Foruma girişte hatalı şifre uyarısı ya da başkaca sorun yaşayan üyelerimiz bu bağlantıdan destek talebinde bulunabilirler.

KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

5. Ceza Dairesi 2015/10529 E. , 2015/17024 K.

KURUM GÖREVLİLERİ İLE DIŞ GÜVENLİK GÖREVLİLERİNE RÜŞVET VERMEK
CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ İŞ BÖLÜMÜ
GÖREVSİZLİK KARARI


Hükümlü İ.. K..'nın Diyarbakır Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunmakta iken, hastanede yattığı süre içerisinde görevli personele rüşvet vermek suretiyle birden çok kez hastane dışına çıkarak cep telefonu ile görüşme yaptığından bahisle 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 44/3-g maddesi gereğince 15 gün hücre cezası ile cezalandırılmasına dair Diyarbakır Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu Başkanlığının 13/06/2014 tarihli ve 2014/706 sayılı kararına karşı hükümlü tarafından yapılan itirazın reddi ile disiplin kurulu kararının onanmasına ilişkin Diyarbakır İnfaz Hakimliğinin 14/07/2014 tarihli ve 2014/1530 esas, 2014/1717 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/07/2014 tarihli ve 2014/1080 Değişik İş sayılı Kararının;
Dosya kapsamına göre,
1- 5275 sayılı Kanun'un 47/2-3. maddelerinde yer alan “(2) Hükümlülerin diğer disiplin cezalarını gerektiren eylemlerinin öğrenilmesinden itibaren derhâl ve en geç iki gün içinde kurum en üst amirince atanan bir görevli tarafından soruşturmaya başlanır.(3) Soruşturma en geç yedi gün içerisinde tamamlanır ve düzenlenen rapor ve ekleri disiplin kuruluna sunulur. Soruşturma süresi eylemin ve soruşturmanın niteliğine göre infaz hâkiminin yazılı onayı ile yedi güne kadar uzatılabilir” şeklindeki hüküm gereğince Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 01/06/2014 tarihli ve 2014/289 Muh. sayılı ihbar yazısı üzerine soruşturma işlemlerine 02/06/2014 tarihinde başlanılarak hükümlüden yazılı veya sözlü savunmasını 3 gün içerisinde vermesinin istenildiği ve söz konusu yazının 09/06/2014 tarihinde hükümlüye tebliğ edilmesi üzerine yazılı savunmanın 11/06/2014 tarihinde verilerek aynı tarihte muhakkik tarafından düzenlenen raporun Disiplin Kurulu Başkanlığına sunulması üzerine hükümlünün 13/06/2014 tarihli Disiplin Kurulu kararı ile 15 gün süreyle hücreye koyma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu haliyle infaz hakiminden uzatma kararı alınmaksızın soruşturmanın süresinden sonra tamamlandığı gözetilmeksizin yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde,
2- Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 07/04/2014 tarihli ve 2014/2918 esas, 2014/2406 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hastane odası ceza infaz kurumu niteliğinde olmadığı gibi, dosya kapsamına göre hükümlünün üzerinden cep telefonu ele geçirildiğine ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir bilgi ve belge de bulunmaması karşısında, sonuca etkili bulunmamakla birlikte hükümlünün 5275 sayılı Kanun'un 40/2-a maddesinde tanımlanan “idarenin izni olmaksızın yasak yerlere gitmek” ve aynı Kanun'un 44/3-m maddesinde tanımlanan “kurum görevlileri ile dış güvenlik görevlilerine rüşvet vermek” eylemlerinden en ağırı olan 5275 sayılı Kanun’un 44/3-m maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, 5275 sayılı Kanun'un 40/2, 44/3-g ve 44/3-m maddelerinden en ağırı olan ve olayda uygulama yeri bulunmayan 5275 sayılı Kanun'un 44/3-g maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği gözetilmeksizin yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli, 09/07/2015 gün ve 94660652-105-21-9004-2014-14654/46645 sayılı Kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:
2797 sayılı Yargıtay Kanununa 6572 sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen geçici 14. madde uyarınca oluşturulan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından hazırlanan ve 22/01/2015 tarih, 29244 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girip 02/02/2015 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanan 19/01/2015 tarih ve 2015/8 sayılı iş bölümü kararına göre, özel ceza kanunlarından doğan ve başka bir dairenin görev alanına girmeyen suçlara ilişkin temyiz incelemesi görevinin Yargıtay 19. Ceza Dairesine ait olduğu, Dairemizin görev alanındaki suçlarla doğrudan ilişkili olmayan ve özel kanun niteliğindeki 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanundan kaynaklanan dava ve işlere yönelik kanun yararına bozma isteminin de Yargıtay 19. Ceza Dairesince incelenmesi gerektiği anlaşılmakla; Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 04/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

6. Ceza Dairesi 2012/22229 E. , 2013/15143 K.

CEZALARIN ERTELENMESİ
ŞARTLA SALIVERİLME
MAHKEMECE YAPILAN MAHSUBUN HATALI OLMASI
CEZAEVİNDE ÖNCEDEN İNFAZ EDİLEN SÜRENİN, SONRADAN İŞLENEN SUÇUN İNFAZINDAN MAHSUP EDİLEMEYECEĞİ


Muhtelif suçlardan 36 yıl ağır hapis cezasına hükümlü C.. Ş..'in, 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un 1/2. maddesi uyarınca şartla tahliyesine dair Silifke Ağır Ceza Mahkemesinin 23/05/2002 tarihli ve 2002/182 müt. sayılı kararını müteakiben 13/07/2007 tarihinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı Kırşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09/01/2008 tarihli ve 2007/337 esas, 2008/1 sayılı mahkûmiyet kararının kesinleşmesi üzerine, şartla tahliyesinin geri alınmasına, 13/07/2007-03/03/2028 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına ve mahsup talebinin reddine ilişkin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2009 tarihli ve 2009/741 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın kabulü ile hükümlünün fazla yattığı 1533 günlük sürenin Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2009 tarihli ve 2009/741 değişik iş sayılı cezasından mahsubuna dair SAKARYA 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 07/08/2009 tarihli ve 2009/588 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 03/08/2012 gün ve 2012/12953/46047 sayılı kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/08/2012 gün ve 2012/218503 sayılı ihbar yazısı, Yargıtay 8.Ceza Dairesinin 27.09.2012 tarihli görevsizlik kararı ile infaz dosyası 14/12/2012 tarihinde Dairemize gönderilmekle incelendi:
Anılan Yazıda;
Dosya kapsamına göre; Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan mahsubun, mahsup mantığına aykırı olduğu, kişilerin devletten alacaklı olduğu hissi ile ikinci suç işlemesine sebep olacağı, bu durumun hükümlü için kazanılmış hak olarak kabul edilemeyeceği, cezaevinde önceden infaz edilen sürenin sonradan işlenen suçun infazından mahsup edilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş olduğundan bahisle 5271 sayılı CMK’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması Dairemizden istenilmiştir.

