FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun madde sıralı, gerekçeli, açıklamalı ve içtihatlı şerhinden oluşan paylaşım platformu...
Cevapla
Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22600
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen teoman » 26 Ara 2012 03:02

Fer’î müdahilin durumu

MADDE 68- (1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.

(2) Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder.


HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
teoman
Global Moderatör
Mesajlar: 22600
Kayıt: 29 Tem 2012 17:08
Meslek: "Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir."

MADDE GEREKÇESİ

Mesaj gönderen teoman » 26 Ara 2012 03:03

Gerekçe: Maddenin birinci fıkrasında, müdahale talebinin kabulü hâlinde, müdahilin davayı ancak katıldığı noktadan itibaren takip edeceği belirtilerek, müdahale sebebiyle yargılamanın gecikmesine veya bu yönde kötüniyetli davranışlara engel olunması amaçlanmıştır. Böylelikle, müdahilin katıldığı aşamaya kadar olan işlemlerin yeniden müdahile bildirilmesi ve müdahilin de bu işlemlere karşı beyanda bulunması gibi, yargılamayı uzatacak ve zorlaştıracak bir yöntem kabul edilmemiştir. Müdahilin, tarafın yardımcısı olması sebebiyle, onun işlem ve açıklamalarına aykırı işlem yapması müdahillik konumuyla bağdaşmayacaktır. Fer’î müdahil ancak, yanında katıldığı tarafın işlemlerine yardımcı olacak nitelikte işlemler yapabilir ve onun yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Bu durum, fıkrada açıkça belirtilmek suretiyle, konuyla ilgili tartışmaları sona erdirecektir.

İkinci fıkraya göre, fer’î müdahil, taraf olmamakla birlikte, hem katıldığı tarafın yararına hem de dolaylı olarak kendi yararına işlemler yapacaktır. Zira, yanında katıldığı tarafın davayı kazanması hâlinde, fer’î müdahilin de hukukî durumu güçlenecektir. Bu çerçevede fer’î müdahilin taraf yardımcısı olarak üzerine düşeni tam olarak gerçekleştirebilmesi için, katıldığı andan itibaren yargılama işlemlerinden haberdar olması gerekir. Bu aynı zamanda hukukî dinlenilme hakkının da bir gereğidir. Zira, yargılamanın süjeleri, yargılamadaki durumlarıyla bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler. Şüphesiz fer’î müdahilin hukukî dinlenilme hakkı; özellikle açıklama ve ispat hakkı, taraflar kadar geniş değildir. Ancak, fer’î müdahilin yargılama faaliyetinden, taraf ve mahkeme işlemlerinden bilgi sahibi olması konusundaki hakkı taraflara yakındır. Yargılama işleminden haberdar olmadan, o konuda bir işlem yapmak mümkün olamayacağı için, uygulamada doğabilecek tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla katıldığı andan itibaren müdahile de yapılacak işlemlerin tebliği öngörülmüştür
HAYATTA KÜÇÜMSEME HİÇBİR KİMSEYİ NOKTA DA KÜÇÜKTÜR AMA BİTİRİR CÜMLEYİ.

WWW.KARARARA.COM

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 22:22

2. Hukuk Dairesi 2014/14831 E. , 2014/22290 K.

FER'İ MÜDAHİL LEHİNE AVUKATLIK ÜCRETİNE HÜKMEDİLEMESİ


Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Dava, davacının korkutularak evlenmeye razı edildiği (TMK.md.151) iddiasıyla açılan evlenmenin iptaline ilişkindir. Davaya A.. P.. Bakanlığı “davacı yanında” müdahale talebinde bulunmuş, bu talep mahkemece kabul edilmiş, nihai hükümle müdahil bakanlık lehine de vekalet ücreti tayin edilmiştir. Bakanlığın, 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun" 20. maddesine dayanan müdahale talebi, asli müdahale değil, fer'i müdahale niteliğindedir. Fer’i müdahil; yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebilir (HMK.md.68). Müdahilin yer aldığı asıl davada hüküm taraflar hakkında verilir. Başka bir ifade ile davada, müdahil yararına veya müdahil aleyhine hüküm verilemez. Bunun sonucu olarak, müdahil kendisini vekille temsil ettirmiş olsa bile, müdahil lehine vekalet ücretine hükmolunamaz. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 328. maddesinde yer alan düzenleme müdahale giderlerine ilişkin olup, kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretini kapsamaz. Bu husus nazara alınmadan, fer’i müdahil Bakanlık yararına vekalet ücretine hükmedilmesi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.10.11.2014 (Pzt.)
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 22:23

