Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY Ceza Genel Kurulu 2015/1049 E. , 2016/3 K.

Sanık ...’nun teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak kasten öldürme suçuna azmettirmeden 5237 sayılı TCK’nun 38/1. maddesi delaletiyle 82/1-a, 35/2, 53/1-2 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı, resen temyize tâbi olan hükmün sanık müdafii tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile onanmasına karar verilerek kesinleşmesinden sonra, hükümlü vekilince 13.09.2013 tarihli dilekçe ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş, ... Ağır Ceza Mahkemesince ... gün ve ... sayı ile talebin kabule değer bulunmadığından reddine karar verilmiş, hükümlü vekili tarafından bu karara itiraz edilmesi üzerine de ... Ağır Ceza Mahkemesince ... gün ve ...-Değişik İş sayılı kararla itiraz reddedilmiştir.
... Ağır Ceza Mahkemesinin itirazın reddi kararına karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün ... gün ve ... sayılı yazısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.02.2014 gün ve 60406 sayılı ihbarnamesi ile kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile; talebin reddine karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce ... gün ve ... sayılı yazı ile Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... gün ve ... sayılı kanun yararına bozma talebinin reddi kararına karşı 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması için talepte bulunulmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu talebin eki dosya ile birlikte aynen ... gün ve ... sayılı yazı ile Yargıtay ... Ceza Dairesi Başkanlığına sunulması üzerine, Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve 760-991 sayı ile; "itiraz yoluna gidilip gidilmeyeceği konusunda değerlendirme yapılması, itiraz yoluna gidilecekse itiraz gerekçelerini içerir tebliğnamenin düzenlenerek gönderilmesi amacıyla" dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir.
Tevdi kararı üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ... gün ve ... sayılı yazı ile itiraz kanun yoluna gidilmeyeceği bildirilmiştir.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce ... gün ve ... sayılı yazı ile Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... gün ve ... sayılı kanun yararına bozma talebinin reddi kararına karşı 5271 sayılı CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması amacıyla bir kez daha talepte bulunulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ... gün ve ... sayılı “Kanun yararına bozma” konulu yazı ile talep eki dosya ile birlikte Yargıtay ... Ceza Dairesi Başkanlığına sunulmuştur.
Bu talebin CMK'nun 308. maddesi uyarınca itiraz mahiyetinde olduğunu kabul eden ve inceleme yapan Yargıtay ... Dairesince ... gün ve .. sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer olup olmadığı noktasında toplanmakta ise de; öncelikle ortada incelenmesi gereken bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itirazı bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ... hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 08.02.2008 gün ve 57 numaralı iddianame ile ... ile birlikte 06.08.2007 tarihinde ...’yı, şikâyetçi ...’ı teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak kasten öldürme suçuna azmettirmeden 5237 sayılı TCK’nun 38/1. maddesi delaletiyle 82/1-a, 35/2, 53/1-2 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl fail olan sanık ...’nın TCK’nun 37/1. maddesi delaletiyle, azmettiren sanıklar ... ve ...’in ise 38/1. maddesi delaletiyle 82/1-a, 35/2, 53/1-2 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği,
Resen temyize tabi olan bu hükmün sanıklar müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile; tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak onanmasına karar verildiği,