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden kabulü ile Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak verilen 07.08.2009 tarih ve 2009/588 Değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi gereğince BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerinde yapılmasına, 26.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

7. Ceza Dairesi 2013/12723 E. , 2014/1635 K.

EMNİYET MENSUBU YOKLAMA KAÇAĞI


Yoklama kaçağı olup 3 aydan sonra gelmek eyleminden kabahatli H.. D..’nin, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 89/4c maddesi gereğince 500,00 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılmasına dair Akçadağ Sulh Ceza Mahkemesinin 11/10/2012 tarihli ve 2012/170 esas, 2012/148 sayılı kararına yönelik kabahatli tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesinin 31/12/2012 tarihli ve 2012/88 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 11/07/2013 gün ve 44927 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/07/2013 gün ve KYB. 2013/246565 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre; 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na, 08/02/2011 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6109 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile eklenen ek madde 7 ve 2. maddesi ile eklenen geçici 44. maddeleri ile getirilen düzenlemeler karşısında emniyet mensubu olan kabahatli hakkında yoklama kaçağı kalmak eyleminden dolayı idari yaptırım uygulanamayacağı gözetilerek itirazın kabulü yerine, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Akçadağ Asliye Ceza Mahkemesinin 31/12/2012 tarih ve 2012/88 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma gereği kabahatli hakkında hükmolunan 500 TL idari para cezasının kaldırılmasına 12/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

7. Ceza Dairesi 2013/20785 E. , 2014/2046 K.

ÖLÇÜLER VE AYAR KANUNUNA MUHALEFET
DAMGASI KOPMUŞ BOZULMUŞ ÖLÇÜ ALETİ KULLANMAK
PERİYODİK MUAYENE SÜRELERİ


Damgası kopmuş, bozulmuş, damga süresi dolmuş ölçü aletini kullanma eyleminden kabahatli M.. C.. hakkında 3516 sayılı Öçüler Ve Ayar Kanunu'nun 15/c maddesi gereğince Manisa Valiliği İl Bilim, Sanayii Ve Teknoloji Müdürlüğü'nün 20.11.2012 tarihli ve 189/2012 sayılı idari para cezası kararı ile verilen 32.592,00 Türk Lirası idari para cezasına yönelik başvurunun kabulü ile idari yaptırım kararının iptaline, kabahat fiili tek bir eylem olarak kabul edildiğinden kabahatlinin 1.358,00 Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılmasına dair, Manisa 4.Sulh Ceza Mahkemesinin 05.04.2013 tarihli ve 2012/286 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, MANİSA 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.05.2013 tarihli ve 2013/249 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 30.09.2013 gün ve 59745 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.11.2013 gün ve KYB. 2013-343481 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 06.02.2012 tarihli ve 2011/9722 esas, 2012/1910 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, dosya kapsamına göre 24.07.1994 tarihli ve 22000 sayılı Ölçü Aletleri Muayene Yönetmeliğinin periyodik muayene başlıklı 9.maddesindeki "ölçü ve ölçü aletlerinden;
a-Hassas kütle ölçüleri, 5 kg.'dan yukarı kütle ölçüleri, hassas mekanik tartı aletleri, okuma, çıktı verebilme veya başka elektronik cihazlarla bağımlı çalışabilme özelliğine sahip elektronik tartı aletleri, maksimum kapasitesi 2000 kg.'dan fazla olan tartı aletleri, hububat muayene aletleri, demir yolu yük ve sarnıçlı vagonları, taksimetre, naklimetre, akaryakıt ölçek ve sayaçları ile likit petrol gazı (LPG) sayaçlarının periyodik muayenelerinin iki yılda bir,
b-Elektrik, su ve gaz sayaçlarının periyodik muayenelerinin on yılda bir yaptırılması zorunludur." hükmüne göre bir akaryakıt istasyonunda birden fazla sayacın bulunabileceği, bu sayaçların takılma tarihlerinin farklı olması durumunda, periyodik muayene sürelerinin değişiklik gösterebileceği, konu ile ilgili Sanayii Ve Ticaret Bakanlığı'nın "piyasa gözetimi ve denetimi faaliyetlerinde kanunların uygulanması" konulu 2008/8 sayılı genelgesinde de aynı tipte üretilen ölçü aletlerinde periyodik muayenenin yerine getirilmemesi durumunda kullanıcıya her bir ölçü aleti için ayrı ayrı ceza uygulanacağının belirtildiği, somut olayda kabahatliye ait 24 adet ölçüm cihazının periyodik muayenesinin yapılmamasından dolayı ayrı ayrı uygulanan idari para cezasının yerinde olduğu cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Manisa 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 24.05.2013 gün ve 2013/249 Değişik İş sayılı kararının CMK.nun 309/4 maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 17.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

7. Ceza Dairesi 2014/22960 E. , 2014/19973 K.

HIZ İHLALİ YAPAN ARAÇ
KANUN YARARINA BOZMA


2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51/2-b. maddesine aykırılık eyleminden dolayı 61 TV 437 plakalı araç hakkında 343,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair Trabzon Trafik Tescil Şube Müdürlüğünün 09/10/2013 tarihli ve GR-456558 sayılı idari yaptırım kararına yönelik başvurunun kabulüne dair Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 09/12/2013 tarihli ve 2013/791 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 26/06/204 gün ve 44050 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2014 gün ve KYB. 2014-251102 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, hız ihlâli yaptığı tespit edilen aracın tescil plakasına göre düzenlenen idari yaptırım kararının, hız ihlalinin tespit edilmesi halinde aracın durdurularak ilgili sürücünün yüzüne karşı idari para cezasının yazılması gerektiği, 2918 sayılı Kanun'un 116/1. maddesinde yer alan hallerin söz konusu tutanakta mevcut olmadığı, aracı kullanan kişinin kimliğinin tespitine ilişkin hiç bir çalışma yapılmadan yalnızca radar kayıtlarına dayanılarak aracın trafikte kayıtlı ruhsat sahibine ceza kesildiğinden bahisle kaldırılmasına dair karar verilmiş ise de, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13/03/2013 tarihli ve 2013/1707 esas, 2013/5537 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, 2918 sayılı Kanun'un 116/1. maddesinde yer alan "Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenir." şeklindeki düzenleme karşısında somut olayda tescil plakasına idari para cezası uygulanabileceği gözetilmeden başvurunun reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Trabzon 2.Sulh Ceza Mahkemesi'nin 09.12.2013 gün ve 2013/791 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309.maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere BOZULMASINA, 27/11/2014 günü oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