23. Hukuk Dairesi 2013/13 E. , 2013/794 K.

ELATMANIN ÖNLENMESİ
TAŞINMAZIN ZİLYETLİĞİNE TECAVÜZ
KOOPERATİF ÜYELİĞİ


Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı M.. P.. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacı, J..1. Sitesi B3 Blok .. nolu dairenin 16.10.2009 tarihinde S.S. Büyük J.. Kooperatifi'ne üye olması nedeniyle aynı tarihli ortaklık senedi ile adına tahsis edildiğini ve anahtarının teslim edildiğini, bu dairenin daha önce S.S. Ö.. Konut Yapı Kooperatif'i tarafından yönetim kurulu kararı ile S.. K..'ne tahsis edildiğini, davalılardan M.. P..'ın 13.01.2010 tarihli dilekçe ile Beylikdüzü Kaymakamlığına başvurarak taşınmazın zilyedliğine tecavüz edildiğinden dolayı şikayette bulunduğunu, davalının hukuken daha tercih edilir bir hakkı mevcutsa bunu mahkemede ispatlaması gerektiğini, davalıların dairede herhangi bir hakkı bulunmadığını, dairenin meşru ve fiili zilyedi olduğunu ileri sürerek, dairedeki zilyetliğinin korunması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve davalının zilyetliğe müdahaleye yönelik eylemlerinin men'ine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Fer'i müdahil vekili, kooperatif kayıtlarında daire üzerinde hak sahibinin davacı olduğunu, davalı M.. P..'ın daire üzerinde hak sahipliği bulunmadığını, mahkeme tarafından verilecek karardan müvekkilinin doğrudan etkileneceğini ileri sürerek, davaya davacı yanında müdahil olarak katılma talebinde bulunmuştur.
Davalı S.. K.. vekili, dava konusu taşınmaza hukuki ya da fiili el atmalarının söz konusu olmadığını, bağımsız bölümün müvekkili kooperatife tahsisli olduğunu, müvekkili kooperatif tarafından da davacıya tahsis edildiğini, diğer davalının taşınmaz üzerinde herhangi bir hak sahipliğinin söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı M.. P.. vekili, dava konusu bağımsız bölümün müvekkili adına tahsisli olduğunu, davanın davacı ve diğer davalı kooperatif tarafından anlaşmalı olarak açıldığını, müvekkilinin mülkiyet hakkını dolaylı yoldan ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, daha önce S.S.Ö.. Konut Yapı Kooperatifi tarafından müvekkili aleyhine açılan men'i müdahale, ecrimisil ve tahliye davasının reddedildiğini, bu yolla müvekkilinden daireyi alamayan davalı kooperatifin daireyi üçüncü kişiye satmış gibi göstererek amacına ulaşmaya çalıştığını, taşınmazın tapuda davalı kooperatif adına kayıtlı olmayıp Büyükçekmece Belediyesi adına kayıtlı olduğunu, taşınmazın yaklaşık 10 yıl önce müvekkiline tahsis edildiğini, taşınmazın S.S. Ö.. Konut Yapı Kooperatifinden müvekkili tarafından bedeli ödenerek satın alındığını, müvekkilinin bu kooperatife üye olduğunu, açılan davanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu bağımsız bölümün tapuda dava dışı Gürpınar Belediyesi (kapatılmakla katıldığı Beylikdüzü Belediyesi) adına kayıtlı olduğu, Gürpınar Belediyesi tarafından, üst birlik olan P.. Konut Yapı Kooperatifleri Birliği'ne, üst birlik tarafından da yönetim kurulunun 25.12.1995 tarih ve 24 sayılı kararı ile davacı yanında feri müdahil olarak bulunan S.S. Ö.. Konut Yapı Kooperatifi'ne tahsis edildiği, söz konusu kooperatifin yönetim kurulunun 03.07.2009 tarih ve 22 sayılı kararı ile de davalı S.. K..'ne, bu davalı kooperatifin yönetim kurulunun 19.10.2009 tarih ve 21 sayılı kararı ile de davacı R.. G..'e tahsis edildiği, tapu kaydı davacı adına olmasa da yapılan tahsis ile, TMK'nın 794. maddesi uyarınca davacıya konusu üzerinde tam bir yararlanma yetkisi sağlayacağı, davacının tahsis işlemine dayanarak davalıların bağımsız bölüme yönelik müdahalenin önlenmesini talep edebileceği, davalı M.. P.. dairenin kendisi adına tahsisli olduğunu savunsa da tahsis tarihi itibariyle kooperatifi H.. A.. ve H..A..'ın birlikte imzaları ile temsil ve ilzama yetkili oldukları, tahsis belgesinde H.. A..'ın imzası olmakla birlikte H.. A..'ın imzasının bulunmadığı, dolayısıyla davalının dava konusu bağımsız bölümün adına tahsisli olduğuna yönelik savunmasının yerinde olmadığı, diğer davalı S.S. Büyük J.. Yapı Kooperatifi'nin taşınmaza herhangi bir el atmasının söz konusu olmadığı, davanın tahsis eden satıcı sıfatıyla kooperatife karşı açıldığı gerekçesiyle davacının davalı M.. P.. hakkındaki davasının kabulü ile, 639 ada, 2 parsel üzerinde bulunan, B-3 Blok 4. Kat 29 no'lu mesken vasfındaki bağımsız bölüme yönelik davalı M.. P..'ın müdahalesinin men'ine, davalı S.S. Büyük J..Konut Yapı Kooperafi hakkındaki davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı M.. P.. vekili temyiz etmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçelerle, davalı kooperatif hakkındaki davanın reddine, davalı M.. P.. hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiş ise de yapılan inceleme ve araştırma yeterli değildir.
Konut yapı kooperatifleri aidat ödeme yükümlüğünü yerine getiren ortaklarına kullanılabilir durumdaki bir daire tahsisle yükümlüdür. Kooperatif anasözleşmesinin 62. maddesi uyarınca, konutlar maliyet bedelleri kesinleştikten sonra ortaklar veya temsilcilerinin katılımıyla noter önünde çekilecek kur'a ile dağıtılır. Konutların anasözleşmenin 59/2. maddesine göre ortaklara dağıtılması halinde kur’aya başvurulmaz. Bu durumda, bir konutun ortağa tahsis edildiğinden söz edilebilmesi için ya kur’a sonucu konutun tahsis edilmiş olması veya konutların genel kurulca belirlenecek esaslar dahilinde ortaklara dağıtılmış olması ve genel kurulun bu dağıtımı açık veya zımni olarak onaylaması gerekir. Anlatılan ilkeler dışında, yönetim kurulu genel kurulun kararı veya onayı olmaksızın bir konutu belli bir ortağa tahsisine karar veremez. Tahsis ortağa şahsi hak sağlar. Kooperatifçe bir dairenin geçerli bir tahsis işlemiyle bir ortağa tahsisi halinde, tahsis edilen ortağın rızası olmaksızın, ortaklığı devam ettiği sürece konutun başka bir ortağa tahsisi mümkün değildir. Kooperatif tarafından taşınmazın ortağa tahsisi, mülkiyeti geçiren bir işlem olmayıp, kooperatifle olan iç ilişkide bir hak bahşeden ve koşulları oluştuğunda kooperatife karşı tapu iptal ve tescil talebinde bulunma hakkı yanında ortağa, tahsis hakkına karşı yapılan haksız saldırılarda üçüncü kişilere karşı müdahalenin men'i ve ecri misil davası açmaya izin veren bir haktır. Tahsis hakkına dayanan ortak, taşınmazını işgal eden üçüncü bir kişiye karşı müdalenin men'i ve ecri misil davası yanında tahsis hakkını tanımayan kooperatife karşı birlikte tek bir dava açabileceği gibi, sonradan açılan davalar da, bağlantı sebebi ile birleştirilmelidir. Diğer bir anlatımla, tahsis hakkına dayalı müdahalenin men'i ve ecri misil
davalarında mülkiyet hakkı, kooperatife ait olduğundan ve tahsis hakkı, bu hak ile doğan bağlı bir hak olduğundan kooperatif tarafından, kendisinde tahsis hakkı bulunduğu kabul edilmeyen kişi, haksız şagil olduğu iddiasındaki kişiye karşı dava açacaksa zorunlu olarak kooperatifi de davaya dahil etmelidir. Daire satımında üyelik, kendiliğinden alıcıya satım ile birlikte geçmez. Satıcının üye olması ve üyeliğinin alıcı tarafından ayrıca devir alınması gerekmektedir. Üyelik ayrıca devredilmedikçe satıcının üyeliği kooperatif nezdinde devam eder. Satıcının üye olması, alıcının bu üyeliği ayrıca devir alması, devir alanın kooperatif üyelik koşullarını taşıması halinde kooperatifin bu kişiyi 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 14/3 ncü maddesi uyarınca ortaklığa kabul etmesi zorunludur.
Somut olayda, dosyadaki, bila tarihli "daire tahsis belgesi" başlıklı yazıdan müdahil Ö.. Konut Yapı Kooperatifi tarafından 07.04.2004 tarihli genel kurulun verdiği yetki ile dava konusu dairenin davalı M.. P..'a tahsis edildiği, yine Ö.. Konut Yapı Kooperatifi'nin aynı daireyi 03.07.2009 tarihinde davacının halefi S.. K..'ne tahsis ettiği anlaşılmaktadır. Davalı M.. P.., bu dairede uzun süre oturduğunu ve daha sonra kiraya verdiğini savunmuş ve buna ilişkin bir takım belgeler sunmuş, J.. G.. tarafından davalıya konut satışı yapılıp, parasının tahsil edildiğine ilişkin tahsilat makbuzuna da dayanmıştır.
Mahkemece, davalı M.. P.. ile ilgili dayandığı tarihsiz tahsis belgesi altındaki tek imzanın kooperatifi bağlamadığı gerekçesiyle davacının üstün hak sahibi olduğu kabul edilmiş ise de, davacıdan daha önce dava konusu taşınmaz üzerinde bir süre zilyet olan davalının, fer'i müdahil olan kooperatifin bu zilyetliği fiilen benimsemesi suretiyle, davalının önceliğe dayalı üstün hak sahibi olup olmadığı hususunda hiçbir araştırma yapılmamıştır.
Kooperatif ortaklığı, kooperatif yetkili organlarının açık bir kabulü ile gerçekleşebileceği gibi bu hususta açıkça alınmış bir karar olmasa da, kooperatifin kişi ile bu sıfatla yazışmalar yapması, onu genel kurullara çağırması, belirli miktarda ödeme kabul etmesi veya konut tahsisi ve teslim etmesi ve tadilata izin vermesi şeklinde zımnen de gerçekleşebilir.
Bu dava sonunda davanın kabulüne karar verilmesi halinde, bu karar, müdahil kooperatif nezdinde eğer davalı adına oluşmuş üyelik kaydı var ise bu üyeliğe bağlı daireden davalının müdahalesinin önlenmesine, dairenin ona ait olmadığına ve dairenin davalıya ait olmadığına yönelik sonuçlar doğuracağından ve kooperatifin davalıya yönelik konut karşılığı tazminat sorumluluğunu gündeme getireceğinden, müdahil Kooperatifin hukukunu etkileyecektir. Anılan kooperatifin taraf olmadığı bir davada verilen kararın ona karşı infaz edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Davada taraf olmayanın durumu tartışılarak onun leh veya aleyhinde bir karar verilemez. Davacı taraf, müdahil kooperatifi davalı göstermemiş olup, kooperatif davacı yanında fer'i müdahil olarak yargılamaya katılmıştır. Bu durumda, davacı tarafa anılan kooperatife karşı dava açmak üzere uygun bir süre verilmesi, dava konusu dairenin başka bir üyeye tahsisli olduğunun tesbiti halinde ise bu şahsın hukuku da etkileneceğinden bu şahsa karşı da dava açılması için süre verilmesi, dava açılması halinde davaların işbu dava ile birleştirilerek görülüp tarafların iddia, savunma ve delilleri çerçevesinde uygun bir karar verilmesi gerekirken, dava tarihi itibariyle yürürlükte olan HUMK'nın 57, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nın 68. maddesi uyarınca, yargılama sonunda fer'i müdahil hakkında bir karar verilemeyeceğinden, onun hakkında dava açılmış sayılamayacağı ve taraf sıfatını kazanamayacağı gözardı edilerek fer'i müdahil kooperatif davada tarafmışçasına inceleme yapılıp hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Somut olayda, mahkemece, müdahil Ö.. Konut Yapı Kooperatif'ine defter ve belgelerini sunması için süre verilmiş ise de, defterler sunulmamış olup, anılan kooperatif hakkında dava açılıp, birleştirildikten sonra kooperatifin adresinde defter ve kayıtların incelenmesi için keşif yapılması, buna rağmen inceleme yapılamaz ya da defter ve belgelere ulaşılamaz ise Ticaret Sicil Memurluğundan, mümkün olmazsa kooperatif anasözleşmesinin 41. maddesi uyarınca Çevre ve Şehircilik İl müdürlüğünden, varsa müdahil kooperatifin üyesi olduğu P.. Yapı Kooperatifleri Birliği'nden müdahil kooperatifin bilançosu, gelir gider cetvelleri, yönetim ve denetim raporları, genel kurul tutanakları, ortaklık cetvelleri, kur'a ve tahsis belgeleri celbedilip kooperatifler konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yaptırılarak, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davalının müdahil kooperatifin üyesi olup olmadığı, genel kurullara çağrılıp çağrılmadığı, varsa ödemelerinin benimsenip benimsenmediği araştırılarak ve ayrıca davalının, anılan bu bağımsız bölümün Belediye tarafından kendisine tahsis edildiğine, daha sonra müdahil kooperatiften satın aldığına ve bu kooperatifin üyesi olduğuna, bu kooperatifin kendisine karşı açtığı müdahale, ecrimisil ve tahliye davasının reddedildiğine yönelik savunması üzerinde de yeterince durularak, davacı ve davalıdan hangisinin tahsis önceliğinin bulunduğu, buna göre üstün hak sahibi olduğu hususunda rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı M.. P.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, anılan davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 23:20

4. Hukuk Dairesi 2015/11859 E. , 2015/11213 K.


Davacı Trabzon E. ve S. Odaları Birliği Başkanlığı vekili Avukat Mehmet tarafından, davalılar Y.. B.. aleyhine 30/07/2013 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 26/03/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi fer'i müdahil temsilcisi Zekeriya tarafından istenilmekle dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, tespit istemine ilişkindir. Yerel mahkemece açılan davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm fer'i müdahil temsilcisi tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, E. ve S. Odası Y. beldesindeki şoför esnafının yaptığı yolcu taşımacılığı ile ilgili fiyat tarifesinin ve hadlerinin belirlenmesinde ve onaylanmasında yetkinin mevzuat gereği kendilerine ait olduğunun tespiti isteminde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Fer'i müdahil S.S. Ö. Toplu Taşıyıcılar iki nolu Otobüs ve Minibüsçüler Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi ise 12/11/2013 havale tarihli dilekçesi ile davalı taraf yanında yargılamaya katılma talebinde bulunmuş ve talebi kabul edilmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK.66-69. maddelerindeki düzenlemeye göre; üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir. Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir. Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, taraflar hakkında verilir.
Davaya konu olayda; Yargılama sonucunda, fer'i müdahil olan kooperatif hakkında herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Öte yandan, fer'i müdahil, taraf veya bir tarafın temsilcisi olmayıp sadece iltihak ettiği tarafla birlikte hareket etme yetkisine sahip olduğundan tek başına temyiz yoluna başvuramaz, ancak lehine katıldığı tarafla birlikte hükmü kanun yoluna götürebilir. Bu nedenle; temyiz inceleme isteğinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle fer'i müdahil olan S.S. Ö. Y. Toplu Taşıyıcılar 2 nolu Otobüs ve Minibüsçüler Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifinin tek başına temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 23:21

8. Hukuk Dairesi 2015/7915 E. , 2015/16571 K.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

K A R A R

Davacı üçüncü kişi F.. B.. vekili, müvekkili ile davalı borçlu .. Mobilya San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 04/12/2012 tarihinde temlik sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile borçlunun dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş.’de bulunan 895.599,32 TL alacağının davacıya temlik edildiğini, borcun ödenmesi için dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş'ye ihtarname gönderildiğini, ihtarnamenin 12/12/2012 tarihinde tebliğ edildiğini; ancak dava dışı şirket tarafından, davalı alacaklı .. Yapı İnş. San.Tic. Ltd. Şti'nin borçludan olan alacağına karşılık başlatılan eldeki davaya konu takip dosyasına ödeme yapıldığını, oysa temlik sözleşmesi nedeni ile, alacağın doğduğu tarihten itibaren müvekkiline ait olduğunu, dosya borçlusuyla bir ilişiğinin bulunmadığını, davalı alacaklı ve borçlu şirket arasında organik bağ bulunduğunu, taraflar arasındaki borç ilişkisinin muvaazalı olduğunu açıklayarak istihkak iddiasının kabulü ile icra dosyasına yatırılan paranın dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş.'ye iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı .. Yapı İnş. San.Tic. Ltd. Şti vekili, borçlu şirketin tasarruf hakkı hacizle engellenmişken alacağın temlik edilmesinin bir anlam ifade etmeyeceğini, borçlu şirket ile 3. kişi şirket vekilinin aynı kişi olduğunu, iki şirket arasında muvaazalı ilişkiler bulunduğunu belirterek davanın reddi ile tazminata karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Müdahale talep eden N.. G.. vekili, Kadıköy 6. İcra Müd. 2012/ 24177 sayılı dosyası ile borçlu .. Mobilya San. ve Tic. Ltd. Şti. hakkında icra takibi yaptıklarını, haciz ihbarnamesi gönderilen davadışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş'nin iş bu dosyaya ödeme yaptığını, davacı 3. kişinin sıra cetveline itiraz etmeden eldeki davayı açtığını, davacının borçlunun aciz halinde olduğunu bilerek alacağı temlik aldığını, bu durumun mal kaçırmak amacıyla yapıldığını açıklayarak asli müdahale talebinin kabulü ile davacı ve davalının taleplerinin reddine, haczin iptali ile bu dosyaya dayanak takip dosyasına yatan paranın takip eden sıradaki dosyaya gönderilmesini istemiştir.
Davalı borçlu, usulüne uygun dava dilekçesi tebliğine karşın duruşmalara katılmamış, cevap da vermemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davaya konu takip dosyasında alacaklı vekilinin 23.11.2012 tarihli talebi, 04.12.2012 tarihli temlik sözleşmesinin düzenleme tarihinden önce ise de, takip dosyasında takip talebi ve ihtiyati haciz kararının ibrazı ile birlikte sadece davaya konu alacak yönünden haciz müzekkeresi yazılması ve haciz ihbarnamesi gönderilmesinin talep edildiği, borçlunun dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş'den olan alacağının zaman içinde devam eden türden olduğu, alacaklı ve borçlu şirketler arasında organik bağ bulunduğu, takip dayanağı senedin tanzim ve vade tarihi arasında yakınlık olduğu, davaya konu işlemde muvazaa olgusunun varlığına kanaat getirildiği gerekçesi ile davacının istihkak iddiasının kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı alacaklı vekili ile müdahale talep eden N.. G.. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Müdahale talep eden vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden;
Bilindiği üzere, hukukumuzda davaya müdahale (katılma) İki türlü olup; bunlar fer‘i müdahale ve asli müdahale olarak adlandırılmaktadır. Asli müdahale 6100 sayılı HMK'nun 65. maddesinde düzenlenmiş, olup, buna göre yargılamanın konusu üzerinde hak iddia eden 3.kişinin, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun'un 66. maddesinde ise feri müdahale düzenlenmiş olup buna göre; fer’i müdahalede bulunan; hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer’i müdahale; bir davanın yanında bulunmak istediği taraf aleyhine sonuçlanmasının, hukuksal durumu dolaylı şekilde etkileyecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yol olup, genellikle amaç, açılmış davanın yanında katıldığı taraf yararına sonuçlanmasını sağlamaktır. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edebilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.09.2012 gün ve E:2012/1-330, K:2012/558 sayılı ilamı)
Açıklanan nedenlerle; müdahale talebine ilişkin dilekçe içeriğinden talebin borçlu yanında feri müdahale talebi niteliğinde olduğu anlaşılmakta; borçlu tarafından hüküm temyiz edilmediğinden; fer'i müdahilin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Davalı alacaklı .. Yapı İnş. San.Tic. Ltd. Şti’nin, davalı borçlu .. Mobilya San. ve Tic. Ltd. Şti. Aleyhine başlattığı icra takibinde davalı borçlunun dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş.’den olan alacağı nedeni ile gönderilen haciz ihbarnamesi 28.11.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu tarihten sonra 04.12.2012 tarihinde ise, davalı borçlu .. Mobilya San. ve Tic. Ltd. Şti., dava dışı .. İnş. Taah. Turz. İşi. ve Tic. A.Ş.’den olan alacağını davacı 3. kişi F.. B..’a temlik etmiştir. Söz konusu temlik, haciz ihbarname tarihinden sonra olduğundan, temlik sözleşmesinden önce yapılan hacizleri etkilemeyecektir. O halde, davacı 3. kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne dair hüküm kurulması hatalı olmuştur
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle fer’i müdahil vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK’nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 2.004,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden .. Yapı İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne iadesine ve 24,30 TL peşin harcın da istek halinde temyiz eden asli müdahil N.. G..'e iadesine, 17.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 23:21

8. Hukuk Dairesi 2015/6044 E. , 2015/11399 K.

..... ve müşterekleri ile...... ve müşterekleri,..... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 18.12.2013 gün ve 675/831 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi fer'i müdahil davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş ise de; duruşma isteği değerden red olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:


K A R A R

Davacılar ..... ve ..... vekili; dava konusu ... ve .. parsel sayılı taşınmazların vekil edenlerinin mirasbırakanları tarafından kadastro tespitinden sonra 28.2.1962 ve 2.4.1962 tarihli senetler ile satın alındığını. Batman Kadastro Mahkemesi'nin .... Esas, .... Karar sayılı ilamında vekil edenleri bakımından görevsizlik kararı verildiğini açıklayarak, dava konusu taşınmazların tapularının iptali ile vekil edenleri adına tescilini istemiştir.
Müdahil davacılar.... ve .... vekili; vekil edenlerinin ..... mirasçıları olduğunu, davacılar yanında davaya katılmak istediklerini açıklayarak dava konusu taşınmazların tapularının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Müdahil davacılar .... ve arkadaşları vekili; vekil edenlerinin dava konusu taşınmazları tespitten önce satın alma yoluyla zilyetliklerinde bulundurduğunu açıklayarak davaya müdahil davacı olarak katılmak istediklerini açıklamışlardır.
Davalılar vekili, müdahil davalılar vekili ve davalı ..... vekili davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece; 61 adet müdahil davacılar İle ilgili dosyanın tefrik edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, diğer müdahil davacılar ve asıl davacılar tarafından açılan davanın davalılar...... ve ..... yönünden reddine, diğer davalılar dava konusu taşınmazları devrettiklerinden haklarında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, müdahil davacılar ..... ve ..... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisinde mevcut bilgi vc belgelerden; davacı ... Batman Sulh Hukuk Mahkemesinin .... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile .... miras şirketine, aynı yer Mahkemesinin .... Esas, ..... Karar sayılı ilamı ile ..... miras şirketine temsilci olarak atandığı, davacı .... vekilinin 09.10.2013 tarihli dilekçe ve aynı günlü yargılama oturumunda davadan çekildiklerini açıkladığı, vekillikten çekilme beyanının davacı ... usule uygun olarak tebliğ edildiği, davacı .... davayı takip etmediği ve gerekçeli kararı temyiz etmediği, hükmün davaya müdahalede bulunan Abdülkadir mirasçıları.... ve..... tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere, hukukumuzda davaya müdahale (katılma) İki türlü olup; bunlar fer‘i müdahale vc asli müdahale olarak adlandırılmaktadır. Asli müdahale 6100 sayılı HMK'nun 65. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre yargılamanın konusu üzerinde hak iddia eden 3.kişinin, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceği belirtilmiştir. Aynı Kanunun 66. maddesinde ise feri müdahale düzenlenmiş olup buna göre; fer’i müdahalede bulunan; hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer’i müdahale, bir davanın yanında bulunduğu taraf aleyhine sonuçlanması halinde, kendi hukuksal durumu dolaylı şekilde etkilenecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yoldur vc genellikle amaç, açılmış davanın davalı yararına sonuçlanmasını (reddedilmesini) sağlamaktır,
Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edilebilir.( (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.09.2012 gün ve E:2012/1-330, K:2012/558 sayılı ilamı)
Açıklanan nedenlerle; fer'i müdahil sıfatına sahip oldukları kabul edilmesi gereken temyiz edenlerin davaya yanında müdahalede bulundukları davacı tarafından hüküm temyiz edilmediği ve yanlarında müdahil oldukları kişiden bağımsız olarak hükmü temyiz etme hakları bulunmadığından, temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle fer'i müdahil vekilinin hükmü temyiz etme yetkisi bulunmadığından, temyiz dilekçesinin REDDİNE, HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabilcceğine, 25.20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden fer'i müdahil davacılara iadesine, 14.5.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Kullanıcı avatarı
Admin
Site Yöneticisi
Mesajlar: 28900
Kayıt: 22 Mar 2012 12:08
Meslek: Hukukçu
İletişim:

Re: FER'İ MÜDAHALE DURUMU - 6100 S. HMK. 68. MADDE

Mesaj gönderen Admin » 22 Mar 2016 23:22

Hukuk Genel Kurulu 2012/1-330 E. , 2012/558 K.


Taraflar arasındaki “tapu iptal ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın reddine dair verilen 14.09.2010 gün ve 2007/373 E. 2010/295 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.05.2011 gün ve 4882 E.–5537 K. sayılı ilamı ile;
(...Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu 344 ada 15 parsel sayılı taşınmazdaki 29 nolu bağımsız bölümün davacı tarafından 30.12.2005 tarihli akitle davalıya satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı anılan temlikin davalının bankadan kredi çekebilmesi amacıyla yapıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere ; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan , onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.
Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez.
Bu durumda; gayrimenkul rehni bakımından geçerliliği olan M.K.nun 873. maddesinin inanç sözleşmelerine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulama yeri olmadığı da kuşkusuzdur. Nitekim bu düşünce Hukuk Genel kurulunun 23.5.1990 gün ve l990/1-202-315 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.
Bilindiği gibi, inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (Borçlar Kanunu mad.81) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler.Buna dair akit hükümleri de Borçlar Kanununun 19 ve 20 maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur. Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamıyacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde her hangi bir düzenleme olmamasına karşın;inanç sözleşmelerinin ,yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur.
İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında,onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu;taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır.
Burada üzerinde durulması gereken husus,taşınmaz mallar yada şekle bağlı akitlerde inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağıdır. Diğer bir anlatımla,sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağıdır.
Bilindiği üzere; uygulamada mesele,5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanunun yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır.
Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu,bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, “kötüniyetli ve haksız gizlemeler”dışında,belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumun da, temsil ve vekalet ilişkisinde ,mülkiyette halefiyet esası olarak kabul edilmiş bir husus olup,halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamıyacağı ,zira Borçlar Kanununun “müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur” hükmünün bu düşünceyi doğruladığı, öte yandan gerek taşınır, gerek taşınmaz mallara ilişkin olsun nam-ı müstear hadiselerinde, meselenin bir istihkak ve mülkiyet davası niteliğini geçemeyeceğinden, ne resmi senet, ne de şekil meselesinin bahse konu olamıyacağı,meselenin akitte ve isimde muvazaayı kapsamına alan Borçlar Yasasının 18.maddesi kapsamında düşünülmesinin kanunun amacına uygun düşeceğine, değinildikten sonra sonuçta,nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile isbatının mümkün olduğuna,hükmolunmuştur.
İçtihadı Bileştirme kararlarının konularıyla sınırlı,sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır.Nam-ı müstear için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da kuşkusuzdur.Uygulamada anılan sözleşmeler gerek özü,gerek işleyişi açısından,genelde muvazaa ,özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir.
Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere;inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan,mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir.Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir.
İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların isbatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir.Bunun dışındaki bir kabul,hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Somut olaya gelince; davacının eski mülkiyet hakkına dayanarak her zaman dava açabileceği tarafların tapu sicil müdürlüğünde işlem yapmaya zorlanamayacağı gözetildiğinde uyuşmazlığın adli yargı yerinde açılan eldeki dava ile çözüme bağlanması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılması bu arada davalıdan sadır olan belge ve kabul beyanının da gözetilmesi ve işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. ...)
gerekçesiyle davacı yararına bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı Z.. G.. vekili.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, inançlı işlem hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, tarafların gayri resmi birlikte yaşadıklarını, müvekkiline ait U.. Merkez Ü... Mahallesi .. ada .. parseldeki .../..arsa paylı mesken vasfındaki .. nolu bağımsız bölümün bankadan kredi çekmesi için davalıya verildiğini, bu konuda 30.12.2005 tarihli bir belgenin düzenlenerek davalı tarafından imzalandığını, bu belge ile istenildiği anda taşınmazın tapusunun davacıya verilmesinin davalı tarafından kabul edildiğini, bu nedenle sözü edilen 29 nolu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kaydının iptali ile bu taşınmazın evvelce olduğu gibi davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ve vekili, cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanları ile açılan davayı kabul etmişlerdir.
Müdahiller vekili; Davalı A.. R..’den alacaklı olduklarını, alacaklarını Uşak 2. İcra Müdürlüğünün 2008/230 esas sayılı takip dosyası ile borçlu A.. R..’den istediklerini, dava konusu taşınmaza haciz uygulandığını, müvekkillerinin alacaklarını sonuçsuz bırakmak amacı ile bu davanın danışıklı olarak açıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel Mahkemece; davalı ve vekili davayı kabul ettikleri, tarafların tapuda işlem yapmalarının her zaman mümkün bulunduğu, bu davayı sürdürmesinde davacının herhangi bir hukuki menfaati bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairece; davacı vekilinin temyizi üzerine yukarıda başlık bölümünde belirtilen gerekçele ile yerel mahkeme kararı davacı yararına bozulmuştur.
Özel Daire bozması sonrasında yapılan yargılamanın 06.12.2011 günlü oturumunda; davacı vekili ile davalı vekili bozmaya uyulmasını, müdahiller vekili ise, bozmaya karşı direnilmesini istemişlerdir. Aynı oturumda mahkemece, önceki kararda direnilmiş; kararı, davacı vekili temyize getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nda işin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davacı ile davalı tarafın bozma ilamına uyulmasını, müdahilin ise direnilmesini istemesi karşısında, yerel mahkemece direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu önsorun olarak öncelikle incelenip değerlendirilmiştir.
Durum bu olunca konuya ilişkin genel açıklamaların yapılmasında yarar vardır:
Bilindiği üzere, hukukumuzda davaya müdahale (katılma) iki türlü olup; bunlar fer’i müdahale ve asli müdahale olarak adlandırılmaktadır. Fer’i müdahale kanun tarafından düzenlendiği halde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 53–58) asli müdahale doktrin ve Yargıtay tarafından geliştirilmiş ve kabul edilmiştir. Her iki halin de davadaki konumu ve sonuçları farklıdır.
Asli müdahalede; kısaca, iki taraf arasında devam etmekte olan bir davada, üçüncü bir kişinin o davanın konusunu oluşturan hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen kendisinin hak sahibi olduğunu ileri sürmesi ve bu hakkını, harcını da ödeyerek bağımsız bir davanın konusu yapmasıdır. Başka bir ifadeyle, asli müdahale talebi, bir davanın konusunu oluşturan şey veya hakkın, tamamen veya kısmen o davanın taraflarına değil, tersine müdahale talebinde bulunana ait olduğu iddiasını içerir ve bağımsız bir dava niteliğinde olması nedeniyle de harca tabidir.
Fer’i müdahalede; üçüncü kişi hukuki yararı olduğu gerekçesiyle görülmekte olan davaya ancak, taraflardan birinin yanında ve onun yardımcısı olarak katılır. Bu nedenle, fer’i müdahale, bir davanın davalılar aleyhine sonuçlanması halinde, kendi hukuksal durumu dolaylı şekilde etkilenecek olan üçüncü kişinin başvuracağı bir yoldur ve genellikle amaç, açılmış davanın davalı yararına sonuçlanmasını (reddedilmesini) sağlamaktır.
Mahkeme, fer’i müdahale dilekçesi üzerine müdahale talebinin kabulüne veya reddine karar verir. Fer’i müdahil, müdahale talebinin reddine ilişkin kararı, asıl hüküm verildikten sonra lehine müdahale etmek istediği taraf aleyhine verilmiş olan hükme karşı temyiz yoluna başvurarak, temyiz edebilir ve hükmün, müdahale talebinin haksız olarak reddedilmiş olması nedeniyle bozulmasını isteyebilir. Müdahale talebinin kabulü halinde ise fer’i müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket ederek davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip eder. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verilir. Müdahil hakkında karar verilemez. Müdahil hükmü ancak, lehine katıldığı tarafla birlikte temyiz edilebilir.
Karar düzeltme yolunda da, tıpkı temyiz yoluna başvurmada olduğu gibi, lehine müdahale edilen taraf karar düzeltme yoluna başvurmazsa, HUMK’nun 57.maddesi uyarınca, iltihak ettiği tarafla birlikte hareket etmek zorunda olan fer’i müdahil, yalnız başına karar düzeltme isteyemez. Müdahile husumet tevcih edilmediği gibi, müdahil aleyhine bir karar da verilmemiş bulunan hallerde müdahilin tek başına karar düzeltme isteğinde bulunmaya hakkı yoktur.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.02.2010 gün ve E:2010/13–114, K:2010/81 sayılı ilamı)
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3.maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesine göre Yargıtay’ın bozma kararı üzerine hakim tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir. Görülüyor ki, hakim bozma ilamına uymak zorunda olmayıp eski kararda direnebilir. Eş anlatımla hakim kural olarak Yargıtay bozma kararına uymak ya da bu karara karşı direnme kararı vermek konusunda tarafların istekleri ile bağlı olmayıp, serbest takdir yetkisine sahiptir.
Ancak bozma nedenlerinin kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla hakimin kendiliğinden göz önünde bulundurması gereken sebeplerden olmaması halinde taraflar veya vekilleri bozma kararına uyulmasını istemişlerse artık mahkemece önceki kararda direnilemez. Bozma kararına uymak gereklidir.
Yargıtay’ın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulaması da bu doğrultudadır (Hukuk Genel Kurulu'nun 02.02.1983 gün ve E:7, K:70; 25.5.1983 gün E:377, K:580; 27.6.1990 gün ve E:1990/293, K:400; 04.07.2012 gün ve E:2012/5–180, K:2012/434 sayılı ilamları).
Somut uyuşmazlıkta ise, harcını yatırmak suretiyle müdahale talep eden kişilerin, hukuki konumları öncelikle ele alınmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmede bu kişilerin, taraflardan ayrı ve bağımsız olarak bir hak iddiasında bulunmayıp açılan davanın reddini talep ettikleri, isteklerinin nitelikleri nazara alındığında taleplerinin davalı tarafın yanında fer'i müdahil (katılan) olarak kabulü gerektiği ve davada yanında katıldıkları tarafla birlikte hareket edebilecekleri sonucuna varılmıştır.
Uyuşmazlık konusu eldeki davada, bozma ilamı sonrasında davanın tarafları (davacı ve davalı vekilleri) duruşmaya katılmış ve bozma ilamına uyulmasını istediklerini ifade etmişlerdir. Tarafların bu beyanları karşısında, ortada kamu düzenini ilgilendiren bir durum da bulunmadığına göre, mahkemenin müdahilleri de gerçek taraf olarak kabul edip direnmeye yönelik beyanları esas alınarak, önceki kararında direnmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür.
Bu nedenle direnme kararı yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı işin esasına girilmeksizin usul yönünden bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, bozma nedenine göre işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, aynı kanunun 440/III-(1-2-3-4) maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.09.2012 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Davaya müdahale talep edenler; davalı borçludan alacaklı olan kişilerdir. Açılan davanın ve davalının davayı kabul beyanının muvazaya dayandığını, amacın kendilerinden mal kaçırma olduğunu açıklamışlardır. Bilindiği gibi İİK'nın 277 v.d maddeleri icra takibinde alacaklı bulunanların borçlunun mal kaçırma amaçlı tasarruflarının iptalini sağlamak için dava açma imkânı tanımıştır.
Borçlunun davayı kabul beyanı da iptale tâbi tasarruflardandır. Alacaklıların müstakil bir dava açma yerine bu davanın reddini sağlamak için müdahale talep etmeleri yerinde olup aslî müdahil sayılmaları gerekir. Öyle olunca; davanın taraflarının Yargıtay bozma ilamına uyulmasını istemeleri kendilerini bağlamayacağından mahkeme direnme kararı verebilir. Müdahale taleplerinin harçlandırılarak, esasının incelenerek dava sonuçlandırılmalıdır. Ayrıca yüksek kurulda karara karşı karar düzeltme isteminde bulunulamayacağı, miktarın karar düzeltme sınırının altında olduğu sonucuna varılmıştır. Oysa müdahale talebine konu icra takibindeki alacağın miktarı ve taşınmazın değeri dikkate alındığında karar düzeltme sınırının üzerinde bulunduğu ve karar düzeltme talep olunabileceği ortadadır. Bu nedenlerle aksine oluşan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
İlkemiz, hukukun adaletli dağıtılabilmesi için yargı kararlarının paylaşımına daha çok önem vermektir.
kararara.com sitesi, paylaşılan kararların yargısal faaliyetlerde kullanılmasında herhangi bir hak ve sorumluluk kabul etmemektedir.

Cevapla