Hükümlü ... müdafiinin 03.03.2010 tarihli dilekçe ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayılı onama kararına karşı CMK'nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna gidilmesini talep ettiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ... gün ve ... sayılı yazı ile itiraz sebeplerinin daha önce dile getirildiği, Özel Dairece yapılan incelemede bu konuların değerlendirildiği, hükmün esasına ilişkin bir hususun inceleme dışı bırakılmadığı, bu nedenle karara itiraz etmeyi gerektirecek herhangi bir hukuki ve fiili neden bulunmadığından itiraz yoluna gidilmediğinin hükümlü müdafiine bildirildiği,
Hükümlü ... müdafiinin 26.09.2012 tarihli dilekçe ile yeniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayılı onama kararına karşı CMK'nun 308. maddesi itiraz yoluna gidilmesini talep ettiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tekrar ... gün ve ... sayılı yazı ile itiraz sebeplerinin daha önce dile getirildiği, Özel Dairece yapılan incelemede bu konuların değerlendirildiği, hükmün esasına ilişkin bir hususun inceleme dışı bırakılmadığı, bu nedenle karara itiraz etmeyi gerektirecek herhangi bir hukuki ve fiili neden bulunmadığından itiraz yoluna gidilmediğinin hükümlü müdafiine bildirildiği,
Hükümlü müdafii tarafından bu kez 13.09.2003 tarihli dilekçe ile olayın gelişimi hakkında bilgi verildikten ve müvekkili adına AİHM’e müracaatta bulunulduğu belirtildikten sonra özetle;
"1- Hükümlü hakkında hiçbir somut delile dayanmadan varsayımlara dayalı olarak mahkûmiyet kararı verildiği,
2- Olayın en önemli iki tanığı olan katılan ... ve tanık ... ...’nun tensiple huzurda dinlenilmelerine karar verildiği halde bu ara karardan dönmeksizin ve hiçbir gerekçe gösterilmeden talimatla ifadelerinin alınması ve talimat mahkemesindeki duruşma gününün kendilerine bildirilmeyerek bu kişilere soru sorma haklarının ellerinden alınması suretiyle CMK’nun 180, 181 ve 210. maddelerine aykırı davranıldığı,
3- Hükmün açıklandığı celsede son söz hakkının kullandırılmayarak CMK’nun 215 ve 216. maddelerine aykırı davranıldığı,
4- Katılan ...’ın soruşturma sırasında hastanede alınan aynı zamanda kameraya da kayıt edilen ilk kolluk ifadesine ilişkin tutanağın CMK’nun 169. maddesine aykırı biçimde hazırlanıldığı, bu nedenle hukuka aykırı delil niteliğinde olup hükme esas alınamayacağının gözetilmediği,
5- İddianamenin lehe olabilecek hiçbir delile yer verilmeden CMK’nun 170. maddesine aykırı olarak hazırlandığı,
6- Asıl fail olan ...’nın ateş ederken söylediği iddia olunan sözlerle ilgili beyanlar arasındaki çelişkinin giderilmediği,
7- Katılanın hastanede alınan ifadesi ve olay yerine ilişkin kamera kayıtlarının yeterince incelenmediği,
8- Tebliğnamenin bizzat tutuklu sanığın kendisine tebliğ olunması gerektiğinin gözetilmediği,
9- Mahkeme kararının yeterli gerekçeyi taşımadığı,
10- Eksik soruşturma sonucu hüküm kurulduğu,"
Gerekçeleriyle yargılamanın yenilenmesinin talep edildiği,
Yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde ileri sürülen hususların daha önce 08.01.2009, 29.01.2009 ve 22.01.2010 havale tarihli asıl hükme yönelik temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebeplerle benzer nitelikte olduğu,
Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... gün ve ... sayılı onama kararında; “sanık ... müdafilerinin duruşmalı incelemede ve temyiz dilekçesinde sübuta, delillerin hatalı takdir edildiğine, eksik soruşturmaya, savunma hakkının kısıtlandığına, teşdiden ceza tayininin yerinde olmadığına, takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğine, suç vasfına vesaireye” yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar verildiğinin belirtildiği,
... Ağır Ceza Mahkemesince asıl hükmü veren heyetten farklı hâkimlerden oluşan bir heyet tarafından ... gün ve ... sayılı ek kararla yargılamanın yenilenmesi talebine konu sebeplerin daha önce de ileri sürülüp Yargıtay ilgili Dairesince incelendiği, hükme etkili bir hususunun inceleme dışı bırakılmadığı, CMK'nun 311. maddesinde belirtilen sebeplerin bulunmadığı gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebinin kabule değer görülmediğinden reddine karar verildiği,
Bu karara vaki itirazın ... Ağır Ceza Mahkemesince ... gün ve 2013/...- D.İş sayılı kararla reddedildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce ... gün ve ... sayılı yazı ile ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve 2013/...-Değişik İş sayılı kararının;
“Hükümlü vekilinin 13.09.2013 tarihli yargılamanın yenilenmesi dilekçesinde dile getirdiği, mahkemesince, olayın en önemli tanığı olan mağdur/katılan ... ile emlakçı ... ...’nun, tensip ile birlikte ihzaren celbine karar verilmiş olmasına rağmen gerekçesi açıklanmadan talimatla ifadelerinin alınması yoluna gidildiği, ayrıca bir kısım tanık ifadelerinden sonra sanık ve müdafiince ifadelere karşı bir diyeceklerinin olup olmadığının sorulmadığı, böylece sanık ve müdafiince doğrudan soru sorma, sordurma imkânı tanınmayarak savunma hakkı kısıtlandığı, olayı gerçekleştiren sanık ...’in olay esnasında söylediği iddia olunan sözler konusunda çelişkilerin giderilmediği, olaya ilişkin görüntülerin ayrıntılı incelenmediği, olay yerinde keşif yapılmadığı, sanık müdafiinin 16/08/2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru üzerine söz konusu başvurunun 58829/10 no ile kayıt altına alındığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerin sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir” gerekçesiyle kanun yararına bozulmasının talep edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ... gün ve 60406 sayılı ihbarname ile talebin aynen Yargıtay ... Ceza Dairesi Başkanlığına sunulduğu,
Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile;
“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’unun 311. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde ‘...yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte...’ olmasının, yargılamanın yenilenmesinin koşulu olup yeni olaylar veya delillerin hükmün verildiği anda mahkemece bilinmemesi gerekir. Yargılama aşamasında bilinen olayları veya tanıkları ‘yeni delil veya yeni olaylar’ türünden saymak olanaksızdır. Bu olgunun, davanın süjelerince ve yargılamayı yapan mahkemece bilinmemesi, tespit edilememesi zorunludur, ‘yeni olaylar veya yeni deliller’ söz konusu değil ise, hükümlü yararına yargılamanın yenilenmesi sebeplerinden bahsetmek yasa koyucunun amacına ve yasanın özüne uygun düşmeyecektir.
Bilindiği gibi, yargılamanın reddine ilişkin karara karşı yapılan itirazın inceleme merciince reddedilmesi halinde; verilen karar kesindir. (CMK.319/3)
Temyiz incelemesi yapılmaksızın kesinleşen karar veya hükümlere karşı “kanun yararına bozma” isteminde bulunulabileceği öngörülmüştür. (CMK.309/1)
İleri sürülen nedenler yerinde görülür ise kesinleşen karar veya hüküm kanun yararına bozulur. (CMK.309/3)
Bozma nedenleri: CMK’nun 223. maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, gerekli inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra yeniden karar verilir, (CMK.309/4-a)
Bozma nedenleri; mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. (CMK.309/4-b)
Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay’ın ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilir. (CMK.309/4-d)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; hükümlü ... hakkında tasarlayarak öldürmeye teşebbüse azmettirme suçundan açılan kamu davası sonucunda; eylemi sabit kabul edilerek, 5237 sayılı TCK’nun 38/1, 82/1-a, 35/2. maddeleri gereğince 18 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, bu hükmün temyizden geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamından; hükümlü müdafiinin gerek yargılama evresinde (bozma öncesi ve sonrası) gerekse hüküm kesinleştikten sonra ileri sürdüğü hususlar yargılama aşamasında değerlendirilmiştir. ... l. Ağır Ceza Mahkemesi, hükümlünün savunmalarını, mağdurun beyanlarını ve tanık ifadelerini, tüm takdiri ve maddi delilleri birlikte değerlendirip hüküm kurmuştur.
Sanığın ‘yeni delil’ dediği hususlar, ilk kez ortaya çıkan delil niteliğinde değillerdir. Mahkeme hükme varmak için topladığı delilleri yeterli görüp, takdir ederek kararını vermiştir. Hükümlünün ve müdafilerinin yargılama aşamasında buna rağmen ileri sürdüğü, yeniden mağdur ve tanıkların ifadelerinin alınması, kamera kaydının incelenmesi, olay yerinde keşif yapılması talebi lüzumlu görülmeyerek, haklı gerekçelerle reddedilmiştir.
Sanık red gerekçesine katılmayarak bu hususu temyiz konusu yapmış, Yargıtay l. Ceza Dairesi yukarıda belirtilen onama kararında eksik soruşturmaya, savunma hakkının kısıtlandığına, delillerin takdirinde hata edildiğine, sübuta, suç vasfına, ceza miktarına itirazlarının reddine vurgu yapmıştır.
Hükümlünün, kesin hükümden dönülmesini gerektirecek ve yeniden yargılama yapılmasını haklı gösterecek nitelikte, ciddiyette yeni deliller ileri sürmediği anlaşılmaktadır.
Bütün bu saptamaların ışığında; hükümlünün, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311/1-e madde fıkrasında belirtilen ‘yeni olaylar veya yeni kanıtlar’ ortaya koyamadığı anlaşıldığından, ‘Kanun Yararına Bozma’ (CMK.309/1) cihetine gidilmemiştir” gerekçesiyle kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce ... gün ve ... sayılı yazı ile Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... gün ve ... sayılı kanun yararına bozma talebinin reddi kararına karşı CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması amacıyla talepte bulunulduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ... gün ve ... sayılı yazı ile ileri sürülen itiraz sebeplerinin daha önce dile getirildiği ve hükmün esasına etkili bir hususun inceleme dışı bırakılmadığı dikkate alınarak itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığından itiraz kanun yoluna gidilmediğinin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne bildirildiği,
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce ... gün ve ... sayılı yazı ile bir kez daha Yargıtay ... Ceza Dairesinin kanun yararına bozma talebinin reddine dair ... gün ve ... sayılı kararına karşı CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması amacıyla talepte bulunulduğu,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kez ... gün ve ... sayılı “Kanun yararına bozma” konulu yazı ile son paragrafı hariç aynen talebin; “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ... gün ve ...... sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur” denilmek suretiyle Yargıtay ... Ceza Dairesi Başkanlığına sunulduğu,
Yargıtay ... Ceza Dairesince Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ... gün ve ... sayılı yazısının ... gün ve ... sayılı kanun yararına bozma talebinin reddi kararına karşı CMK’nun 308. maddesi uyarınca yapılmış bir itiraz mahiyetinde olduğu kabul edilerek ... gün ve .. sayılı kararla itirazın reddine karar verilerek dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderildiği,
Anlaşılmaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, 5271 sayılı CMK'nun olağanüstü kanun yollarının yer aldığı "Altıncı Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm"de 308. maddede;
"(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir" şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, Yargıtay Ceza Daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olup, bu yetki sadece Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Yargıtay Cumhuriyet Savcıları Yargıtay Kanununun 28. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı adına bu yetkiyi kullanır.
İtiraz, daire kararında gerek maddî ve gerek usul hukukuna aykırı olduğu saptanan hususlara yönelik olabilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yasa yoluna başvurusunu “itirazname” denilen belgeyi düzenleyerek yapar. İtiraz başvurusunda itiraz nedenlerinin açık ve gerekçesiyle birlikte yazılı olarak bildirilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının uyuşmazlığa konu olan ... gün ve ... sayılı yazısının konusu açıkça “kanun yararına bozma” olarak belirtilmiş olup talep kısmında da buna uygun biçimde “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ... gün ve ...... sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur” denilmiş, yazı içeriğinde de ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... günlü yargılama- nın yenilenmesi talebinin reddi kararına vaki itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığı belirtilmiş olup, aleyhine kanun yoluna başvurulan kararın ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... gün ve ...-Değişik İş sayılı kararı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Şu halde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün Yargıtay ... Ceza Dairesinin kanun yararına bozma talebinin reddine dair ... gün ve ... sayılı kararına karşı CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulması talebinin sehven kanun yararına bozma talebi olarak değerlendirilip ... Ağır Ceza Mahkemesinin itirazın reddi kararına karşı mükerrer olarak CMK’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu, ortada Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz bulunmadığından dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz mahiyetinde olmayan talebi hakkında bir karar verilmesi için Yargıtay ... Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Ceza Genel Kurulunca incelenmesi gereken bir itiraz bulunmadığından dosyanın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz mahiyetinde olmayan talebi hakkında bir karar verilmesi için Yargıtay ... Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.01.2016 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

YARGITAY 20. Ceza Dairesi 2016/7 E. , 2016/53 K.


İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
A) KONUYLA İLGİLİ BİLGİLER:
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanıklar M.. Ç.. ve Ç.. T.. hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama sonucu 25/05/2010 tarihinde 2007/497 esas ve 2010/376 karar sayı ile sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
Hüküm sanıkların müdafileri tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizce 08/12/2015 tarihinde 2015/14650 esas ve 2015/5045 karar sayı ile sanıklar hakkındaki hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
B) İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz yazısında özetle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Yüksek Yargıtay 20. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; somut olayda sanıklarda ele geçen uyuşturucuların, hukuka aykırı yöntemle elde edilip edilmediği, buna bağlı olarak hükme esas alınıp alınmayacağı ve adli arama kararı olup olmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Ceza Muhakemesinin amacı; sosyal düzenin korunması ile kişilerin hak ve özgürlüklerine saygı arasında bir denge kurulması suretiyle hukuken geçerli kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.
Ceza Muhakamesi hukukumuz "delil serbestliği" ilkesini benimsemiş, delilleri değerlendirmede de hakime tam bir serbestlik tanımıştır. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması zorunludur. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur. Ancak, somut olayda olduğu gibi istihbari bilgi elde eden, PVSK.na göre suçların işlenmesinin önlenmesi ve tehlikelerin önlenmesi hususlarında da görevli olan ve elinde mahkeme tarafından verilmiş bir önleme araması kararı bulunan kolluk görevlilerinin, emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bilgi vermesi ve CMK'nın 116-117 ve 119.maddelerine uygun "adli arama" kararı alması gerekli midir? bir başka deyişle Yüksek Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin sözü edilen bozma ilamında belirtilen; somut olayda istihbari bilgi edinilmesi nedeniyle, "adli arama" kararı alınması gerekli olduğundan, önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucu elde edilen suç konusu ve delili olan uyuşturucu maddeler, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olup hükme esas alınmaması gerekir şeklindeki gerekçe yerinde midir?
Aşağıda arzetmeye çalıştığımız nedenlerle suç konusu ve delili olan uyuşturucu maddelerin, hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve suçun unsurlarının oluştuğu değerlendirilmiştir.
1-Suç konusu uyuşturucu maddeler, Siirt Emniyet Müdürlüğü'nün 26/06/2006 tarihli talebi üzerine Siirt Sulh Ceza Mahkemesi'nin vermiş olduğu 26/06/2006 tarih ve 2006/497-498 değişik iş sayılı önleme araması kararı üzerine yapılan aramada ele geçirilmiştir.
Soyut istihbari bilgiye ulaşan görevlilerin yapılan çalışmalar sırasında, ihbara konu araç ve araçta bulunan sanıkların üzerinde "adli arama" kararı olmadan sözü edilen önleme araması kararına istinaden aramalarında ve bunun sonucunda suç konusu uyuşturucu maddeleri ele geçirmelerinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Bilindiği üzere, istihbari bilgi; duyum, söylenti, tahmin ve varsayıma dayanan, doğruluğu şüpheli bilgidir. Kaynağı belli bir kişiye ya da somut bir olguya dayanmadığı için, istihbari bilginin tek başına delil değeri yoktur. Somut olaylara dayanmayan, soyut iddia, bilgi ve tahminler, adli soruşturmanın başlatılması için yeterli görülemez. Olay tutanağında alındığı belirtilen istihbari bilgi, başlangıç şüphesi oluşturacak nitelikte olmayıp "tehlike" boyutunda değerlendirilmesi gereken bir bilgi olduğu için, önleme arama kararı ile yapılan aramanın hukuka uygun olduğu düşünülmektedir.
Nitekim; hangi hallerde adli arama kararı verilebileceğini düzenleyen 5271 sayılı CMK'nın 116. maddesinde;"Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa; şüphelinin veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir." denilmekte olduğundan, uygulamada istihbari bilgi olduğu gerekçesiyle "adli arama" kararı verilmesine yönelik taleplerin bir kısmında, istihbari bilginin "makul" şüphe oluşturmadığı değerlendirilerek "adli arama" kararları verilmemektedir.
Somut olayda olduğu gibi, alındığı belirtilen istihbari bilginin, "tehlike" boyutunda değerlendirilmeyip, adli soruşturmanın başlangıç şüphesi niteliğinde görülerek, sanıkların araçları ancak "adli arama" kararı ile aranabilir denilmesi halinde;
a) Soyut iddia, bilgi ve tahminlerden ibaret olan her ulaşılan istihbari bilgide, kişileri adli soruşturmanın şüphelisi yaparak arama sonunda suç delili elde edilmediği durumlarda o kişilerin hak ve özgürlüklerinin ihlal edilebileceği,
b) Çoğu zaman aslı çıkmayan, hatta bazen "iftira" boyutuna ulaşabilen istihbari bilgilerle, adli mercilerin boş yere meşgul edilebileceği,
c) CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine göre "adli arama" kararı vermeye yetkili mercilerin, istihbari bilgiyi adli arama için yeterli görmeyip adli arama kararı ya da izni vermemesi durumunda veya adli arama kararı almak için uğraşılan zamanda, suçluların suç konusu delilleri kaçırması halinde; çok az miktarı (bazen 1 gramı) dahi ölümcül sonuçlara yol açan, insan hayatı ve toplum sağlığı için "tehlike" oluşturan uyuşturucu maddeler ile mücadelenin sekteye uğrayabileceği, suçların işlenmesinin önlenmesi ve tehlikelerin önlenmesi görevleri de bulunan kolluk görevlilerinin, bu görevlerini yapmalarının zaafa uğrayabileceği, bunun da sosyal düzenin bozulmasına neden olabileceği,
Değerlendirilmektedir.
2-Arama işlemi, sanıkların konutları veya işyerleri gibi kamuya kapalı yerde değil de, kamuya açık herkesin gelip geçtiği şehirlerarası yolda oluşturulan kontrol noktasında şehirlerarası otobüste yapılmış olup, bu yer sözü edilen önleme araması kararında belirtilen yerlerdendir. Bu itibarla da sözkonusu aramanın hukuka aykırı olmadığı anlaşılmıştır.
3-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, sunulan kanıtların kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir kural olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de “İç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak, başvurucuya gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyelin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz” (Chalkley/ Birleşik Krallık [kk] B.No: 6383/100, 26.09.2002) ve "Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması, mutlak suretle adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık gücü ve güvenilirliği konusunda birtakım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir ” (G.E., B. No: 2012/542 04.11.2014) şeklinde kararlar vermiştir.
Bu kararlar ışığında somut olaya baktığımızda; suç konusu uyuşturucu maddelerin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı yöntemlerle elde edilmediği ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk ve şüphe bulunmadığı dikkate alındığında, hükme esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
4-Somut olayda önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucunda ele geçen suç konusu uyuşturucu maddelerin hukuka uygun olarak elde edildiği kabul edilmiştir. Kaldı ki, aksi halin kabulü halinde dahi, önleme araması kararı da olsa sonuçta bir mahkeme kararı ile arama yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, bu arama sonucu elde edilen delillerin "mutlak hukuka aykırı delil" niteliğinde görülmeyip, "nisbi hukuka aykırı delil" olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu düşünülmektedir. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ve Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında, nisbi hukuka aykırı delillerin bazı şartların varlığı halinde hükme esas alınmalarında isabetsizlik görülmemiştir. Örnek olarak;
CGK, 26.06.2007 tarih ve 2007/147, 2007/159 sayılı Kararında; aramanın hukuka aykırı olduğu kabul edilmiş ancak delil yasaklarına ilişkin olarak öğretideki “mutlak delil yasakları” ve “nisbi delil yasakları” ayırımından hareketle, somut olaylarda, sanıkların arama kararı ve işlemine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması, sonuca etkili olmayan "şeklî-nisbî hukuka aykırılık" olarak değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi de 15/04/2015 tarih ve 2013/2392 başvuru numaralı kararında; başvurucunun konutunda icra edilen arama işlemi sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksik olmasının yol açtığı, arama işleminin ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini şüpheye düşüren somut bir durum veya risk tesbit edilemediği gibi, başvurucu tarafından da bu kapsamda herhangi bir itiraz ve somut iddia ileri sürülmediğini, dolayısıyla arama sırasında her ne kadar ihtiyar heyeti azalarından veya komşularından bir kişinin eksik bulundurulmuş olması bir kanuna aykırılık teşkil etmekte ise de, delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun sözkonusu olmadığını belirttikten sonra, arama işlemindeki sözkonusu eksikliğin, elde edilen delillerin güvenilirliğine zarar vermediğinin ve dolayısıyla bu deliller esas alınarak mahkumiyetle sonuçlanan yargılamanın adilliğini zedelemediğinin kabulü gerekir diyerek, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Somut olayda da, sanıkların arama kararı ve arama işleminin içeriğine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, arama sonucunda elde edilen delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun sözkonusu olmadığı, dolayısıyla bu delillerin hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmiştir.
5-Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.11.2005 tarih ve 2005/144 Esas, 2005/150 Karar sayılı Kararında: “usulüne göre alınmış bir arama kararı olmadan yapılan arama hukuka aykırı olduğundan, arama işleminde elde edilen maddi delilin hükme esas alınamayacağı belirtilmiş ancak, sanığın özgür iradesine dayalı, ihbarla uyumlu ikrarının varlığı karşısında, suçun sübuta erdiği kabul edilmiştir.
Bu karar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; sanıkların soruşturma aşamasında ele geçen uyuşturucuları ticaret amacıyla aldıklarına ilişkin özgür ve samimi beyanları ve hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut olayda ele geçen uyuşturucu hapların, hukuka uygun yöntemle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı; hukuka aykırı yöntemle elde edildiği kabul edilse dahi, bu delilin "nisbi hukuka aykırı delil" niteliğinde olduğu ve sanıkların arama kararı ile arama işlemine, arama yapılırken haklarının ihlal edildiğine yönelik bir itiraz ve yakınmalarının bulunmaması karşısında, arama sonucunda elde edilen delillerin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun sözkonusu olmadığı, dolayısıyla bu delillerin hükme esas alınmalarında bir isabetsizlik bulunmadığı; suç konusu uyuşturucu maddelerin "mutlak hukuka aykırı delil" niteliğinde görülmeleri halinde bile, sanığın istihbari bilgi ile uyumlu ve hayatın olağan akışına da uygun düşen özgür ve samimi ikrara yönelik mahkeme huzurundaki beyanı ve hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmediğinden sanıklara verilen mahkumiyet hükümlerinin onanması istenmiştir,
C)CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZIYLA İLGİLİ YASA HÜKÜMLERİ:
1- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi:
(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, resen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kurulu'na itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.
(2) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) İtiraz üzerine dosya, kararına itiraz edilen daireye gönderilir.
(3) (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen fıkra) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
2- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 5. maddesi (05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 6352 sayılı Kanun'la eklenen):
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308 inci maddesinde yapılan değişiklikler, bu Kanunun yayımı tarihinde Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda bulunan ve henüz karara bağlanmamış dosyalar hakkında da uygulanır.
D) İTİRAZIN VE KONUNUN İRDELENMESİ:
Dairemizin itiraza konu olan kararının, itiraz yazısında ileri sürülen tüm nedenler tartışılıp değerlendirilerek verildiği ve kararda bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde görülmemiştir.
İtirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderilmesine karar vermek gerekmektedir.
E) KARAR: Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazının yerinde görülmediğine,
2- 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, itirazın incelenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE,
12/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ KANUN YARARINA BAŞVURMASI - CMK 310. Md.

Mesaj gönderen Admin »

MADDE DEĞİŞİKLİKLERİ:


19/12/2006 tarih ve 26381 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı kanunun 26. maddesi gereğince maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Adalet Bakanı" ibaresi, "Adalet Bakanlığı" olarak değiştirilmiştir.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj