULER KONULAR

Dön Türk Ceza Kanunu Şerhi