7. Ceza Dairesi 2014/20589 E. , 2014/22335 K.

KABAHATLER KANUNUNA GÖRE İNFAZ
KANUN YARARINA BOZMA
ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMA


4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 26/a maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı V.. B.. hakkında Gebze Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinin 21/08/2011 tarihli ve UBK-A 092232 sıra nolu trafik İdari para cezası karar tutanağı ile uygulanan 2.201,00 Türk lirası İdari para cezasına yönelik başvurunun reddine ilişkin Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/10/2011 tarihli ve 2011/778 değişik iş sayılı kararını müteakip, 02/08/2013 tarihli ve 28726 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 4925 sayılı kanun'un 26/a bendindeki idari para cezasının 1.000,00 Türk lirasına indirilmesi sebebiyle, muteriz vekilinin uyarlama talebinin kabulü ile idari para cezasının 1.000,00 TL'ye indirilerek infazına dair Gebze 2. Sulh ceza Mahkemesinin 10/03/2014 tarihli ve 2011/778 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 09/06/2014 gün ve 39624 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2014 gün ve KYB. 2014/224685 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkür ihbarnamede;
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "zaman bakımından uygulama" başlıklı 5/1.maddesinde yer alan, "26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir." hükmü karşısında, infaz bakımından Türk Ceza Kanunu'nun 7/2.maddesindeki düzenlemeden farklı bir sistem benimsendiği, idari para cezasına yönelik başvurunun mahkemece reddedilerek kesinleşmesini müteakip, infaz aşamasında lehe kanun uyarlaması yapılamayacağı, derhal uygulama kuralı gereğince para cezasının tahsili cihetine giderilmesi gerektiği gözetilmeden, talebin reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 26/a maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı V.. B.. hakkında Gebze Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinin 21/08/2011 tarihli ve UBK-A 092232 sıra nolu trafik İdarî para cezası karar tutanağı ile uygulanan 2.201,00 Türk lirası idarî para cezasına yönelik başvurunun reddine ilişkin Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/10/2011 tarihli ve 2011/ -778 değişik iş sayılı kararına müteakip, 02/08/2013 tarihli ve 28726 sayılı
Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla değişik 4925 sayılı Kanun'un 26/a bendindeki idari para cezasının 1.000,00 Türk lirasına indirilmesi sebebiyle, muteriz vekilinin uyarlama talebinin kabulü ile idari para cezasının 1.000,00 TL.'ye indirilerek infazına dair Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/03/2014 tarihli ve 2011/778 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozulmasını istemesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.06.2014 günlü ve 2014/224685 sayılı istem yazısı Dairemiz; gelmekle dosya incelendi:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınn kanun yararına bozma talep yazısı şöyledir:
"5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "zaman bakımından uygulama" başlıklı 5/1. maddesinde yer alan, "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir." hükmü karşısında, infaz bakımından Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesindeki düzenlemeden farklı bir sistem benimsendiği, idari para cezasına yönelik başvurunun mahkemece reddedilerek kesinleşmesini müteakip, infaz aşamasında lehe kanun uyarlaması yapılamayacağı, derhal uygulama kuralı gereğince para cezasının tahsili cihetine gidilmesi gerektiği gözetilmeden, talebin reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karır verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 09.06.2014 gün ve 94660652-105-41- 4822-2014-11592/39624 sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak tebliğ olunur."
I- Olay :
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu'nun 26/a maddesine aykırı davranmak eyleminden dolayı V.. B.. hakkında Gebze Trafik Tescil ve Denetleme Büro Amirliğinin 21/08/2011 tarihli ve UBK-A 092232 sıra nolu trafik İdari para cezası karar tutanağı ile uygulanan 2.201,00 Türk lirası İdarî para cezasına karşı kabahatlinin başvurusunun, Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/10/2011 tarîhli 2011/778 değişik iş sayılı kararıyla reddine karar verilmiştir. İdari para cezası yaptırımı bu suretle kesinleşmiştir. Kesinleşmeyi müteakip 6495 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 4925 sayılı Kanun'un 26/a bendindeki idari para cezası miktarında lehe değişiklik yapıldığı gerekçesiyle kabahatli müdafii tarafından uyarlama talebinde bulunulmuştur. Bu talep Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesince incelendikten sonra yerinde görülerek 10/03/2014 tarihli ve 2011/778 değişik iş sayılı kararla kabahatli hakkında uygulanan idari para cezasının 1.000..00 TL. sine indirilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı Kocaeli Emniyet Müdürlüğü tarafından kanun yararına bozma kanun yoluna müracaat edilmesi için T.C. Adalet Bakanlığından talepte bulunulmuştur. T.C. Adalet Bakanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından kanun yararına bozma yoluna gidilmesini talep etmiştir. Bu suretle söz konusu karar hakkında kanun yararına bozma talep edilmiştir.
II- Kanun Yararına Bozma Talebine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talep yazısı, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 5/1. maddesinde, infaz bakımından Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesindeki düzenlemeden farklı bir sistem benimsendiği, bu nedenle idari para cezasına yönelik başvurunun mahkemece reddedilerek kesinleşmesini müteakip, infaz aşamasında lehe kanun uyarlaması yapılamayacağı, derhal uygulama kuralı gereğince para cezasının tahsili cihetine gidilmesi gerektiği gözetilmeden, talebin reddi yerine, lehe kanun uyarlaması yapılarak idari para cezasının indirilmesine karar verilmesi yönündeki mahkeme hükmünün kanuna aykırı olduğuna ilişkindir.
III- Hukuksal değerlendirme:
Kabahatler bakımından “zaman bakımından uygulama” kuralı Kabahatler Kanununun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin konumuza ilişkin l. fıkrası hükmü şöyledir: “26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen İdarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir. ”
Bu fıkranın 1. cümlesi hükmüyle kabahatler hakkında zaman bakımından uygulama konusunda 5237 sayılı TCK.nun ilgili kurallarına atıf yapılmaktadır. Buna göre TCK’nun 7. maddesinde düzenlenen “zaman bakımından uygulama” kuralı kabahatler bakımından da uygulanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre lehe kanun değişikliği kabahatler bakımından da uygulanacaktır. Bu konuda öğreti ve uygulamada görüş birliği bulunmaktadır. Bu noktada çözülmesi gereken sorun, Kabahatler Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen İdarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir. ” Hükmü karşısında kesinleşmiş idari yaptırımlar hakkında da lehe kanun uygulamasının mümkün olup olmadığıdır.
Öğretide, kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş idari yaptırımlar hakkında da sonradan yürürlüğe giren lehe kanunun uygulanması gerektiği görüşünün ağırlıklı görüş olduğu görülmektedir. (Doç.Dr. Berrin AKBULUT- Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırılır alı Olarak İncelenmesi- Ankara 2010 baskı sh.125, Yrd.Doç. Dr.Zeynel T. KANGAL-Kabahatler Hukuku sh.68-69, Dr. Abdullah Recai AKALAN-Uygulamadan Örneklerle Kabahati Hukuku Ankara-2012 baskı sh 56-57)
Yargısal kararlarda da lehe kanun değişikliğinin kesinleşmiş ancak tahsil edilmemiş idari yaptırımlara uygulanacağı kabul edilmektedir. Örneğin Danıştay Dava Daireleri Kurulunun, 2008/3398 E, 2009/60 K. sayılı 19.02.2009 günlü ve Danıştay 13. Dairesinin 2007/5970 E, 2009/5492 K. 20.05.2009 günlü karar gerekçelerinde idari para cezasının tahsili tarihindeki ceza miktarında yapılan lehe düzenlemerin göz önünde bulundurulması gerektiğine vurgu yapılmıştır.
Kabahatler hakkında zaman bakımından uygulama konusunda atıf yapılan TCK'nun 7. maddesinin 2. fıkrasında; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. ” Hükmü yer almaktadır. Bu hükmün kabahatler hakkında da uygulanacağında bir kuşku yoktur. Hükümde belirtilen “ ....failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. ” İfadesinden lehe kanunun kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş hükümlere de uygulanacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla lehe kanun hükümlerinin kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş idari yaptırımlara da uygulanması gerekecektir. Kabahatler Kanunun “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 5. maddesinin 1.fıkra 2. cümlesi kesinleşmiş idari yaptırımın yerine getirilmesi şekline yani idari yaptırımın infaz rejimine ilişkindir. Örneğin, Kabahatler Kanununun “İdari para cezası” başlıklı 17. maddesinde idari para cezalarının infazı konusunu düzenleyen hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerde yapılan değişikliler, lehe ya da aleyhe olduğuna bakılmaksızın infaz edilecek yani idari yaptırım derhal uygulanacaktır.
Bu hale göre Kabahatler Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrası 2. cümlesi hükmüne yanlış anlam verilerek ileri sürülen kanun yararına bozma nedeni isabetli olmayıp Gebze 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/03/2014 tarihli ve 2011/778 değişik iş sayılı kararı usul ve kanuna uygun görülmüştür.
V-Sonuç ve karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği yerinde görülmediğinden REDDİNE, 23/12/2014 günü oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/7-1342 E. , 2013/366 K.

İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN İDARİ PARA CEZASININ İPTALİNE İLİŞKİN MAHKEME KARARLARININ KANUN YARARINA BOZULMASI
KANUN YARARINA BOZMA



Acıpayam İlçe Jandarma Komutanlığı görevlilerince 2918 sayılı Kanunun 65. maddesi uyarınca düzenlenen 18.02.2009 günlü 2.704 Lira idari para cezasına ilişkin tutanağa karşı başvuran vekili tarafından verilen dilekçe üzerine inceleme yapan Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesince 01.04.2009 gün ve 2009/94 D.iş sayı ile verilen başvurunun reddi kararına karşı yapılan itiraz üzerine inceleme yapan Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.05.2009 gün ve 2009/424 değişik iş sayı ile; itirazın kabulüyle, Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesinin başvurunun reddi kararının kaldırılmasına ve idari para cezasının iptaline karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığınca 17.01.2010 gün ve 2106 sayı ile kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulması ve bunun Yargıtay C.Başsavcılığının 03.02.2010 gün ve 19379 sayılı ihbarnamesiyle gönderilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.01.2012 gün ve 1520-743 sayı ile;

"Dosya kapsamına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 'Trafik zabıtasının görev ve yetki sınırı ile genel zabıtanın trafik hizmetlerini yürütmeye ilişkin yetkisi' başlıklı 6. Maddesinin b bendindeki 'Trafik zabıtasının bulunmadığı veya yeterli olmadığı yerlerde polis; polisin ve trafik teşkilatının görev alanı dışında kalan yerlerde de jandarma, trafik eğitimi almış subay, astsubay ve uzman jandarmalar eliyle yönetmelikte belirtilen esas ve usullere uygun olarak trafiği düzenlemeye ve trafik suçlarına el koymaya görevli ve yetkilidir.'

18.07.1997 tarihli Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 'Trafik Hizmetlerinde Jandarma Teşkilatının Görev ve Yetkileri' başlıklı 9. Maddesinin g bendindeki 'Karayolları Trafik Kanununun suç saydığı bir fiilden dolayı sürücüler hakkında suç veya ceza tutanağı düzenlemek' hükümleri karşısında, trafik kuruluşlarının, trafik suçu kapsamında değerlendirilen her türlü kural ihlaline yaptırım uygulayabilme yetkisinin bulunduğu, her ne kadar anılan Kanun'un 7/1-j maddesi ile Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 11/1-i maddesinde Karayolları Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında, Karayolları Trafik Kanunu'nun 65. Maddesine aykırı hareket edenler hakkında suç ve ceza tutanağı düzenleme hususu da sayılmış ise de, bu durumun Jandarma Genel Komutanlığına bağlı trafik kuruluşlarının genel yetkisini ortadan kaldırmayacağı gözetilmeden itirazın reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemini içeren ihbarnamesi yerinde görüldüğünden, Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.05.2009 gün ve 2009/424 sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nun 309/4-b maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere bozulmasına" karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 12.04.2012 gün ve 19379 sayı ile;

"...Madencilik A.Ş hakkında 2918 sayılı Kanun’un 65/5. maddesine aykırılıktan tayin olunan idari para cezasına yönelik itirazın cezanın yetkisiz jandarma görevlilerince verildiğinden bahisle kabulüne ve idari para cezasının iptaline ilişkin Denizli 1 .Ağır Ceza Mahkemesinin kararı yasa aykırı olduğundan, Özel Dairenin bu nedene dayanarak yerel mahkeme kararını kanun yararına bozması isabetlidir. Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.06.2009 gün ye 2009/121-148, 09.06.2009 gün ve 2009/120-152 ve 16.06.2009 gün ve 2009/113-164 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin karar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların kanun yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyeceğinden, Özel Dairenin, yerel mahkemenin idari para cezasının iptali kararının kanun yararına bozması ile yetinip ve müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar vermesi gerekirken ‘aleyhe tesir etmemek’ üzere bozulmasına karar vermesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, yerel mahkeme kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 26.09.2012 gün ve 22570-24040 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yapılan İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN İDARİ PARA CEZASININ İPTALİNE İLİŞKİN MAHKEME KARARLARININ KANUN YARARINA BOZULMASI halinde, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 1412 sayılı CMUK'nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK'nun 309 ve 310. maddelerinde “KANUN YARARINA BOZMA” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verebilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran, usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

CMK’nun 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da kanun yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır.

Uyuşmazlık konusunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca başvuru üzerine yerel mahkeme tarafından verilen kararın CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle bu kanun ile 5271 sayılı CMK arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla Kabahatler Kanununda hüküm bulunmaması halinde 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.

5326 sayılı Kanunda kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku konularına, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş ise de, bazı konularda 5237 ve 5271 sayılı Kanun hükümlerine de atıf yapılmıştır.

Bu kapsamda, zaman bakımından uygulama (md.5), yer bakımından uygulama (md. 6) hata (md. 10), hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler (md.12), teşebbüs (md. 13) konularında 5237 sayılı TCK hükümlerine; 22. maddenin 4. fıkrası ile yer bakımından yetki kurallarına, 28. maddenin 5. fıkrasında ise, tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle 29. maddenin 1. ve 5. fıkralarında itiraza ilişkin konularda 5271 sayılı CMK hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle, kabahatler konusunda, 5237 sayılı TCK ile 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.

5326 sayılı Kanunun 22. maddesinde, genel olarak idari yaptırım kararı verme, 23 ve 24. maddelerinde ise Cumhuriyet savcısı ve mahkemenin karar verme yetkisi düzenlenmiştir.

İdari yaptırımlarla ilgili kanun yollarına gelince;

5326 sayılı Kanunun 27. maddesinde "başvuru" kanun yolu düzenlenmiştir:

1- İdari yaptırım kararının, kanunda açıkça gösterilen, idari kurul, makam veya kamu görevlileri tarafından verilmesi halinde ve kanunda aykırı hüküm bulunmaması halinde, bu karar aleyhine onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurabilecektir (27/1. md.). Ancak, idari yaptırım kararı ile birlikte idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına karşı yapılan başvuru, idari işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargı mercilerince karara bağlanacaktır. (27/8. md.)

2- İdari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı yedi gün içinde yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir (27/5. md.), ancak, kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen idari yaptırım kararı ile birlikte fiilin suç oluşturmaması nedeniyle beraat kararı verilmişse ve bu beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulmuş ise, idari yaptırım kararına yönelik itiraz da bu kanun yolu mercii tarafından incelenecektir (27/7. md.)

3- İdari yaptırım kararının Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi halinde, bu karar aleyhine onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Ancak idari yaptırım kararı ile birlikte kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmişse, idari yaptırım kararına karşı itiraz da, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı inceleyen, Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından incelenecektir (27/6. md. ve CMK'nun 173. md.).

Başvuru üzerine, mahkemece yetkisi olmadığının anlaşılması halinde dosya yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilecek, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, söz konusu kararın sulh ceza mahkemesince incelenebilecek kararlardan olmadığı veya başvuranın buna hakkının olmadığının saptanması halinde başvurunun bu nedenlerle reddine karar verilecektir. Bu usuli eksikliklerin bulunmadığının belirlenmesi halinde ise; mahkemece son karar olarak, idari yaptırım kararının hukuka uygun olması halinde başvurunun reddine, hukuka aykırı olması halinde ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilecek, maddenin 9. fıkrasındaki şartların bulunması halinde ise, başvuru mercii idari para cezasının miktarında değişiklik yapmak suretiyle başvurunun kabulüne karar verebilecektir.

Mahkemenin verdiği son karara karşı ise 29. madde uyarınca yedi gün içinde daha önce yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilecek iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunun 27. maddesiyle yapılan değişiklikle itirazın CMK hükümlerine göre yapılacağı hükmü getirilmiştir. İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde de bu mahkemenin kararına karşı yine 6217 sayılı Kanunun 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu CMK hükümlerine göre itiraz edilebilecektir.

5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27. maddesinde başvuru, 28. maddesinde başvurunun incelenme yöntemi, 29. maddesinde ise itiraz kanun yoluna ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, her üç hükümde başvurulacak kanun yollarının şartları ve sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Bu hükümler uyarınca, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde 2.000 Liraya kadar (2.000 Lira dahil), değişiklik sonrasında ise 3.000 Liraya kadar (3.000 Lira dahil) idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen karar ile,

Bu miktardan fazla idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarında ise yapılan başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen kararların itiraz üzerine, itiraz merciince denetlenmesi sonucu verilen karar ile,

İdari yaptırım kararının mahkemece verilmesi halinde, itiraz üzerine, itiraz merciince verilen karar ile,

5326 sayılı Kanunda öngörülen olağan kanun yolu süreci tamamlanacaktır.

Cumhuriyet Savcılığınca eylemin suç oluşturmayıp kabahat oluşturduğu belirlenerek, suç nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmesi üzerine, bu kararın Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından inceleneceğinden, ağır ceza mahkemesince verilen karar, hem suç soruşturması ile ilgili yapılan işlemleri hem de idari yaptırım kararını kapsadığından, bu karar olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluna konu edilebilecektir.

Yine aynı şekilde, mahkemelerce eylemin suç oluşturmaması nedeniyle suçtan dolayı beraat, kabahat nedeniyle de idari yaptırım kararı verilmesi halinde, bu şekilde kesinleşen bir beraat kararı, eylemin suç oluşturduğu iddiasıyla kanun yararına bozma konusu yapılabilecektir.

Görüldüğü gibi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile getirilen sistem CMK hükümlerinden farklı kendine özgü olup, bu kanunda CMK'na atıflar yapılması da kendisine özgü bir sistem öngörüldüğü gerçeğini değiştirmeyecektir.

Kabahatler Kanununun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adlî mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 gün ve 235-247; 19.10.2010 gün ve 166-197 ile 19.10.2010 gün ve 167-195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Bu kararların bir sonucu olarak CMK'nda öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş bulunan 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararların, CMK'nda yer alan düzenlemelere göre değerlendirilerek 309. maddesi açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan itiraz üzerine ağır ceza mahkemesince verilen başvurunun reddi kararının kaldırılması ve idari para cezasının iptaline ilişkin kararın, CMK'nun 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığında ve 309. maddesinin 4. fıkrasında yer alan 4 bendin hiçbirisinin doğrudan kapsamına girmediğinde tereddüt bulunmamakla birlikte, kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanununa göre, idari yaptırım kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine yerel mahkemece verilen kararın, davanın esasını çözen bir karar olduğu da gözardı edilmemelidir. Bu durumda, Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca itiraz üzerine yerel mahkemece başvurunun reddi kararının kaldırılması ve idari para cezasının iptaline dair verilen kararın, davanın esasını çözmesi ve mahkûmiyet hükmü olmaması nedeniyle CMK'nun 309/4-c maddesi kapsamında kabul edilmesi, hakkaniyete daha uygun bir kabul olacaktır.

Bu itibarla, yerel mahkemece itiraz üzerine verilen başvurunun reddi kararının kaldırılması ve idari para cezasının iptaline ilişkin kararın CMK'nun 309/4-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden Özel Dairece aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/7-1503 E. , 2013/367 K.

İDARİ PARA CEZASINA İLİŞKİN İDARİ YAPTIRIM KARARINA BAŞVURU YA DA İTİRAZ ÜZERİNE ADLÎ MERCİLERCE VERİLEN KARARLARA KARŞI KANUN YARARINA BOZMA
KANUN YARARINA BOZMA



Bodrum İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince 24.06.2009 tarihinde düzenlenen suç tutanağına istinaden Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29.06.2009 günlü ceza tutanağıyla 2918 sayılı Kanunun 48/5. maddesi uyarınca 3.600 Lira idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin, başvuran vekili tarafından verilen dilekçe üzerine Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesince 02.07.2010 gün ve 393 D.iş sayı ile, iptaline karar verilmiştir.

Adalet Bakanlığınca 27.09.2011 gün ve 48872 sayı ile kanun yararına bozma kanun yoluna başvurulması ve bunun Yargıtay C.Başsavcılığının 24.11.2011 gün ve 345965 sayılı ihbarnamesiyle gönderilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 30.01.2012 gün ve 12724-738 sayı ile;

"Dosya kapsamına göre olay günü alkol metre ile yapılan ölçümde kabahatlinin 1,38 promil alkollü olduğu ve sürücünün sadece imzadan imtina ettiği, alkol ölçümüne bir itirazının bulunmadığının anlaşılması karşısında, 3. kez alkollü araç kullanmak eyleminden dolayı uygulanan yaptırım kararına karşı yapılan başvurunun reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.07.2010 gün ve 2010/393 değişik iş sayılı kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere bozulmasına" karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 13.04.2012 gün ve 345965 sayı ile;

"...Ali Y. hakkında alkollü araç kullanmak eyleminden dolayı Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığınca tayin olunan 3.600 TL tutarındaki idari para cezasına yönelik itirazın, muterizin olay günü alkollü olup olmadığının, alkollü ise oranının ne olduğunun usule ve mevzuata uygun şekilde tespit edilmediğinden bahisle kabulüne ve idari yaptırım kararının iptaline ilişkin Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin kararı yasaya aykırı olduğundan, Özel Dairenin bu nedene dayanarak yerel mahkeme kararını kanun yararına bozması isabetlidir. Ancak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02.06.2009 gün ve 2009/121-148, 09.06.2009 gün ve 2009/120-152 ve 16.06.2009 gün ve 2009/113-164 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin karar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'un 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların kanun yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyeceğinden, Özel Dairenin, yerel mahkemenin idari para cezasının iptali kararını kanun yararına bozması ile yetinip ve müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar vermesi gerekirken 'aleyhe tesir etmemek ' üzere bozulmasına karar vermesinin hukuka aykırı olduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, yerel mahkeme kararının CMK’nun 309. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.10.2012 gün ve 22573-27056 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yapılan başvuru üzerine verilen idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin mahkeme kararlarının kanun yararına bozulması halinde, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 1412 sayılı CMUK'nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK'nun 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Kanunun 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verebilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran, usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı kanun maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

CMK’nun 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; "mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. Yine “adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da kanun yolu bakımından hüküm sayılır. Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir kabul bulunmaktadır.

Uyuşmazlık konusunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca başvuru üzerine yerel mahkeme tarafından verilen kararın CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle bu kanun ile 5271 sayılı CMK arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla Kabahatler Kanununda hüküm bulunmaması halinde 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.

5326 sayılı Kanunda kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku konularına, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş ise de, bazı konularda 5237 ve 5271 sayılı Kanun hükümlerine de atıf yapılmıştır.

Bu kapsamda, zaman bakımından uygulama (md.5), yer bakımından uygulama (md. 6) hata (md. 10), hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler (md.12), teşebbüs (md. 13) konularında 5237 sayılı TCK hükümlerine; 22. maddenin 4. fıkrası ile yer bakımından yetki kurallarına, 28. maddenin 5. fıkrasında ise, tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle 29. maddenin 1. ve 5. fıkralarında itiraza ilişkin konularda 5271 sayılı CMK hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle, kabahatler konusunda, 5237 sayılı TCK ile 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.

5326 sayılı Kanunun 22. maddesinde, genel olarak idari yaptırım kararı verme, 23 ve 24. maddelerinde ise Cumhuriyet savcısı ve mahkemenin karar verme yetkisi düzenlenmiştir.

İdari yaptırımlarla ilgili kanun yollarına gelince;

5326 sayılı Kanunun 27. maddesinde "başvuru" kanun yolu düzenlenmiştir:

1- İdari yaptırım kararının, kanunda açıkça gösterilen, idari kurul, makam veya kamu görevlileri tarafından verilmesi halinde ve kanunda aykırı hüküm bulunmaması halinde, bu karar aleyhine onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurabilecektir (27/1. md.). Ancak, idari yaptırım kararı ile birlikte idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması halinde, idari yaptırım kararına karşı yapılan başvuru, idari işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargı mercilerince karara bağlanacaktır. (27/8. md.)

2- İdari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi halinde, bu karara karşı yedi gün içinde yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir (27/5. md.), ancak, kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen idari yaptırım kararı ile birlikte fiilin suç oluşturmaması nedeniyle beraat kararı verilmişse ve bu beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulmuş ise, idari yaptırım kararına yönelik itiraz da bu kanun yolu mercii tarafından incelenecektir (27/7. md.)

3- İdari yaptırım kararının Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi halinde, bu karar aleyhine onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Ancak idari yaptırım kararı ile birlikte kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmişse, idari yaptırım kararına karşı itiraz da, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı inceleyen, Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından incelenecektir (27/6. md. ve CMK'nun 173. md.).

Başvuru üzerine, mahkemece yetkisi olmadığının anlaşılması halinde dosya yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilecek, başvurunun süresi içinde yapılmadığı, söz konusu kararın sulh ceza mahkemesince incelenebilecek kararlardan olmadığı veya başvuranın buna hakkının olmadığının saptanması halinde başvurunun bu nedenlerle reddine karar verilecektir. Bu usuli eksikliklerin bulunmadığının belirlenmesi halinde ise; mahkemece son karar olarak, idari yaptırım kararının hukuka uygun olması halinde başvurunun reddine, hukuka aykırı olması halinde ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilecek, maddenin 9. fıkrasındaki şartların bulunması halinde ise, başvuru mercii idari para cezasının miktarında değişiklik yapmak suretiyle başvurunun kabulüne karar verebilecektir.

Mahkemenin verdiği son karara karşı ise 29. madde uyarınca yedi gün içinde daha önce yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilecek iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunun 27. maddesiyle yapılan değişiklikle itirazın CMK hükümlerine göre yapılacağı hükmü getirilmiştir. İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde de bu mahkemenin kararına karşı yine 6217 sayılı Kanunun 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu CMK hükümlerine göre itiraz edilebilecektir.

5326 sayılı Kabahatler Kanununun 27. maddesinde başvuru, 28. maddesinde başvurunun incelenme yöntemi, 29. maddesinde ise itiraz kanun yoluna ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, her üç hükümde başvurulacak kanun yollarının şartları ve sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Bu hükümler uyarınca, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde 2.000 Liraya kadar (2.000 Lira dahil), değişiklik sonrasında ise 3.000 Liraya kadar (3.000 Lira dahil) idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen karar ile,

Bu miktardan fazla idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarında ise yapılan başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen kararların itiraz üzerine, itiraz merciince denetlenmesi sonucu verilen karar ile,

İdari yaptırım kararının mahkemece verilmesi halinde, itiraz üzerine, itiraz merciince verilen karar ile,

5326 sayılı Kanunda öngörülen olağan kanun yolu süreci tamamlanacaktır.

Cumhuriyet Savcılığınca eylemin suç oluşturmayıp kabahat oluşturduğu belirlenerek, suç nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi halinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmesi üzerine, bu kararın Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi tarafından inceleneceğinden, ağır ceza mahkemesince verilen karar, hem suç soruşturması ile ilgili yapılan işlemleri hem de idari yaptırım kararını kapsadığından, bu karar olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluna konu edilebilecektir.

Yine aynı şekilde, mahkemelerce eylemin suç oluşturmaması nedeniyle suçtan dolayı beraat, kabahat nedeniyle de idari yaptırım kararı verilmesi halinde, bu şekilde kesinleşen bir beraat kararı, eylemin suç oluşturduğu iddiasıyla kanun yararına bozma konusu yapılabilecektir.

Görüldüğü gibi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile getirilen sistem CMK hükümlerinden farklı kendine özgü olup, bu kanunda CMK'na atıflar yapılması da kendisine özgü bir sistem öngörüldüğü gerçeğini değiştirmeyecektir.

Kabahatler Kanununun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adlî mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 gün ve 235-247; 19.10.2010 gün ve 166-197 ile 19.10.2010 gün ve 167-195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Bu kararların bir sonucu olarak CMK'nda öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş bulunan 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira, tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararların, CMK'nda yer alan düzenlemelere göre değerlendirilerek 309. maddesi açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin kararın, CMK'nun 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığında ve 309. maddesinin 4. fıkrasında yer alan 4 bendin hiçbirisinin doğrudan kapsamına girmediğinde tereddüt bulunmamakla birlikte, kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanununa göre, idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvuru üzerine yerel mahkemece verilen kararın, davanın esasını çözen bir karar olduğu da gözardı edilmemelidir. Bu durumda, Kabahatler Kanunu hükümleri uyarınca başvuru üzerine yerel mahkemece idari yaptırım kararının kaldırılmasına dair verilen kararın, davanın esasını çözmesi ve mahkûmiyet hükmü olmaması nedeniyle CMK'nun 309/4-c maddesi kapsamında kabul edilmesi, hakkaniyete daha uygun bir kabul olacaktır.

Bu itibarla, yerel mahkemece başvuru üzerine verilen idari yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin kararın CMK'nun 309/4-c maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden Özel Dairece aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2011/15-409 E. , 2012/107 K.

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK SUÇU
KANUN YARARINA BOZMA



Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık Suat'ın 5237 sayılı TCY’nın 158/1-f ve 52/2. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis ve 1000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2008 gün ve 28-233 sayılı hüküm, olağan yasa yollarına başvurulmaksızın kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığınca; “Sanığın, katılanın askerde bulunan oğlunun komutanı olduğunu söyleyip, parasını çaldırdığını zor durumda kaldığını, gönderilecek paranın Yalova İş Bankası Şubesinde bulunan kendi hesabına gönderilmesini sağladığı olayda, bankanın maddi bir varlığının kullanılmayıp ödeme vasıtası olması sebebiyle 5237 sayılı TCY'nın 157. maddesindeki basit halin gerçekleştiği, dolandırıcılığın nitelikli halinin gerçekleşmediği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediği” görüşüyle yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 14.09.2011 gün ve 10012-418 sayı ile;

“…Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 07.10.2008 günlü kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve cezanın kişiselleştirilmesine yönelik diğer işlemlerin mahkemesi tarafından yapılmak üzere bozulmasına” karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ise 02.11.2011 gün ve 133347 sayı ile;

“…Hükümlü Suat hakkında Yerel Mahkemece 5237 sayılı TCY'nın 157. maddesi yerine aynı Yasanın 158/1-f maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 1000 Lira adli para cezası tayin edilmesi, uygulanan yasa maddesinin yanlış olması ve fazla ceza tayin edilmesi nedeniyle isabetsiz olup, Özel Dairece yasa yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesi yerindedir. Ancak yeniden yargılama yasağı nedeniyle belirlenen hukuka aykırılığın Özel Dairece, 5237 sayılı TCY'nın 157. maddesi uygulanarak ceza belirlenmesi suretiyle giderilmesine karar verilmesi gerektiğinden, kararın bozularak dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi yasaya aykırıdır” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak,

“Özel Dairenin kararından ‘5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve cezanın kişiselleştirilmesine yönelik diğer işlemlerin mahkemesi tarafından yapılmak üzere...’ ibaresinin çıkartılmasına ve 5271 sayılı CMK’nın 309/4-d maddesindeki yetkiye dayanılarak yasa yararına bozma isteği doğrultusunda hükümlü hakkında daha hafif cezanın belirlenmesi için dosyanın, Özel Daireye gönderilmesine karar verilmesi” isteminde bulunmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yasa yararına bozma nedeninin sanık hakkında daha az ceza verilmesini gerektirmesi halinde, lehe olan cezaya Özel Dairece mi yoksa yerel mahkemece mi hükmolunacağının belirlenmesine ilişkindir.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Muhakemeleri Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nda “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı Yasanın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle yasa yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı Yasa maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün yasa yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, yasa yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Katılanı aldatarak verdiği hesaba para havale etmesini sağlamak suretiyle dolandırıcılık suçunu işleyen hükümlü hakkında yerel mahkemece 5237 sayılı TCY’nın 157. maddesi yerine, aynı Yasanın 158/1-f. maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 1000 Lira adli para cezasına hükmolunması, isabetsiz olup, Özel Dairece yasa yararına bozma isteminin kabulüne ve kararın bozulmasına karar verilmesi yasaya uygundur.

Ancak, Özel Dairece yasa yararına bozma dayanağı olarak gösterilen CYY'nın 309/4-c maddesinde, davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulması hali düzenleme altına alınarak bu durumda aleyhe sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı ve yasa yararına bozma kapsamında yeniden yargılama gerekmeyeceği belirtilmiştir. Somut olayda yasa yararına bozma konusu yapılan hükmün mahkumiyet olduğu göz önüne alındığında CYY'nın 309/4-c maddesinin uygulanması olanaklı olmayıp hukuka aykırılığın aynı maddenin 4/d bendi uyarınca giderilmesi gerekir.

Bu nedenle, CYY'nın 309/4-d maddesi kapsamında yargılamanın tekrarlanması yasağı söz konusu olduğundan, belirlenen hukuka aykırılığın Özel Dairece, 5237 sayılı TCY’nın 157. maddesi uygulanarak cezanın belirlenmesi suretiyle giderilmesine karar verilmesi yerine, hükmün “5271 sayılı CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve cezanın kişiselleştirilmesine yönelik diğer işlemlerin mahkemesi tarafından yapılmak üzere bozulmasına” karar verilmiş olmasında isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, belirtilen hukuka aykırılığın giderilmesi için 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesi uyarınca karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk düşüncesine katılmayan iki Genel Kurul Üyesi; “5237 sayılı TCY’nın 157. maddesi uygulanarak ortaya çıkacak sonuç cezanın, anılan Yasanın 50, 51 ve 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin değerlendirmesi yönünden kişiselleştirmeyi gerektireceğinden yerel mahkemece uygulama yapılması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 14.09.2011 gün ve 10012-418 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- Belirtilen hukuka aykırılığın giderilmesiyle ilgili olarak 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesindeki yetkiye istinaden karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2012 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 29557
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: KANUN YARARINA BOZMA - CMK 309. Md.

Mesaj gönderen Admin »

Ceza Genel Kurulu 2012/3-6 E. , 2012/215 K.

KÖTÜ MUAMELE SUÇU
KANUN YARARINA BOZMA
SEÇENEK YAPTIRIM



Hükümlü Ali’nin kötü muamele suçundan 5237 sayılı TCY’nın 232/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın TCY’nın 51/1. maddesine göre ertelenmesine ve aynı Yasanın 51/3. madde uyarınca takdiren 1 yıl denetim süresi belirlenmesine ilişkin, Adana 5. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2009 gün ve 36-7 sayılı hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Adalet Bakanlığınca yasa yararına bozma isteminde bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 02.11.2011 gün ve 12834-15811 sayı ile;

“Dosya kapsamına göre; suç tarihinden önce hapis cezasına mahkum edilmediği anlaşılan sanık hakkında tayin olunan kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50/3. maddesi uyarınca anılan maddenin 1. fıkrasındaki tedbirlerden birine çevrilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.

Gereği görüşülüp düşünüldü;

Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden, Adana 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 15.01.2009 tarih ve 2008/36-2009/7 sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine” karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.01.2012 gün ve 203607 sayı ile;

“Hükümlü Ali'nin daha önceden hapis cezası cinsinden mahkumiyeti bulunmaması nedeni ile hakkında tayin olunan kısa süreli 25 gün hapis cezasının 5237 sayılı TCY'nın 50. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasında sayılan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmemesi yerinde değildir. Bu nedenle, Özel Dairenin kanun yararına bozma istemini kabul ederek hükmü bozması yasaya uygun ise de, bozma nedeni, CYY'nın 309. maddesinin 4. fıkrası (d) bendi kapsamında kalıp, buna göre de yeniden yargılama yasağı bulunduğundan, 25 beş gün hapis cezasının fıkrada yazılı bulunan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi yerine müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; hapis cezasına ilişkin bir mahkûmiyet hükmünün, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 50/1. maddesinde öngörülen seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğundan bahisle yasa yararına bozulduğunda, seçenek yaptırıma Yargıtay Özel Dairesinin mi, yoksa yerel mahkemenin mi hükmedeceği noktasında toplan¬mak¬tadır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olan hükümlü hakkında kötü muamele suçundan kamu davası açıldığı, yerel mahkemece hükümlünün anılan suçtan 5237 sayılı TCY’nın 232/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın aynı Yasanın 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği,

Temyiz edilmeksizin kesinleşen hükümle ilgili olarak, Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma yazısına dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi ile hükmolunan hapis cezasının aynı Yasanın 50/3. maddesi uyarınca 1. fıkrada sayılan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulduğu,

Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 23.03.2005 gün ve 5320 sayılı Ceza Muha¬ke¬meleri Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CYUY’nda ise “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü yasa yolu, 5271 sayılı CYY’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.

5271 sayılı CYY’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak bu husus maddenin 4. fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Buna göre bozma nedenleri;

5271 sayılı Yasanın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.

Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.

Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle yasa yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.

Aynı Yasa maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün yasa yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hakim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CYY’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, yasa yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.

Diğer taraftan, 5237 sayılı TCY’nın 50/3. maddesi ile daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezasının, aynı maddenin 1. fıkrasındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunlu kılınmış, herhangi bir takdire bağlanmamıştır. Bu nedenle maddede yazılı koşulların oluşması halinde başka herhangi bir değerlendirme yapılmadan özgürlüğü bağlayıcı ceza seçenek yaptırımlardan birisine dönüştürülecektir.

Nitekim Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 gün ve 180-233 ile 181-234 sayılı kararla¬rında da, Özel Dairece, 5237 sayılı TCY’nın 50/3. maddesine göre hükmolunan hapis cezasının seçenek yaptırımlardan paraya dönüştürülmesine karar verilmiş olmasının CYY'nın 309/4-d maddesi uyarınca yerinde bir uygulama olduğu kabul edilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Hükümlünün 5237 sayılı TCY’nın 232/2 ve 62. maddeleri uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın aynı Yasanın 51/1. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin yerel mahkeme hükmünde, kısa süreli hapis cezasının 5237 sayılı TCY'nın 50/3. maddesine göre 1. fıkrada sayılan seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Ancak bu aykırılık 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesi kapsamında kalmakta olup, yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, yasa yararına bozma isteminin kabulüne karar verilerek hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan Özel Dairece verilmesi zorunludur.

Bu nedenle, Özel Dairece “hükmolunan kısa süreli hapis cezasının, 5237 sayılı TCY'nın 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi” gerekçesiyle hükmün yasa yararına bozulması isabetli ise de; 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesi uyarınca, hükmolunan hapis cezalarının seçenek yaptırımlara dönüştürülmesine de karar verilmesi gerekirken, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine karar verilmesi yerinde değildir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesi uyarınca karar verilmek üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 02.11.2011 gün ve 12834-15811 sayılı kararının KALDIRILMASINA,

3- 5271 sayılı CYY’nın 309/4-d maddesi uyarınca karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2012 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj